Muhabbet Bahçesi

e-Posta Yazdır PDF

TARİHİ GERÇEKLER
• İkinci Dünya savaşından sonra liselerin olgunluk sınavında, “Ormanlar ve Ormanların Faydaları” konulu bir kompozisyon yazmaları istenir. Zavallı öğrenciler, kompozisyonda “Türkiye’miz Ormanlık bir ülkeydi. Fakat o zalim Padişahlar ülkeyi ormansız bıraktı.” Şeklinde yazdıklarını
biliyor muydunuz? Geçmişi kötüleyerek ve kin eğitimi ile yetişen bu genç nesillerin böyle bir cevap vermesi halimizi ortaya koyması
bakımından çok acı bir örnek olsa gerekir.
• Türkçülüğün fikir babası Ziya
Gökalp’in ömrünün son günlerinde Fransız
Hastanesinde mukaddesata galiz küfürler
savurarak başını duvarlara vurarak öldüğünü
biliyor muydunuz? Hele cenazesinin de
hastanenin morgunda hristiyan geleneklerine
göre kaldırıldığını biliyor muydunuz?
• 1096 yılında Haçlılar Kudüs’e girerek
burada yaşayan Müslümanlardan 40.000
kişiyi kılıçtan geçirerek öldürdüklerini biliyor
muydunuz? Haçlı komutanının papaya
yazdığı mektupta “Kudüs te bulunan bütün
Müslümanları katlettik. Malumunuz olsun ki
Süleyman mabedinde atlarımızın diz
kapaklarına kadar kana batmış olarak
yürüyoruz” diye barbarlıkları ile öğündüklerini
işitmiş miydiniz?
• 1976 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde
şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir
tesisin açılışından sonra meslektaşları ile
sohbete girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi
Necdet Özmen'in bir ara söze: "Bu Suudi
Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisidir" diye
başlaması üzerine
Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde
kalarak:"No... Sör... Bu Suudi Arabistan'ın ilk
tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlılar'ın
1800.lü yılların sonunda yaptığıdır" diyerek
ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz
yaşayan elçimizi mahcup ettiğini biliyor
muydunuz?
• Birinci Dünya savaşı sıralarında
Musul'da halkın açlıktan perişan durumlara
düşüp hergün sokaklarda kadın-erkek çocukihtiyar
birçok insanın inleye inleye ölüme
gittiklerini ve buna bir çare bulunamadığını…
Açlıktan ölen bu zavallı çocukların
etlerini kasap dükkanlarında koyun ve kuzu eti
diye satan veya aşçı dükkanlarında pişirip
halka yedirme vahşetini gösteren on-oniki
kişinin idam edildiğini... duymuş muydunuz?
• Teb'asını "Emanetullah" olarak gören
Osmanlı Devleti'nde, akıl hastalarına
bimarhanelerde son derece şefkatle muamele
edilip ceviz karyolalarda, ipekli çamaşır ve
çarşaflarda yatırılıp musiki ile tedavi
edildiğini...
Aynı dönemde Avrupa'da ise, akıl
hastalarının ruhuna şeytan girmiş denilerek
diri diri yakıldığını...
• İstanbul'daki bimarhaneleri giren
Mongeri Pere'nin: "Burası Avrupa'nın asırlar
sonra tahayyül edeceği bir hayal
müessesidir." dediğini ve Osmanlı'nın
uyguladığı bu musiki ile tedavi metodunun
ABD'de ancak 1956 yılında uygulamaya
geçebildiğini... biliyor muydunuz.
*DİKTATÖR BİR YAHUDİ
Almanya'da bir adam hızla yükseliyordu.
Süratle yükselen bu kişi Yahudi Adolf
Hitler'den başkası değildi. Yahudi Hitler
vasıtası ile Alman milletinin ırkçılık damarını
harekete geçirip bu milleti sonu olmayan bir
maceraya sürüklüyordu. Hitler bir taraftan
gelişmekte olan Almanya’yı mahvederken bir
taraftan da savaş sonrası kurulacak Yahudi
devletinin ilerde yapacağı katliamlara kılıf
hazırlıyordu. Hitler Yahudi liderlerinden almış
olduğu emirle Yahudi katliamına başladı.
Katlettiği Yahudiler Kırma Yahudilerdi.
Bunların çoğunu göçmen Yahudiler
oluşturuyordu. Tarihte kristal gece diye anılan
bu olay Yahudilerin yıllarca istismar edecekleri
Mart 2009 36
Yusuf ELİBOL
bir olaydı. Bu katliamın istismarını
Yahudiler dünya çapında çok güzel
becerdiler.
Dünya milletlerini bu katliam
sayesinde kendilerine acındırıp, ikinci
dünya savaşı sonrası dünya devletlerinin
Yahudilerin Filistin'de bir devlet
kurmalarına razı olmalarını
sağladılar.1948'de İsrail devleti kuruldu
Yahudiler yıllar sonra Filistin'de Sabra ve
Şatilla kamplarında 4000 Filistinliyi
katlettiler. Ertesi gün gazetelerde Hitler'in
Nazi subayları yakalanmıştı. Bu Nazi
subayları o zamana kadar niçin
yakalanmamıştı? Başka gezegenlerde mi
yaşıyorlardı Yahudi bu hareketiyle yapmış
olduğu katliama kızacak olan dünya
kamuoyuna şunu demek istiyordu. Bizler
Filistinlileri katlediyoruz diye bize kızmayın.
İşte Nazi subayları hani Hitler de bizi bir
zamanlar katletmişti. Yahudi yapacağı
katliamlarına Hitler'in Yahudi katliamıyla bir
nevi meşruluk getiriyordu. Topraklarını
gasp edeceği
Filistinlileri ne yapacaktı, elbette
katledecekti. Ya¬hudi Hitler'in yapmış
olduğu katliamlarla kendisinin ilerde
yapacağı katliamlara kılıf hazırlamıştı. Yani
ileriye yatırım yapmıştı. Zaten Yahudiler
2000 yıldır yatırımlarını hep ileriye dönük
yapıyorlardı.
***
Bir gün Gazneli Mahmut sırtında
diken taşıyan zayıf mı zayıf bir ihtiyar
gördü. Haline acıyıp:
- "İhtiyar ! Şu sıkıntıdan kurtulmak
için iki üç altın mı istersin, bir eşek mi ? İki
üç koyun mu , bir bağ mı? Dile benden."
dedi.
- Altını ver, belime sarayım. Eşeğe
binip koyunları önüme katayım. Bağa gidip
ömrümün sonunda duacın olayım.
Sultan bu cevabı beğendi ve ihtiyarın
dileklerini yerine getirdi.
NASIL NAMAZ KILIYORUZ!!!
Hâtem-i Zâhid (k.s.)hazretleri Âsım İbn-i Yûsuf
hazretlerinin yanına geldiğinde Âsım (kuddise sırruh)
ona sordu:
- Ey Hâtem namaz kılmayı güzel becerebiliyor
musun?
O da 'Evet' deyince, Âsım (k.s.):
- Peki, nasıl kılıyorsun? diye sordu. Hâtem-i
Zâhid hazretleri başladı anlatmaya:
- Namaz vakti yaklaştığında abdestimi sünnet
üzere tazeliyorum ve namaz kılacağım yere
dikiliyorum. Tâ ki her uzvum yerleşiyor.
Sonra Kâbe'yi iki kaşımın arasında, Makâm-ı
İbrahimi göğsümün hizasında, Allah Teâlâ'yı
mekândan münezzeh (pâk ve uzak) olduğu halde
başımda hâzır ve kalbimdeki her şeyi bilir halde
görüyorum.
Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde; cennet
sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de
arkamda hissediyorum ve kılacağım namazın son
namazım olduğunu düşünüyorum.
Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah
tekbirini alıyorum, tefekkürle okuyorum, tevâzû ile
rükûa eğiliyorum, tazarrû ile secdeye kapanıyorum.
Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte
bulunuyor ve sünnet üzere selâm veriyorum.
Sonra da o namazı ihlâsa teslim ediyor, korkuyla
ümit arasında kalkıyorum ve bu hâl üzere sabra
devam ediyorum.
Bunu duyan Âsam hazretleri:
- Ey Hâtem!Senin namazın böylemi? diye
sordu. O da:
- Evet otuz senedir böyle namaz kılıyorum!
deyince Âsım hazretleri ağlayarak şunları söyledi:
- Ben daha bu zamana kadar hiç böyle bir
namaz kılamadım!