Ahde Vefa

e-Posta Yazdır PDF

“Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:

"Herhangi bir hususta yemin eden kişi bundan daha hayırlı bir şey görürse yemin keffaretini versin ve daha hayırlı olan o işi yapsın.” Müslim, Nüzûr, 13 Bir hadiste şöyle buyrulmuştur. "Kişinin verdiği yeminden dolayı ailesine yaklaşmamada ısrar etmesi, Allah'ın vermesini farz kıldığı keffareti vermemesinden daha büyük bir günahtır.'' Buhâri, T. Sarih, 12/237 Enes b. Malik'in şöyle dediği rivayet ediliyor: "Amcam Enes b. Nadr, Bedir savaşma katılmamıştı. 

Resulullah'a (s.a.v.) - "Ey Allah'ın Resulü! Ben, müşriklerle yaptığınız savaşa katılamadım. Şayet Allah (c.c.) seninle beraber savaşa katılmamı nasib ederse ben müşriklere ne yapacağımı bilirim" dedi. Uhud gününde müslümanlann hezimeti ortaya çıkınca o "Allah'ım arkadaşlarımın yaptığından dolayı beni mazur görmen müşriklerin de yaptığından dolayı beni mazur görmeni, niyaz ediyorum" dedi ve öne atıldı. Onu Şad bin Muaz karşıladı. Ona da "Ey Muaz'ın oğlu Sa'd, Nadr'ın Rabbına yemin ederim ki ben cenneti istiyorum. Ben cennet kokusunu Uhud dağı tarafından duyuyorum" dedi. Sa'd: Ey Allah'ın Resulü! Onun yaptığını ve atılganlığını ben yapamadım dedi. Enes: -"Biz onu, vücudunda 80 küsur kılıç, ok ve mızrak yarası, bir de müşriklerce burun ve kulaklarının kesildiği bir durumda gördük. Kız kardeşi onu parmak ucu ve vücudundaki bir benek vasıtasıyla tanıyabildi. Enes: (Devamla) Bizler aşağıdaki ayetin o ve onun benzeri kişiler hakkında nazil olduğunu kabul ediyorduk dedi. Buhâri, T. Sarih, 8/27.1186 

"Mü'minlerden öyle erkekler vardır ki Allah'a verdikleri söze sadakat ettiler. Kimi şehid oluncaya kadar savaşacaklarına dâir adağını ödedi (şehid oldu). Kimi de şehid olmayı bekliyor. Onlar asla verdikleri sözü değiştirmediler." Ahzâb,115 

Allah (c.c.) Âdem (a.s.)'dan yasaklamış olduğu ağaçtan yememesi için söz almıştı. Fakat Âdem (a.s.) unuttu za'fa düştü, sonra da ahdini bozdu. "Doğrusu bundan önce Âdem'e (bu ağaçtan) yeme diye emr verdik de unuttu. Biz onda bir sabır ve sebat bulduk." Ahzâb,115 

"Allah'a verdiğiniz ahitleri yerine getirin. Düşünmeniz için Allah, sizlere bunları emretti." Enam, 152 

"Yoksa siz ey mü'minler! Kendinizden evvel geçenlerin halleri hiç başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle ezici sıkıntılar, kımıldatmaz zaruretler dokundu ve öylesine sarsıldılar ki peygamber ve maiyetinde îman edenler Allah'ın yardımı ne zaman olacak diyesiye kadar. Bilin ki Allah'ın yardımı muhakkak yakındır" Bakara: 214 

"Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın. ve bana itaat ederek Tevrat'taki ahdime vefa edin ki, ahdinize vefa edeyim. Ancak benden korkun." el-Bakara: 40 

Avf bin Malik şöyle der: Biz Resululah (s.a.v.)'in yanında dokuz, sekiz veya yedi kişi idik: "Bana biat etmez misiniz?" buyurdu. Ellerimizi uzatarak Sana biat ederiz Ey Allah'ın Resulü" dedik. "Bana şu hususlarda biat ediniz," buyurdu: "Allah'a ortak koşmayacağınıza, O'na ibadet edeceğinize, beş vakit namaz kılacağınıza, dinleyip itaat edeceğinize (bir de sessiz olarak şu kelimeyi ekledi) kimseden birşey istemiyeceğinize...

" Avf bin Malik": Ben bundan sonra biat edenlerden bazılarını gördüm. Birinin elinden kamçısı düşüyordu da, kendisine verilmesini dahi kimseden istemezdi." Müslim, Hudud, 41 Enes anlatıyor: "Huneyn savaşında Hevazin ve Gatafan kabileleri ile birlikte, başkaları da çoluk çocukları ve develeri ile beraber müslümanlara yöneldiler. Resulullah (s.a.v.) ile onbin kişi ve birçok âzad edilmiş köle vardı. Tüm bunlar savaşta Resulullah'ı tek başına yalnız bıraktılar. Bu arada Resulullah tek başına savaşıyordu. Üst üste iki nidada bulundu. Ve sağına dönerek: "Ey Muhacir topluluğu! buyurdu." Buyrun ey Allah'ın Resulü! Emrine amadeyiz." Sonra da sol tarafına yönelerek: "Ey Ensar topluluğu! dedi. Onlar: "Buyurun ey Allah'ın Resulü! Emrine hazırız. Bu sırada Resulullah (s.a.v.) binmiş olduğu boz katırdan inerek: "Ben Allah'ın kulu ve Resulüyüm" buyurdu. Bundan sonra müşrikler hezimete uğradı. Resulullah büyük ganîmetler elde etti. Bunu Muhacir ve azad edilmiş köleler arasında taksim etti. Fakat Ensar'a hiçbir şey vermeyince onlar: "Zorluk anında bizler çağrılırız. Fakat ganimetler başkalarına verilir," dediler. Resulullah bunu duyunca hemen onları toplayarak şöyle buyurdu: "Sizlere ne oluyor (ses yok). Ey Ensar! Başkasına dünyalık, size de Muhammed (s.a.v.)'in olmasına, onu evlerinize götürmenize (onunla beraber bulunmanıza) râzı değil misiniz?" deyince onlar: Olur, Ya Resulallah! Buna razıyız," Deyip kabul ettiler. Resulullah (s.a.v.):"Tüm insanlar bir tarafa Ensar da bir tarafa doğru gidecek olursa ben ensarın gittiği tarafa doğru gideceğim dedi. Buhâri, T. Sarih, 10/340 Rivayet edildiğine göre Medine halkından olan "Salebe" ensar meclisinde "Allah bana mal verecek olursa ondan herkesin hakkını çıkarıp, sadaka verip, akrabalara yardım edeceğim" diye yeminde bulundu. Sonra amcası oğlu ölüp ona çok mal bıraktı. Sa'lebe verdiği sözü yerine getirmedi. 

Bunun üzerine şu âyetler nazil oldu: "Onlardan kimi de Allah'a şöyle kesin söz vermişti: Eğer Allah bize lütuf ve kereminden ihsan ederse muhakkak zekatı vereceğiz. Gerçekten sâlihlerden olacağız. Ne zaman ki Allah, kereminden isteklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirenler (oldular). Zaten yan çizip duruyorlardı. Nihayet Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söylemeyi âdet edindikleri için, Allah'da bu işlerin sonunu kalplerinde kıyamet gününe kadar devam edecek bir nifaka çeviriverdi. Hele o (münafıklar) bilmediler mi ki? Allah onların gizledikleri sırları da bilir, fısıltılarını da... Allah gâibleri hakkıyla bilendir." Tevbe, 75-78 

Nimeti inkâr ve ahdi bozmanın kötülüğüne delalet eden kıssalardan biri de Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği şu hadistir:

"Beni İsrail'den kel, kör ve abraş olan üç kişiye Allah (c.c.) imtihan gayesiyle bir melek gönderir. Melek ilkin abraş olana gelir, "-Senin çok sevdiğin şey nedir?" dedi. -"Güzel cild ve sima çünkü, halk beni çirkin görüyor," dedi (Resulullah devamla): Melek abraşın vücudunu sıvadı. Ondan bu çirkin manzara gitti ve ona güzel bir sima, güzel bir ten verildi. Bundan sonra melek ona en çok hangi malı seversin diye sordu? -"Deveyi," dedi. Ona on aylık gebe bir deve verdi ve:" Bu sana mübarek olsun" dedi. Sonra melek başı kel olanın yanına geldi. Ona da "En çok neyi seversin?" dedi. O da "Güzel saç isterim şu kellik benden gitsin. Herkes benden iğreniyor dedi (Resulullah devamla): Melek onun başını sıvadı da ondan kellik  gitti ve güzel bir saç verildi. Melek: "En çok hangi malı seversin?" diye sordu. O da "Sığırı severim" dedi. Ona da gebe bir sığır verdi ve "Allah sana mübarek kılsın" dedi. Melek sonra kör olana geldi ve "En fazla neyi seversin?" dedi. "Allah 'ın bana yeniden gözlerimi iade etmesini isterim," dedi. Resulullah (s.a.v.) diyor ki: Melek onun gözlerini sıvadı. Allah (c.c.) onun gözlerini tekrar görür hale getirdi. Melek sonra ona "En çok sevdiğin mal nedir?" diye sordu, -"Koyun"- dedi. Allah (c.c.) ona gebe bir koyun verdi. Deve ve inek yavruladı, koyun da kuzuladı. Devenin sahibi bir vâdi dolusu deve, inek sahibinin bir vâdi dolusu inek, diğerinin de bir vâdi koyunu oldu. Bundan sonra günün birinde o melek üç kişiyle ilk görüştüğü suret ve şekilde abraş kişiye geldi ve dedi ki: "Ben fakir ve garip bir kişiyim. Yol üzeri maişet ve memleketime ulaşım sebepleri şimdilik kesilmiştir. 

Bu günde benim için isteğime nâil olabilmek için evvela Allah'ın yardımıyla sonra senin. Şimdi ben sana güzel bir renk, güzel bir vücut ve birçok mal veren Allah'ın rızası için senden bir deve isterim ki, bu seferimde onun üzerinde muradıma ve beldeme erişebileyim. Bunun üzerine eski abraş ona: "İyi ama hak sahbleri (isteyenler) çoktur. Her gelen dilenciye bir deve vermek işime gelmez" dedi. Melek ona;" Öyle sanıyorum ki ben seni tanıyacağım. Sen halkın iğrendiği abraş kimse değil misin? Sen fakirdin de bu malı sana Allah vermişti," dedi. Bu eski abraş, Meleğe: "Hayır ben bu mala atadan ataya intikal ederek sahip oldum." Melek de ona: "Eğer sen bu iddianda yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin," dedi. Sonra melek ilk karşılaşmadaki suret ve hey'etinde kel adama geldi de, abraşa dediği gibi ona da söyledi. Ve abraşın reddettiği gibi bu kel de reddetti. Melek de ona "Eğer sen bu iddianda yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin" diye beddua etti. Bu defa melek âmâya geldi de, dedi ki; "Ben fakir bir zavallıyım. Sefer hâli maişetim ve memleketime dönmem sebepleri kesilmiştir. Bunun için muradıma nâil olabilmem ancak senden, evvela gözlerini iâde eden Allah rızası için senden bir koyun isterim ki bu seferimde onunla muradıma ve yerime varabileyim." O kişi meleğe," Hakikaten ben âma idim. Allah gözlerimin nurunu iâde buyurdu. Fakirdim Allah beni zengin kıldı. (İşte koyunlarım dilediğini al, dilediğini bırak) Allah'a yemin ederim ki bugün Allah rızası için benden alacağın birşeyin miktarını tahdid ile sana güçlük vermek istemem," dedi. Melek de ona: "Malını tamamen muhafaza et. Allah üçünüzü imtihan etti de senden razı oldu. İki arkadaşın ise gazaba uğradı." Buhâri, K. Enbiya, 6,364-365