Hz. Enes'in Allah'a Verdiği Sözde Durması

e-Posta Yazdır PDF


Hz. Peygamber efendimize hizmeti ile tanınan ve en çok hadîs rivâyet eden sahâbîlerden biri de Hz. Enes b. Mâlik’dir. Hz. Enes, hicretten on yıl önce Medine’de doğdu. Babasının adı Mâlik, annesinin adı da Rümeysa (künyesi: Ümmü Süleym)’dır. İslâm’ın Medîne’ye yayıldığı yıllarda Şam’da vefat eden Mâlik, İslâm ile müşerref olamadı. Eşini kaybeden Rümeysa, yeni Müslüman olan Ebû Talha ile evlendi. Enes’in annesi Rümeysa (Ümmü Süleym), kardeşi Berâ b. Mâlik, teyzesi Ümmü Haram, üvey babası Ebû Talha ve amcası Enes b. Nadr tanınmış sahâbîlerdendir. Hz. Peygamber efendimiz, Medîne’ye hicret ettiği zaman henüz on yaşında, okur, yazar ve zeki bir çocuk olan Enes’i annesi veya üvey babası, Hz. Peygamber’in hizmetine verdi. Enes de Hz. Peygamber’in vefatına kadar on yıl onun hizmetinde bulundu. Akşam annesinin yanında kalır, gündüzleri Hz. Peygamber efendimizle birlikte olurdu. Enes b. Mâlik, Hz. Peygamber’in Medîne yıllarını,  onunla birlikte katıldığı savaşları ve seyahatleri en güzel şekilde anlatanlardan biridir. Yaşadığı ve şâhit olduğu bütün olayları, sanki sesli ve görüntülü kameraya almış gibi anlatmaktadır. 

Hz. Enes’in aynı adı taşıyan bir de amcası vardı. Daha doğrusu amcası hayattayken onun adını kendisine vermişlerdi. Amcası Enes b. Nadr, Bedir savaşına katılamamıştı. Bedir savaşına katılamadığı için duyduğu üzüntüyü Hz. Peygamber’in huzurunda dile getiren Enes b. Nadr, müşriklerle yapılacak ilk savaşta kendini göstereceğini söyledi. Bedir savaşından bir yıl sonra cereyan eden Uhud savaşına katıldı. Bu savaşta Müslümanların bozguna uğraması ağırına gittiği için onların bu hallerinden dolayı Yüce Allah’tan bağışlanma diledi ve müşriklerin Hz. Peygamber’e karşı saygısız tutumları sebebiyle de Allah’a sığındı. Ardından kılıcını eline alarak savaş meydanına doğru ilerlerken bozguna uğrayan sahâbîlerden Sa’d b. Muâz’a rastladı ve ona cennetin kokusunu Uhud tarafından aldığını söyleyerek geri dönmesini tavsiye etti. Daha sonra Hz. Ömer ve Hz. Talha’nın da aralarında bulunduğu bir grubun Hz. Peygamber’in vefat ettiğini ileri sürüp bir köşede çaresiz bir şekilde oturduklarını görünce onlara Hz. Peygamber, neyin uğrunda öldüyse aynı şey uğrunda ölmek gerektiğini söyleyerek kendilerini toparlamalarına vesile oldu. Düşmanla kahramanca çarpışan Enes b. Nadr, müşriklerden Süfyan b. Uveyf tarafından şehîd edildi. Savaştan sonra bu olayı Hz. Peygamber’e anlatan Sa’d b. Muâz, onun gibi yiğitlik gösteremediğini îtirâf etti. Müşrikler tarafından burnu, kulakları ve çeşitli organları kesilen Enes’in vücudunda seksenden fazla yara bulunduğu görüldü. Hiç kimse, onun mübârek cesedini tanıyamadı ve teşhîs edemedi. Uhud savaşında olup bitenleri duyup savaş meydanına koşan kadın sahâbîlerden biri olan kız kardeşi Rübeyyi, onu güçlükle tanıyabildi ve cesedin ona ait olduğunu tespit edebildi. Asr-ı Saâdet’te gördüklerini ve duyduklarını bize nakleden Hz. Enes b. Mâlik, amcası Enes b. Nadr’ın bu kahramanlığını şöyle anlatır: “Amcam Enes b. Nadr, Bedir savaşında Medîne’den uzakta bulunduğu için savaşa katılamamıştı. 

Bu ilk savaşa katılamayışı kendisine çok ağır gelmiş ve Hz. Peygamber’e şöyle demişti: “Ey Allah’ın elçisi! Müşriklerle yaptığın ilk savaşta uzakta bulunduğum için katılamadım. Yemîn olsun, eğer bundan sonra yapılacak savaşta Yüce Allah, bana seninle birlikte bulunma fırsatı verirse, müşriklere neler yapacağımı Yüce Allah herkese gösterecektir.” Bundan başka bir söz söylemekten de çekindi. Uhud savaşı olunca amcam da Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte savaşa katıldı. Savaşın en çetin bir anında Ensar’ın liderlerinden Sa’d b. Muâz ile karşılaştı ve ona künyesi ile hitap ederek: 

“Ey Ebû Amr! Nereye gidiyorsun? İşte ben, Allah yolunda Uhud taraflarından cennetin kokusunu duyuyorum ve tekrar çarpışmaya gidiyorum” dedi ve tekrar savaş meydanına atıldı. Şehid oluncaya kadar müşriklerle savaştı. Savaş bittikten sonra vücudunda kılıç darbesi, mızrak darbesi ve ok yarası olmak üzere seksen küsûr yara tespit edildi. Onun kız kardeşi ve aynı zamanda benim halam olan Rübeyyi bint Nadr dedi ki: “Ben, kardeşimi ancak parmak uçlarından tanıdım.” Enes b. Mâlik, sözlerine devamla der ki: “Kurân- ı Kerîm’deki şu âyet-i kerîme amcam Enes b. Nadr ve kendisi gibi şehîd olan arkadaşları hakkında nâzil oldu: “Müminlerden öyle yiğitler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde samimi olarak durmuşlardır. Kimi bu uğurda canını verdi, kimi de (şehidliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (el- Ahzâb sûresi, 33/23) Hz. Enes, sözlerine devamla der ki: “Ashâbı kiram da bu âyet-i kerîmenin amcam Enes b. Nadr ve onun gibi şehid olanlar hakkında nazil olduğunu söylerler.” 

Müslümana yakışan, verdiği sözde durmaktır. Hele kendisine söz verilen Yüce Allah olursa, o zaman verilen sözde durmaktan başka hiçbir yol ve hiçbir alternatif yoktur. Yüce Allah’a söz veren herkesin, Enes b. Nadr gibi sözünde durması gerekir. Benim bildiğim kadarıyla bütün insanlar, âlem-i ervahta Yüce Allah’a söz vermişlerdi. 

Şimdi sizi ervâh-ı ezelde verdiğiniz sözü tutmaya dâvet ediyorum. Yukarıda geçen âyet-i kerîmeye mâsadak olmaya, açıkçası adam gibi adam olmaya dâvet ediyorum.