Zikir Meclisleri

e-Posta Yazdır PDF

Zikir, hatırlayıp yâd etmek demektir. İbâdet olan zikir de Yüce Allah’ı çok hatırlamaktan ibârettir. Kul, Rabbini diliyle, kalbiyle ve bedeniyle hatırlar ve zikreder. Diliyle Kur’ân-ı Kerim okur, duâ eder, tesbih eder; kalbiyle düşünür ve tefekkür eder; bedeniyle de namaz başta olmak üzere diğer ibâdetleri yerine getirir. Zikir, bir ibâdettir ve Allah’ın emridir. Yüce Allah, Kur’ânı Kerim’de şöyle buyurur:

   “Siz beni anın ki, ben de sizi anayım.” (Bakara sûresi, 2/152)

   “Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma!” (A’râf sûresi,7/205)

   “Allah’ı zikretmek en büyük ibâdettir.” (Ankebût sûresi, 29/45)

   “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin. Sabah akşam O’nu tesbih edin.” (Ahzâb sûresi, 33/42)
   İkisi de Hz. Peygamber Efendimizden çok hadis rivâyet eden sahâbîlerden olan Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhu anhümâ’nın nakline göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem şöyle buyurmuştur:

   “Bir topluluk, Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını sarar. Ayrıca Allah’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve yüce Allah onları kendi yanında bulunanlara över.” (Müslim, Zikir 39; Ebû Dâvûd, Vitir 14; Tirmizî, Daavât 7; İbn Mâce, Mukaddime 17)

   Hadiste geçen sekînet kelimesinin mânâsı şudur: Allah’ı zikreden kimseleri Allah’ın rahmeti kuşatır. Onların gönüllerine derin bir huzur ve rahatlık gelir, kalblerindeki sıkıntılar gider. Allah’a olan saygıları da artar. Gönüllerine mânevî bir huzur çöken bu bahtiyar insanlar bu sûretle dünya ve âhiret saâdetini elde etmiş olurlar.

   Ayrıca Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

   “Yüce Allah’ın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara:

   “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler de şöyle derler:

   “Sübhânallah diyerek seni, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan  tenzih ediyorlar, Allâhu ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamd ediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar.” Konuşma şöyle devam eder:

  -“Peki onlar beni gördüler mi ki?”

  -“Hayır, vallahi seni görmediler.”

  -“Beni görselerdi ne yaparlardı?”

  -“Şayet seni görselerdi sana daha çok ibâdet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.”

  -“Kullarım benden ne istiyorlar?”

  -“Cenneti istiyorlar.”

  -“Cenneti görmüşler mi?”

  -“Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.”

  -“Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”

  -“Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarf ederlerdi.”

  -“Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”

  -“Cehennemden sığınıyorlar.”
  -“Peki, cehennemi gördüler mi?”

  -“Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.”

  -“Ya görseler ne yaparlardı?”

  -“Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.”

Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine:
   “Sizi şâhit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri:

   “Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu.” deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur:

   - “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”(Buhârî, Daavât 66; Ayrıca bakınız: Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 251-252, 358-359)

Müslim’in bir rivâyeti şöyledir:
   Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

   “Yüce Allah’ın diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini tespit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer melekleri oraya çağırarak  cemaatin arasındaki boş yerleri ve oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar. Yüce Allah daha iyi bildiği halde onlara:

  -“Nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler de:

   “Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar Sübhânallah diyerek ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, lâ ilâhe illallah diyerek seni tehlil ediyorlar, elhamdülillâh diyerek sana hamd ediyorlar ve senden istiyorlar.” derler. (Konuşma şöyle devam eder):

  -“Benden ne istiyorlar?”

  -“ Cennetini istiyorlar.”

  -“Cennetimi gördüler mi?”

  -“Hayır, yâ Rabbi, görmediler.”

  -“Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”

  -“Senden güvence isterlerdi.”

  -“Benden neden dolayı güvence isterlerdi?”

  -“Cehenneminden yâ Rabbi.”

  -“Peki benim cehennemimi gördüler mi?”

  -“Hayır, görmediler.”

  -“Ya görseler ne yaparlardı?”

  -“Senden kendilerini bağışlamanı dilerlerdi.”

Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurur:
   “Ben onları affettim. İstediklerini onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence verdim.”

Bunun üzerine melekler:
   “Yâ Rabbi, çok günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan geçerken aralarına girip oturdu.” derler. O zaman Yüce Allah şöyle buyurur:

   “Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.” (Müslim, Zikir 25; Ayrıca bakınız. Tirmizî, Daavât 129)

   Yukarıya aldığımız hadisler, Yüce Allah’ı zikretmenin değerini, zikredenlerin kıymetini pek çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Yüce Allah, “Allah’ı zikredenleri” yani namaz kılan, Kur’ân-ı Kerim okuyan, hadis okuyan, Allah’a duâ eden, ilim tahsil eden, ilmî sohbetler yapan kimseleri bağışladığı gibi, onları ziyaret edenleri de bağışlıyor. Öyleyse bize düşen Allah’la beraber olmak ve bir de Allah’la beraber olanlarla beraber olmaktır.