Muhabbet Bahçesi Nisan 2010

e-Posta Yazdır PDF

400 YILLIK SIR.

   Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebasi Cami’nin 1990’lı yıllarda devam eden restorasyonu sırasında ortaya çıkan Sır... Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebasi Cami’nin 1990’lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir insaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı tv’de şöyle anlatmıştı.

   Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaa edildiiini öğrenmiştik, fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.

   Kalıbı soktuk. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu:

   ’Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşaa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum”. ’Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşaa ettikleri taşları Anadolunun neresinden getirttiklerini söylerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşaasını anlatıyordu.

   Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insan üstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olanı 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.
 

 

KANLARIYLA TARİH YAZANLAR

   25 Mart 1788... Ordu-yu Hümayun Avusturya üzerine hareket etti. Avusturya ordusu da Buğdan’daki Yaş şehrine girdi. Kralları Josef, ordusunun başındaydı. Osmanlı ordusunun yetişmek üzere olduğunu haber alınca hemen şehri boşalttılar...

   Kral Josef, hızla güney batıya doğru hareket ederek, Belgrad yakınlarındaki Şebeş kasabasına geldi ve karargahını oraya kurdu...

   Serdar-ı Ekrem Koca Yusuf Paşa bir an önce netice almak istiyordu. Çünkü yaz geçmek üzereydi.

   21 Eylül 1788... Osmanlı ordusu son hücuma hazırdı. Şafakla beraber düşmana saldıran mücahidler akşama kalmadan neticeyi aldılar. Şebeş Ovasında yapılan bu kanlı meydan muharebesinde, Avusturya ordusu büyük bir hezimete uğradı. “Haşmetlû” Kral Josef’i bile bir fıçı içinde kaçırabildiler.

   Koca Yusuf Paşa, Belgrad ve çevresini her türlü pislikten temizledi. 50.000 esir ve ağır ganimetlerle İstanbul’a döndü.

   Bu zafer üzerine, başta Sultan I. Abdülhamid Han ve Serdar olmak üzere bütün harbe katılan askerlere “Gazi” unvanı verildi.

   Fakat Ruslar boş durmadı. Müttefiki Avusturya’nın uğradığı ağır hezimet üzerine, bir müddet sindi ve kuvvet topladı. Kış mevsimi bitip, bahar gelince, bu kuvvetleriyle Osmanlı sınırını geçti ve Özi Kalesine saldırdı!

   6 Nisan 1789... Sadrazam Koca Yusuf Paşa, Huzur-u Şahaneye kabulünü rica etti...

   I. Abdülhamid Han ayakta bekliyordu:
  - Sultanım, destur buyurursanız Sadaret kaimesini okumak isteriz.
  - Buyur Lala, seni dinliyoruz...

  - Sultânım, üzülerek arza cür’et eyleriz ki; Karadeniz’in şimal ucundaki Özi kal’amız sukut etmiştir. Potemkin nam Moskof Prensi, kal’ada mevcud 25.000 Müslümanı bilâ istisnâ katleylemiştir. Sabi, yaşlı, hâmile, emzikli demeden cümlesini şehid eylemiştir. Katerina’dan emir alan bu insan kasabı, karşı koymaya çalışan delikanlı ve oğlancıklarımızı diri diri ateşe attırmıştır. Can havliyle kaçışanları dahi, kızgın demirle şişletmiştir...

   Din kardeşlerine yapılan zulüm ve işkenceleri duyunca Padişahın kalbi daha fazla dayanamadı. Kelime-i şehadet getiren Sultan o anda felç oldu ve ertesi sabah da vefat etti. Cenâb-ı Hak ona ve bütün Osmanlı Sultanlarına rahmet eylesin.

 

 

BU BİR OSMANLI SAVAŞ FERMANIDIR!

   Yıl 1912, İngilizler Hindistan'ı işgal eder, Hindistan Kralı Osmanlı'dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.

   Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya'ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.

   Bir sure sonra, adı Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa, Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.

   1918′de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar.

   Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya'da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler.

   Alırlar kağıdı, kalemi ve yazarlar:
Sayın Avustralya Başkanı, Ekselans Hazretleri,

   Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir "Osmanlı Savaş Fermanı"dır. Ekselanslarının bilgilerine duyurulur.

   Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet, Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah İki Osmanlı askeri, Sidney' in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.

   Ne olduğunu bir turlu çözemeyen Avustralya devletının sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur Ve ikı Osmanlı askeri bu karlı dağlarda şehit edilir.

   İki askerin şu an mezarı Sidney'e 250 km uzakta Karlıdaglar'da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize Hindistan asıllı diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok.
Bu bilgi Hindistan büyükelçiliğinin açıklamasından çıkarılmıştır.