Yeni Evlenecek Gençlere Tavsiyelerim

e-Posta Yazdır PDF


Yüce Allah, insanlığı bir erkek ve bir kadından yaratmıştır. Hz. Âdem, (a.s) hepimizin babası; Hz. Havvâ da hepimizin annesidir. İnsanlık, bu ikisinin evlenmesi neticesinde çoğalmıştır. Evlilik ilk insanla birlikte var olan tabiî ve kutsal bir kurumdur. Evlenmekten maksat, ana ve baba olup çocuk yetiştirmektir. Her baba,
kendi çocukları için bir Âdem; her anne de kendi çocukları için bir Havvâ’dır. Evlilik, Yüce Allah’ın emri1, bütün peygamberlerin ve özellikle de Hz. Peygamber efendimizin sünnetidir.2
Evlilik neticesinde kurulan âile yuvası,
cennet köşelerinden bir köşedir. Bu
köşede yetişen çocuklar da kuş gibi
hafif ve gül gibi sevimlidir. Kurulan âile
yuvalarının cennet köşelerinden bir
köşe veya cennet bahçelerinden bir
bahçe olabilmesi için âile yuvasını kuran
beylere ve hanımlara bir takım görevler
ve sorumluluklar düşmektedir.
Biz, bu yazımızda evlenmek üzere
olan gençlere veya evlenmiş olan beylere
ve hanımlara biraz nasîhat edeceğiz.
Okuyucularımız da bu nasîhatlara
kulak verirlerse kendileri için iyi
olur diye düşünüyorum. Nasîhatlarımızı
anlaşılır bir şekilde, bir beyefendiye
bir de hanımefendiye yaparak yazımızı
devam ettireceğiz inşâallah.
Önce beyefendiden başlıyoruz:
Beyefendi oğlum!
Evlendiğin gelin hanımın büyümesinde
ve yetişmesinde senin hiçbir
katkın ve zahmetin olmadı. Babasının
ocağında ve annesinin kucağında bir
gül gibi yetişen ve evlilik çağına gelen
hanımına Yüce Allah’ın izni ile yani nikâh
ile sahip oldun. Aranızda gerçekleşen
nikâh akdi ile bu kızcağız senin
hanımın oldu. Babasının evinde ve annesinin
elinde sana böyle bir hanım
yetiştiren Yüce Allah’a hamdetmeyecek
misin? Güzel bir âile yuvası kurabilmen
için sana bir hanım lütfeden
Yüce Allah’a hayat boyu secde etmeyecek
misin? Evinde, işyerinde ve bütün hayatında onun emirlerini yerine getirip yasaklarından
kaçmayacak mısın? Ben, sana bunca nimetleri
veren Yüce Allah’ı görüyor gibi O’na inanmanı
ve seni senden daha iyi düşünen yüce
Allah’tan gelen her emre değer vermeni, O’nun bütün
yasaklarından kaçınmanı tavsiye ederim.
Hanımefendi kızım!
Evliliğe adım attığın gün, doğup büyüdüğün
baba ocağını ve anne kucağını terk etmiş; eşinin
evine taşınmış oluyorsun. Şöyle de diyebiliriz: Şimdiye
kadar yanlarında geçici olarak kaldığın annenin
ve babanın evinden ayrılıyor ve yaptığın evlilikle
kendi evine taşınıyorsun. Eşinin evi, senin evindir.
Sana, geldiğin bu yeni eve yani senin asıl evine
“Hoş geldin!” diyor ve şunu hatırlatıyorum:
“Kızım! Sen, geldiğin bu evde anneni ve babanı
temsil edeceksin. Eşinin âilesinin yanında annenin
ve babanın temsilcisi olacaksın. Sana, anneni
ve babanı iyi temsil etmeni tavsiye ederim.”
Eşin ve eşinin âilesi: “Gelin hanım! Seni yetiştiren
anadan ve babadan Allah râzı olsun! Annen, baban
nûr içinde yatsınlar! Makamları ve mekânları cennet
olsun!” derlerse; sen, anneni ve babanı iyi temsil
etmiş olursun.
Hanımefendi kızım!
Sen evleninceye kadar bulunduğun çevrede
“falanca beyefendinin veya falanca hanımefendinin
kızı” olarak biliniyor ve tanınıyordun. Evlendikten
sonra da “falanca beyin hanımı” olarak tanınacaksın.
Sana eşini de iyi temsil etmeni tavsiye ederim.
Bilmiş ol ki, siz hanımlar, annelerinizi, babalarınızı
ve eşlerinizi temsil etmektesiniz. Her iki tarafı da iyi
temsil etmeni tavsiye eder ve bu konuda sana bol
bol duâ ederim. Rabbim yardımcın olsun! Allah
utandırmasın! (Âmin)
Beyefendi oğlum!
Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de: “Erkekler, kadınların
koruyup kollayıcılarıdır.”3 buyurarak, erkeğe
âile içinde idârecilik görevi vermiştir. Yani dinimize
göre evin reîsi erkektir. Bu sebepten dolayı
evin her türlü idâresi ve masrafı erkeğe aittir. Âyette
geçen “kavvâm” kelimesi, “koruyup kollayıcı” olarak
tercüme edilmiştir. Yüce Allah tarafından erkeklere
koruyup kollama görevinin verilmiş olması, iki cins
arasında bir eşitsizlik gözetilmiş olmasından değil;
erkeklerin güç, kuvvet ve fizikî yaratılış bakımından
farklı bir yapıya sahip bulunmalarındandır. Bu durum,
kadını erkekten aşağı bir konuma düşürmez;
sâdece erkeklere, âilenin geçimini ve yönetimini
sağlamak gibi ağır bir sorumluluk yükler. Buna göre
hanımını ve çocuklarını en güzel şekilde geçindirmek
senin asıl görevindir. Yaşadığın bölgenin hayat
şartlarına uygun bir biçimde ve en güzel şekilde
onları geçindireceksin. Hanımına geçim sıkıntısı
çektirmeyecek, çocuklarını başkalarının eline baktırmayacaksın.
Senin en güzel ve en hayırlı paran,
eşine ve çocuklarına harcadığın paradır. Çünkü
Sevgili Peygamberimiz, kocaların hanımları için
harcadığını sadaka olarak nitelendirmiş ve Sa’d b.
Ebî Vakkâs’a nasîhat ederken şöyle buyurmuştur:
“Allah rızâsını düşünerek yaptığın harcamalara,
hatta yemek yerken eşinin ağzına koyduğun
lokmalara varıncaya kadar hepsinin mükâfâtını
alacaksın.”4 Beyefendi oğlum! Sen, evine harcama
yaparken sadaka vermiş gibi sevap kazanıyorsun.
Bunu bilmeni isterim.
Hanımefendi kızım!
Sen de tutumlu olacaksın. Kocanın malını ve
eve getirdiklerini har vurup harman savurmayacaksın.
Bileceksin ki, “Yuvayı dişi kuş yapar.” Evet,
bizim böyle bir atasözümüz var, değil mi? Atalarımız
ne kadar da doğru söylemişler. Gerçekten, yuvayı
dişi kuş yapar. Bir de “İşten artmaz, dişten artar.”
demişler. Yani yapılan işlerden ne kadar çok
para kazanılırsa kazanılsın, kazanılan para ölçülü
harcanırsa artar, demek istemişler. Bizim milletimizin
bu konuda çok güzel atasözleri vardır. Bunlardan birkaçı şöyledir: “Sakla samanı gelir zamanı.”
“Ak akçe kara gün içindir.”
Evet, hanımefendi kızım! Güzel günlerinde
ve geniş günlerinde biriktirecek ve saklayacaksın ki,
bu biriktirdiklerin dar gününde eline gelsin. Rabbim,
hiç kimseye dar gün göstermesin; sana da bana da
göstermesin. Ama kızım! Bilmiş ol ki, biz insanız. İnsanın
başına her türlü sıkıntı gelebilir. “Düşüp kalkmayan
bir Allah’tır.” diye bir atasözümüz var bizim,
değil mi? Ne kadar doğru bir söz! Çünkü insan, yıkılır
ve düşer. Biz de insan olduğumuza göre biz de
bir gün yıkılır ve düşebiliriz. Düştüğümüz zaman
bizi ayağa kaldıracak bir birikimimizin olması lazım
gelir, diyor ve seni devamlı dibine, köşene, sandığına,
hesabına bir şeyler atarak biriktirmeye dâvet
ediyorum. Böyle yaparsan hem ölçülü yaşar hem
de ileride rahat edersin.
Beyefendi oğlum!
Sana, evine bağlı olmanı tavsiye ederim.
Evine, eşine ve çocuklarına bağlı ve onları çok seven
bir âile reisi olmanı tavsiye ederim. Sen ya
işte, ya evde veya câmide olmalısın. Bu üç mekân
arasında gidip gelmelisin. İşine değer veren ve iyi
çalışan, evine bağlı ve ev halkını seven, câmiye ve
cemaate devam eden ve İslâmî hizmetlere koşuşturan
bir er kişi olarak yaşamanı tavsiye ederim. Bu
üç mekânın dışındaki yerlere uğramamalısın. Uğrarsan
kendine ve âilene yazık edersin. Özellikle
yemek saatlerinde evinde olmalısın. İş îcâbı öğle
yemeğine gelemiyorsan hiç olmazsa sabah kahvaltısı
ve akşam yemeğinde evde bulunmalısın.
Hem biliyor musun? Senin yediğin en güzel ve en
lezzetli yemek, evinde eşinle ve çocuklarınla birlikte
yediğin yemektir. Bilmiş ol ki, evde yediğin kuru ekmek
dışarıda yediğin dönerden, kebaptan, baklavadan
ve her türlü yemekten daha lezzetlidir.
Evet, beyefendi oğlum! Evlenmek demek, hanımın
ve çocukların sorumluluğunu üstlenmek demektir.
Onlara çok vakit ayıracak ve onlarla çok ilgileneceksin.
Özellikle çocuklarınla çok ilgilenecek
ve onları geleceğe hazırlayacaksın. Bazı erkekler,
evlerini otel ve lokanta olarak kullanıyorlar. Yani
karınları acıktığı zaman evlerine gidiyorlar, bir de
gece yatmak için gidiyorlar. Böyle bir erkek olmak
ne kadar kötü, değil mi? Umuyorum ki, sen böyle
olmayacaksın. Seni, evini her şeyin üstünde tutan
sorumlu bir ev reîsi olmaya dâvet ediyorum.
Hanımefendi kızım!
Bilmiş ol ki, erkeği eve bağlayan hanımdır, hanımın
ilgisi ve becerisidir. Hanımın, eşinin kendisi ile ilgilenmesini istediği kadar, erkek de hanımının
ilgisini ve alakasını bekler. Bu sebepten dolayı bütün
hanımların, güler yüzlü ve tatlı dilli olması gerekir.
Erkeği ile ilgilenmesi ve kendini sevdirmesi
gerekir. Bak bu konuda sana bir-iki tavsiyede bulunacağım
bunları yerine getir.
Kızım! Her sabah eşini duâ ile uğurla. Yolcu
ederken ona şöyle duâ et: “Allahım! Benim eşimi ve
bütün müminleri koru. Sağ ve selâmet evine döndür.
Onu başımızdan eksik etme. Kendisine uzun
ve bereketli ömür ver. Öldükten sonra bizi cennette
bir araya getir.” Sen her sabah içten ve gönülden
böyle duâ edersen, Yüce Allah senin duânı
elbette kabul eder. Hem biliyor musun? Yüce Allah,
samîmî ve içten yapılan duâların hepsini kabul
eder.5 Sana, eşin ve çocukların için devamlı duâ etmeni
tavsiye ederim. Bir de onlara karşı çok nâzik,
ince ve kibar olmanı tavsiye ederim. Özellikle çocuklarına
karşı tatlı dilli olman için yalvarırım sana.
Sakın, onlara kötü bir söz söyleme; bedduâ etme.
Beni dinlemez de onlara kötü sözler söyler ve bedduâ
edersen sonunda ağlayan sen olursun. Çünkü
Yüce Allah, siz kadınların ve özellikle de siz annelerin
hem duâlarınızı hem de bedduâlarınızı kabul
eder. Ben, sana diyorum ki, ağzı duâlı ol! Beni
kırma, e mi? Nasîhatlarımı tut ve sözümü dinle.

İnan ki, ben senin iyiliğin için konuşuyorum. Kurduğun
yuvanın cennet köşelerinden bir köşe olması
için çalışıyorum. Beni anla ve bana kulak ver!
Ne demiştik? Sabahleyin eşin evden çıkarken
onu duâ ile uğurla, demiştik. Buna ilâve olarak, akşam
eve geldiğinde de güler yüzle karşıla, diyoruz.
Hanımefendi kızım, siz kadınlara iki şey hiç yakışmaz.
Bunlardan biri kötü söz, diğeri de asık surat.
Benim sana tavsiyem odur ki, her zaman güler
yüzlü olasın. Hele eşine karşı hiç surat asma,
dâima güler yüzlü ol. Akşam eve geldiğinde onu güler
yüzle ve tatlı dille karşıla. Eşin, akşama kadar
senin için ve çocukların için çalışıp yoruluyor. O,
eve geldiğinde senin güler yüzünü görür ve tatlı dilini
dinlerse bütün yorgunluğunu unutur. Eğer onu,
asık surat ve ekşi bir yüzle karşılarsan yorgun adamın
bütün dünyası yıkılır. Bu böyle devam ederse
eşin, işten çıktıktan sonra eve gelmek istemez;
kahveye, kumarhaneye ve daha başka kötü yerlere
takılır. O zaman da sana ve çocuklarına yazık olur.
Ben, sana ve çocuklarına yazık olmasını istemiyorum.
Bunun için çırpınıyorum. Artık bundan sonra
sen de, eşini her sabah duâ ile uğurlayacak ve akşam
da güler yüzle karşılayacaksın, değil mi benim
güzel kızım? Bizim peygamberimizin, tatlı dilli ve
güler yüzlü olma konusundaki sözlerini hatırlatayım
sana:
“Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi
(tabiî ve doğal) bir iyiliği bile sakın küçük
görme!”6
“Din kardeşine karşı güler yüzlü olman
sadakadır.”7
“Yarım hurma vermek sûretiyle de olsa
kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz. O
kadarını da bulamayanlar, güzel bir sözle olsun
kendilerini korusunlar.”8
“Güzel söz, sadakadır.”9
Beyefendi oğlum!
Şimdi sen beni iyi dinle! Evlilik, insanın akraba
çevresini daraltan değil, genişleten bir kurumdur.
Evlilikle yeni akrabalar edinirsin. Bu yeni akrabalar
senin için güç kaynağıdır. Sana güç kaynağı olan
bu insanlarla iyi geçinmeni, senden büyük olanlara
saygı, küçük olanlara da sevgi göstermeni tavsiye
ederim. Eşinin babası, senin baban yerinde; annesi
de annen yerindedir. Babana saygı ve hürmet gösterdiğin
gibi kayınpederine de saygı ve hürmet göstereceksin.
Anneni saydığın kadar da kayınvâlideni
sayacaksın. Kayınbirâderlerin kardeşin, baldızların
da bacılarındır. Onların çocukları da senin yeğenlerindir.
Eşinin yakınlarını kendi yakınların gibi göreceksin.
Herkese lâyık olduğu değeri verecek ve
hepsi ile ilgiyi devam ettireceksin. Herkesi lâyık olduğu
makama oturtacaksın. Yalnız, öz annenin
makamının herkesin makamından üstün olduğunu
bileceksin. Yani senin en çok hürmet edeceğin ve
saygı duyacağın insanın annen olduğunu bileceksin.
Beyefendi oğlum! Bilmiş ol ki, annenin yerini hiç
kimse tutamaz.
“Anne başta tâc imiş
Her derde ilâc imiş
Bir evlâd pîr olsa da
Anneye muhtâc imiş.”
sözü boşuna söylenmemiş. “Ağlarsa anam ağlar,
gayrısı yalan ağlar.” sözü de ne kadar doğru bir
söz, değil mi? “Ana gibi yâr olmaz, Bağdat gibi diyâr
olmaz” sözünü de unutmayalım.
Yani demek istiyorum ki, annen ile kayınvâlideni
birbirine karıştırma. Kayınvâlidene hürmet et,
ama onu annenin makamına oturtma. Böyle yaparsan
anneni darıltmış olursun. Annesini darıltanın
da bu dünyada da öbür dünyada da hali perişandır.
Perişan olmak istemiyorsan anneni el üstünde tut;
onun sözünden çıkma.
Hanımefendi kızım!
Şimdi sen dinle! Sen, evleninceye kadar annenin
ve babanın sözünden dışarı çıkamazdın ya,
şimdi de eşinin sözünden dışarı çıkmayacaksın.10
Evlendikten sonra, annenin ve babanın senin evine
karışma haklarının olmadığını bilmeni isterim. Böyle
söylememden, annene ve babana hürmet etmeyeceksin
ve onları dinlemeyeceksin manasını çıkarmazsın,
herhalde. Ben demek istiyorum ki, evlendikten
sonra kocan senin her şeyindir. Sen
hayatını artık onunla paylaşıyorsun. Her derdini ve
sıkıntını ona açacaksın. Onunla istişare edecek ve
onu dinleyeceksin. Bilmiş ol ki, o senin kötülüğünü
ve zararını istemez. Ona saygı duy ve onu sev; onu
anlamaya çalış. Onu, kendi annesine ve senin annene
şikâyet etme; hiç kimseye şikâyet etme. Sıkıntılarınızı
birlikte çözmenin yollarını arayın. Derdinize
siz çâre olun. Çâreyi kendinizde arayın.
Hanımefendi kızım! Bu dünyada senin, sözünü ilk
dinleyeceğin ve saygı duyacağın insan eşin; eşinin
de ilk önce saygı duyacağı ve sözünden çıkmayacağı
insan annesidir. Sana, eşinin annesine yani
kayınvâlidene saygı göstermeni tavsiye ederim.
Sen onun annesine saygı duy ki, o da senin annene
saygı duysun. Kayınvâlideni bir öğretmen ve tecrübeli
bir anne olarak görmeni isterim. Onun bilgi,
görgü ve tecrübelerinden faydalanman seni hayata iyice hazırlar. Unutma ki, kayınvâlideni bir yük olarak
görürsen gün geçtikçe yükün artar; bir öğretmen
olarak görürsen her gün ondan bir şeyler öğrenirsin.
Yine bilmiş ol ki, kayınvâliden senin
çocuklarına senden daha iyi bakar. Onları en güzel
şekilde besler ve büyütür. Beşikte olan çocuklarına
ninniler söyler, büyümekte olanlarına masallar ve
hikâyeler anlatır. Biliyor musun, çocuklar geçmişi ve
geçmişle ilgili hâtıraları dedelerinden ve ninelerinden
öğrenirler. Onlar, dedelerine ve ninelerine çok
düşkündürler; dedeleri ve nineleri de torunlarını
çok severler. Yalvarırım size, bu ilgiyi koparmayın;
bu bağı kesmeyin.
Beyefendi oğlum!
Şunu bilmiş ol ki, Hazreti Peygamber ve onun
yolunu takip eden seçkin Müslümanlar, hanımlarını
hiç dövmemiş ve onlara bir fiske bile vurmamışlardır.
Onların yollarını takip eden bizler de, eşlerimizi
dövmemeli ve incitmemeliyiz. Kadın dövülmez yavrum.
Çünkü kadın anadır; analar da dövülmez.
Anaların eli öpülür. Analar, çocuk yetiştirdiklerinden
dolayı cennet onların ayakları altındadır. Eşinin
yanlışları ve hatâları varsa nasîhat edersin, anlatırsın,
öğretirsin ve yetiştirirsin. Kadını dövmek er kişinin
kârı değildir. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de
şöyle buyurur:
“Hanımlarınızla iyi geçinin.”11
“İyi hanımlar itaatli olanlardır. Allah, onların
haklarını nasıl koruduysa; onlar da erkeklerinin
haklarını öylece korurlar. Baş kaldırmalarından
korktuğunuz hanımlara önce öğüt verin.
Vazgeçmezlerse, kendilerini yataklarında yalnız
bırakın. Yine yola gelmezlerse (hafifçe) dövün.
Eğer size itaat ederlerse, onların aleyhine
başka bir yol aramayın.”12
Beyefendi oğlum!
Biz müminler için her işimizde ve hayatımızın
her ânında uyulması gereken en güzel örnek Hz.
Peygamber’dir. Kur’ân-ı Kerîm’i en iyi anlayan ve
İslâm’ı en güzel yaşayan O’dur. Bu âyet-i kerîmeyi
en iyi anlayan da şüphesiz ki O’dur. Kesin olarak biliyoruz
ki O, ömründe bir defa olsun elini kaldırıp eşlerinden
herhangi birine vurmamıştır. Eşleri ile çok
iyi geçinmiş ve ümmetine de bunu tavsiye etmiştir.
Vedâ hutbesinde ve vefâtından önceki rahatsızlık
günlerinde ashâbına ve dolayısıyla ümmetine son
tavsiyelerini yaparken, erkeklere kadınların haklarını
korumalarını tavsiye etmiş ve bu konuda Allah’tan
korkmaları gerektiğini de özellikle vurgulamıştır.
Sevgili peygamberimizin bu konudaki hadîs-i
şeriflerinden bir kaçı şöyledir:

“Müminlerin îmân bakımından en mükemmeli,
huyu en iyi olanıdır. Sizin en hayırlınız da
hanımlarına karşı en hayırlı olanlarınızdır.”13
“Ashâbım! Hanımlarınıza iyi davranmanızı
tavsiye ederim. Vasiyyetimi tutunuz. Biliniz ki
onlar, sizin idârenize ve himâyenize verilmişlerdir.
Kesin olarak bildiğiniz bir ahlâksızlık yapmadıkları
takdirde, onlar üzerinde zorbalık kurmaya
hakkınız yoktur. Eğer ahlâk dışı bir hareket
yaparlarsa, onları yataklarında yalnız
bırakın. Bir yerlerini incitmeyecek şekilde (hafifçe)
dövün. Şayet size itaat ederlerse, artık
onlara zarar verecek bir şey yapmayın.
Şunu bilin ki, sizin kadınlar üzerinde haklarınız
olduğu gibi onların da sizin üzerinizde
hakları vardır.
Sizin onlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı
yabancılardan korumaları, istemediğiniz kimseleri
evinize almamalarıdır.
Onların sizin üzerinizdeki hakları ise, giyim-
kuşam ve yeme-içme konularında kendilerine
iyi imkânlar sağlamanızdır.”14
“Mümin bir kimse eşine kin beslemesin.
Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu
beğenir.”15
Eşlerinden dayak yiyen birçok hanım, durumların
Hz. Peygamber’in eşlerine arz ettiler. Hz.
Peygamber de şöyle buyurdu: “Birçok kadın Muhammed
âilesine gelerek kocalarını şikâyet ediyorlar.
Hanımlarını döven o kimseler, sizin hayırlınız
değildir.”16
Hz. Peygamber, eşlerini döven erkekleri azarlıyor
ve şöyle buyuruyor: “Sizden biriniz, eşini
köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de
akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.”17
Beyefendi oğlum!
Yukarıdaki âyet-i kerîmede ve hadîs-i şerîfte
geçen “onları (hafifçe) dövün” sözünü şöyle anlamalıyız:
Kadının, evlilik sorumluluklarını yerine getirmemek,
kocasının haklarını gözetmemek, onun
kişilik ve onurunu zedeleyici tavırlar sergilemek
veya iffet ve nâmûsunu tehlikeye sürükleyebilecek
durumlara düşmek gibi olumsuz davranışlara girmesi
halinde, âile yuvasının devamını sağlamaktan
birinci derecede sorumlu olan kocanın, içine düştüğü
mecbûriyetten dolayı bazı tedbirlere başvurması elbette doğaldır, tabiîdir. Bu tedbirler, zaman,
mekân, sosyal şartlar ve muhâtaba göre farklılık
gösterebilir. Âyette ve hadîste son seçenek olarak
zikredilen dövme meselesi de çok istisnâî bir tedbirdir.
Böyle bir tedbirin fayda getirmeyeceği, tam
tersine zarar getireceği bilinen durumlarda, İslâm
âlimleri, kesinlikle bu seçeneğe başvurulmaması
konusunda söz birliği etmişlerdir.
Beyefendi oğlum ve hanımefendi kızım!
Sizin her ikinize de, misâfirlerinizi güler yüzle
karşılamanızı, onlara bolca ikrâmlarda bulunmanızı
ve onları iyi bir şekilde ağırlamanızı tavsiye ederim.
Çocuklarınıza da misâfir karşılamayı ve onlara hizmet
etmeyi öğretin. Kızınız bayan misâfirlerle, oğlunuz
da erkek misâfirlerle ilgilenmeyi ve onlarla
sohbet etmeyi öğrensin. Beyefendi oğlum! Sen,
eşin tarafından gelen misâfirlere çok yakınlık göster
ve onlarla çok yakından ilgilen ki, eşin de senin
tarafından gelen misâfirlerle daha yakından ilgilensin
ve onlara senden daha çok hizmet etsin.
Her ikiniz de bilmiş olun ki, misâfiri bol olan evlerin
bereketi de bol olur. Misâfir ağırlamanın ne kadar
güzel bir iş olduğunu daha iyi anlamak için hep birlikte
Hz. Peygamber efendimize kulak verelim ve
onu can kulağı ile iyi dinleyelim. Bakınız! O yüce
peygamber ne buyuruyor:
“Allah’a ve âhiret gününe îmân eden
kimse misâfirine ikrâm etsin. Allah’a ve âhiret
gününe îmân eden kimse akrabasına iyilik etsin.
Allah’a ve âhiret gününe îmân eden kimse
ya faydalı söz söylesin veya sussun.”18
“…Misâfirlik üç gündür. Misâfiri üç günden
fazla ağırlamak ise sadakadır.”19
Beyefendi oğlum ve hanımefendi kızım!
Sizin her ikinize, komşularınıza da karşı çok
iyi davranmanızı tavsiye ederim. Çünkü, komşularımıza
karşı iyi davranmak bizim hem insânî görevimiz
hem de dînî bir vecîbemizdir. Bu konuda
sevgili peygamberimiz şunları buyurur:
“Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye
edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya
mirasçı kılacak sandım.”20
“ Ey Ebû Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu
çok koy. Sonra da komşularını gözden
geçir ve gerekli gördüklerine güzel bir şekilde
sun!”21
“Yapacağı kötülüklerden komşusu güven
içinde olmayan kimse cennete giremez.”22

“Ey müslüman kadınlar! Komşu hanımlar
birbiriyle hediyeleşmeyi küçümsemesin! Alıp
verdikleri şey basit bir şey olsa bile!”23
“Allah’a ve âhiret gününe îmân eden
kimse komşusunu rahatsız etmesin.”24
“Allah’a ve âhiret gününe îmân eden
kimse komşusuna iyilik etsin.”25
“Yüce Allah’a göre arkadaşların hayırlısı,
arkadaşına faydalı olandır. Yine Yüce Allah’a
göre komşuların hayırlısı, komşusuna faydalı
olandır.”26
Hanımefendi kızım!
Doktorlar her türlü hastalığa çare bulmaya
çalışıyorlar, ama iki hastalık var ki, bunların bir türlü
çaresi bulunamadı. Sana, bu iki hastalığa yakalanmamanı
tavsiye ederim. Bunlardan biri huysuzluk,
diğeri de özenti hastalığıdır. Huysuzluk, yani
geçimsizlik sana yakışmaz. Eşinle ve çevrenle çok
iyi geçinmeni tavsiye ederim. Bizim peygamberimiz
bu konuda şöyle buyurur:

“Sizin en hayırlınız çevresi ile iyi geçinen
ve çevresinin de kendisi ile iyi geçindiği kişidir.”
27
Hanımefendi kızım!
Huysuzluk, sahibini yiyip bitiren bir illettir. Atalarımız
“Keskin sirke küpüne zarar verir” demişler.
Ne kadar da doğru demişler! Gerçekten öyledir.
Huysuz ve geçimsiz insanları hiç kimse sevmez. Bu
gibi insanlar toplum tarafından dışlanır, yalnız kalır
ve rahatsız olurlar. Bu sebepten dolayı ben sana
herkesle iyi geçinmeni tavsiye ederim.
Hanımefendi kızım!
Özenti hastalığı, zoraki başkalarına benzeme
hastalığıdır. Bunun da ilacı ve çaresi yoktur. Bu
hastalığa yakalananlar, başkalarında gördükleri her
şeye heveslenir ve onları taklid ederler. Başkaları
gibi giyinmeye, başkaları gibi yemeye ve içmeye
özenir; kendilerini unuturlar. Bu da çok kötü bir
hastalıktır. Bu hastalığa yakalanan da iflah olmaz.
Başkalarında gördüğün şeylerden dolayı eşini rahatsız
etme. “İlla onlardan ben de isterim” diye
adamı sıkboğaz etme. Ev eşyasının çokluğu ile, giyim-kuşam ile huzur olmaz. Huzur, insanın içindedir.
Başkalarına benzeme hastalığına yakalanan,
huzuru kaybetmiş demektir. Sana, kendin olmayı,
özün olmayı ve kendine benzemeyi tavsiye ederim.
Bak, o zaman nasıl rahat edeceksin!
Beyefendi oğlum!
Biz, bu dünyaya cenneti kazanmak için geldik.
Yüce Allah, bizim hepimizi cennete dâvet ediyor.
Bilmiş ol ki, cennete giden yol dünyadan geçer.
Dünyanın merkezi de evdir.Evini cennet köşelerinden
bir köşe haline getiremeyenlerin öbür dünyada
cennete girmeye hakları yoktur. Evini, sen cennet
köşelerinden bir köşe haline getireceksin. Çünkü,
evin reîsi sensin. Şimdi ben, sana bunun formülünü
vereceğim. İki maddeden ibâret olan bu formüle
iyice kulak verecek ve bunu uygulayarak evini cennet
haline getireceksin. İyi dinliyorsun değil mi?
Formülün birinci maddesi şu: Eşine dünya
güzeli ve cennet hûrisi gözüyle bakacaksın. Yani
her erkek kendi eşini dünya güzeli ve cennet hûrisi
olarak görecek. Bak yavrum! Bütün hanımlar güzeldir.
Hanımlar çiçek gibidir. Çiçeklere bir bak.
Lâle var, sümbül var, menekşe var, papatya var,
daha nice çiçekler var. Bunların birinin rengi güzel,
birinin kokusu güzel, birinin görüntüsü güzel… Yani
hepsi güzel. Hanımlar da böyledir. Üstad Bedîüzzaman
hazretleri: “Güzel bakan güzel görür.” der.
Gerçekten öyledir. Eşine nasıl ve ne niyetle bakarsan
öyle görürsün. Ben, sana diyorum ki, ona
dünya güzeli ve cennet hûrisi olarak bak. Bu gözle
bakarsan Allah da onu sana öyle gösterir. Sen de
eşini daha çok sever ve evine bağlanırsın. Tabiî,
eşine dünya güzeli olarak bakabilmen için gözünü
bütün kadınlara kapatman gerekir. Sana, harama
bakmamanı tavsiye ederim. Harama bakmadan
yaşarsan hem gönlünde hem de evinde huzur bulursun.
Söz dinlemez harama bakarsan bu dünyada
huzursuz olur, öbür dünyada da yanarsın.28 Şunu
bileceksin ki, eşinin dışındaki bütün kadınlar senin
anan, bacın ve kızındır.
Formülün ikinci maddesi de şu: Çocuklarına,
Allah armağanı ve cennet meyvesi olarak bakacaksın.
Evet, çocuklar cennet meyvesidir. Onlar,
evimizin gülüdür; gözümüzün nûrudur. Onlar, bizim
geleceğimizdir, istikbalimizdir. Onları gözümüz gibi
korur, canımızdan daha ileri derecede severiz. Onlar,
evimizin ve hayatımızın neşe kaynağıdır; ağzımın
tadıdır. Bak şimdi yavrum! Bir erkek bu formülün
iki maddesini de uygularsa, onun evi cennet
köşelerinden bir köşe olur. Evi cennet köşelerinden
bir köşe olan erkek, dışarılarda boş vakit geçirmez.
O, ya iştedir, ya câmidedir veya evdedir. Daha çok da evdedir. Çünkü evde onun cennet hûrisi ve
cennet meyveleri vardır. Bunu sağlayan bir erkek,
dinlenmek için tatile çıkmaz, eğlence yerlerine gitmez.
Çünkü onun evi, gidebileceği her yerden daha
güzeldir. Ben, sana işte böyle bir yuva kurmanı
tavsiye ediyorum. Böyle bir yuvan olursa, balığın
suyun içinde rahat ettiği gibi rahat edersin. Böyle bir
yuvan olmazsa, sudan çıkmış balık gibi çırpınır durursun.
Sana ve eşine duâ ediyorum. Rabbim yâr
ve yardımcınız olsun. Allah’ım dünyanızı ve âhiretinizi
mâmur eylesin… (Âmin!)
....................................................................................................................
1 Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de konu ile ilgili olarak şöyle buyurur: “İçinizden bekâr olanları,
kölelerinizden ve câriyelerinizden iyileri (durumu nikâha müsâid olanları) evlendirin.
Eğer (evlendireceğiniz bu kimseler) yoksul iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir.
Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.” (Kur’ân-ı Kerîm, en-Nûr sûresi, 24/32)
2 Rasûlullah (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde konu ile ilgili olarak şöyle buyurur: “Nikâh benim
sünnetimdir. Kim, benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz, çünkü
ben (kıyâmet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Kimin evlenmeye
gücü yeterse evlensin. Evlenme gücü bulamayan da oruca devam etsin. Çünkü
oruç, onun için (harama karşı) bir kalkandır.” (İbn Mâce, Nikâh 1)
Rasûlullah (s.a.v.) bir başka hadîs-i şeriflerinde de şöyle buyurur: “Ey gençler topluluğu!
Sizden kimin evlilik yükümlülüklerine gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı harama
karşı daha fazla koruyucudur. Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin.
Çünkü oruç onun için bir kalkandır.” (Buhârî, Nikâh 2; Müslim, Nikâh 1; Ebû Dâvûd, Nikâh
1; Tirmizî, Nikâh 1)
3 Kur’ân-ı Kerîm, en-Nisâ sûresi, 4/34., 4Buhârî, Nafakât 1; Müslim, Vasiyyet 5., 5 Yüce
Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur: “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana duâ edin ki, duânızı
kabul edeyim.” Kur’ân-ı Kerîm, el-Mü’min (el-Ğâfir) sûresi, 40/60. “Rabbinize yalvara
yakara ve sessizce duâ ediniz Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” Kur’ân-ı Kerîm, el-A’râf
sûresi, 7/55. “Kullarım beni sana sorduklarında, (bilsinler ki) ben onlara çok yakınım. Bana
duâ edenlerin duâlarını kabul ederim.” Kur’ân-ı Kerîm, el-Bakara sûresi, 2/186. “Darda kalanların,
kendisine yalvardıkları zaman duâsını kabul eden ve onları sıkıntıdan kurtaran
kim?”
6 Müslim, Birr 144; Ebû Dâvûd, Libâs 24., 7 Tirmizî, Birr 36., 8 Buhârî, Edeb 34; Müslim,
Zekât 66., 9 Buhârî, Cihâd 128; Müslim, Zekât, 56., 10 Bu konuda Sevgili Peygamberimizin
birçok tavsiyesi vardır. Onlardan birkaçı şöyledir: “Kocasını memnun ederek ölen
kadın cennetliktir.” (Timizî, Rada’ 10; İbn Mâce, Nikâh 4) “Kadınların en hayırlısı, kendisine
baktığın zaman seni sevindiren, emrettiğin zaman sana itaat eden ve senin yokluğunda
kendisini ve senin malını koruyan kadındır.” (Ebû Dâvûd, Zekât 32; İbn Mâce, Nikâh
5) “Kadınların, kocalarıyla iyi geçinip onların hoşnutluğunu kazanmaları, erkeklerin
yaptığı birçok nâfile ibâdete denktir.” (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, VII, 19), 11 Kur’ân-ı Kerîm,
en-Nisâ sûresi, 4/19., 12 Kur’ân-ı Kerîm, en-Nisâ sûresi, 4/34., 13 Tirmizî, Radâ 11. , 14
İbn Mâce, Nikâh 3. , 15 Müslim, Radâ 61., 16 Ebû Dâvûd, Nikâh, 42., 17 Müslim, Cennet
49; İbn Mâce, Nikâh 51. , 18 Buhârî, Edeb 31; Müslim, Îmân 74. , 19 Buhârî, Edeb
31; Müslim, Lukata 14., 20 Buhârî, Edeb 28; Müslim, Birr 140, 21 Müslim, Birr 143, 22 Müslim,
Îmân 73., 23 Buhârî, Hibe 1. , 24 Buhârî, Edeb 31; Müslim, Îmân 74.
25 Müslim, Îmân 77., 26 Tirmizî, Birr 28., 27 Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 400., 28 Yüce
Allah, şöyle buyurur: “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar.” (Kur’ânı
Kerîm, en-Nûr sûresi, 24/30). “Allah, gözlerin hâin bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.”
(Kur’ân-ı Kerîm, el-Mü’min (el-Ğâfir) sûresi, 40/19).