Muhabbet Bahçesi

e-Posta Yazdır PDF
KANUNİ'NİN CEZASI
Kanuni Sultan Süleyman düğünlerde yetenekli kişilerin gösteri yapmasını çok severmiş. Yine bir gün, bir düğünde İstanbul’a Osmanlı ülkesindeki bütün cambazlar, madrabazlar, ateş üfleyenler vesaire vesaire hepsi doluşmuşlar. Kanuni gösterileri zevk ile izlemiş. Birinciye de ihsanlarda bulunacakmış. Bir adam varmış, dikiş iğnesini 5 metre uzağa koyuyor, dikiş ipini 5 metre uzaktan atıp iğnenin deliğinden geçiriyormuş. Kanuni bunu görünce hayretler içerisinde kalmış:-Tesadüfen attı. Böyle bir şey mümkün değil, demiş. Adam gösterisini bir daha yapmış. Dikiş ipliği yeniden 5 metre uzaktaki iğneni deliğine girmiş. Kanuni şaşkınlık içerisinde:-Bir daha yap bakalım, demiş. Üçüncü denemeyi ayakta seyreden Kanuni, katıla katıla gülmüş ve şu meşhur emrini vermiş:-Bu adama 100 altın verin, 100 de sopa atın. Adam şaşkın:-Padişahım 100 altını anladık ama neden 100 sopa? Kanuni cevabını hemen vermiş:-100 altın maharetin için, helal olsun, 100 sopa da boş işler ile uğraştığın için. Bu da bana helal olsun. Bre adam başka işin mi yok? Neye yarayacak bu yaptığın?

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ DEVLETİ
Tanzimat devrinin ünlü sadrazamı Keçeci zade Fuat Paşa zekâsı ve hazırcevaplığı ile meşhurdur. Nükteleri toplansa zarif bir kitap olabilir. Abdülaziz'in Avrupa seyahati sırasında Fuat Paşa Dışişleri Bakanı olarak kendisine refakat etmiştir. Paris'te III. Napolyon’a misafir oldukları sırada, Fransız vekilleri ile sohbet ederken şöyle bir mesele ortaya atılmış: -Dünyanın en kuvvetli devleti hangisidir? Fuat Paşa hemen: -Osmanlı Devleti diye cevap vermiş. Tabii herkes hayret etmiş, birisi de sebebini sormuş. Paşa gayet ciddi bir şekilde: -Dünyada Osmanlı Devleti'nden daha kuvvetli bir devlet olabilir mi? Yüzyıllardan beri biz içeriden, siz dışarıdan yıkmaya çalıştığımız halde hala yerinde duruyor!
HACI BAYRAM VELİ VE SULTAN II. MURAT
Hacı Bayram Velinin gerçek adı Numandır. Gençliği hakkında pek bir bilgi bilinmemekle beraber, gençliği ilim öğrenmekle geçti. Hatta ilerleyen ilmi sayesinde medresenin de müderrisi olur. Hacı Bayram Veli ilmi seviyesi tartışılmaz ama içinde bir boşluğun olduğu hissi onu arayışa itiyor ve bir gün ruhunda yaşadığı gelgitlerle yaşarken kayseri den Somuncu Babanın davetini alır. Somuncu Babanın davetini ileten elçi ile birlikte yola revan olur. Karşısında duran heybetli Somuncu baba gibi piri faninin karşısında ruhunun susuzluğunu giderecek kaynağı bulmanın tesiriyle biat eder, artık Hacı bayram veli tasavvuf yolunda terbiye olur. Somuncu babanın işaret ettiği noktalarda manevi makamlara yükselir. Artık irşad etme zamanı gelmiştir, bu heyecanla Ankara’ya gelerek irşada başlar. Kısa zamanda talebeleri artarak ünü hızla yayılır. Çekemeyenler devrin Padişahına şikâyet ederler. II. Murat şikâyet üzerine : ‘’tiz getirile, eğer gelmezse zincire vurularak getirile ‘’ diyerek birliği görevlendirir. Birliği talebeleriyle birlikte Hacı Bayram veli Ankara sınırında karşılar. Padişahın huzuruna geldiğinde II. Murat nur yüzlü gönül sultanından etkilenir, sabahlara kadar sohbet ederler. Şikâyetlerin yersiz olduğunu anlayan padişah uğurlarken hediyeler vermek istese de Hacı Bayram veli kabul etmez, tekrar ısrar edince Hacı bayram veli derki: madem öyle o zaman benim talebelerim üzerinden vergi ve asker mükellefiyeti kaldırılsın. Bunun üzerine padişah itirazsız kabul eder ve onu Edirne den Ankara’ya gitmek üzere uğurlar.
Ankara’ya döndüğünde talebelerin sayısı daha da artar. Artar artmasına da civar illerin emirleri padişaha : ‘’ Ankara artık asker vermez oldu. Vergi de vermez oldu ‘’ şikâyetinde bulunurlar. Padişah Hacı Bayram veliden talebelerin listesini ister. Bu istek karşısında ince niyeti anlayan Büyük Veli gizlice bir tepeye çadır kurar ve içine de iki koyun koydurur. Sabah olduğunda tellala herkesin tepeye gelmesini duyurmasını söyler. Heyecanla koşarak gelen halk çadır etrafında toplanır. Tellal tekrar kalabalığa seslenir: ‘ Şeyhimiz hastadır. Kim şeyhimiz için canın feda ederse inşallah hastalıktan kurtulacaktır’’. Kalabalık içerisinde sadece bir kadın birde erkek çıkar ve çadıra alınır. Koyunlar kesilir, daha önce çadıra iki koyundan alındığından haberi olmayan halk akan kanları görünce dehşete düşerler. Şeyh delirmiş aklını yitirmiş diyerek oradan uzaklaşırlar. Hacı Bayram veli padişaha benim iki talebem olduğunu, diğerlerinin üzerinde askerlik ve vergi muafiyetinin kaldırılmasını, normale dönmesini bildiren mektubu gönderir. Hacı Bayram Veli ömrünün son dönemlerinde padişahın isteği olur: ‘’tasavvuf ta kalıp lezzeti tatmak istiyorum’’ der. Fakat kabul etmez derki’’ senin bir günlük adaletle ülkeyi idare etmen altmış yıllık ibadete bedel olduğunu, ülke idaresi de mühimdir’ diyerek idari mekanizmanın ne denli önemli olduğunu ortaya koyan bir deha örneği sergiler. Hacı Bayram Velide her fani gibi oda Hakka yürür. O şimdi gönüllerde. Ankara’da medfun bulunan Hacı Bayram Veli’nin türbesi en çok ziyaret edilen yer olması bakımdan o hala aramızda, kıyamete kadarda yaktığı ışık sönmeyecek inşallah
GERİ KALANLARI DA SAY, VEREYİM!

Bir gün birisi, Fatih Sultan Mehmet Han'ın yoluna çıkıp:

—Yüz yirmi dört bin peygamberin her birinin hakkı için bana bir akçe ihsan eyle, demiş.

Sultan:
— Yüz yirmi dört bin peygamberi, bana birer birer say, her biri için değil birer, onar akçe vereyim, diye cevap vermiş.
Bu kişi, ancak on beş kadar peygamber ismi sayabildi. Sultan kendisine, bunların her biri için onar akçe verdi ve:
— Geri kalanları da say, onlar için de vereyim…

YÖNETİM NE ZAMAN ÇÖKER?

Osmanlı'nın muhteşem zamanlarıdır. Kanunî Sultan Süleyman devletin akıbetini düşünür; günün birinde Osman oğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye. Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlim Yahya Efendi'ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu Yahya Efendi'ye gönderir. Mektupta "Sen ilahi sırlara vakıfsın. Bizi de aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osman oğullarının akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale uğrar mı? Mektubu okuyan Yahya Efendi'nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır; "Neme lazım be Sultanım!" Topkapı Sarayı'nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan Süleyman buna herhangi bir mana veremez. "Acaba bu cevapta bizim bilmediğimiz bir mana mı vardır?" diye düşünür. Nihayet kalkar Yahya Efendi'nin Beşiktaş'taki dergâhına gelir ve der ki: – Ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, sorumu ciddiye al. Yahya Efendi şöyle bir bakar: – Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size açıkça arz ettim. – İyi ama ben bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece "Neme lazım be sultanım" demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi. Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu müthiş açıklamasını yapar: – Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olsa, işitenlerde 'neme lazım' deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yese, bilenler de bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başka kimse işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir... Bunları dinlerken ağlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder. Sonra da Allah'a kendisini ikaz eden bir âlim olduğu için şükreder. Bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembih ettikten sonra oradan ayrılır.