Tâtile Çıkmayın İzin Kullanın

e-Posta Yazdır PDF

Yaz ayları gelince, insanlarda bir tâtil yapma ve izin kullanma telaşı başlıyor. Tanıdık-bildik insanlarımız, dostlarımız, arkadaşlarımız bile yazın nerde tâtil yapacaklarını kış aylarında ayarladıklarını ve yerlerini tâ o zamandan ayırdıklarını övünerek söylüyorlar.  Yaz ayları gelince de doğup büyüdükleri memleketlerine gitmek yerine tâtil beldelerine akın ediyorlar. Acaba doğru mu yapıyorlar? Elbette ki, hayır; bize göre hiç de doğru yapmıyorlar. Çok yanlış yapıyorlar. Tâtile çıkacaklarına keşke izin kullansalardı!


Tâtil, faaliyete ve çalışmaya belli bir süre ara vermek demektir. İşi durdurmak, işi geçici olarak bırakmak manalarına da gelir. Tâtil etmek de, işi durdurmak, ara vermek ve paydos etmek anlamındadır. Sözlüklerde bu manaya gelen tâtil kelimesi, içinde yaşadığımız hayatta işi paydos etmekle birlikte bir de “eğlenme” manası kazanmıştır. Tâtil kelimesini, işi bırakma ve eğlenme açısından ele alıp şunları söyleyebiliriz.


Bizim dinimizde, örfümüzde ve âdetimizde işi bırakmak yoktur. Çalışmaya ve faâliyete ara vermek doğru değildir. İnsan, her an bir faâliyet içerisinde olmalıdır. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (en-Necm sûresi, 53/39) diye buyuran Rabbimiz, insanı devamlı çalışmaya teşvik etmektedir. Rabbimizin bu mesajını alan müminler, yeryüzünü îmâr ve ihyâ faaliyetine koyulmuşlar ve bunu bir nebze de başarmışlardır. Herkes, kendi kabiliyeti ve şâkilesinin gerektirdiği işleri seçmiş ve bu işlerde başarılı olmuşlardır. İmam Suyûtî (ölümü: 911/1505)’nin yazdığı eserleri bugün hangi bilim adamı yazabiliyor; Mîmâr Sinân’ın yaptığı eserleri hangi mîmâr ve mühendis vücuda getirebiliyor? Bu insanların hayatında tâtil diye bir şey yoktu. Devamlı, ama devamlı çalışıyorlardı.


Denilebilir ki, bir insan devamlı çalışınca yorulmaz mı? Dinlenmeye ihtiyacı olmaz mı? Elbette yorulur ve dinlenmeye de ihtiyacı vardır. Ama bilinmelidir ki, yorgunluklar tâtil ile giderilmez. Bir günde kılınan beş vakit namaz, yemek molaları, akşam evde çocuklar ile geçirilen hoş dakikalar ve güzel sohbetler, erken yatma ve gece uykusu insanı dinlendirir ve zinde kılar. Rabbimiz “Ve sizi çift çift yarattık.  Uykunuzu dinlenme yaptık. Gündüzü de (çalışma ve) geçim zamanı yaptık.” (en-Nebe’ sûresi, 78/8-11) buyurarak bu gerçeğe vurgu yapmaktadır. Rabbimizin bu mesajından gündüzlerin çalışma zamanı, gecelerin de dinlenme zamanı olduğunu anlıyoruz.


Eskiden dinlenme ve eş-dost ziyaretlerinde geçirilen tâtil günleri, şimdilerde eğlence mekânlarında eğlenilerek tüketiliyor. Kapitalist ekonomi, insanları aşırı derecede tüketmeye, lükse ve eğlenceye teşvik ediyor. Bugün, eğlence mekânları günah merkezi haline gelmiştir. İnsanların hem dünyalarını hem de âhiretlerini yiyip bitiriyorlar. Oralarda paralarını tüketen insanlar, kimlik ve kişiliklerini de kaybediyorlar. Maalesef, son senelerde inanan insanlar da bu tuzaklara düşmeye başladılar. Haremlik–selamlık ayırımı yapan lüks oteller, inanan insanlara aşırı derecede ve ısrarlı reklamlar yaparak onları bu tuzağa düşürüyorlar. Bizim insanımız da “Bizim tâtil hakkımız yok mu ?” diyerek kendileri için kurulan tuzaklara şak diye düşüyorlar. Bir Allah kulu da kalkıp “Sizin, bu dünyada denize girmeye hakkınız yok. Sizin, her türlü değerlerinizle alay edilen bu dünyada tâtile hakkınız yok. Siz, gece-gündüz çalışmak mecburiyetindesiniz. Bu kör dünyanın gidişâtına ayak uydurmak yerine onun eğriliklerini düzeltmek mecburiyetindesiniz.” demiyor veya diyemiyor.


Dünyaya meyletmek, eğlenceye dalmak, nefsin her istediğini yerine getirmek konusunda Rabbimizin ciddî tehditleri vardır. Buyurun hep beraber Rabbimize kulak verelim!


“Bir zaman olur ki, kâfirler: “Keşke biz de Müslüman olsaydık” derler. Bırak onları: yesinler, içsinler ve eğlenip zevklensinler. Dünya istekleri kendilerini eğleyedursun. Yakında (gerçeği) bileceklerdir.” (el-Hicr sûresi, 15/2-3)


“Ve defterleri sol taraftan verilenlere gelince, Ne yazık o solculara! İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir duman gölgesinde bulunurlar. Çünkü onlar, bundan önce, dünyada nimet içinde bulunurlarken, büyük günah işlemekte direnip dururlardı.” (el-Vâkıa sûresi, 56/41-45)


Evet, nimet içinde olanların Yüce Allah’a hamd ve şükretmeleri gerekirken, aksine büyük günahları işlemeye devam ettiklerini görmek bizi çok üzüyor. İçinde yaşadığımız bu zamanda, inanan zenginlerin de onlara özenmesi ve onlar gibi tâtil yapması bizi daha çok üzüyor. Ey bizim  müslüman zenginlerimiz! Dünyanın her tarafında Müslümanlar ezilirken sizler, beş yıldızlı otellerde ve deniz kenarlarında nasıl tâtil yapabilirsiniz? Allah’tan hiç korkmaz mısınız? Kuldan utanmaz mısınız? Sizin bir yaz tâtilinde harcadığınız paranın Gazze’de, Suriye’de, Çeçenistan’da, Bosna’da, Filistin’de, Afganistan’da ve Afrika’da kaç âilenin bir yıllık geçim masrafı olduğunu biliyor musunuz? Kimin hakkını yediğinizi, kimin parası ile tâtil yaptığınızı biliyor musunuz? Cebinizdeki ve kasanızdaki paraların sizin olduğunu mu zannediyorsunuz? Yüce Allah’ın emâneti olan bu paraları niçin gereken yerlere vermiyorsunuz? 


Şimdi de sevgili peygamberimize kulak verelim:


“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onların bütün gayretleri mideleri, şerefleri dünyalıkları, kıbleleri kadınları, dinleri de dirhem ve dinarları olacaktır. Onlar yaratıkların en şerlisidir ve onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.” (Ali b. el-Muttakî el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, XI, 192.)


“Hayal kurup (üstünlük taslayarak) böbürlenen, ulu ve Yüce Allah’ı unutan kul, ne bedbaht kuldur. Zorbalık edip hukuka tecavüz eden ve yüce kudret ve kuvvet sahibi Cebbâr olan Allah’ı unutan kul, ne bedbaht kuldur. Gaflete dalarak gülüp oynayan ve kabirlerde (toprak altında) çürümeyi unutan kul, ne bedbaht kuldur.” (Tirmizî, Kıyâmet,17.)


“Allah bir kulun hayrını murad ettiği zaman, ölmeden önce ona bir melek gönderir. O melek, onu âhirete hazırlar; irşâd eder ve onu sâlih bir kul haline çevirir. Sonunda o kul, en hayırlı bir hal üzere ölür. İnsanlar da (bu durum karşısında):


“Allah, falancaya rahmet etsin! En hayırlı bir hal üzere öldü.” diye hayırla duâ ederler.


Allah, bir kul hakkında da kötülük murad ederse, ona da bir şeytan gönderir. O şeytan onu yoldan çıkarır ve saptırır. Onu, oyun ve eğlenceye daldırır. Sonunda o, en kötü bir hal üzere ölür.” (Kenzü’l-Ummâl, 42785.)

Evet, bu gün insanlar, şeytanlarının kendilerine taktığı yuların farkında olmadan onun arkasına takılarak tâtil ve eğlence yerlerine gidiyorlar. Bu insanları uyarmak bizim görevimizdir. Uyarıyoruz işte. Onlara, “tâtil yerlerine gitmeyin” derken, gidecekleri yerleri de işâret ediyoruz. Daha doğrusu, Rabbimiz işâret ediyor. Rabbimiz bize “sıla-i rahim” ve “seyâhati” işâret ediyor. Birincisini emrediyor, ikincisini de tavsiye ediyor.


Bizim geleneğimizde tâtil yok, izin vardır. İzinde, tâtilde olduğu gibi işin paydos edilmesi yoktur. İş devam eder; bu işi yapanlardan biri veya birkaçı izine ayrılır. Onlar gelir, diğerleri gider. İzine çıkanlar da, memleketlerine giderler veya seyâhate çıkarlar. Hem seyâhat hem de sıla-i rahim yapabilirler. Tâtilde, kökten kopma ve yabancılaşma vardır. Sıla-i rahimde ise, köke yakın olma ve onlarla bütünleşme vardır. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:


“O fâsıklar ki, onlar Allah’a yapılan sözleşmeyi kabul ettikten sonra bozarlar. Allah’ın emrettiği akrabalık bağını koparırlar ve yeryüzünde fesad çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.” (el-Bakara sûresi, 2/26-27.)


“Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve bir de akrabalık haklarına riâyetsizlikten sakının.” (en-Nisâ sûresi, 4/1.)

Sevgili peygamberimiz de bu konuda şöyle buyuruyor:


“Her kim, rızkının genişlemesini ve ömrünün bereketlenmesini isterse, sıla-i rahimi gözetsin ve buna dikkat etsin.” (Buhârî, Edeb,12.)


Sıla-i rahmin iki şekli vardır. Biri, zarûret içinde bulunan akrabalara maddî yardım etmek ve onlara destek sağlamak, diğeri de Yüce Allah’ın lütfettiği ömrün bir kısmını az da olsa, Allah rızası için onların yanında geçirmektir. Yüce Allah, birincisini yerine getirene mal, servet ve rızık genişliği verir. İkincisi ile de, ömre bereket verir.


İzinli olduğumuz günlerde seyâhate de çıkabiliriz. Seyâhat sadece gezip görmek için değil, ibret almak ve Rabbimizin kudretini görmek ve ona daha iyi bir kul olmak için yapılır. Rabbimiz şöyle buyurur:


“Sizden önce, nice (milletler hakkında) ilâhi kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin, dolaşın da (Allah’ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!” (Âl-i Îmrân sûresi, 3/137.)


“Senden önceki peygamberlerle de alay edilmiş, bu yüzden, onlarla alay edenleri alay ettikleri şey (azap) kuşatıvermişti. De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra da (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!” (el-En’âm sûresi, 6/10-11.)


“Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve tâğuttan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!” (en-Nahl sûresi, 16/36.)


“De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârların âkibeti nice oldu, görün!” (en-Neml sûresi, 27/69.)


“De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah, bundan sonra (aynı şekilde) âhiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah, her şeye kâdirdir.” (el-Ankebût sûresi, 29/20.)


“De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, daha öncekilerin âkibetleri nice oldu, görün. Onların çoğu müşrik oldu.” (er-Rûm sûresi, 30/42.)


Yüce Allah’ın emrettiği sıla-i rahim ibâdetinde ve tavsiye ettiği seyâhat işinde müminlerin hem dünya hem de âhiret kazançları vardır. Tâtil işinde ise, her iki dünya için de zarar vardır. Aklı olanlar zararı değil kazancı tercih ederler.


Bizim sevgili peygamberimiz de “Şüphesiz ki, ümmetimin seyâhati, Aziz ve Celil olan Allah yolunda cihâda çıkmaktır.” (Ebû Dâvud, Cihad, 6.) buyurarak, bizi hem seyâhate hem de cihâda katılmaya teşvik etmektedir.


Şu anda, dünyanın değişik yerlerindeki Müslüman kardeşlerimiz, Allah yolunda cihâd ederken, hem de aç ve susuz cihâd ederken, bir dilim ekmeğe ve bir kurşuna muhtaç bir halde cihâd ederken, onların kardeşleri olan bizler ne hakla ve ne yüzle beş yıldızlı otellerde ve deniz kenarlarında tâtil yapacağız? Allah’tan korkmayacak mıyız? Zâlim Esed, Suriyeli Müslüman kardeşlerimizin tepesine bombalar yağdırırken; zâlim İsrâil, Gazzeli Müslüman kardeşlerimizi boğazlarken; Mescid-i Aksâ yahûdîlerin elinde esirken biz eğlence mekânlarında ve deniz kenarlarında nasıl tâtil yapabiliriz?


Bütün dünya Müslümanlarının yüzünü ak eden mücâhidler bizden bir şeyler beklerken, yoksullar, açlar, kimsesizler bize bakarken, ellerini uzatmış bizden bir şeyler isterken biz nerede ve ne ile meşgulüz? Bu bilgilerden sonra isteyen tâtile çıksın. Biz, Gazze’ye ve cihâd yapılan cephelere doğru seyâhat etmeyi düşünüyoruz.