Şiddet Olayları ve İslâm

e-Posta Yazdır PDF

Yazı Şiddet: Karanlık güç odakları, siyasî zulümlerini, iktisadî sömürülerini ve ahlâksızca yaşantılarını sürdürebilmek için, failleri oldukları terör olaylarını kullanarak İslâm’ı şiddetle beraber göstermekte, gerçek müminlerin haklarını ve hürriyetlerini daha da çiğneyebilmek için gerekçeler üretmeye çalışmaktadırlar. İslâm’ın dışındaki bütün dinlerin ve beşerî sistemlerin iflas ettiği günümüzde düşmanlarımız boş durmamakta ve gelişen İslâm’ın önüne engeller çıkarmaktadırlar. Bu engellerden biri de İslâm’ı şiddetle özdeşleştirerek saf zihinleri bulandırmaktır. 


Eskiden oryantalistlerin, şimdilerde yerli bazı kimselerin İslâm’a karşı yaptıkları büyük iftiralardan birisi, İslâm’ın şiddeti içerdiğidir. Cehaletin bu kadarına pes doğrusu! Keşke sadece cehalet olsa! Hani insanların cehaletini şöyle tasnif etmişler: Herhangi bir konuda sadece bilmeyene câhil denir. Bilmeyip, bilmediğini de bilmeyene “echel” en câhil denir. Bilmeyip, bilmediğini de bilmeyen, üstüne bir de her şeyi bildiğini zanneden kimselere de “cehl-i mürekkep” ya da “cehl-i mük’ab” katmerli cahil ya da halk arasındaki ifadesiyle zır câhil denir. İslâm’la ilgili fikir yürüten benzeri kişilerin durumu tam da buna benziyor. 


Hâlbuki İslâm, onların anladıklarının (aslında daha doğrusu anlayamadıklarının) ve anlattıklarının çok ötesinde bir dindir; barıştan, haktan, adâletten, insanlıktan, doğruluktan, sulh ve selâmetten yana bir dindir. İşte bu sebeple biz, İslâm penceresinden bakarak şiddet olgusunu değerlendirmeye ve yüce dinimiz İslâm’da şiddetin olmadığını söylemeye çalışacağız.


Şiddet, katılık ve sertlik demektir; yumuşaklığın zıddıdır. Şiddet, içinde zulüm, fesat, tuğyan, aşırılık, sapkınlık, kırıp geçirmek, rahatsız etmek, sapmak, korku meydana getirmek gibi manaları bulunduran bir kelimedir.1 İçine aldığı bütün manalarla olumsuzluk ifade eden şiddetin İslâm gibi güzel bir dinde kabul görmesi ve Müslümanın şiddetten yana olması asla ve kat’a mümkin değildir. Çünkü İslâm, şiddetin zıddı olan yumuşaklığı, merhameti, adâleti, haktan yana olmayı, sulh ve selâmeti öngörmektedir.


İslâm ve Şiddet: İslâm, yeryüzüne hakkı ve adâleti yaymak için Yüce Allah tarafından gönderilmiş bir dindir. Yüce Allah tarafından seçilip insanlığa gönderilen en son peygamber olan bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) de hayatı boyunca hakkı ve adâleti ikâme etmeye çalışmış ve bunu başarmıştır. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur: “Allah size, mutlaka emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arsında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah, her şeyi işitici ve her şeyi görücüdür.”2  Emânetin korunmasını ve ehline verilmesini emreden ve ayrıca adâletle hükmetmeyi emreden Yüce Allah, şiddete izin verir mi? 


Şeyhülislâm İbn Teymiyye şöyle der: “Peygamberlerin gönderilmesinden ve kitapların indirilmesinden maksat, insanların gerek Allah hakları ve gerekse kul hakları konusunda adâletle hareket etmeleridir.”3  Bu konuda Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “Andolsun biz, peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adâleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mîzanı indirdik.”4  Peygamberin, kitabın ve mîzanın olduğu bir dinde şiddete yer olur mu?


İslâm, insanların iyi veya kötü oluşlarını, bize uzak veya yakın oluşlarını, dostumuz veya düşmanımız oluşlarını nazar-ı itibara almadan, herkese karşı âdil ve haktan yana olmamızı emretmektedir. Yüce Allah’ın bu konudaki emri şöyledir: “Ey îmân edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adâletle şâhidlik eden kimselerden olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adâletli olun! Bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) dır. Allah’a isyândan sakının! Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.”5 Allah için hakkı ayakta tutan ve hiçbir zaman adâletten ayrılmayan, hayatı boyunca âdil olan bir Müslüman, başka birisine şiddet uygular mı, bundan zevk alır mı? Yaptıklarının Yüce Allah tarafından bilindiğinin idrâki ve şuurunda olan bir insan hiç şiddetten yana olabilir mi, rabbine isyan edebilir mi?


İslâm, insan haklarını gözeten ve bu hakları emniyet altına alan bir dindir. Bu dine göre herkesin yaşama hakkı vardır ve bu hakkı veren Yüce Allah’tır. Yine herkesin inanma, mal ve mülk sahibi olma, evlenip çoluk çocuk sahibi olma hakkı vardır. Bu dine göre Yüce Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimet akıldır. Her insanın aklını koruması gerekir. Aklını başından alacak şeylerden uzak durması Yüce Allah’ın emridir. İslâm Hukuk Usûlü kitaplarımızdaki ‘el-Mekâsidü’ş-Şeria’ bölümleri bu konuları güzel bir şekilde anlatır. Yani Yüce Allah’ın yarattığı her insanın yaşama hakkı vardır. Ona bu hakkı yaratıcısı vermiştir. Bu hakkı çiğneyerek insanlara şiddet uygulayanlar, yaratıcıya karşı gelmiş olmazlar mı? Gerçek bir Müslüman bunu nasıl yapabilir?


İslâm, büyüklere saygı ve itaati emrederken küçüklere de sevgi ve himâyeyi tavsiye eder. En büyük Allah olduğuna göre, saygı ve itaatin en değerlisi de ona yapılandır. Onun peygamberi ve peygamberin yolundan giden idâreciler ve âlimler de saygıya değer insanlardır. Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de bu konuda şöyle buyurur: “Allah’a itaat edin, onun elçisine de itaat edin ve kötülüklerden sakının.”6  Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de bu meâlde aşağı yukarı yirmiye yakın âyet-i kerîme vardır. Bunlardan birinin meâli de şöyledir: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve onun elçisine götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem daha hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir.”7 İşte bu âyetlerden öğreniyoruz ki, İslâm toplumu itaat toplumudur. İtaatin olduğu yerde şiddet olmaz. İtaat Allah’ın emri, şiddet ise nefsin emridir. Gerçek bir Müslüman, Allah’ı bırakır da nefsine kulak verir mi? Yüce Allah’a kulak verme ve ona hâlis bir kul olma yarışına girenler hiç şiddete bulaşır mı?


Sonuç: İçinde yaşadığımız bu zamanda İslâm dünyasının değişik yerlerinde zuhur eden ve tam bir İslâmî eğitim ve terbiyeden yoksun, kimi gizli odakların maşası fert ve oluşumlar, şiddete başvurarak İslâm dinini ve Müslümanları şiddet yanlısı göstermektedirler. Bu zavallılar, hem kendilerine hem bize hem de Yüce dinimiz İslâm’a toz kondurmakta ve İslâm’ın yayılmasının önüne engeller çıkarmaktadırlar. Bu zavallılar, yaptıkları bu büyük yanlışa iki sebepten dolayı düşmektedirler.


1-) Bu zavallılar, tam bir İslâmî eğitimden geçmedikleri için Yüce Allah’ı, Kur’ân-ı, Hz. Peygamber’i, hadisi ve sünneti tam mânâsıyla kavrayamadılar ve hazmedemediler. İlimleri yeterli olmadığı için ve birazda işlerine geldiği için İslâm’a parçacı yaklaşıyor ve yanlış hüküm veriyorlar. Ana kaynakları iyi okuyamadıkları için tarihi ve geleneği de iyi okuyamadılar. Bu sebepten dolayı devamlı yanılıyor ve yanıltıyorlar. Bunların en büyük yanlışı da büyük sözü tutmamaları ve kendi başlarına buyruk olmalarıdır. Bunların, yaptıkları yanlışlarla ve uyguladıkları şiddetle dünyayı ateşe vermeleri İslâm’ın değil, kendilerinin yanlışıdır.

2-) Bu zavallılar, fakında olmadan İslâm’ın düşmanı olan odakların ve her gün ilerleyen İslâm’ın önünü kesmek isteyen sinsi düşmanların oyununa gelmektedirler. Bu sinsi düşmanlar ve gizli odaklar, içimizden satın aldıkları kimi hâinleri kullanarak onlar vasıtasıyla Müslümanlara yanlış yaptırmakta ve bu yanlışları (adam öldürme, camileri ateşe verme, her türlü şiddeti uygulama) kendi medyalarıyla dünya kamuoyuna göstererek akıllarınca bizi küçük düşürmektedirler. En tehlikelisi de Müslümanı Müslümana kırdırarak bir taşla iki kuş vurmaktadırlar. Parçacı yaklaşımlarla genç beyinleri iğfal ederek bizim derenin taşıyla bizim kuşları vurmaktadırlar. Gençler! Aklınızı başınıza toplayın! Bir Müslüman kolay kolay yetişmiyor. Siz onu ne hakla öldürüyorsunuz? Size bu fetvayı kim veriyor? Bir insanı haksız yere öldürmenin bütün bir insanlığı öldürmeye eşit bir cinâyet olduğunu bilmiyor musunuz? Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Kim, kısasa kısas olmaksızın veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (yani haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.”8


İslâm Tarihinde Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle başlayan şiddet olayları bugüne kadar devam etti. Böyle giderse daha devam edeceğe de benziyor. Çünkü içimizde bir hayli câhil ve İslâm düşmanların maşası olmaya hevesli bir hayli ahmak var. Ama ben size tarihî bir gerçek söyleyeyim, iyi dinleyin! Başkalarının maşası olarak veya İslâm’ı yanlış yorumlayarak yanlış yapan, şiddet uygulayan ve haksız yere insan kanı dökenler hiçbir zaman başarılı olmadılar, olamadılar, olamazlar da.


Dipnotlar


1. Kılıç, Sadık, Kur’ân Yazıları, s. 14-40.

2. Kur’ân-ı Kerîm, en-Nisâ sûresi, 4/58.

3. İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye, 24.

4. Kur’ân-ı Kerîm, el-Hadîd sûresi, 57/25.

5. Kur’ân-ı Kerîm, el-Mâide sûresi, 5/8.

6. Kur’ân-ı Kerîm, el-Mâide sûresi, 5/92.

7. Kur’ân-ı Kerîm, en-Nisâ sûresi, 4/59.

8. Kur’ân-ı Kerîm, el-Mâide sûresi, 5/32.