Hepimize Yükseklerden Selam Var

e-Posta Yazdır PDF

es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllâhi ve berakâtühû

Hz. Peygamber Efendimiz, âhir zaman nebîsidir, son peygamberdir. Her peygamberin olduğu gibi O’nun da mûcizeleri vardır. Mûcizelerinin içinde de hiçbir peygambere nasib olmayanları vardır. Kur’ân-ı Kerîm mûcizesi ile mîrâc mûcizesi işte bunlardandır. Her ikisinin de değeri çok yüksektir. Kur’ân, kıyâmete kadar değişmeden ve değiştirilmeden devam edecek bir kitaptır. Mîrâc da kıyâmete kadar hem inananlar tarafından hem de inanmayanlar tarafından hakkında konuşulacak büyük bir mûcizedir. Bu mûcizenin bir kısmını Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatır:

“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir.” (el-İsrâ, 17/1)

 

Mîrâc, bir yolculuktur; Hz. Peygamber efendimizin doğduğu şehir olan Mekke’den başlayan ve son noktasını bizim bilemeyeceğimiz ve idrâk edemeyeceğimiz bir noktaya kadar devam eden bir yükseliştir. Bu yolculuğun birkaç merhalesi ve her merhalenin ayrı bir vâsıtası vardır. Hz. Peygamber, Mekke’den Kudüs’e Hz. Cebrâil birlikte ‘Burak’ denilen bir binek hayvanı ile gitti. Kudüs’ten semânın katlarına mirâc ile yani merdiven ile çıktı. Oradan ‘sidretü’l-müntehâya’ Cebrâil’in kanadında gitti. Cebrâil’in bile geçemediği oradan öteye de ‘refref’ denilen bir vâsıta ile gitti. Yüce Allah, yukarıda meâlini sunduğumuz âyette de belirttiği gibi bu yolculukta Hz. Peygamber’e âyetlerinden çok şeyler gösterdi. Cennetinden, cehenneminden, ve sevgilisine göstermek istediklerinden bir çok şey gösterdi. Hz. Peygamber, bu gecede Rabbi’ne saygı ve tahiyyâtını sundu; Yüce Allah da elçisine selâm, rahmet ve bereketlerle karşılık verdi. Aslında bu gece de ‘Kadir’ gecesi gibi selâm ve selâmet gecesidir.

Hz. Peygamber efendimiz, bu yolculuk esnasında ‘sidretü’l-müntehâ’da refref denilen vâsıtaya binip Cebrâil’den ayrılırken, Cebrâil arkadan şöyle seslendi: “Ey Muhammed! Allah, seni övüyor; dinle ve itaat et, O’nun kelâmı seni korkutmasın!” Bunun üzerine Hz. Peygamber senâ ve övgü ile söze başlayarak şöyle dedi: “et-Tahiyyâtü lillâhi ve’s-salevâtü ve’t-tayyibât = Söz, beden ve mal ile yapılan bütün ibâdetler Allah’a âittir.”

 

Bunun üzerine Yüce Allah da şöyle buyurdu: “es-Selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâtühü = Selâm sana, ey Peygamber! Üstelik, Allâh’ın rahmeti ve bereketi de senin üzerine olsun!”

 

Hz. Peygamber, Yüce Allâh’ın bu selâmını daha da genişleterek şöyle dedi: “es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn = Selâm, bize ve Allah’ın sâlih kullarına olsun!” Yüce Allah ile Hz. Peygamber arasındaki bu konuşmayı dinleyen Hz. Cebrâil de konuşmaya şöyle katıldı: “Eşhedü ellâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühû = Şâhidlik ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. Ve yine şâhidlik ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.” Bütün melekler de Hz. Cebrâil’e uyarak şehâdet getirdiler. (İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu’l-beyân, Erkam yayınları, XI, 47-48.)

Saygıdeğer okuyucularım! es-Selâm, Yüce Allah’ın ‘el-esmâü’l-hüsnâ’sından yani doksan dokuz güzel isminden biridir. Yüce Allah, bu ismin kendisine âit olduğunu Kur’ân-ı Kerîm’de bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır: “O, öyle bir Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr ve el-Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.” (el-Haşr,59/23)

 

Saygıdeğer okuyucularım! Dînimiz İslâm dîni, selâm dînidir. İslâm medeniyeti de selâm medeniyetidir. Bize düşen, Hz. Peygamber efendimiz gibi selâmı bütün dünyaya yaymaktır. Selâm, yağmurdur, rahmettir, berekettir. Gökyüzünden yeryüzüne inen ilâhî bir lütuftur. Yüce Allah’ın peygamberimize verdiği selâmı, peygamberimiz de Allah’ın sâlih kullarına yani bizlere vermiştir. Bu da gösteriyor ki, bizim peygamberimiz, Yüce Allah’tan kendisine gelen her türlü nîmet, selâm, rahmet, bereket ve buna benzer bütün güzellikleri ümmetine dağıtan bir peygamberdir. Bizim de her konuda olduğu gibi bu konuda da kendisi gibi olmamızı istemekte ve yeryüzünde selâmı yaygınlaştırmamızı emir buyurmaktadır. Öyle ise biz de O’nun emrini yerine getirelim ve selâmı yaygınlaştıralım. Karşılaştığımızda ve ayrıldığımızda birbirimize selâm verelim. Gökyüzünden yeryüzüne inen selâmı, Yüce Allâh’ın kullarından esirgemeyelim.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllâhi ve berakâtühû