Hz. Abbas'ın Oğulları Fadl Ve Abdullah İle Hz. Peygamber’in Evindeyiz

e-Posta Yazdır PDF

Hz. Muhammed (s.a.v.), kırk yaşına gelip Yüce Allah tarafından peygamber olarak gönderildiği zaman hayatta dört amcası vardı. Hz. Peygamber,  Yüce Allah’ın kendisine verdiği insanları İslâm’a dâvet etme işine amcalarından, amcaoğullarından ve yakınlarından başladı. Hayatta olan amcalarından Ebû Leheb, İslâm’ı kabul etmedi ve İslâm düşmanı olarak yaşadı. Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara çok eziyetler etti ama İslâm’ın ilerlemesine engel olamadı. Hasta olduğu için Bedir savaşına katılamadı, yerine paralı asker gönderdi.  Bedir savaşını Müslümanların kazandığını öğrendikten sonra kahrından öldü. Diğer amcası Ebû Tâlib, Hz. Peygamber’i Mekke müşriklerine karşı korudu. Ebû Tâlib’in Müslüman olup olmadığı konusunda değişik rivâyetler vardır. Biz, Müslüman olduğunu bildiren rivâyetlerin gerçeği yansıtmış olmasını çok isteriz. Ebû Tâlib, hicretten üç yıl önce Mekke’de vefat etti.

Hz. Peygamber’in diğer amcaları Hamza ve Abbas, İslâm’ı kabul ettiler. Hz. Peygamber’den dört yaş büyük olan amcası Hz. Hamza, Müslümanlarla birlikte Mekke’den Medine’ye hicret etti. Hz. Peygamber’le birlikte Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Bedir zaferinde büyük payı olan Hz. Hamza, Uhud savaşında şehîd oldu. Hz. Peygamber’den üç yaş büyük olan ve büyük çapta zengin olan amcası Hz. Abbas, Mekke döneminde Müslüman oldu. Hz. Peygamber’in görevlendirmesiyle Mekke’de ikâmet etmeye devam etti, hicret etmedi. Hicret edemeyen Mekke’deki Müslümanlarla ilgilendi; onlara kol kanat gerdi. Ayrıca Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber ve İslâm dini aleyhindeki çalışmalarını Medine’ye hicret eden ve orada bir devlet kuran yeğeni Hz. Peygamber’e bildirdi. Ancak, Hz. Peygamber’in ve Müslümanların hicretinden sekiz sene sonra eşi ve çocukları ile hicret edebildi. Tam o sırada Hz. Peygamber de Mekke’nin fethi için Medine’den on bin kişilik ordusu ile yola çıkmıştı. Amcası ile yolda karşılaştı ve ona şöyle dedi: “Amca! Ben, peygamberlerin sonuncusuyum, sen de muhâcirlerin sonuncusu oldun.” Son muhâcir olmasına sevinin Hz. Abbas, eşini ve çocuklarını Medine’ye gönderdi; kendisi ve büyük oğlu Fadl, Hz. Peygamber’in ordusuna katılarak Mekke’nin fethinde bulundular.

Hz. Abbas, Hz. Peygamber’in hem amcası hem de bacanağıydı. Hz. Peygamber’in son evlendiği hanımı Meymûne, Hz. Abbas’ın hanımı Lübâbe’nin ana-baba bir kız kardeşiydi. Dolaysıyla Hz. Meymûne, Hz. Abbas ve Lübâbe çiftinin çocuklarının da teyzesiydi. Bu çiftin biri kız, altısı erkek olmak üzere yedi çocukları vardı.

Hz. Abbas’ın çocuklarında Fadl, Hz. Peygamber vefat ederken on sekiz yaşında; Abdullah on üç yaşında, Ubeydullah on bir yaşında, Kusem dokuz-on yaşında, Abdurrahman ve Ma’bed ise daha küçük yaşlardaydılar. Bu âile Mekke’nin fethinden sonraki yıllarını Medine’de Hz. Peygamber’le birlikte geçirdiler. Bu çocuklar da sık sık teyzeleri Meymûne’nin evine gider gelirlerdi. Hem Hz. Peygamber hem de Meymûne annemiz, bu çocukları çok severlerdi. Hz. Peygamber’in vefatından sonra bunlar, birbirlerine daha çok destek verdi ve daha çok iç içe oldular. Meymûne annemiz, 51/671 yılında vefat etti. Lübâbe 30/650’de, Hz. Abbas da 32/653’te vefat ettiler. Bu duruma göre Meymûne annemiz, Abbas ve Lübâbe çiftinin ölümlerinden sonra da onların çocukları ile ilgilenmiş ve onlara hem teyzelik hem de annelik yapmıştır. Hz. Âişe annemiz, onun hakkında şöyle demektedir: “Meymûne, bizim en müttakîmiz ve akrabalık bağını en fazla gözetenimizdir.”

Şimdi biz, bu şanslı âilenin şanslı çocuklarından Fadl ve Abdullah ile birlikte Hz. Peygamber’in evine girecek ve efendimizi daha yakından tanıyacağız.

Önce, Hz Abbas’ın büyük oğlu Fadl’ı dinleyelim:

“Hz. Peygamber’in gece namazını nasıl kıldığını görmek için bir gece teyzemin evinde yattım. Rasûlullah (s.a.v.) kalktı, abdest alıp iki rekat namaz kıldı. Kıyamı rükûu kadar, rükûu da secdeleri kadardı. Sonra uyudu. Tekrar uyandığında abdest aldı ve misvak kullandı. Âl-i İmrân sûresinden “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için alâmetler vardır.” âyetlerinden başlayarak beş ayet okudu. Sonra on rekat namaz kıldı. Daha sonra da vitri kıldı. Hz. Peygamber’in namazı bittikten sonra müezzin sabah ezanını okumaya başladı. Hz. Peygamber, ezandan sonra kalkıp iki rekat daha namaz kıldı. Sabah namazının farzına başlayıncaya kadar da oturdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 316). Şimdi de Hz. Abbas’ın diğer oğlu Abdullah’ı dinleyelim.

Abdullah b. Abbas anlatıyor:

“Bir gece, teyzem Meymûne’nin evinde kaldım. Hz. Peygamber, câmiden çıkıp gelinceye kadar ben yatmıştım. Eve gelince teyzem Meymûne’ye: “Bu çocuk namazını kıldı mı?” diye sordu. Teyzem de “evet kıldı” dedi. Sonra da elbisesini çıkarıp yatağına yattı. Gece yarısı olunca kalktı. Evin bir köşesinde asılı duran su tulumunu aldı ve onun içindeki su ile abdest aldı. O sırada kalkıp suyunu dökmek istedim, fakat benim uyanık olduğumu bilmesini istemedim. Abdest aldıktan sonra elbisesini giydi. Sonra da namaz kıldığı yere giderek gece namazı kılmaya başladı. Hemen ben de kalktım çabucak abdest alıp gidip sol yanına durdum. Arkasından beni eliyle sağ yanına çekti. Beraber on üç rekat namaz kıldık. Namazdan sonra oturdu, ben de oturdum. Yanağını yanağıma dayadı. Biraz sonra uyuduğunun farkına vardım. Daha sonra da Bilal geldi ve şöyle dedi: “Haydi namaza ya Rasûlallah!” Biz de sabah namazı için kalktık. (Kenzu’l-Ummâl, V, 119. Ayrıca bakınız: Buhârî, Deavât, 9; Müslim, Müsâfirîn, 181-199) Bilindiği gibi Hz. Peygamber Efendimiz, vitir namazını yatsıdan sonra ve sabah namazından önce, bazen mescidde bazen de evinde kılardı. Burada kılınan on üç rekatın üçü vitir, onu da gece namazıdır.

Abdullah b. Abbas’tan gelen bir başka rivâyet de şöyledir:

“Hz. Peygamber, gece yarısı namaza kalkınca şöyle duâ ederdi. “Allah’ım! Hamd, sana mahsûstur. Göklerin ve yerin nûru sensin. Hamd, sana mahsûstur. Gökleri ve yeri ayakta tutan sensin. Hamd, sana mahsûstur. Göklerin, yerin ve bu ikisindekilerin Rabbi sensin. Hak sensin, senin va’din haktır. Sözün haktır. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır. Cehennem haktır. Kıyâmet haktır. Yâ Rabbi! Ben, ancak sana teslim oldum, ancak Sana îmân ettim. Ancak sana tevekkül eyledim ve yalnız sana rücû ettim. Ben, hasmıma karşı ancak senin burhânın ile muhâsama ettim ve düşmanımla aramızda ancak senin hakemliğine mürâcaat ettim. Binaenaleyh, benim gerek önceden gerek sonradan işlediğim günahlarımla gizli ve açıktan yaptıklarımı hep bana bağışla! Benim İlah’ım sensin, senden başka hiçbir ilah yoktur.” (Buhârî, Teheccüd 1; Müslim, Müsâfirîn, 199)

Saygı değer okuyucularım! Bizim, gecesi gündüzünden daha aydınlık olan bir peygamberimiz var. Gece hem uyuyan hem de rabbine ibâdet eden bir peygamberin ümmetiyiz. Hadis kitaplarımızda Hz. Peygamber’in gece ibâdeti konusunda çok rivâyetler vardır. Bu rivâyetler, Hz. Peygamber’in yakınları tarafından gelmektedir. Başta Hz. Âişe annemiz olmak üzere diğer annelerimiz ve annelerimizin yakınları, Hz. Peygamber Efendimizin her halini olduğu gibi, gece ibâdetlerini de takibetmiş, kayıt altına almış ve bize nakletmişlerdir. Bize düşen bunları okumak ve Hz. Peygamber’in sünnetini yaşamaktır. Siz de takdir edersiniz ki, bu konudaki rivâyetlerin hepsini buraya almam mümkin değildir. Ben, sizi hadis ve ilmihal kitaplarına yönlendirmek istiyorum. Teheccüd namazı konusunda herkesin bilgi sahibi olmasını ve her gece olmasa bile, bazı geceler bu namazla evinizi nurlandırmanızı, aydınlatmanızı ve bereketlendirmenizi istiyorum.

İnşâallah bu isteğimi yerine getirirsiniz.