Varlıklardan Ahirete Uzanan Yollar

e-Posta Yazdır PDF

Kâinata ibret nazarıyla bakınca her şeyde Allah’ın varlığına ve birliğine delâlet ve işâret eden emareler bulmak kolay olduğu gibi pek çok şeyde âhiret'e giden bir yol bulmak, âhiretin varlığına delalet eden işâretler keşfetmek de mümkünür. Razî, "Sizin için hayvanlarda da bir ibret vardır. Size onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından gelen, içenlerin boğazından kolayca geçen bir süt içiriyoruz" (Nahl, 66) âyetinde,
öldükten sonra dirilişin imkâniyetine dâir delîl bulunduğunu şöyle ifâde ediyor: "Ehl-i tahkîk demişlerdir ki, sütün meydana gelmesi, Sani-i
Muhtar'ın varlığına delâlet ettiği gibi, haşr ve neşrin imkâniyetine de delâlet eder. Çünkü, hayvanların yediği otlar su ve topraktan doğuyor. Âlemin Yaratıcısı bir terbiye ile bu çamuru bitki ve ota çevirmiştir. Sonra o otları hayvanlar yiyince başka bir terbiye ile, kana çevirmiştir. Sonra başka bir terbiye ile bu kanı da süte çevirmiştir. Sonra bir başka terbeye ile bu sütten yağ ve peynir ortaya çıkarmıştır. Bu durum gösteriyor ki, Allah Taâlâ
bu cisimleri bir vasıftan bir başka vasfa, bir halden bir başka hale çevirmeye kâdirdir. Durum böyle olunca, Allah Taâlâ'nın ölülerin bedenlerinin cüzlerini, daha önceki gibi, hayat ve akıl sıfatlarına çevirmeye kâdir oluşu imkânsız değildir..."1

"...Ahiret yurdu ise hayatın tâ kendisidir"
(Ankebût, 64) âyetinden ilhamla, kâinatın her tarafına
serpiştirilmiş olan hayat pırıltılarının, umumî bir
hayatın varlığına delâlet ettiğini söyleyebiliriz2.
Kezâ, hikmet nazarıyla kâinât hakkında tefekkür
edildiğinde, ateşin her tarafı istilâ etmiş, galip gelmiş
büyük bir unsûr olduğu görülür. Sanki ateş
ulvî ve süflî şeylerde esas unsur gibidir. Bundan
ebediyete sarkan ulvî bir baş ve acaip bir meyvenin
varlığı anlaşılır. Nasıl ki, uzayıp giden bir
meyve damarını gören kimse, o damarın başında
meselâ, bir kavun olduğunu anlar. Bunun gibi,
ateşî unsuru gören kimse de nihâyetinde cehennem
meyvesi olduğunu anlar. Yine bunun gibi, nimetleri
güzellikleri ve lezîz şeyleri gören kimse,
bunların bolca döküldükleri yerin ve bahçeleri
olan şeyin cennet olduğunu hadsen anlar3.
Debbâğ da bu emârelere işâret eder gibi
şöyle diyor: "Yer yüzünde öyle acâip şeyler vardır
ki, delîl ve bürhan erbabı bunları müşahede
etmiş olsalar artık delîle ihtiyaç duymazlar. Bu
şeylerin bazısıyla vahdaniyyet, bazısıyla cennetin
varlığı, bazısıyla da cehennemin varlığı bilinir.
Ve bütün bunlar bu hususlarda delîl getirmeden
bilinir..."4
Bugünkü kozmoloji ilminin ulaştığı nokta da,
bu kâinâtın dışında veya kâinâtla iç içe başka
âlemlerin de olacağı şeklindedir. Bu ilim, değil
Âhireti uzak görmek, âdeta âhiret hayatını kabul
eder duruma gelmiştir. Uzmanlarının büyük çoğunluğu,
içinde bulunduğumuz bu evrenden
başka, zamanın olmaması gibi, farklı özelliklere
sahip evrenlerin de mevcût olabileceğini ileri sürüyorlar.
Hem madem ki, rûh ölümsüzdür, o halde
ölümlü özelliklere sahip olan, bu evrene âid olamaz.
Bu evrene âid olmayan bir varlığın ana
yurdu da bir başka evrene aittir ve dönüp dolaşıp
sonunda gideceği yer de orasıdır.
.................................................................................
*. Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
Not: Bu makale, Kur’an’da Ahiret İnancının Temelleri adlı eserimizden istifadeyle
bazı ilave ve düzenlemeler yapılarak hazırlanmıştır.
1. Razî, Mefâtihu’l-Ğayb, XX, 55; kezâ bkz. Hindî, 70-71.
2. Bkz. Nursî, Sünûhât, Sözler yay.İstanbul, 1977, s.15-16.
3. Nursî, İşârâtu'l-İ'câz, s. 232.
4. Cevherî, Cevâhiru’l-Kur’ân, X, 1.cüz. s. 245