Akaid Konusunda Eski Metinler Kitabü’t Tevhid İmam Ebu Mansur El Matürîdî

e-Posta Yazdır PDF

Tevhid kitabı, iyilik sahibi, Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat’ın reisi büyük imam Ebu Mansur el Matüridi tarafından yazılmıştır. Allah onu rahmeti ile korusun, himaye etsin. Bu kitap on iki  fasıldan ibarettir.

1-Fasıl. Allah, sıfatlarıyla kadim olan tektir. Allah’tan başka varlıklar kendi sıfatlarıyla sonradan yaratılmışlardır. Allah onları kendi iradesiyle yaratmış; bildiği şekliyle ölçüler takdir etmiştir. O’nun sıfatları ne O, ne O’nun başkasıdır. (Ne aynıdır, ne de gayrıdır.)

2.Fasıl. Muhakkak ki Allah, ortağı, zıddı, benzeri, başlangıcı ve sonu, sınırı ve nihayeti olmayan tektir. Teklik kesinlikle O’na aittir. Yüce Allah’ın dışında “Tek” ile isimlendirmek mecazidir; çünkü mecazi teklik bölümlerden ve parçalardan ibarettir.

3-Fasıl. Şüphesiz ki Allah hep vardı; O’ndan başka hiçbir şey yoktu. Ne mekan, ne zaman,  ne bulut, ne arş, ne sema, ne de hava… O, olduğu gibiydi ve öyle de olacak. O’na karşı hiçbir hal ve pozisyon değişmez. O, bütün durumların yaratıcısıdır. Olduğu durumu gitmiştir tevehhümü olmaksızın O, semanın fevkinde, Arşın üstünde, Arşa istiva etmiştir. Allah şöyle demiştir: “Çünkü Allah, (kötülükten) sakınanlarla beraberdir.”; “Allah Müttakilerle beraberdir.”; “Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.”; “Biz ona şah damarından daha yakınız.”; “Üç kişinin gizli  konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O’dur.”; “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir.” Bütün bunlar, Allah olduğu halden değişir zannına kapılmadan var olan manalardır. Fakat O, akılda makul olana göredir. Yaratıklardan ayrılmakla, onlarla birleşmekle, yaratıklardan çıkmakla, onlara girmakla (hulul) ve başka (uygunsuz) şeylerle muttasıf olmaz. Anla.

4-Fasıl. Şüphesiz ki Allah zihinlerde tasavvur edilemez; zihin O’nu ihata edemez. O’na cisim, cevher ve araz da denilmez. Yani, sınırı ve nihayeti yok ki hatta O’nu zihinler ihata etsin, kuşatsın; ve  O, cisimlerin, arazların sahip olduğu sıfatlarla muttasıf olmaz. Vehmitnde tahayyül ettiğin herşey bil ki Allah onu yaratandır. O’nun Zatı yaratıkların zatına  benzemez. Çünkü Allah Kadimdir (ezelidir); O’na ayıpların  uğramasından, zorlukların, bitkinliklerin dokunmasından O’nu tenzih ederim.

5-Fasıl. Muhakkak ki Allah, ezelde kesin olarak  ilim, kudret, hikmet, rahmet, cömertlik (cud), irade, meşiyyet, tekvin (yaratma), celal ve azamet ve başka sıfatlarla teşbih (benzetme) ve tâ’tıl (inkar) olmaksızın muttasıftır. Tekvin, mükevvenin (yaratılanın) başkasıdır; bilakis tekvin Yüce Allah’ın sıfatıdır; mükevven ise yaratılandır. Tekvin sonradan yaratılmış (muhdes) değildir; mükevven ise muhdestir, sonradan yaratılmıştır.

6-Fasıl. Şüphesiz Allah’a, şey’iyyet, ispat ve gerçekleştirme(kesinlik) iradesine göre “Şey”  ismi verilmektedir (şey denilmektedir). Çünkü “لا شيء” ifadesi olumsuzluktur. Keza, zat ve nefs (kelimeleri) de  “şey” diye isimlendirilmektedir. Fakat Allah’a “Cisim” denilmez; çünkü cisim, ispat ismi değildir; zira “لا جسم”  olumsuz (bir terkip) değildir.

7-Fasıl. Allah’ın isimleri ve sıfatları konusunda ad koymak ancak Kur’an, sünnet ve icma’da geldiği şekliyledir. Kelamcılar, Allah “sabur” mudur, değilmidir? Böyle bir sıfatının olup olmadığı konusunda ihtilaf etmişler; onu Allah hakkında sıfat olarak söylemekten kaçınmak daha uygundur demişlerdir. “el İstihya” utanmak mastarını Allah’a isnat etmek konusunda da ihtilaf etmişler; onu Allah’a isnat etmekten kaçınmanın  daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Fakat bunu Allah hakkında söyleyen  kişi,  hakkında hadis bulunduğu ve Müslümanlar arasında da yaygın olduğu için günahkar olmaz. Dua konusunda “Ey zarar veren, Ey fayda veren!” kelimeleriyle dua etmeye bazıları cevaz vermişlerdir; yalnız “Ya Darru” ey zarar veren kelimesiyle tek başına dua edilmesine cevaz vermemişlerdir. Allah aydınlatandır veya O, hidayete erdirendir; O, nurun ve karanlığın yaratıcısıdır veya O, ayıplardan beridir manalarına göre “يا نور” Ey Nur denilmektedir.

8-Fasıl. Şüphesiz O, Allah, Rahman, Alim, Kadir, Melik, Kuddüs, Selam,  Mü’min, Müheymin, Aziz, Cebbar, Mütekebbir, Hâlık, Bârî ve  Musavvir olandır. O’nun ilmi kudretdir, denilmez; O’nun ilmi kudretinin başkasıdır da denilmez.  Bilakis O’nun ilmi ne kudretidir, ne de kudretinin başkasıdır. Allah’ın sıfatları ne O’dur, ne O’nun gayridir. Allah’ın diğer sıfatlarının durumu da böyledir. Peygamber’den (s.a.v.) rivayet edilmiştir. Şöyle demiştir: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Yüzden bir eksik. Kim  o isimleri  sayarsa cennete girer.” Şeyh el İmam, bu insanların isimlendirmelerine göredir. Allah’ın  isimlendirildiği sıfata gelince, o da nefsi sıfattır;  Allah’ın sıfatları ise, ne sayıdır, ne de başkadır.  Buna göre Allah’ın sıfatı olan Kelamı, sınırla,  nihayetle, harfle, hece ilei sesle nitelenemez. O’nun sıfatları için sınır, nihayet yoktur; Zâtı için de had, nihayet, başlangıç ve son yoktur, demektedir.

9-Fasıl. Allah’ın şu sözlerine iman etmek gerekmektedir: “… fakat Allah attı.”; “Biz, ona ruhumuzdan üfledik…” ve bunlar gibi (müteşabih)  âyetlere iman etmek gerekmektedir. Fakat “راميا Atan” ve “نافخا Üfleyen” diye adlandırılmaz. Çünkü böyle bir terminoloji (isimlendirme) gelmemiştir. صانع (yapan), خالق (yaratan) ve başka sıfatlarla isimlendirilmektedir. Çünkü bunlarla ilgili ( ayet, hadis ve icma olarak naslardan) isimlendirme örnekleri gelmiştir. Sair isimlerde de durum böyledir.

10-Fasıl.  Ebu Hanife’den rivayet edilmiştir. Şöyle demiştir: “Her kim vehmine düşene  ibadet ederse, o,  zannına düşmeyene (Allah’a) ibadet edene kadar kafir olur.” Matüridi şöyle demiştir: “Allah mahlukatı yaratmadan önce, ne mekan, ne mesafe,  ne bir şeyin içinde veya dışında olma, ne bir şeye bitişik, ne de  ayrı, ne bir şeyin üstünde, ne de altında, ne bir şeyin sağında, ne de solunda  tevehhümü olmaksızın kadim (ezeli) idi.  Şüphesiz Allah için bir sınır, bir nihayet olduğu düşünülemez.  O, olduğu gibidir ve olduğu gibi de olacaktır. O, olduğu yücelikten aşağı inmekten (derece kaybetmekten) veya ahvalin aleyhine değişmesinden aşkındır (yücedir). Allah (c.c.), Hz. İbrahim kıssasında şöyle buyurmaktadır: “Batanları sevmem.”  İmam Mâtürîdî, “Batan, gözden kaybolanlarda, daimi baki (ebedi) olana dair bir delil vardır, demiştir.”

11-Fasıl.  Ebu Hanife’den  rivayet edilmiştir. Kendisine, “Mahlukatı yaratmadan önce Allah hakkında (neredeydi, nasıldı) diye soru soruldu; Ebu Hanife, “Kudretle idi” demiştir. Kimin kudretiyle? Denildi, Ebu Hanife, “Kendi kudreti ile” diye cevap verdi. Matürîdî şöyle demektedir: “Bu izahta, Allah’ın ne aynıi ne de gayrı olan bir kudreti olduğuna bir delil vardır. Yine bu izahta, şüphesiz Allah’ın sıfatları Allah’a izafe edilmekte,  Allah sıfatına izafe edilmemektedir, delili vardır.

Bunun aslı: sıfatlar Allah’a izafe edidlirler; Allah’ın ilmi ve Allah’ın kudreti denilir; Allah ilmi ile âlimdir, kudretiyle kâdirdir, denilmez; ilimle bilir, kudretle kâdirdir de denilmez. Kimin ilmiyle? Kimin kudretiyle? Denildiği zaman,  kendi ilmiyle, kendi kudretiyle, denilir. Allah’ın diger sıfatlarının durumu da böyledir.

12-Fasıl.  Şüphesiz Allah’ın  sıfatları  (kendi kendine müteallaksız) nitelendirilemez. Çünkü bunda,  Allah’ın sıfatları gayrdır ve onlar bu yolla kendileri mevsuf olur şüphesi vardır. Bunun yorumu şöyledir: “Allah’ın ilmi kadimdir (ezelidir), kudreti ezelidir, rahmeti ezelidir, yaratma sıfatı (tekvin) ezelidir. Diğer sıfatları da böyledir. (böyle denilince sanki mevsuf Allah  değil de Sıfatlarmış gibi bir şüphe ortaya çıkar.) Aynen bunun gibi, Allah’ın kudreti  ve ilmi daimidir, bakidir denilmez; bilakis şüphe yok ki, Allah sıfatlarıyla kadimdir, böylece Allah sıfatlarıyla bakidir, daimidir, denilir (Allah’ın varlığı olmadan sıfatlardan söz edilemez, müteallaksız, kendi kendilerine var olamazlar, kendi kendilerine sıfat ve aynı zamanda mevsuf olacaklar, mümkün değildir). Sıfatlar ancak Allah’a izafe edilirler ( Allah’ın sıfatları şeklinde), sonra Allah sıfatlarıyla kadimdir, diye muttasıf olur. 


Buna göre, Allah’ın sıfatı mutlak manada bir “şey” dir, denilmez. Çünkü o gayrdır tevehhümünden başkası değildir; ancak,  o, gayriyyetin nefyi ve ispatın iradesine göre, Allah’ın sıfatı olan “şey” dir, denilir. Ancak,  şüphesiz ki sıfat, (لا شيء ) bir şey değildir, denilmez;  çünkü bir olumsuzluktur. Belki, teşbihsiz, tatılsız (inkar) mutlak surette o, Allah’ın sıfatı denilir. Sıfatları Allah’ın gayri yapmak, tevhide  münafidir, zıddır. 


Sonra Allah’a izafe edilen sıfatlarda  esas olan, ilim, kudret, azamet ve  celal gibi, Allah’a layık ve münasip olan  sıfatlar olmalıdır. Allah’a çocuk, eş, zulüm, baskı ve adaletsizlik ve sefeh (hikmetsizlik) gibi münasip olmayan sözleri izafe etmek caiz değildir. Kendisinde şüphe bulunan bir şeyden sakınmak en selametli yoldur.  Şu misal gibi ki, Allah  devamlı yaratır, devamlı söyler, devamlı merhamet eder, denilmez. Allah’ın sair sıfatlarının ve isimlerinin durumu da buna kıyas edilebilir. Muhakkak bir şeyde şüphe varsa, ondan uzak durmak daha selametlidir, daha uygundur. Aynen bunun gibi halk arasında hakikat olarak yaygınlık kazanmayan her (bidat, yanlış) şeyden sakınıp  uzak durmak daha selametlidir.  Allah’a tazimi terk ettirecek bir şüpheden  uzak durmak  daha uygundur. 


Müteşabih şeylerin te’vilini, yorumunu Allah’a havale etmek daha selametli, daha sağlamdır. Allah (c.c.) bütün bunları en iyi bilendir.


İmam Matürîdî, (لا آله إلا الله ) Allah’tan başka ilah yoktur ihlas kelimesinin tefsirinde şöyle demiştir: “bu kelimenin evveli (لا آله ) Allah’ın gayrinden Ulûhiyeti  nefyeder, meneder;  bu kelimenin sonu ise, (إلا ألله ) Ulûhiyeti  yalnız Allah için ispat ve tahsis eder. (لا إله إلا إلله )  kelimesi başından sonuna kadar tevhittir (Allah’ı birlemektir).


Sonra Hz. Muhammed’in (s.a.v.) risaletini tasdik etmek, dinde Peygamberlerin kitaplarından tasdik edilmesi farz olanları tasdik etmektir. Ancak bundan sonra, bu fikri ve inancı yıkacak veya bozacak bir şeyin gelmesi müstesna.


Muvaffak eden yalnız Allah’tır.

Kitap her şeyi fazlasıyla veren Allah’ın yardımıyla tamamlandı.