İman Önündeki En Büyük Engel Tekebbür

e-Posta Yazdır PDF

Büyüklenme, kendini büyük görme  manasına gelen  tekebbür, çoğu kere Kur’ân-ı Kerîm’de iman etmeye engel olan sebeplerin başında zikredilir. Nemrut, „Ben de Allah gibi öldürür diriltirim“ (Bakara, 258) diyerek uluhiyet davasında bulunarak Allah’a iman etmeye yanaşmadığı gibi, Firavun da  „Ben sizin en büyük rabbinizim“ (Nâziât- 24) diyerek kibirlenip Allah’ı kabule yanaşmamıştır.

            Keza, pek çok âyet-i kerîmede kibir ve tekebbürün âhirete imân etmeye engel olduğu, âhireti inkâr edenlerin daha çok mütekebbir, kibirli kimseler olduğu ifâde edilmiştir." Yer yüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün âyetleri görseler de inanmazlar" (A'raf, 146) âyetinde tekebbür eden, yer yüzünde büyüklük taslayan kimselerin âyetlerden öğüt almadıkları bildirilmektedir. Bu âyetteki âyetler Kur'ân âyetleri veya mucizeler olabileceği gibi1 , kâinattaki bütün mevcudât da olabilir. Yer yüzünde kibirlenenler, bütün bu âyetlerden ibret almazlar.2

            "Musa da, ben hesap gününe inanmayan her türlü mütekebbirden benim ve sizin rabbinize sığınırım dedi" (Mümin, 27) âyetinde de mütekebbir, hesap gününe inanmayan kimse olarak vasıflandırılmış ve kibirin âhireti inkâr edenlerin ayrılmaz bir vasfı olduğuna işâret edilmiştir. "İlahınız bir tek ilahtır. Ahirete inanmayanlara gelince, onların kalpleri inkârcı, kendileri de büyüklük taslayan kimselerdir" (Nahl, 22) âyetinde de, aynı durum ifâde edilmektedir.  

            Kibirli insanlar, tarih boyunca peygamberlere karşı gelmiş, gerek peygamberleri, gerekse onlara tabi olanları küçük görerek, inkârlarına zemin hazırlamışlardır. Bir âyette, "dediler ki, bu Kur'ân iki karyeden bir büyük adama indirilseydi ya!" (Zuhrûf, 31) buyrularak, onların peygamberi küçük görerek imân etmediklerine işâret edilmiştir. Hz. Nûh'un kavmi de ona tabi olanları küçük görerek şöyle demişlerdir: "Nûh kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki, biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Sana tabi olanların da basit görüşlü alt tabakadan kimseler olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı bir üstün tarafınızı da görmüyoruz. Bilakis sizi yalancılardan zannediyoruz" (Hûd, 27). Hatta bu durum, yani inananları küçük görmek, hafife almak bütün cehennemliklerin ortak özelliği olacak ki, Cenâb-ı Hak cennete giren mü'minleri göstererek onlara şöyle hitap etmiştir: "Allah'ın kendilerine hiç bir rahmet erdirmeyeceğine dâir yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?! Girin cennete size ne bir korku ne de hüzün vardır!" (A'râf, 49). Yine cennetliklerin cennette iken cehennemliklere bakıp gülerek, onların dünyada iken kendilerine gülmelerine mukabelede bulunmaları da bu duruma örnek olarak gösterilebilir: "Mücrimler dünyada iken mü'minlere gülüyorlardı. Onlarla karşılaştıklarında kaş, göz hareketleriyle alay ediyorlardı. Ailelerine döndüklerinde, keyiflenerek dönerlerdi. Onları görünce, bunlar sapıkların tâ kendileridir derlerdi. Halbuki onlar müminleri denetleyici olarak gönderilmediler. Şimdi ise, (cennette) imân edenler kâfirlere gülüyorlar. Koltuklar üzerinde bakarlar. Kâfirler yaptıklarının cezâsını buldu mu?!" (İnşikâk, 29-36).  

            Kibirli insanlar, çoğu defa, hükümdarlar ve onların etrafında bulunan, memleketin ileri gelenleri (mele') dir. Kurulu düzende mevki ve makamı yerinde olan bu kimseler, Allah'a kul olmayı Allah'ın kulları gibi muamele görmeyi kibirlerine yediremeyerek, peygamberlerin tebliğ ettiği hakikatlere karşı çıkmışlardır. Kur'ân'da Firavun, Nemrud ve Karun bunların tipik örneklerini teşkil ederken, Mekke sitesinin Ebû Cehil, Velîd b. Muğîre, As b. Vâil, Utbe b. Ebî Rebiâları da Hz. Muhammed (s.a.v)'in davetine karşı çıkan zulum otoriteleridir.3  

            Onların yolundan giden inkârcılardan birisi kibirlenerek şöyle diyor: "Bütün yönlerini derinlemesine ve ciddi bir şekilde araştırmadan önce âhiret gününe imân akîdesi çok makûl bir şey olarak görülüyordu. Fakat araştırmalarımdan sonra bu inancın yanlış olduğu(!) ortaya çıktı. Bu inancın zayıflığını kolayca ispat edebiliriz. Şöyle ki: Akıldan mahrûm, câhil, hatalarının mesûliyyetini tahammul edemeyen bir çiftçi cennete girecek, Goethe, Rousseau gibi dahiler ise, cehennem ateşinde yanacak.  Buna göre akıldan mahrûm insanın yaratılması Goethe ve Rousseau gibilerinden daha hayırlıdır. Böyle bir söz boş ve zayıftır"4

            Gariptir ki, yazar, Goethe ve Rousseau'nun hak yoluna sülûk etmelerini değil de, hakkın değişmesini talep ediyor. Hakk'a itaat etmeyince inkâr yolunu tutuyor.5  

            Görüldüğü gibi günümüzde âhireti inkâr edenlerin bahaneleri de geçmiştekilerle hemen hemen aynıdır ve kaynağında kibir yatmaktadır. Yukardaki ifâdeler, âhireti inkâr edenlerin ne derece basit düşündükleri ve ne derece çürük temellere dayanarak âhireti inkâr ettikleri bakımından da dikkat çekicidir.

 

........................................................... 

*Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 

Not:Bu makale, Kur’an’da Ahiret İnancının Temelleri adlı eserimizden istifadeyle bazı ilave ve düzenlemeler yapılarak hazırlanmıştır. 

1)Bkz. Maverdî, II, 261; Kurtubî, VII, 180. 

2)Bkz. Taberî, VI, 61. 

3)Ulutürk, Kur'ân-ı Kerîm Allah'ı Nasıl Tanıtıyor, s. 276. 

4)Han, el-İslâmu Yetahaddâ, s. 92-93. Bu sözlerin sahibi Winwood Reade'dir. 

5)Han, a.g.e. s. 93.