Hz. Ömer’i Beklerken

e-Posta Yazdır PDF

Hz. Peygamber efendimizin dizinin dibinde yetişen her sahâbînin kendine göre öne çıkan bir özelliği vardır. Bütün sahâbîler peygamberimizin her sünnetine sarılmakla birlikte özel olarak bir sünnetini devamlı öne çıkarmışlardır. Dört halife de böyledir; onlar hem sahâbî ve hem de efendimizin halifeleri olarak sünnete daha çok sarılmışlardır. Her birinin ön plana çıkardığı bir özelliği vardır. Onlar, Peygamber efendimizden devraldıkları Yüce İslâm dînini ve İslâm devletini canları gibi muhâfaza ederek kendilerinden sonrakilere devretmişlerdir. Dört halife içerisinde ikinci halife olan Hz. Ömer (r.a.), adâleti ile meşhur olmuştur. Onun adâleti sadece mahkemelerde değil, hayatın her alanında görülür. 


Bilindiği gibi Hz. Ömer, Mekke’de müslüman oldu ve her Mekkeli müslüman gibi o da Medine’ye hicret etti. Mekke hayatında ve Medine hayatında devamlı Hz. Peygamber efendimizin yanında oldu; canı, malı ve âilesi ile İslâm dâvâsına destek verdi. Hz. Peygamber efendimizin vefatından sonra müslümanlar Hz. Ebû Bekir’i halife seçti ve kendisine bîat ettiler. Hz. Ebû Bekir, İslâm devletini iki yıl idâre etti. Hz. Peygamberin vefatından sonra ortaya çıkan problemleri çözdü ve İslâm devletinin topraklarını genişletti. Vefatından önce de Hz. Ömer’i halife olarak tayin etti. Müslümanlar da onun vefatından sonra Hz. Ömer’e bîat ederek halifeliğini kabul ettiler. Hz. Ömer, on yıl devam eden halifeliği sırasında Hz. Peygamberden ve Hz. Ebû Bekir’den öğrendiklerini ve gördüklerini kendi kabiliyeti ile çağının gereklerini de hesaba katarak en güzel şekilde uyguladı.


Hz. Ömer’in devlet başkanlığı zamanında toprakları genişleyen, büyüyen ve güçlenen İslâm devleti iyice zenginleşmiş, hazine iyice dolmuştu. Hz. Ömer bu zenginliği çok iyi değerlendirerek dağıtılması gereken yerlere dağıttı ve adâletini işte burada gösterdi. Ona göre çocuk sahibi olan ve çocuklarını büyüten anneler, toplumun en değerli insanlarıydı. Devlet onlara her türlü desteği vermeliydi. Onları her hangi bir işte çalıştırmadan, onurlarını incitmeden desteklemeliydi. Acaba Hz. Ömer bunu yaptı mı, yapmadı mı? Buyurun, birlikte okuyalım.  


 “Hz. Ömer’in oğlu Abdullah anlatıyor: Bir grup tüccâr, Medine’ye geldiler ve namazgâhta konakladılar. Hz. Ömer, Abdurrahman b. Avf’a: “Olabilecek herhangi bir hırsızlık tehlikesine karşı bu tüccârları beraber bekleyelim mi?” dedi. Abdurrahman b. Avf da, babamın bu teklifini kabul etti ve beklemeye başladılar. Bir yandan da namaz kılıyorlardı. Bir ara Hz. Ömer, bir çocuk ağlaması duydu. Sesin geldiği tarafa doğru gitti. Çocuğu görünce, annesine: “Allah’tan kork ve çocuğuna karşı iyi davran!” dedi ve yerine döndü. Çocuk yine ağlamaya başlayınca, tekrar gitti ve aynı şekilde söyleyip yerine döndü. Sabaha karşı çocuk tekrar ağlamaya başlayınca Hz. Ömer yine gitti ve annesine: “Yazık sana, sen ne kötü bir anneymişsin! Niçin çocuğunu akşamdan beri ağlatıyorsun?” diye çıkıştı. Kadın: “Ey Allah’ın kulu, bu çocuk bu gece beni usandırdı. Sütten kesmek istiyorum, bir türlü olmuyor” dedi. Hz. Ömer: “Niçin sütten kesiyorsun?” diye sordu. Kadın: “Çünkü Hz. Ömer, sütten kesildikten sonra çocuklara maaş bağlıyor da ondan” dedi. Hz. Ömer: “Bu çocuk kaç yaşında?” diye sordu. Kadın: “Şu kadar aylık” diye cevap verdi. O zaman Hz. Ömer: “Hele dur, hemen sütten kesme!” dedi ve sabah namazını kıldırmaya başladı. Hz. Ömer namaz kıldırırken ağladığından cemaat, Ömer’in okuyuşunu doğru dürüst anlayamıyordu. Selam verince: “Yazık Ömer’e, şimdiye kadar nice Müslüman evladının ölmesine sebep oldu!” dedi. Bir münâdî çağırarak şu ilânı yaptırdı: “Ey insanlar! Çocuklarınızı sütten kesmekte acele etmeyiniz! Her doğan çocuğa maaş bağlıyoruz!” Sonra da memleketin her tarafına şu haberi gönderdi: “Her doğan çocuğa maaş bağlıyoruz!” (İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ. III, 217; İbn Asâkir, Kenz, II, 317.) 


Medine, Yemen’i Şam’a bağlayan ticâret yolu üzerinde bulunuyordu. Bu şehirden sık sık ticaret kafileleri geçerdi. Bu kervânları oluşturan insanlar çok kere eşleri ve çocukları ile yola koyulurlardı. Devlet başkanı Hz. Ömer de gece bu ticâret kervanlarını konakladıkları yerlerde beklerdi. Onların haberi olmadan onların bekçiliğini yapardı. Her seferinde de yanına bir arkadaş alırdı. Bu sefer de kendisi gibi “aşere-i mübeşşere”den olan Abdurrahman b. Avf ile bekledi. Önceden almış olduğu “sütten kesilen her çocuğa maaş verme” kararının yanlış olduğunu anlayınca, bu kararını da hemen değiştirdi. Önceki kararının yanlış olmasına da üzüldü ve hemen düzeltti.


Saygı değer okuyucularım! Annelere çocuklarından dolayı maaş veren bir Ömer’imiz var bizim. Dünyanın ilk sosyal devleti bizim devletimizdir. Annelerin onurunu ve çocukların sağlığını düşünen ve koruyan bir âdil sistemimiz var bizim. Bugün ülkemizde ve İslâm dünyasında binlerce ve belki de milyonlarca kadın, sabah erkenden işe gitmek için evlerinden ayrılıyorlar. Hem de uykusuz ve yorgun ayrılıyorlar. Uykuya ve çocuklarına doyamadan evlerini terk ediyorlar. Uykusunu tam alamamış gül gibi çocuklarını kreşlere bırakarak stresli bir şekilde işlerine gidiyorlar. Annesinden ayrılan çocuklar ağlayıp gözyaşı dökerken, anneler de gözyaşlarını içlerine akıtarak üç-beş kuruş para için ciğerpârelerini başka ellere teslim ediyorlar. Her gün devam eden bu sıkıntı hem anneyi hem çocuğu hem babayı ve bütün âileyi yıpratıyor. Para kazanıyorlar ama çok şeyleri kaybediyorlar. Devlet de bu kaybı telâfi etmek için para harcıyor. Bu yanlış uygulamalardan dolayı meydana gelen rûhî ve fizikî hastalıkları tedâvî etmek için para harcıyor. Müspet hizmetlere harcamadığı parayı tedâvî ve tamir için harcıyor. Annelere maaş verse de parayı oraya harcasa daha iyi değil mi? Bilmem ki, ne zaman akıllanacağız.  


Saygı değer okuyucularım! İslâm dünyasının beceriksiz idârecileri, Yüce Allah’ın verdiği yer altı ve yer üstü kaynaklarını har vurup harman savururken ve daha acısı bizi yok etmek isteyen düşmanlarımıza peşken çekerken, müslüman kadınlar evlerinden ve ocaklarından bir ekmek parası için sabahın erken saatlerinde çocuklarından ayrılıp yollara düşerken biz, asrımızın Ömer’ini beklemekte haksız mıyız? Bizi daha fazla bekletme Allah’ım!