HAYYE ALE’S- SALÂH (HAYDİN NAMAZA)

e-Posta Yazdır PDF

Hz. Peygamber Efendimiz, Mekke’den Medine’ye hicret ettikten
sonra ilk iş olarak, Mekke’den Medine’ye hicret eden
muhâcirlerle Medine’nin yerlisi olan Ensâr’ı birbirine kardeş
yaptı. Bu iki şehrin Müslümanlarını birbirine kaynaştırdıktan
sonra da bunlarla el ele vererek Medine şehrinin merkezine bir
mescid (câmi) yapmaya başladı. Medine’ye hicret ettiğinde
devesinin çöktüğü arsayı sahiplerinden parasını vererek aldığı
ve bu arsa üzerinde başlattığı câmi inşaatını kısa zamanda,
altı veya yedi ay içerisinde bitirdi. Câminin arsasını Hz. Ebû
Bekir on altın vererek almıştı. İnşaatı da Ensâr ve Muhâcir el
ele  vererek yaptı ve bitirdi. Hz. Peygamber’in gelmesi ve
câminin   yapılması ile birlikte Medine şehrine ciddi bir
canlılık geldi.  Bu câminin doğu tarafındaki duvarına bitişik
olarak Hz. Peygamber  Efendimiz’e bir  ev yapıldı.

 



Kuzey duvarına bitişik olarak  öğrencilerin ve misâfirlerin kalabileceği
bir yer (suffa) yapıldı.  Hz. Peygamber’i arayan ve görmek isteyen
O’nu işte burada bulurdu.Câminin yapılmasından sonra  Hz. Cebrâil
aleyhisselam, ezânı getirdi   ve günde beş vakit ezân okunmaya
başlandı. Ezân’ı, Hz. Peygamber Efendimiz’in arzusu üzerine sesi
güzel olan Hz. Bilâl-ı Habeşî okuyordu.Hz. Bilâl, ezân okuyor ve
kâmet getiriyor,Hz. Peygamber de namaz  kıldırıyordu. Artık bu
câmi, Medine’de hayatın ve özellikle dînî hayatın merkezi olmuştu.
Namaz vakti, kadın-erkek, yaşlı-çocuk, herkes câmiye koşuyordu.
Câmide, kadınlar için özel bir yer ayrılmıştı; onlar da gelir
namazlarını kendilerine ayrılan bölümde kılarlardı. Bu câmi günde
beş vakit dolar taşardı.

 



Câmiye gelenler, hem namazlarını kılar hem de Hz. Peygamber’in
sohbetini dinlerlerdi. Her seferinde, Yüce Allah’a ibâdet
etmenin ve din hakkında yeni bilgiler öğrenmenin verdiği mânevî
haz ve lezzetle  evlerine dönerlerdi. Medine câmiinin imâmı
olan Hz. Peygamber, zaman zaman cemâatini takip eder,
gelmeyenleri arayıp sorardı. O zaman cemâate özellikle de
sabah ve yatsı namazlarına gelmeyen kimseler, ancak münâfıklar
ve hasta olanlar arasından çıkardı. Sahâbe-i kirâm
efendilerimizden birisi olan Hz. Übey b. Ka’b radiyâllahu anh
şunları anlatıyor:
“Rasûlullah sallalâhu aleyhi ve sellem bir gün bize sabah
namazını kıldırdı ve: ‘Filân kimse namaza geldi mi?’ diye
sordu. ‘Gelmedi.’ dediler. ‘Filân geldi mi?’ dedi. ‘O da gelmedi.’
dediler.” Bunun üzerine şöyle buyurdu: “İşte bu iki namaz,
münâfıklara ağır gelen namazlardır. Bunlarda ne kadar çok ecir
ve sevap olduğunu bilseydiniz, diz üstü emekleyerek de olsa
cemâate gelirdiniz. Birinci saf, meleklerin safı gibidir.
Ondaki fazileti bilseydiniz ona yarışarak giderdiniz. Bir
kimsenin, diğer bir kimseyle olan namazı, yalnız kıldığı namazdan
daha bereketli ve sevabı daha fazladır. İki kişi ile olan namazı
da, bir kişiyle olan namazından daha bereketli ve üstündür.
Beraber kılanların sayısı ne kadar çok olursa, Allah Teâlâ’nın
o kadar çok hoşuna gider.” ( Ebû Dâvûd, Salât 47)

 




Hz. Peygamber, namazları câmide kılma hususunda ümmetine güzel
bir örnek olmuştur. O, her farz namazı câmide kılardı. Hatta
vefatından önceki en son namazı olan sabah namazını bile
câmide kılmıştı. Bir pazartesi sabahı, çok rahatsız olduğu
için iki kişinin yardımıyla câmiye gelip cemâatle namazını
kılmış, namazdan sonra söylenmesi gerekenleri söylemiş ve
evine dönmüş, kuşluk vakti de vefat etmişti. Hayatı boyunca
da ümmetine câmiye devam etmelerini tavsiye etmişti. Bu
tavsiyelerinden birkaçı şöyledir: “Bir kimsenin cemâatle
kıldığı namazın sevabı, evinde ve çarşı-pazarda kıldığı
namazdan yirmi beş kat daha fazladır. O kimse Abdestini
güzelce alıp, sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide
giderse attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir,
bir hatası  da silinir. Namazını kıldıktan sonra abdestini
bozmadan namaz kıldığı yerde kaldığı müddetçe, melekler
ona: ‘Allah’ım! Ona rahmetinle muâmele et, ona acı!’ diyerek
duâ etmeye devam ederler. O kimse namazı bellediği sürece
namazda imiş gibidir.” (Buhârî, Ezân 30; Müslim Mesâcid 272)

 




“Bir köy veya kırda üç kişi birlikte bulunur da namazı
aralarında cemâatle kılmazlarsa, şeytan onları kuşatıp yener.
Şu halde cemâate devam ediniz. Muhakkak ki, sürüden ayrılan
koyunu kurt yer.” (Ebû Dâvûd, Salât 46; Nesâî, İmâmet 48)
“Namazdan dolayı insanların en büyük ecre nâil olanı, derece
derece uzaktan yürüyüp gelenleridir. İmâm ile berâber kılayım
diye namazı  bulamıyorum.” buyurarak izin vermemişti.
(Ebû Dâvûd, Salât 47) Konuyu Hz. Peygamber efendimizin
sahâbilerinden  biri olan Abdullah b-Mes’ud’un sözleri ile
bitirelim: “Yarın, Yüce Allah’ın huzuruna müslüman olarak
kavuşmak isteyen kimse, şu namazlara ezân okunan yerde devam
etsin. Şüphesiz ki Yüce Allah, sizin peygamberinize hidâyet
yollarını açıklamıştır. Bu namazlar da hidâyet yollarındandır.
Şayet, siz de cemâati terk edip namazı evinde kılan şu adam
gibi namazlarınızı evinizde kılacak olursanız, peygamberimizin
sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberimizin sünnetini
terk ederseniz sapıklığa düşmüş olursunuz. Vallâhi ben,
nifâkı bilinen bir münâfıktan başka namazdan geri
kalanımız olmadığını görmüşümdür. Yüce Allah’a yemin ederim
ki, bir adam, iki kişi arasında sallanarak namaza getirilir
ve safa durdurulurdu.” (Müslim, Mesâcid 256-257; Ebû Dâvûd,
Salât 46)

 




Sahâbî Abdullah b. Mes’ûd, Hz. Peygamber Efendimiz’in zamanında
münâfıklardan başka hiç kimsenin cemâatten geri kalmadıklarını
açıkça belirtmektedir. Bazı rivâyetlerde câmiye gelemeyecek
derecede hasta olanların da bu istisnâya ilâve edildiğini
görüyoruz. Birilerinin yardımıyla getirilip câmide safa dahil
edilen hasta kişilerin bile olduğunu yine bir rivâyetten
öğreniyoruz. Bunları esas alan âlimlerimiz, cemâate devam
etmek uğruna birtakım güçlüklere ve zorluklara katlanmak
gerektiğini, şayet hastalık yürümeye engel teşkil ediyorsa veya
hasta olduğu halde bir vasıta ile cemâate gelme imkânı
bulunursa câmiye gitmenin büyük sevap olduğunu belirtmişler
ve müslümanları bu yönde teşvik etmişlerdir. Her sabah evinden
çıkıp işine koşan, her gün çocuklarını okula götürüp ve getiren,
her hafta sonu bir yerlere gitmek için epeyce yol kateden
müslümanlar, câminin yolunu ne zaman bulacaklar? Allah’ın evi
olan câmilerimize gereken ilgiyi ne zaman göstereceğiz.
Şunu iyi bilelim ki, İslâm’da en büyük ibâdet namaz, en güzel
namaz da câmilerde cemâatle kılınan namazdır.
 

Öyle ise haydin câmiye!