Muhabbet Bahçesi

e-Posta Yazdır PDF

ZEKAT MALI KORUR…

Hazreti Peygamber Efendimiz, bir gün ashabına zekâtın faydalarından bahsediyor:

— Zekât malınızı manevî bir kal’a ile kal’alar ve muhafaza altına alır, buyuruyordu. Yoldan geçmekte olan bir Nasranî, bu sözleri duydu ve denemeye karar verdi; eve gitti nesi varsa zekâtını ve sadakasını ayırdı; fakir-fukaraya taksim etti. Bu sıralarda onun bir ortağı ticaret maksadıyla sefere çıkmıştı.

Hristiyan:

— Eğer diyordu, Muhammed’in dediği

doğru çıkarsa onun hak peygamber olduğuna
karar verir dinini kabul ederim, yok eğer bu
kadar malı taksim ettiğim halde bir aidesi olmazsa,
kılıcımı alır onunla harbederim, diyordu.
Hristiyan, verdiği sadakanın neticesini
beklerken ortağından bir mektup aldı. Mektupta:
— Maalesef yolumuzu eşkiyalar kesti ve
kervanda ne varsa herşeyi aldılar, deniyordu.
Hristiyan beyninden vurulmuşa döndü.
Kılıcı aldığı gibi Hazreti Muhammed’i öldürmek
üzere yola çıktı. Pür hiddet yoluna
devam ederken ikinci bir mektup daha geldi
ortağından. Orda ise şöyle yazıyordu:
— Daha evvel size yazdığım mektup tamamen
ters çıktı. Bizim devenin biri sakatlanmış
ve ben kervandan birkaç yüz metre
geride kalmıştım, önümdeki kervanın tamamen
yağma edildiğini görünce mutlaka beni
de yakalarlar diye sana birinci mektubu yazmıştım.
Fakat ne hikmetse beni görmeden
çekip gittiler ve bizim malımız eşkiyalardan
böylece kurtuldu. Hiç müteessir olmayınız
sağ-salim yolumuza devam ediyoruz.
Adam ortağından bu haberi alınca,
doğru Resûlüllah’ın huzuruna varıp:
— Ya Resûlallah! Bana İslâmiyeti tarif et.
Senin söylediklerini denedim ve faidesini gözlerimle
gördüm. Artık Müslüman olmak istiyorum,
der ve şehadet getirip Müslüman olur.
BİR KESE ALTIN
Süfyân-ı Sevrî hazretleri son anlarını yaşıyordu.
Yastığının altından bir kese çıkardı.
İçinde altınlar vardı. Yanındaki dostlarına,
'Bunu sadâka olarak dağıtın' buyurdu.
Dostları bu hâli hayretle karşıladılar
ve:'Allah Allah!Süfyân-ı Sevrî dünya malına
ehemmiyet vermez, yanında dünyalık bulundurmazdı.
Bu kadar parayı saklamanın sebebi
ne ola ki?'diye birbirlerine sordular.
Süfyân-ı Sevrî hazretleri onların şaşkınlığını
görünce, durumu şöyle izah etti:
'Bu para ile, ben, dinimi korudum. Şeytanımı
ve nefsimi susturdum. Nefis ve şeytan
ne zaman bana,'Giyecek bir şeyin yok. Bunlar
için dünyaya çalış, dünyalık kazan diye vesvese
vermeye çalışsalar onlara bu altınları
gösterir, başımdan kovardım, Bu altınları onlara
karşı silah olarak kullanırdım.'
Altınlar dağıtıldıktan sonra, Süfyân-ı
Sevrî hazretleri de vefat etti.

SADAKANIN BEREKETİ
Mansur bin Hammad (K.S.) Hazretleri bir
gün va’zediyordu. Vaaz esnasında bir dilenci
gelip:
— Ben dört dirhem isterim, dedi. Mansur
Hazretleri:
— Bu kimseye kim dört dirhem verirse, ben
de ona dört dua ederim, buyurdu.
O zaman mescidin bir köşesinde oturmakta
olan zenci bir köle kalkıp:
— Ya Mansur! Benim için dört dua edersen
dört dirhemi veririm, dedi.
Hazreti Mansur:
— Evet! Sana dört dua ederim, dedi.
Köle de çıkarıp dilenciye dört dirhemi
verdikten sonra şöyle söyledi:
— Ya Mansur! Benim efendim yahudidir,
onun Müslüman olması için dua et, benim kölelikten
kurtulmam için dua et, Rabbimin beni
kendi fazlından zengin kılması için dua et,
Rabbimin günahlarımı affetmesi için dua et,
dedi.
Şeyh Hazretleri kölenin istediği gibi dua
etti. Şeyhin duasından sonra mescidden ayrılan
köle doğru sahibinin yanına varıp meseleyi
anlattı. Bu durum sahibinin çok hoşuna
gitmişti:
— Şu andan itibaren seni malımdan azad
ettim. Bu güne kadar ben senin efendin idim,
bu günden sonra sen benim efendimsin, deyip
«Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne
Muhammeden abdühü ve Resûlüh» deyip
Müslüman oldu. Bütün malıma seni ortak
ettim, fakat senin dördüncü isteğine ben kadir
olamam. O Allah’ın bileceği iştir, dedi.
O anda onlara gaipten şöyle bir ilham
geldi:
— Müjdeler olsun; ikiniz ve Şeyh Mansur
ateşten kurtuldunuz.
RAMAZAN VE ŞEVVAL ORUCU
Süfyan-ı Sevrî anlatıyor:
— Ben Mekke-i Mükerreme’de üç sene
oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Haremi
Şerife gelir, tavaf eder, namaz kılar ve
sonra bana selâm verip giderdi. Ben bu kimse
ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı.
Bana dedi ki:
— Ben öldüğüm vakitte kendi elinle beni
yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece de
beni terk etmeyip kabrimde gecele. Münkireynin
suali anında bana Tevhîd’i telkin et!, dedi.
Ben de o kimsenin istediklerini yapmayı kabul
ettim. Bana emrettiğinin aynını yaptım: Kabrinde
geceledim. O gece uyku ile uyanık arasında
iken:
— Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkinine
ihtiyaç kalmadı, diye bir ses işittim.
O zaman:
— Ne sebeple bu lütfa eriştin, diye sordum.
Bana cevap olarak:
— Ramazan-ı Şerifin orucunu tutup Şevval’den
altı gün daha eklemem sebebiyle,
dedi.
O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi
göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım,
uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu
Rahmanidir; şeytandan değildir. O zaman da
kabrin yanından ayrıldım ve: «Ya Rabbi! Beni
Ramazanın orucuna ve Şevval’den altı gün
orucuna muvaffak kıl» diye dua ettim. Allahü
Teâlâ Hazretleri beni de muvaffak kıldı.