Geçmiş Milletlerde Yaşanan Diriliş Hadiseleri

e-Posta Yazdır PDF

Kur'ân-ı Kerim'de öldükten sonra dirilişin mümkün oluşuna örnek olarak sunulan şeylerden bir diğeri de, geçmiş devirlerde çoğunluğu peygamber ve onların kavimleri hakkında yaşanmış yeniden diriliş mucizeleri ve hâdiseleridir. Böylece, "Kur'ân-ı Kerîm Cenab-ı Allah'ın yüce kudretiyle ölüleri dirilteceğini ifâde etmekle yetinmemiş, bu gerçeği kavratmak için aynı zamanda bu dünyada gerçekleşmiş vak'alardan fiilî örnekler sunmuştur"(1).

Diriliş hâdiselerinden beşi Bakara sûresinde zikrolunmuştur. Şimdi sırasıyla bu kıssaları zikredeceğiz. Hz. İbrahim’in kıssasını müstakil olarak önceki sayıda zikrettiğimizden burada tekrar etmeyerek diğer dördünü ele alacağız.

1. İsrail Oğulları'ndan Bir Topluluğun Diriltilmesi

"Hani siz, Yâ Mûsâ Allah'ı açıkça görmedikçe
sana asla inanmayacağız demiştiniz de, nsizi, bakıp dururken, yıldırım yakalamıştı. Sonra
şükredersiniz diye ölümünüzün ardından sizi
tekrar dirilttik" (Bakara, 55-56).
Bu âyette bahsi geçen hâdisenin, buzağıya
ibadet edenlerin birbirlerini öldürmekle emrolunmalarından
önce mi, sonra mı olduğu, bu tâifenin onlardan
bir grup olup olmadığı ve sayıları hakkında
farklı görüşler zikredilmiştir2.
Bazı müfessirlerin bu âyetteki ölümü mecâzî
manâda alıp, ölmüş gibi veya baygınlık geçirmiş
olabilecekleri tarzındaki değerlendirmeleri, İbn
Kesîr çok yadırgayarak tenkîd etmiştir3. Kurtubî de
bu görüşü tamrîz (qîl-denildi) kipiyle naklettikten
sonra, önceki görüşün daha sahîh olduğunu ve buradaki
ölümün bir ukûbet tarzında olduğunu ifâde
ediyor4.
2.2.2.6.2. İneğin Bir Parçasının Vurulmasıyla
Maktûlun Diriltilmesi "Hani siz bir kimse öldürmüş
de onun hakkında birbirinizi mudafaa etmiştiniz.
Halbuki Allah gizlediğinizi ortaya çıkarıcıdır.
Bunun üzerine, onun (ineğin) bir parçasıyla
vurun dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve aklınızı
kullanırsınız diye âyetlerini gösterir" (Bakara,
72-73).
Bu kıssanın hülâsası şöyledir: Benî İsrailden
zengin ve varisi olmayan birisini, yeğeni, mirasına
konmak gayesiyle, öldürürüp geceleyin iki köy arasındaki
bir kavmin yerleşim alanına bırakır ve suçu
onların üzerine atar. Sonunda muhasama ve münakaşa
başlar her fırka kendinin suçsuz olduğunu,
karşı tarafın suçlu olduğunu iddiâ eder. Ardından
durum Musa (a.s)' a intikâl ettirilir. Allah Hz. Mûsâ'ya,
bir inek kesip onun bir parçasıyla maktûle
vurmalarını bildirir. Sonunda ölü, Allah'ın kudretiyle
dirilir ve kendisini öldüreni haber verir5.
2.2.2.6.3. Beldelerini Bırakıp Kaçanların Kıssası
"Ölüm korkusundan dolayı yurtlarından
çıkan binlerce insanın haline bak! Bunun üzerine
Allah onlara ölün dedi, sonra diriltti. Allah
insanlara karşı çok lütûfkârdır, fakat insanların
çoğu şükretmiyorlar" (Bakara, 243).
Bu kıssa, bir nevî kıyametteki diriliş sahnesini
gözler önüne seriyor. Binlerce insan ölüyor, sonra
tekrar diriltiliyor. Adetâ kıyametin küçük bir numûnesi
yaşanıyor...
Kur'ân-ı Kerîm'in bütün kıssalarında olduğu
gibi, bu kıssada da elde edilecek tecrübe ve ders,
kıssa sahibi zikredilmeden, muhtasar fakat yeterli
bir şekilde anlatılmıştır6. Bununla beraber, bütün
kıssalarda olduğu gibi bu kıssa hakkında da, bazı
tefsirlerde İsrailiyât nev'inden şeyler, bolca anlatılmıştır.
İbn Atiyye bu durumu tenkîd ederek şöyle
diyor: Bu rivâyetlerin hepsinin isnadı zayıftır. Âyetten
bize lâzım olan şey şudur: Allah Taalâ, Peygamberi
Muhammed (s.a.v)'e, haber vermiştir ki,
insanlardan bir topluluk ölüm korkusuyla beldelerinden
kaçıp çıkmışlar, Allah da onların canlarını
almış, sonra onlar ve onlardan sonra gelenlerin,
can almanın ancak Allah'ın elinde olduğunu bilmeleri
ve böylece ölümden korkmanın faydasız olduğunu
anlamaları için, onları tekrar diriltmiştir7.
Âyetteki, "bunun üzerine Allah onlara ölün
dedi" cümlesi ifâde ediyor ki, onlar, Allah'ın emir ve
meşietiyle, bir kişinin ölmesi gibi, derhal ölüvermişlerdir.
Bu itibarla bu âyet, "Bir şeyi murâd ettiğinde
O'nun yaptığı sadece ol! demektir, derhal
oluverir" (Yâ-sîn, 82) âyetini derhatır ettirmektedir8.
2.2.2.6.4. Yüz Yıl Ölü Olarak Bekletildikten
Sonra Diriltilen Kimse "Ya da o kimsenin durumuna
bak ki, duvarları bacaları üzerine çökmüş
bir şehre uğradı da, Allah bunu, ölümünden
sonra nereden diriltecek! dedi. Bunun üzerine
Allah o kimseyi yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti.
Ne kadar kaldın dedi. O da, bir veya bir kaç gün
dedi. Allah: Bilâkis yüz yıl kaldın! yiyeceğine ve
içeceğine bak, bozulmamışlar! Eşeğine bak!
Seni insanlara bir âyet (öldükten sonra tekrar dirilmeye
delîl) kılalım diye böyle yaptık. Kemiklere
bak, onları nasıl kaldırıp düzenliyor, sonra
da et giydiriyoruz! Diriltme işi ona açıkça görülünce
dedi ki: Artık bildim ki, Allah her şeye kadîrdir"
(Bakara, 259).
Âyette, şehre uğrayan şahsın kim olduğu hakkında
değişik görüş ve rivâyetler vardır. Müfessirlerin
çoğunluğuna göre, bu zât Uzeyr (a.s) dir. Bu suâli inkârından dolayı değil, Hz. İbrahim'in "Rabbim!
bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" (Bakara,
260) isteğinde olduğu gibi, dirilişi bi'l-müşahede görmek
ve itminâna ermek için sormuştur. Bu zâtın
Hızkîl, Hızır, İrmiyâ olduğu da söylenmiştir9. Başta
Mücâhid olmak üzere bazı müfessirlere10 ve mutezilî
müfessirlerin ekserisine göre11 ise, buradaki
kimse öldükten sonra dirilişi inkâr eden birisidir. Bu
zâtın bir peygamber veya inkârcı olduğunu iddiâ
eden her iki grup da, âyetten hareketle çeşitli delîller
ileri sürmüşlerdir12. Kanaatimizce, bu zâtın
mü'min veya inkârcı olması, kendisi açısından
önemlidir. Bizim için önemli olan, Allah'ın kudretinin
büyüklüğünü ve öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu
anlamaktır. Hâdisenin kimin başından, ne
zaman, nerede geçtiği önemli değildir. En doğrusu
Kur'ân'ın bildirdiği ile yetinmektir.
"Allah bunu ölümlerinden sonra nereden
diriltecek!" ifâdesinden maksat şehrin yeniden
imarı veya o beldenin ahalisinin vefatlarından sonra
tekrar diriltilmesi şeklinde anlaşılmışsa da, İbn
Atiyye, harab olmuş bir şehrin imarı hakkında Allah'ın
kudreti hakkında şüpheye sebep olacak bir
durum olamayacağını ifâde ederek, bu suâlin o beldenin
ölülerinin diriltilmesi hakkında varid olduğunu
belirtmiştir14.
Merağî, "bunun üzerine Allah onu öldürdü"
ifâdesine, yani, O'nu Ashab-ı Kehf'te olduğu gibi,
duyusuz, idrâksiz ve hareketsiz kıldı15 diyerek, bu
ölümün bir nevî uzun uyku şeklinde olduğunu ifâde
etmektedir. Ancak, âyetin zahirinden de anlaşılacağı
gibi, bu zatın ölüp, çürüyüp, sonra tekrar diriltilmesine
hiç bir mani yoktur.
İbn Aşûr da, buradaki ba's (diriliş)'in o zâtın rûhunun
bedenine geri çevrilmesiyle husûsi bir dirilişle
olduğunu, çünkü diğer peygamberler gibi, onun
cesedinin de çürümeyeceğini, böylece bu dirilişin
haşirdeki gibi olmayıp, harikulâde bir diriliş olduğunu16
ifâde ediyor. Ancak, "kemiklere bak!" emrinde,
diriltilen kemiklerin o zatın kendi bedenine âit
olma ihtimali de vardır17. Nitekim bu tarz rivâyetler
vardır. Hem bu zât'ın herhangi bir mü'min veya inkârcı
olması ihtimali de vardır. Peygamber dahi
olsa, sırf dirilişi ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn olarak
görmesi için bedeninin geçici olarak çürütülmesi,
kanaatimizce, "Allah yer yüzüne peygamberlerin cesedlerini haram kılmıştır"18 hadisinin manâsına
aykırı olmaz.
Elmalılı, "ve seni insanlara âyet kılmak
için..." ifâdesinin tefsîrinde, çeşitli diriliş nev'lerinin
gösterildiğine işâret ederek şöyle diyor: "... Sana bu
kadar mevt-i medîd'den sonra insanî, nebatî, şahsî,
nev'î, rûhanî, cismanî hayatların hepsinde ba's û ihya'yı
gösterdik ki, zevk-i yakîn'e ıyanen eresin de
insanlara nübüvvet veya vilâyetle bir şâhid-i hak
olasın..."19
Hz. Alî'den bir rivâyete göre, "Hz. Uzeyr elli
yaşlarında hanımı da hamile bir vaziyette iken, âilesinden
ayrılmış, sonra Allah Taalâ onu yüz sene
ölü olarak bekletip tekrar diriltmiş, âilesinin yanına
tekrar elli yaşında olarak dönmüş, bu esnada çocuğu
yüz yaşına ulaşarak kendisinden elli yaş
büyük hâle gelmiştir. İşte Allah'ın insanlara âyet
(delîl) kıldığı şey budur20.
..................................................
*. Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
Not: Bu makale, Kur’an’da Ahiret İnancının Temelleri adlı eserimizden istifadeyle bazı
ilave ve düzenlemeler yapılarak hazırlanmıştır.
1. Ulutürk, Veli. "Dirilişin Kur'ân'da Delîl ve Örnekleri", M.E.B. Din Öğretimi Dergisi,
(Eylül 1989), s. 82.
2. Bkz.Razî, III, 78-79; İbn Kesîr, I, 96; Ulutürk, a.g.m, s. 87-88.
3. Bkz. İbn Kesîr, I, 97-98.
4. Bkz. Kurtûbî, I, 275.
5. Bkz. Sabunî, Kabesun min Nuri'l-Kur'âni'l-Kerîm, I, 22.
6. Kutub, fî Zılâl, I, 262.
7. Kurtûbî, III,152.
8. Zemahşerî, I, 378; Şirbinî, I, 172.
9. Taberî, III, 31; İbn Kesîr, I, 322; Maverdî, I, 332.
10. Hazin, I, 404.
11. Razî, VII, 26.
12. Bu deliller hakkında bkz. Zemahşerî, I, 390; Razî, VII, 26-27; Hazin, I, 404; Şirbinî,
I, 172.
13. Maverdî, I, 33; Kurtûbî, III,189.
14. Bkz. Kurtûbî,II ,189; Şevkânî, I, 279
15. Merağî,III, 22.
16. İbn Aşûr, III, 36.
17. Müfessirlerin çoğuna göre, bu âyette diriltilen kemiklerden maksat, eşeğin kemikleridir.
Bazı müfessirler ise, bizzat o zâtın kemikleri olduğunu söylemişlerdir (bkz.
Razî, VII, 32; Hazin, I, 405 ).
18. Ebu Davûd, Salat, 201, I, 341-342; Nesaî, Cum'a, 5, III, 101-102; İbn Mâce, İkamet,
79, I, 345.
19. Elmalılı, II, 885; İbn Aşûr, III, 37.
20. Maverdî, I, 332.