Nefis Tezkiyesi (Arınma, Temizlenme)

e-Posta Yazdır PDF

Tezkiye, Arapça bir kelimedir. Artırmak, temizlemek, arındırmak, düzeltmek, ıslah etmek, malın zekâtını vermek ve övmek manalarına gelir. Yüce Allah, biz insanların arındırılması için peygamberler göndermiştir. Bütün peygamberler özellikle de bizim peygamberimiz, insanları karşısına almış, onlara nasihat etmiş ve onları arındırmıştır. Arınan insan hem kendisine hem de çevresine faydalı olur. Arınan insan, cennete gider.

Konuya şöyle giriş yapalım. Elinizde bir tarlanız var. Bu tarlaya bir tohum ekip istediğiniz ürünü elde etmek istiyorsunuz. Önce tarlaya tohumu mu serpersiniz; yoksa tarlayı, tohumu serpecek hale mi getirirsiniz? Önce tarlayı ekime elverişli hale getiririz, değil mi? Tarla birkaç kere sürülür, toprak altüst edilir, yabancı ve zehirli ayrık otları yok edilir, ondan sonra tohum serpilir. Tohum atıldıktan sonra da tarla kendi haline bırakılmaz. Çapası yapılır, suyu verilir, zararlı haşerâttan ve çevreden gelebilecek zararlardan korunur. Yani iyice bir bakım yapılır, ondan sonra istenilen verim elde edilir. 

Saygıdeğer okuyucularım! İnsanlar da bir tarla gibidir. Onlardan da istediğiniz verimi elde etmek istiyorsanız bu yolu takip edeceksiniz. Yani, Hz. Peygamber’in yolunu, “nefis tezkiyesi” yolunu takip edeceksiniz. Önce kendinizi, sonra çocuklarınızı, sonra da çevrenizi işte bu şekilde yetiştireceksiniz. Bu yol zordur ama verimi yüzde yüzdür.

Hz. Peygamber, ilgilendiği insan ile tam ilgilenmiş ve hayat boyu onun elinden tutmuştur. O, muhâtaplarını karşısına oturtur, onların içlerini temizler ve kendilerine hayat boyu unutamayacakları nasihatleri verirdi. Veya sahâbî efendilerimiz gelir; Hz. Peygamber’in karşısına oturur ve “bana nasihat ediniz, ey Allah’ın elçisi!” der, sonra da kendisine yapılan nasihatleri dinlerdi.

Sahâbe-i Kirâm efendilerimizden biri olan Hz. Ebû Zer el-Ğifârî (r.a.), Hz. Peygamber’den dinlediği bir nasihat demetini bize şöyle anlatır:

“(Bir gün veya bir gece) mescide girdim. Bir de baktım ki, Rasûlullah (s.a.v.) yalnız başına oturuyor. Ben de vardım, yanına oturdum. Bana dedi ki: “Ey Ebû Zer! Mescide girdiğinde “Tahiyyetü’l- mescid” namazı kılman gerekir. Bu da iki rekâtlık bir namazdır. Kalk, bu namazı kıl!” Ben de kalktım, bu iki rekât namazı kıldım ve sonra gelip tekrar yanına oturdum.” 

Hz. Ebû Zer, Hz. Peygamber’in yanına oturduktan sonra O’na bazı sorular sorar ve bu soruların cevaplarını alır. Sorduğu sorular ve aldığı cevaplar konumuzla alakalı olmadığı için onları buraya almıyorum. Asıl üzerinde durmak istediğim ve okuyucularıma iletmek istediğim, Hz. Peygamber efendimizin, Ebû Zer el- Ğifâri’ye yaptığı nasihatlerdir. Ebû Zer (r.a.), şöyle devam ediyor:

“- Ey Allah’ın elçisi! Bana biraz nasihat eder misiniz?” dedim. 

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: 

“- Ey Ebû Zer! Sana, Allah’ın emirleri ve yasaklarına uyarak yaşamanı tavsiye ederim. Çünkü bütün işlerin başı, bu şekilde takvâ üzere yaşamaktan geçer.”

“- Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha nasihat eder misiniz?” dedim.

“-Kur’ân okumanı ve Allah’ı zikretmeni tavsiye ederim. Böyle yapman, göklerde yücelmene, yerde nurlanmana sebep olur.” dedi.

“- Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha nasihat eder misiniz?” dedim.

“- Çok gülmekten sakın. Zira çok gülmek kalbi öldürür ve yüzün nûrunu giderir.” dedi.

“- Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha nasihat eder misiniz?” dedim.

“-Sana, ya hayır söylemeni veya susmanı tavsiye ederim. Böyle yaparsan şeytanı yanından kovmuş ve dinin emirlerini yaşama konusunda nefsine yardımcı olmuş olursun.” dedi.

“-Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha  nasihat eder misiniz?” dedim.

“-Cihada sımsıkı sarılmanı tavsiye ederim. Çünkü cihad, ümmetimin, dünyaya değil âhirete değer vererek yaşamasını sağlar.” dedi.

“-Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha nasihat eder misiniz?” dedim.

“- Yoksulları sevmeni, onlarla birlikte olmanı ve onlarla oturmanı tavsiye ederim.” dedi.

“- Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha nasihat eder misiniz?” dedim.

“- Her zaman senden aşağıda olana bakmanı; senin üstünde olana bakmamanı tavsiye ederim. Böyle yapman,Yüce Allah’ın sana verdiği nimetin kadrini daha iyi anlamanı sağlar.” dedi.

“- Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha nasihat eder misiniz?” dedim.

“- Yakınların sana uğramasa da senin onlara uğramanı ve onları ziyaret etmeni tavsiye ederim.” dedi.

“- Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha  nasihat eder misiniz?” dedim.

“- Allah’ın dinini yaşama konusunda (sakın ha!) kınayanların kınamasından korkma.” dedi.

“- Ey Allah’ın elçisi! Biraz daha nasihat eder misiniz?” dedim.

“- Nefsin için acı ve ağır da olsa her zaman doğruyu söyle.” dedi ve şöyle devam etti:

“Ey Ebû Zer, şunu da bil ki, akıl gibi bir tedbir yoktur; günahlardan kaçmak kadar güzel bir takvâ yoktur; güzel ahlak kadar bir şeref yoktur.” (Ebû Nuaym, Hilye, I,166-167.)

Şimdi de her birimiz Hz. Peygamber’den dinlediğimiz bu nasihatlerle nefsimizi bütün kötülüklerden arındıralım; hayatımızı, evimizi, ocağımızı ve dünyamızı güzelleştirmeye çalışalım.