GÜNAHLAR İNKÂR TOHUMLARINI YEŞERTİR

e-Posta Yazdır PDF

Günahlara meyletmek, dalmak, devam etmek, ısrar etmek ve tiryakisi olmak imân hakikatlarını inkâra yönelten en önemli sebeplerden biridir. Bu hususta Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyruluyor: "Fakat insan önündeki zaman müddetince günah işlemek istiyor" (Kıyame, 5). Bu âyetteki, li-yefcure emâmeh ifâdesi ekser müfessirlere göre, ilerki zamanlarda, istikbâlde fucûra devâm etmek, günahlardan el çekmemek için... manasındadır1. Buna göre âyetin manası şöyle oluyor: Delillerin gösterilmesinden sonra dirilişi inkâr eden münkir için dirilişin mümkün olduğu aşikârdır. Fakat o, kendi nefsine böyle bir şeyin olmadığını telkin etmek istiyor ki, ömründen geriye kalan zamanda nefsini fücûra yöneltip, serbest bıraksın.. Bu ifâdeye, her ne kadar dünyada kısa bir müddet yaşasa da, masiyetlere ebedî kalacakmış gibi azmeder manası da verilmiştir.

   Bu âyet ifâde ediyor ki, "tabiâtı şehevâta ve nefsanî lezzetlerini artırmaya meyleden kimse, cismanî lezzetleri acılaşmasın, bulanmasın diye haşri ve neşri, ölülerin diriltilmesini kabule yanaşmaz. Bunları devamlı inkâr ederek alay edip,  "Kıyamet günü ne zaman?" (Kıyame, 6) diye sorar"2.

   Böylece Kur'ân-ı Kerîm kıyamet gününü inkâr etmenin aslî sebebini, rûhtaki gizli sâikini beyan ediyor. Bu sebep de şudur: İnsan şehevâta dalmak, muherremâta yönelmek istiyor, fakat diriliş ve mücazât fikri onunla bu arzuları arasına giriyor. İnsan ise hiç bir şeyin kendisini bu fucurâttan engellemesini istemediği için âhireti uzak görüyor. Öldükten sonra dirilme fikrini zihninden silip atmak istiyor. Ayette, uzunca sesle ifâde edilen eyyâne ifâdesiyle suâl sorulması ise, bu günü uzak görme manasını kulaklara taşımaktadır.3

   İnsan âhirete imân ettiği zaman ise, kendisini yaptığı şeylere karşı uyanık ve gözetleyici kılar. Böylece nefsini şerden uzak tutup, tamamiyle hayra yönelir... Dolayısıyla kıyamete inanmak insanın nefsini levvâme yapar. İnsan kendinden sudûr eden şeylere karşı nefsini levmeder, kınar. İşte bu sırdandır ki, sûrenin başında kıyamete yemîn ile nefs-i levvâmeye yemin etme bir araya getirilmiştir4.

   İnsan takvâ ve amel-i sâlihe daha yakın oldukça, nefsini günahlardan arındırdıkça, öldükten sonraki hayata imânı daha kuvvetli ve sarsılmaz olur. Aksine, insan tedenni ettikçe, günahlara daldıkça da, âhirete itikadı zayıf ve gevşek olur, ölümden korkar, temennî edemez: "Ellerinin işleyip önceden gönderdiği şeyler sebebiyle, ölümü asla temenni edemezler" (Bakara, 95). Dolayısıyla dirilişi tasdîk meselesi sadece akıl ve mantık meselesi değildir. Akıl günahlarla perdelenebilir,  mülevves olan nefis, tasdik edilmesi tabiî ve fıtrî olan şeyleri dahi inkâr eder. O halde denilebilir ki, tasdîk meselesi, "... muttakiler için hidâyettir" (Bakara, 2) âyetinde de ifâde edildiği gibi, her şeyden önce, bir takvâ ve tezekkî edilmiş nefis meselesidir. Kir ve pas kalbi istilâ edip kapladığı  zaman insan, hakikati göremez, noksanlığını tedâvi edemez: "Hayır! işledikleri kötü ameller onların kalplerini karartmıştır" (Mutaffifîn, 14) ve "Bize ve daha önceleri atalarımıza bu va'dde bulunuldu. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" (Mü'minûn, 83) âyetlerinde de ifâde edildiği gibi, hakikatleri masal ve hurafe olarak görür5.

   Nursî de bu mevzuda şunları söyler: "Masiyetin mâhiyetinde -bilhassa devam ettikçe ve çoğaldıkça- küfür çekirdeği vardır. Çünkü masiyet, sahibine bir ülfet ve mübtelâlık kazandırır. Hatta, devâsı yine bizzât kendisi olan bir hastalık olur. Böylece terkedilmesi müşkil bir hal alır. Böylece masiyet sahibi, işlediği günahına karşılık cezâ olmamasını temennî eder. Bu hal böylece azap ve cehennemi inkâr etmeyi netice verinceye kadar devâm eder. Kezâ, pişmanlık ve endişe duymadan işlenen günah, insanı günahı günah saymamaya ve kendisine muttali olan melekleri inkâr etmeye zorlar. Şiddetli hacaletten dolayı hesaba çekilmemeyi temennî eder. Hesap gününü nefyeden zayıf bir vehme rastgelse, onu kuvvetli bir bürhân gibi alıp kabul eder. Böylece bu durum kalp kararıncaya kadar devâm eder"6.

   Şu  âyetlerde bu gerçek ne güzel ifâde edilmiştir: "O gün vay haline yalanlayanların! Ki onlar mücâzat gününü yalanlarlar. O günü ancak haddi aşan ve çok günahkâr kimseler yalanlar. Onlara âyetlerimiz okunduğunda bu öncekilerin masallarıdır derler. Hayır! işledikleri kötü ameller onların kalplerini karartmıştır" (Mutaffifîn, 10-14).

   O halde, âhireti inkâr edenler, haddi aşan, zâlim, çok günahkâr kimselerdir. Böyleleri, kötü arzu ve şehvetlerini tatmîn etmek için hayra yönelmez, gayretini şer işler işlemek için harcar. Bir gün hesaba çekileceğini unuturlar...7

   Asrımızda dünyanın her tarafına yayılan ve etkisini hâla devam ettiren materyalizm, Kur'ân'ın kınadığı hevâyı tanrılaştırmanın çok sayıda tezâhürünü sergileyerek, insanları dünyaya daha çok bağlamakta ve o nisbette de âhiretten uzaklaştırmaktadır8.
................................................................................................
* Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
Not: Bu makale, Kur’an’da Ahiret İnancının Temelleri adlı eserimizden istifadeyle bazı ilave ve düzenlemeler yapılarak hazırlanmıştır. ,1. Bkz. Razî, Mefâtîhu’l-Ğayb, XXX, 192-193. Bu ifâdeye verilen diğer mana ise, insanın önünde olan, ilerde vuku bulacak olan kıyamet, ba's, hesabın inkârıdır (Bkz. Razî, XXX, 192-193)., 2. Razî, XXX, 193; kezâ bkz. Sabunî, Kabesun Min Nuri’l-Kur‘an IV, 156., 3. Bkz. Seyyid Kutub, fî Zılâli'l-Kur'ân, VI, 3769; AbdulfettâhTabbara, Tefsiru Cüz'i Tabareke, s. 141., 4. Tabbara, s. 141., 5. Ahmed Emîn, I, 599-604., 6. Nursî, el-Mesneviyyu'l-Arabî, s. 230. ,7. Meydanî, el-Akidetu'l-İslâmiyye, s. 582., 8. Bkz. Ulutürk, Kur’an-I Kerim allah’I Nasıl Tanıtıyor?,  s. 281.