Gençlik Rehberi

e-Posta Yazdır PDF

Ömrünü bu milletin îmânın kurtarmaya feda eden ve bu uğurda başarılı olan şanslı insanlardan biri de Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleridir. Üstad, yaşlılardan daha çok gençlerle ilgilenmiş ve onların îmânını kurtarmak uğruna hapisleri bile göze almıştır. İmansızlık cereyanının kol gezdiği 1940’lı yıllarda yazdığı “Gençlik Rehberi” isimli kitap birçok vatan evladının îmânının kurtulmasına sebep olmuştur. Yazıldığı yıllardan beri elden ele dolaşan ve gençlerin başucu kitabı olan bu eser halen daha tazeliğini devam ettirmektedir. Ben, bu yazımda sizi üstadla buluşturacak ve onun adı geçen eserlerinden bazı bölümleri istifadenize sunacağım.

“Bir kısım gençler, şimdiki aldatıcı ve câzibedâr lehviyyât ve hevesâtın hücumları karşısında “Âhiretimizi ne süratle kurtaracağız?” diye, Risâle-i Nur’dan medet istediler. Ben de Risâle-i Nur’un şahs-ı manevisi namına onlara dedim ki: “Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya gidecek. Ve oraya girmek için de üç tarzdan (yoldan) başka yol yok:

 Birinci yol: O kabir, ehl-i îmân için daha güzel bir âlemin kapısıdır.

 İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefehât ve dalâlette gidenlere bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikâd ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.

Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için bir îdâm-ı ebedî kapısıdır. Yani hem kendisini hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek. Bu iki ışık bedîhidir, delil istemiyor, göz ile görünür.

Madem ecel gizlidir, her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette daima gözü önünde öyle büyük dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayet haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.” (Gençlik Rehberi, 12-13)

“Bir gün yanıma birkaç genç geldi. Hayat ve gençlik ve hevesât cihetinden gelen tehlikelerden sakınmak için, tesirli bir ihtâr almak isteyen bu gençlere, ben de eskiden Risâle-i Nur’dan medet isteyen bu gençlere dediğim gibi dedim ki: “Sizdeki gençlik ka’tiyyen gidecek. Eğer siz dâire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem de kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiyye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâki kalacak. Ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak” (Gençlik Rehberi, 29)

 “Risâle-i Nur’daki hakiki teselliye mahpuslar çok muhtaçtırlar. Husûsen gençlik darbesini yiyip, taze ve şirin ömrünü hapiste geçirenlerin, Nurlara ekmek kadar ihtiyaçları vardır. 

Evet, gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, akıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ilerideki bir batman lezzete tercih eder. Bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker. Ve bir saat sefehât keyfiyle bir namus meselesinde, binler gün hem hapsin, hem düşmanın endişesinden sıkıntılarla ömrünün saâdeti mahvolur. 

Bunlara kıyasen, biçare gençlerin çok vartaları var ki, en tatlı hayatını, en acı ve acınacak bir hayata çeviriyorlar. Ve bilhassa simalde koca bir devlet, gençlik hevesatını elde ederek, bu asrı fırtınalarıyla sarsıyor. Çünkü, akıbeti görmeyen kör hissiyatla  harekete eden gençlere, ehl-i namusun güzel kızlarını ve karılarını ibahe eder. Belki hamamlarında erkek-kadın beraber çıplak olarak girmelerine izn vermeleri cihetinde bu fuhşiyatı teşvik eder. Hem serseri ve fakir alanlara, zenginlerin mallarını helal eder ki, bütün beşer bu musibete karşı titriyor.

İşte, bu asırda İlam be türk gençleri kahramanca davranıp iki cihetten hücum eden bu tehlileye karşı, Risale-i Nur’un “Meyve” ve “Gençlik Rehberi” gibi keskin kılıçlarıyla mukabele etmeleri elzemdir. Yoksa o biçare genç, hem dünya istikbalini, hem mesud hayatını, hem ahiretteki saadetini ve hayat-ı bakiyesini azaplara, elemlere çevirip maveder ve su-i istimal ve sefalette hastanelere ve hissiyatın taşkınlıklarıyla hapishanelere düşer. Eyvahlar, eseller ile ihtiyarlığında çok ağlayacak.

Eğer terbiye-i Kuraniye ve Nur’un hakikatlarıyla kendini muhafaza eylese, tam bir kahraman genç ve mükemmel bir insan ve mesud bir Müslüman ve şair zihayatlara, hayvanlara bir nevi sultan olur. (Gençlik Rehberi, 40-41)

Dost istersen Allah yeter. Evet, o dost ise, her şey dosttur. Yaran istersen Kuran yeter. Evet, ondaki enbiya ve melaike ile hayalen görüşür ve vukutlarını seyredip ünsiyet eder.

Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisad eder, iktisad eden de bereket bulur.

Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendisini beğenen, belayı bulur, zahmete düşer. Kendisini beğenmeye safayı bulur, rahmete gider.

Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubbu dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır. (Gençlik Rehberi, 126)

 Ben, bu yazıyı okuyan genç kardeşlerime, üstadımızın adı geçen eserlerini ve Şehid Seyyid Kutub’un tefsirinden Yusuf suresinin tefsirini sık sık okumalarını tavsiye ederim. Bundan da daha önemlisi, anne ve babalarına kulak vermelerini ve onların nasihatlerini can kulağı ile dinlemelerini tavsiye ederim. Ayrıca, dünya ve ahiretlerinin mamur olması için ehlullahtan birinin dizini dibine oturmalarını ve onun eğitiminde bir hayat yaşamalarını tavsiye ederim. 

Gençler! beni dinlerseniz, sözüme kulak verir ve gereğini yaşarsanız ölürken güle güle ölürsünüz. Güle güle ölen de inşaallah cennete gider.