Hz. Ömer’in Eşine Karşı Yumuşaklığı

Yazdır

Yüce Allah, her insanı ayrı bir fıtratta yaratmıştır. Yüz hatları, ses tonları, ayrı ayrı olan insanların mizacları da ayrıdır. Hiç bir insanın mizacı diğerinin aynı değildir. İşte bu, Yüce Allah’ın ne kadar büyük bir sanatkâr olduğunu göstermektedir. Dört halifenin dördünün de huyu, suyu ve mizacı ayrı ayrıdır. Hz. Ömer, biraz sert mizaclıdır. Ama o, çocuklara, yetimlere ve eşine karşı çok yumuşak birisidir. Mizacının sertliğini yakından bildiğimiz Hz. Ömer’in eşine nasıl yumuşak davrandığını büyük âlim ve tarihçi Zehebî şöyle anlatır:

“Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında bir adam, davranışlarını beğenmediği karısını şikâyet etmek üzere halifenin evine gelir. Kapının önüne oturur ve Hz. Ömer’in çıkmasını bekler. Derken içeriden bir gürültü kopar. Hz. Ömer’in hanımı koca halifeye bağırıp çağırmakta ve fakat Hz. Ömer ağzını açıp da karısına tek kelime söylememektedir. Bu hâli gören kapıdaki zavallı boynunu bükerek: “Bütün şiddetine ve sertliğine rağmen, üstelik mü’minlerin emiri iken Ömer’in hâli böyle olursa, benim derdime nasıl çâre bulabilir” diye düşünür ve kalkıp giderken Hz. Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından: “Hayrola, derdin neydi?” diye seslenir.

Adam da der ki: “Ey mü’minlerin emiri! Karımın geçimsizliğini ve bana karşı olan saygısızlığını şikâyet etmek üzere gelmiştim. Senin karının da sana karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime: Mü’minlerin emiri karısıyla böyle olunca, benim derdime nasıl devâ bulacak?” dedim.”

O zaman Hz. Ömer adama şunları söyledi: “Kardeşim, karımın benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona katlanmaya çalışıyorum. Zira o benim hem aşcım, hem fırıncım, hem çamaşırcım, hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum.” Bu sözleri duyan adam:

“Ey mü’minlerin emiri! Benim karım da aynen öyledir.” dedi.

Bunun üzerine Hz. Ömer, adamı şöyle teselli etti: “Haydi kardeşim, karına katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayana kadar geçiyor!” (Zehebî, el-Kebâir, s. 179).

Evet, Hz. Ömer’in dediği gibi hayat göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor. Bu kısa ömürde bize düşen insanları kırmamak ve özellikle hayat arkadaşımız olan eşimizle iyi geçinmektir. Yine Hz. Ömer’in dediği gibi eşimiz, akşama kadar evin içinde bizim için ve çocuklarımız için çalışmaktadır. Bu çalışma ve yorulma esnâsında bir de çocuklar yaramazlık yaparlarsa kadının kimyası bozuluyor, dolup taşacak noktaya geliyor ve çatacak birisini arıyor. Biz, eve gidince de bize nazı geçtiği ve bize güvendiği için bize boşalıp rahatlamak istiyor. Lütfen, bu rahatlığı ona çok görmeyelim ve üstüne gitmeyelim, anlayışla karşılayalım. Eşini Hz. Ömer’e şikâyet etmek için giden sabırsız adam gibi değil de, eşine karşı yumuşak davranan ve onu anlayışla karşılayan büyük insan Hz. Ömer gibi olalım.

Saygı değer okuyucularım! Bizim örneğimiz Hz. Peygamber efendimiz ve bir de O’nun çevresinde yetişen sahâbe-i kirâm efendilerimizdir. Biz, dinimizi ve yaşantımızı onlardan öğreneceğiz. Allah, onlardan râzı olsun, bize her şeyi öğretti ve gittiler. Yüce Allah’a nasıl kul olacağımızı, O’na nasıl ibâdet edeceğimizi, neyi nasıl yiyeceğimizi, neyi nasıl giyeceğimizi, nerde nasıl konuşacağımızı, ne zaman ne yapacağımızı, kime nasıl davranacağımızı, dostumuzu, düşmanımızı hepsini onlardan öğrendik.

Câmide, evde, sokakta, okulda, işyerinde, tarlada hâsılı hayatımızın geçtiği her yerde onlara uyarsak kurtuluruz. Yoksa dünyamız da berbât olur âhiretimiz de.