Dilini Koru Ey Muâz!

e-Posta Yazdır PDF

Ashâb-ı kirâm’dan Muâz b. Cebel (r.a.) Medinelidir ve dolayısıyla ensârdandır. Hz. Peygamber Efendimiz, Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde Hz. Muâz, on sekiz veya yirmi yaşlarındaydı. Huneyn gazâsı ve Tâif seferi hariç Hz. Peygamber Efendimizin katıldığı bütün savaşlara katıldı ve kabilesinin bayraktarlığını yaptı. Mekke’nin fethinden sonra Hz. Peygamber Efendimiz onu Mekke’ye önce emîr, sonra da Kur’ân ve dînî bilgiler muallimi tayin ettiği için Huneyn gazâsı ve devamındaki Tâif seferine katılamadı.

Hz. Peygamber Efendimiz, hicretin dokuzuncu yılında Hz. Muâz ve Hz. Ebû Mûsâ’yı Yemen’e elçi, zekât memuru ve kâdî olarak gönderdi. Muâz, yukarı Yemen’de; Ebû Mûsâ da aşağı Yemen’de görev yapacaklardı. Hz. Peygamber, bu iki arkadaşına Yemen’de nasıl hüküm vereceklerini ve ayrıca halka kolaylık gösterip zorluk çıkarmamalarını, müjde verip nefret ettirmemelerini tembih etti. Yemen heyetini uğurlarken bir süre Muâz’ın yanında yürüyen Hz. Peygamber Efendimiz, ona belki bir daha görüşemeyeceklerini, Medine’ye döndüğünde sadece mescidini ve kabrini bulacağını söyleyince Muâz ağladı. Hz. Peygamber de onu teselli etti. Yemen’de, İslâm adına güzel hizmetler yapan ve yalancı peygamber Esved el-Ansî’nin ortadan kaldırılmasında önemli rol oynayan Muâz, görevinin bitiminde Medine’ye geldiğinde Hz. Peygamber Efendimiz vefat etmiş, Hz. Ebû Bekir halife olmuştu.

Hz. Muâz, Hz. Ebû Bekir devrinde Suriye fetihlerine katılmak için halifeden izin istedi. Halifenin danışmanı olan Hz. Ömer, onun bilgisine ihtiyaç duyulacağı gerekçesiyle izin verilmemesini telkin ettiyse de halife, şehid olmak isteyen kimseyi engellemeye hakkının olmadığını söyleyerek ona izin verdi. Muâz, önemli görevler üstlendiği Yermûk ve Ecnâdeyn savaşlarıyla Şam’ın fethinde bulundu. Ecnâdeyn savaşında ordunun sağ kanadına kumanda etti. Hz. Ömer halifelik görevini üstlendiğinde Suriye ordusunun kumandanı Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh ile ona bir mektup yazdı. Ebû Ubeyde, vebâ salgınında ölünce ordunun başına Muâz b. Cebel geçti. Daha sonra bazı sahâbîlerle birlikte Şam’a muallim olarak tayin edildi. 17/638’de Amvâs tâunu diye bilinen veba salgınında iki hanımı ve iki oğluyla birlikte vefat etti.

Muâz b. Cebel, devamlı Hz. Peygamber’in yanında bulunmaya gayret eder, merak ettiği konuları sorup öğrenirdi. Hz. Peygamber de onu sever, denk geldiği zaman Ufeyr adlı eşeğinin terkisine bindirirdi. Hz. Peygamber bir keresinde ona “Muâz! Vallahi seni gerçekten seviyorum” diyerek sevgisini belli etmişti (Ebû Dâvûd, Vitir, 26; Nesâî, Sehv, 60).

Uzun boylu ve heybetli olan Muâz, Asr-ı Saâdet’te Kur’ân-ı Kerîm’i tamamen ezbere bilen birkaç kişiden biriydi. Hz. Peygamber’in, kendisinden Kur’ân öğrenilmesini tavsiye ettiği kişilerden biri de Muâz’dı. Hz. Peygamber’in vahiy kâtiplerinden biri olan Muâz, o devirde fetvâ veren âlim Sahâbîlerden biriydi. Bu özelliğinden dolayı Hz. Peygamber, “Muâz ne iyi adam!” diye ona iltifat eder ve kıyâmet gününde onun âlimlerin önünde yürüyeceğini söylerdi (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 8, Menâkıbü’l-Ensâr, 16).

İnsanlara iyiyi ve hayırlı olanı öğretmesi ve güçlü bir îmâna sahip olması sebebiyle sahâbîler onu Hz. İbrahim’e benzetirlerdi. Hz. Ömer, hilâfeti zamanında fıkhî meseleler için Muâz b. Cebel’e başvurulmasını tavsiye ederdi. Muâz, geceleyin bir süre uyuduktan sonra kalkıp Kur’ân okur ve namaz kılardı. Daha dinç bir şekilde ibâdet edebilmek niyetiyle uyuduğunu, bu sebeple uykusundan da sevap beklediğini söylerdi (Buhârî, Meğâzî, 60; Müslim, İmâre, 15).

Hz. Muâz b. Cebel ile ilgili bu bilgileri ondan rivâyet edilen şu hadîs-i şerifi bilgilerinize sunacağım için verdim. Yazın en sıcak aylarında yapılan Tebük gazâsına giderken aşırı sıcak sebebiyle herkes bir tarafa çekilmiş ve büyük sahâbî Muâz, kendisini bir an için Hz. Peygamber’in yanında buluvermişti. Bu fırsattan istifâde ederek aşağıdaki konuşmayı gerçekleştirmişti. Karşılıklı konuşmayı bizzat kendisi anlatmaktadır.

“Hz. Muâz şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi!  Beni cennete girdirecek ve cehennemden uzaklaştıracak bir iş (amel) söyle bana” dedim.

“Çok büyük bir şey istiyorsun. Ancak bu, Allah'ın kolay kıldığı kişi için pek kolaydır: Hiçbir şeyi ortak koşmadan yalnızca Allah'a kulluk edersin. Namazı dosdoğru kılarsın. Zekâtı verirsin. Ramazan orucunu tutarsın. Gücün yeter, imkân bulabilirsen haccedersin" buyurdu. Sonra sözüne devamla:

“Şimdi sana hayır kapılarını haber vereyim mi? Oruç kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi günahın azâbını söndürür. Kişinin gece yarısı kıldığı namaz da günahı söndürür" buyurdu.

Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.) "Korkuyla ve umutla Rablerine kulluk ettikleri için  vücutları yataklarından uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez" (Secde sûresi, 32/16, 17) âyetini okudu.

Daha sonra Hz. Peygamber Efendimiz, şöyle buyurdu: “Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?"  Ben de “evet, bildiriniz Yâ Rasûlallah!” dedim.

“İşin başı İslâm, direği namaz, doruğu cihaddır." buyurdu. Sonra da “Sana bütün bunların kıvamının kendisine bağlı olduğu şeyi (can damarını)  bildireyim mi?" dedi. Ben de “Evet, bildir Yâ Resûlallah!” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber dilini tuttu ve:Şunu koru!” buyurdu. Bunun üzerine ben: “Ya Rasûlallah! Biz konuştuklarımızdan da sorguya-suâle çekilecek miyiz?” dedim.

- "Annen, yokluğuna yansın ey Muâz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir!" buyurdu.” (Tirmizî, Îmân,8; İbn Mâce, Fiten, 12)

Saygıdeğer okuyucularım! Bütün organlarımıza sahip olalım, ama dilimize daha çok sahip olalım!