"Ölüden Diriyi Diriden Ölüyü Çıkarırsın"Ayeti Hakkında Bazı Yorumlar

e-Posta Yazdır PDF

Diyebiliriz ki Allah'ın sonsuz ilim ve kudretine delâlet eden her varlık ve her hâdise, öldükten sonra dirilişin mümkün olduğuna dâir birer delîldir. Kezâ, bu dünya hayatında müşahede edilen dirilişe benzeyen her hâdise, yeniden dirilişin akıldan uzak bir mesele olmadığını göstermektedir. "Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarırsın" (Al-i İmrân, 27) âyeti, ölüm ve dirilişin örneklerinin bu dünya hayatında sürekli yaşanan, tekerrür eden ve pek çok mahlukatta cereyan eden küllî ve umumî bir hâdise olduğuna işâret ediyor. Geçmişten günümüze
kadar eski ve yeni tefsirlerde bu âyet hakkında farklı izâh ve misallerin zikredilmesi de bu âyetin kapsamlı ve küllî olduğundan  kaynaklanmaktadır. Meselâ geçmişteki tefsirlerde bu âyet hakkında "Ölü nutfeden canlı şeyleri ve canlı şeylerden de ölü nutfeleri çıkarır", "Hurmayı hurma çekirdeğinden, hurma çekirdeğini de hurmadan çıkarır. Başağı habbeden, habbeyi başaktan çıkarır"1 gibi, zaman ve muhîtin tesirinin açıkça görüldüğü tefsirler yapılırken, günümüzdeki izahlar biraz daha farklı ve günümüz ilim seviyesine paralellik arzeder mahiyettedir. Hatta Merağî'nin de ifâde ettiği gibi, bu âyetin "ölü nutfeden canlı, canlıdan ölü nutfe çıkarılması" şeklindeki tefsirine itirazlar vaki olmuştur. Onlara göre nutfe de canlı bir varlıktır. Dolayısıyla bu tefsîr geçersizdir... Bu âyet yaratmanın her gün cereyan eden devamlı bir şey olduğuna delâlet etmektedir. Nitekim, bu ifâdenin "geceyi gündüze, gündüzü de geceye katarsın" (Al-i İmrân, 27) cümlesinden sonra gelmesi de bunun bir delîlidir2. Merağî daha sonra bu âyetin hakîki manasının şöyle olması gerektiğini ifâde ediyor. "Ölüden dirinin çıkarılması, her gün cereyan ettiği gibi, canlının ölü şeyleri yiyerek büyüyüp gelişmesidir.
Küçük bir canlının cismi süt ve başka gıdaları yiyerek
büyür. Gıda ise ölüdür... Canlıdan ölünün çıkarılması
ise, süt gibi ifrazâtın yapılmasıdır. Çünkü süt
akıcıdır. Nutfe gibi olmayıp içinde canlı varlıklar yoktur.
Nutfede ise, canlı varlıklar vardır. Bu süt canlı
hayvandan çıkıyor. İşte böylece canlı ölü vasıtasıyla
büyüyor. Canlıdan da ölü maddeler çıkıyor"3.
Merağî zamanındaki bilgilerden hareketle
geçmişte yapılan bu tefsiri tenkid ederken, kendisi
de benzer bir tefsir yapmadan edemiyor. Acaba
sütün tamamen cansız maddelerden oluştuğunu
söyleyebilir miyiz!? Değil süt, yiyip içtiğimiz her şey
küçük canlılarla, mikroorganizmalarla doludur. Dolayısıyla
meseleye Merağî gibi bakarsak cansız bir
şey bulmamız güçleşir. Çünkü günümüzde artık
canlı ile cansız arasındaki ayırdedici özellikler gittikçe
ortadan kalkarak canlı ile cansızın tarifinin yapılması
dahi müşkil hale gelmiştir4. Kanaatimizce
bu âyette ifâde edilen "ölüden diriyi diriden ölüyü çıkarma"
hâdisesi izâfidir. Nutfe rûh sahibi bir canlıya
nispeten ölüdür. Nutfedeki binlerce canlı hücreyi
teşkil eden maddeler de o hücrelere göre ölüdür...
Ayrıca hayy ve meyyit (canlı ve ölü)'in Arapçada
neye delâlet ettiği unutulmamalıdır. Arap lisanına
göre canlı, "bil'-fiil büyüyen ve beslenen" demektir.
Dolayısıyla nutfeye ölü demenin Arap dili açısından
bir mahzûru yoktur5. Her canlının bedeninden ayrılan
şey ölü sayılır (meyyit). Nutfe de çıktığı bedenden
ayrıldığı için meyyittir. Sonra Allah ondan canlı
insanlar ve canlı hayvanlar yaratır. Bunun gibi her
canlıdan zâil olan şeyin hükmü de böyledir. Zâil
olan şey meyyittir"6. Ayrıca bu âyetteki meyyit ifâdesi,
henüz ölmemiş olup, yakında ölecek olan
ölümlü canlı demektir. Meyt ise, bi'l-fiil ölmüş varlık
demektir. Dolayısıyla âyetin manâsı "Allah canlıları
henüz ölmemiş ölümlü varlıklardan çıkarır" şeklinde
olur. Meyt şeklindeki bir diğer kıraate göre ise
manâ, "ölü varlıklardan canlıyı çıkarır" demek olur7.
Dolayısıyla nutfe ister ölü sayılsın ister canlı sayılsın,
bu âyete dahildir, şümûlü içindedir diyebiliriz.
Kutub ise, bu âyete daha derin bir mana katarak
şöyle diyor: "Başlangıçtan beri Allah ölüden
diriyi çıkarmaktadır. Önceleri bu kainât veya bu arz
vardı, fakat ortada hayat yoktu. Sonra hayat var
edildi. Allah hayatı ölü maddelerden çıkardı...
Nasıl?.. Bilemiyoruz! O zamandan beri hayat ölü
varlıklardan çıkıyor ve her ân ihyâ yoluyla organik
maddelere dönüşüyor. Asılları ölü zerreler olduğu
halde, canlı hücrelere dönüşüyor. Bunun aksi de
cereyan ediyor. Her ân canlı hücreler ölü zerrelere
dönüşüyor. Bu durum bir gün canlı varlığın tamamen
ölü zerrelere dönüşmesine kadar devam
eder!"8
Bu ve benzeri âyetler ifâde ediyor ki, yaratma
ve yeniden iâde etme, bütün kâinatta, bitkiler ve
hayvanlar âleminde, insanların bünyesinde devamlı
olarak cereyan etmektedir. Nitekim, insan vücudunda
60 trilyon hücrenin bulunduğu tahmin edilmektedir
ve bunlardan her dakikada tam 300 milyon
tanesi ölüyor. Yeni doğan hücreler ölenlerin yerine
geçiyor. Eğer hücrelerin kendini yenileme diye bir
programı olmasaydı, vücudumuzdaki hücrelerin
hepsinin birden ölümü için 139 gün yeterli olacaktı.
Sadece kana geçen alyuvarlardan her biri 100-120
gün kadar vazife gördükten sonra ölür. Kandaki alyuvar
sayısını korumak için vücut her saniye 10 bin
alyuvar üretmek zorundadır9.

Böylece insanlar ömürleri boyunca, hatta her
yıl, hatta her gün haşr ve neşre mazhar oluyor, bir
elbiseyi sabah giyip akşam çıkarır gibi, cisim gömleğini
de devamlı olarak giyip çıkarıyorlar10. Adeta
Elmalılı'nın, "Hayır! onlar yeni bir yaratma hususunda
şüphe içindeler" (Kâf, 15) âyetine verdiği manâyı
terennüm ediyorlar. O bu âyete, müfessirlerin
naklettiği meşhûr manâsının yanında, onlar her ân
birbirine benzer bir şekilde tazelenen, yeni bir yaratılışa
marûz kalmaktadırlar şeklinde özetleyebileceğimiz
ikinci bir mânâyı ilâve etmiştir11.
Bitkiler ve hayvanlar âleminde, öldükten sonra
dirilişin pek çok numûnelerini görmek mümkündür.
"Modern ilmin ortaya çıkardığına göre, canlı varlıkların
yeniden dirilişi bi'l-fiil gerçekleşmektedir. Başağına
hastalık isabet etmiş bir buğday tanesinde
binlerce mahlûk vardır. Bu canlılar habbe kuruyup,
rutûbet kaybolunca ölür, üzerlerine yağmur yağınca
tekrar dirilirler. Sanki, bu zayıf, boynunu bükmüş
buğday tanesi, üzerinde yaşadığımız küre-i arzımızdır.
O habbedeki canlılar ise bizleri temsîl ediyor.
O tanelerin kuruyup dağılmaları, boşalmaları,
bazen sıcağa bazen soğuğa marûz kalmaları, un
haline getirilmeleri ise, küre-i arzımızın başına
gelen dağılma ve çeşitli hallere benzemektedir. Ya
da denilebilir ki, bu büyük ve muhtelif hâdiselerden
sonra tanelerde gizli kalan canlıların bu hayatı, öldükten
sonra diriltilmemize ve cesetlerimizin yeniden
yaratılmasına çok benzemektedir"12.
Yukarda bahsettiğimiz buğday taneleri üzerinde
pek çok deneyler yapılmıştır. Bu canlılardan
bir miktar alınıp günlerce ateşte bekletilmiş veya etrafındaki
hava uzun müddet boşaltılmış, daha
sonra su ile ıslatılınca, canlanıp hareket ettikleri görülmüştür.
"Yoksa sen Ashab-ı Kehf ve Rakîm'in
bizim âyetlerimizin (mucizelerimizin) acaîplerinden
olduklarını mı zannettin!" (Kehf, 9) âyetinde buyurduğu
gibi, bu acaiplikler Ashab-ı Kehf'in
durumundan daha garip şeylerdir13.
Kâinattaki ölüm ve diriliş hâdiseleri, cansız
maddelerde dahi, cesedlerin teşekkülüne misâl olacak
bir tarzda cereyan etmektedir. Meselâ, enerjisi
tükenerek yaşlanan yıldızlar büyüklükleri nispetinde
farklı patlamalarla dağılıp, dağılan bu parçalardan
gaz ve toz bulutları teşekkül eder. Daha sonra za-

Böylece insanlar ömürleri boyunca, hatta her
yıl, hatta her gün haşr ve neşre mazhar oluyor, bir
elbiseyi sabah giyip akşam çıkarır gibi, cisim gömleğini
de devamlı olarak giyip çıkarıyorlar10. Adeta
Elmalılı'nın, "Hayır! onlar yeni bir yaratma hususunda
şüphe içindeler" (Kâf, 15) âyetine verdiği manâyı
terennüm ediyorlar. O bu âyete, müfessirlerin
naklettiği meşhûr manâsının yanında, onlar her ân
birbirine benzer bir şekilde tazelenen, yeni bir yaratılışa
marûz kalmaktadırlar şeklinde özetleyebileceğimiz
ikinci bir mânâyı ilâve etmiştir11.
Bitkiler ve hayvanlar âleminde, öldükten sonra
dirilişin pek çok numûnelerini görmek mümkündür.
"Modern ilmin ortaya çıkardığına göre, canlı varlıkların
yeniden dirilişi bi'l-fiil gerçekleşmektedir. Başağına
hastalık isabet etmiş bir buğday tanesinde
binlerce mahlûk vardır. Bu canlılar habbe kuruyup,
rutûbet kaybolunca ölür, üzerlerine yağmur yağınca
tekrar dirilirler. Sanki, bu zayıf, boynunu bükmüş
buğday tanesi, üzerinde yaşadığımız küre-i arzımızdır.
O habbedeki canlılar ise bizleri temsîl ediyor.
O tanelerin kuruyup dağılmaları, boşalmaları,
bazen sıcağa bazen soğuğa marûz kalmaları, un
haline getirilmeleri ise, küre-i arzımızın başına
gelen dağılma ve çeşitli hallere benzemektedir. Ya
da denilebilir ki, bu büyük ve muhtelif hâdiselerden
sonra tanelerde gizli kalan canlıların bu hayatı, öldükten
sonra diriltilmemize ve cesetlerimizin yeniden
yaratılmasına çok benzemektedir"12.
Yukarda bahsettiğimiz buğday taneleri üzerinde
pek çok deneyler yapılmıştır. Bu canlılardan
bir miktar alınıp günlerce ateşte bekletilmiş veya etrafındaki
hava uzun müddet boşaltılmış, daha
sonra su ile ıslatılınca, canlanıp hareket ettikleri görülmüştür.
"Yoksa sen Ashab-ı Kehf ve Rakîm'in
bizim âyetlerimizin (mucizelerimizin) acaîplerinden
olduklarını mı zannettin!" (Kehf, 9) âyetinde buyurduğu
gibi, bu acaiplikler Ashab-ı Kehf'in
durumundan daha garip şeylerdir13.
Kâinattaki ölüm ve diriliş hâdiseleri, cansız
maddelerde dahi, cesedlerin teşekkülüne misâl olacak
bir tarzda cereyan etmektedir. Meselâ, enerjisi
tükenerek yaşlanan yıldızlar büyüklükleri nispetinde
farklı patlamalarla dağılıp, dağılan bu parçalardan
gaz ve toz bulutları teşekkül eder. Daha sonra za-

manla bu gaz ve toz bulutlarından yeni yıldızlar yaratılır.
Yıldızlardaki bu patlama ve yıkılışlar gelişi
güzel olmayıp bir gayeye, bir inşâya, yeniden dirilişe
gidiştir14.
Cansız maddelerde böylesine mükemmel oluşumlar
görülürken canlılar âleminde daha harika
olaylara şahid oluyoruz. Evet, "kim bu hayata bakıp,
nazarını tedricî olarak cisim sûretlerinin en genişine
kadar varıp dayanan tavırlarda gezdirse görür ki,
zerreler âleminde dağınık halde bulunan cüzler, unsurlar
âleminde başka sûretler giyiyorlar. Sonra
canlılar âleminde başka vaziyet alıyorlar. Sonra aniden
acaip bir inkilâp ile sûret giyiyorlar. Bu inkilâplarda
muayyen kanunlara bağlı olarak muntazam
hareketler görülüyor. Bu durumdan anlaşılıyor ki,
her zerre, canlının cesedindeki münasip yere gitmek
için görevlendirilmiş gibi, bu tavırların başında
tayin edilmiştir. Böylece zihin idrâk eder ki, bu zerre
bir kasd ile sevkolunuyor, bir hikmetle gönderiliyor.
Artık bu durumu müşahede eden bir kimsenin nazarında
ikinci hayat çok daha kolay ve imkân dahilinde
olur..."15 Çünkü, "Allah'ın kudret mucizeleri
olan bütün vukuât, O'nun, istikbâldeki imkânata da
kâdir olduğuna delâlet eder"16.
............................................................
*. Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
Not: Bu makale, Kur’an’da Ahiret İnancının Temelleri adlı eserimizden istifadeyle bazı
ilave ve düzenlemeler yapılarak hazırlanmıştır.
1. Bkz. Taberî, III, 223-225.
2. Bkz. Merağî, III,133.
3. Merağî, III,134.
4. Bkz. Şâhin Coşkun. "Cansız Madde Canlımıdır?", Bilim ve Teknik Dergisi, 142. Sayı
s. 14.
5. Bkz. Yıldırım, s. 137.
6. Taberî, III, 225.
7. Bkz. Taberî, III, 226; Salah Abdulfettah el-Halidî, Letâifu Kur'âniyye, Dımeşk, 1992.
8. Kutub, II,1154.
9. M. Nutku ve Arkadaşları. İnsan Vücudu, İstanbul, 1979, s.13. Tuna, Uzayın Ötesi,
s. 45,119.
10. Nursî, el-Mesneviyyu'l-Arabî, s. 224.
11. Bkz. Elmalılı, VI, 4502.
12. Cevherî, II, 2.cüz, s. 261.
13. Cevherî, V, 1.cüz, s.164.
14. Davies, s. 59; Demirkan, s. 32-33.
15. Nursi, İşarâtu'l-İ'câz, s. 275.
16. Nursî, el-Mesneviyyu'l-Arabî, s. 98.