DİKKAT EDİN SİZİN DE AYAĞINIZ KAYABİLİR

e-Posta Yazdır PDF

Hz. Peygamber’in Âtike, Beyza, Berre, Ervâ Safiyye, ve Ümeyme adlarında altı halası vardı. Ümeyme isimli halası, Cahş b. Riab ile evliydi. Cahş ve Ümeyme çiftinin üçü oğul, üçü de kız olmak üzere altı çocukları vardı. Abdullah, Ubeydullah, Ebû  Ahmed, Hamne, Zeyneb  ve Ümmü Habibe adlı bu çocuklar, dayılarının oğlu Hz. Muhammed’in, İslâm’a olan dâvetine ilk kulak verenlerden oldu ve hepsi de Hz. Peygamber’in Dâru’l-Erkam’a taşınmasından önce Müslüman oldular.


Ubeydullah, Ebû Süfyan’ın kızı Remle (Ümmü Habibe) ile evliydi. Eşi Müslüman olunca Remle de bu yeni dini gönülden ve isteyerek kabul etti ve Müslüman oldu. Babası Ebû Süfyan’ın ve Ebû Süfyan’ın ailesi Ümeyye oğullarının şiddetli İslam düşmanlığına karşı Remle’nin Müslüman olması takdire şayan bir hadisedir.


Mekke müşrikleri, ilk yıllar Müslümanlara çok sıkıntı verdiler. Bu sıkıntılara dayanamayan Müslümanlar 615 ve 616 yıllarında iki kafile halinde Mekke’den Habeşistan’a hicret ettiler. Ubeydullah ve Remle çifti de müşriklerin zulmünden kaçarak ikinci kafile ile Habeşistan’daki âdil hükümdar Necâşi’nin memleketine hicret ettiler. Hicret sırasında hâmile olan Remle, Habeşistan’da bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Kızlarına “Habibe” adını verdikleri için, o günden sonra Remle’ye de “Habibe’nin annesi” manasına gelen “Ümmü Habibe” künyesi verildi. Artık bundan sonra bu hanım efendi, Remle ismiyle değil, Ümmü Habibe künyesi ile anılır oldu. Çiftin başka da çocukları olmadı.


Hicret eden diğer Müslümanlar gibi Ubeydullah ve Ümmü Habibe çifti de biricik yavrularını bağırlarına basarak kıt imkânlarla hayatlarını devam ettirdiler. Çok zorluklar çektiler ama hepsine göğüs gerdiler. Hayat böyle devam ederken Ümmü Habibe, bu gurbet diyarında şimdiye kadar karşılaşmadığı öyle bir sıkıntıyla karşılaştı ki, gerçekten yıkıldı ve dizlerinin bağı çözüldü. O da eşi Ubeydullah’ın tanassur etmesi yani İslâm dinini bırakarak Hıristiyan olmasıydı. “Nasıl olur?” demeyin, oldu işte. Bakın bakalım, nasıl olmuş!

Arapların öteden beri içki içme alışkanlıkları vardı. Kimileri içkiyi hiç ağzına koymamışken, kimileri normal içerken, kimileri de içki içmeyi tiryakilik haline getirmişlerdi. Müslümanlar, Mekke’den Habeşistan’a hicret ederken içki henüz yasak edilmemişti. Bu yüzden Müslümanlar içki içmeye devam ediyorlardı. Müslüman olmadan önce Hanif dinine mensup olan ve mazbut bir yaşantıya sahip olan Ubeydullah, biraz da gurbette olmanın verdiği efkâr ile içkiye alıştı ve ölçüyü kaçırdı. Çok içki içen Ubeydullah, Müslüman arkadaşlarından kopmuş, kendisi gibi içki içen Hıristiyanlarla arkadaşlık kurmuştu. Artık onlarla içiyor ve onlarla oturup kalkıyordu. Öyle oldu ki, oturup kalktığı arkadaşları gibi düşünmeye ve onlar gibi inanmaya başladı. Bir gün de geldi, tanassur etti yani İslâm dinini bırakıp Hıristiyan oldu. İslâm’dan dönmesi için eşine de baskı yaptı. Fakat Ümmü Habibe, buna şiddetle karşı koydu. Ubeydullah, dinden dönmeleri için diğer sahâbîlere de çağrı yaptı; fakat hiçbiri onun bu gereksiz dâvetine kulak vermedi. Hatta o, Müslüman arkadaşları ile alay eder ve onlara şöyle derdi: “Artık bizim gözümüz açıldı; siz halen gözü kapalı geziyorsunuz. Bu gidişle sizin gözleriniz açılmaz.”


Ümmü Habibe, irtidât eden ve dinden dönen eşinden ayrıldı. Bir müddet sonra Ubeydullah, sarhoş olduğu halde suda boğularak öldü. Gurbet illerinde biricik kızı Habibe ile Müslümanların himaye sinde sıkıntılı günler geçiren Ümmü Habibe’ye hicretin altıncı senesinin son aylarında (629) Hz. Peygamber talip oldu ve kendisi ile evlendi. Cafer b. Ebî Tâlib’in başkanlığındaki son muhâcirlerle birlikte Medine’ye geldi ve Hz. Peygamber’in evine taşındı. Bu güne kadar bin bir sıkıntı çeken Ümmü Habibe, bu günden sora Hz. Peygamberin hanımları arasına katıldı ve güzel günler geçirdi.


Ümeyme halanın altı çocuğundan Ubeydullah, Habeşistan’da üzücü bir şekilde öldü. Her iki Habeş hicretine katıldıktan sonra Mekke’ye dönen ve âilenin diğer fertleriyle Mekke’den Medine’ye hicret eden Abdullah, Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında şehit düştü ve dayısı Hz. Hamza ile bir mezara defnedildi. Fâtıma bint Ebî Hubeyş ile evli olan Abdullah’ın, Muhammed adında bir oğlu vardı. Ebû Ahmed de Ebû Süfyan’ın bir diğer kızı Fâria ile evliydi. Abdullah ve Ebû Ahmed, Medine’ye hicret ettikten sonra Mekke’deki evleri tamamen kapandı. Hicretten sonra evini Ebû Süfyan’ın almasına çok üzülen Ebû Ahmed, bunu bir türlü hazmedemiyordu. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi günü Kâbe’deki hitâbesini bitirince Ebû Ahmed, devesinin üzerinde Kâbe’nin kapısı önünde durdu; eviyle ve başka konularla ilgili olarak Mekkeli müşriklerin yaptığı haksızlıkların hesabını yüksek sesle sormaya başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Osman b. Affan’ı yanına çağırarak kulağına bazı şeyler fısıldadı. O da Ebû Ahmed’in yanına gidip Hz. Peygamber’in söylediklerini kendisine bildirince Ebû Ahmed, hemen devesinden inerek diğer Müslümanların yanına oturdu ve ölünceye kadar bu konuda kimseye bir şey söylemedi. Hz. Peygamber’in bu sessiz tebliğinde, evine karşılık ona cennette bir ev verileceğini müjdelediği rivâyet edilmektedir. Şâir sahâbîlerden biri olan Ebû Ahmed, ailesinin hicretini ve hayatının çeşitli safhalarını şiirlerinde terennüm etmiştir. Ömrünün sonuna doğru gözlerini kaybeden Ebû Ahmed, Medine’de vefat etti. Vefat tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 20/641 yılında vefat eden kız kardeşi Zeynep’ten önce öldüğü bilinmektedir.


Ümeyme halanın kızlarından Hamne, Medine’yi İslâmlaştıran, Bedir’de ve Uhud’da İslâm sancağını taşıyan ve Uhud’da sancağı taşırken şehid olan Musâb b. Umeyr ile evliydi. Uhud’da, Hamne’nin dayısı Hamza, kardeşi Abdullah ve eşi Mus’ab şehid olmuşlardı. Mus’ab’ın şehid olmasından sonra Hamne, Talha b. Ubeydillah ile evlendi. Hamne’nin Mus’ab’dan Zeyneb adında bir kızı; Talha’dan da Muhammed ve İmran adında iki oğlu vardı. Ümeyme halanın ikinci kızı Zeyneb ise Hz. Zeyd b. Hârise ile evliydi. Onu, Zeyd ile Hz. Peygamber evlendirmişti. Zeyd, onunla geçinemedi ve ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Sonra da yüce Allah, Zeyneb’i Hz. Peygamber ile evlendirdi. Zeyneb’in her iki evliliğinde de çocuğu olmamıştır. Ümeyme halanın üçüncü kızı Ümmü Habibe ise Abdurrahman b. Avf ile evliydi. Bunların da çocukları olmadı.


Saygı değer okuyucularım! Ümeyme halanın çocukları ve torunları hakkında bilgi verdikten sonra asıl söyleyeceklerimize gelelim. Bu yazıyı “Dikkatli olun, sizin de ayağınız kayabilir.” demek için yazdık. Hz. Peygamber’in hem yakını hem âshabı ve hem de üstelik ilk müslümanlardan olan Ubeydullah’ın ayağı kaydığı gibi, sizin de ayağınız kayabilir. Tehlikeli yerlerde dolaşmayın, kötü arkadaş edinmeyin. Hem biliyor musunuz, yazımıza konu olan Ubeydullah, az sayıdaki haniflerdendi. Yani İslâm’dan önce puta tapmayan ve Hz. İbrahim dini üzere temiz bir hayat yaşayan seçkinlerden biriydi. Bu saflığını ve temizliğini İslâm’ı kabul ederek zirveye çıkarmıştı. Ama kötü arkadaşları onu zirveden aşağı yuvarladılar. Rabbimizin Kur’ân-ı Kerim’de verdiği habere göre bu dünyada kötü arkadaşları yüzünden ayağı kayıp da öbür dünyada Cehennem’e düşenler şöyle diyeceklermiş:


“O gün, zâlim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: “Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı (bâtıl yolcusu kötü arkadaşı) dost edinmeseydim. Çünkü zikir (Kur’ân-ı Kerim) bana gelmişken o, gerçekten (beni) ondan saptırdı.” Şeytan, insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüz üstü bırakıp rezil rüsvay eder.” (el-Furkân sûresi, 25/27-29)


Hz. Peygamber Efendimiz de bu konuda şöyle buyurur: “İnsan, arkadaşının yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz arkadaş edineceği kişiye dikkat etsin!” (Ebû Dâvûd, Edeb, 19; Tirmizî, Zühd, 38)

İnsanın ayağının kayması ve yüz üstü Cehenneme sürüklenmesinde şeytan ve kötü arkadaş kadar kendi nefsinin de payı vardır. Haramlardan korunma konusunda dikkatli olmayan insan, nefsinin emrine girmiştir. Nefis de sahibini baş aşağı Cehenneme yuvarlar. Şimdi yine Peygamber Efendimize kulak verelim:


“Helal belli, haram da bellidir. İkisi arasında (helal mi haram mı olduğu belli olmayan bir takım) şüpheli şeyler vardır ki, çok kişi bunları bilmez. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, ırzını ve dinini korumuş olur. Her kim de şüpheli şeylere dalarsa (içine girmek yasak olan) koruluk etrafında davarlarını otlatan bir çoban gibi, çok sürmez içeriye dalabilir. Haberiniz olsun! Her devlet başkanının kendine mahsus bir koruluğu olur. Dikkat edin ve gözünüzü açın! Allah’ın (yeryüzündeki) koruluğu da haram ettiği şeylerdir. Haberiniz olsun ki, bedenin içinde bir lokmacık et parçası vardır, o iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozuk olursa bütün beden bozulur. İşte o (et parçası) kalptir.” (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)


Saygı değer okuyucularım! Allah’tan korkun ve Allah’a karşı saygılı olun. Allah’ı çok zikredin, bir an bile Yüce Allah’ı aklınızdan çıkarmayın. Bakınız! Yüce Allah, kendisini unutan gafiller için ne buyuruyor: “Allah’ı unutup da Allah’ın da (kendisini) kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.” El-Haşr sûresi, 59/19)


Evet, dikkat edin! Ayağınız kaymasın. Çünkü ayağı kayan uçurumdan aşağıya öyle bir yuvarlanıyor ki, kendini öbür dünyada Cehennemin ortasında buluyor. Rabbim, hepimizi böyle kötü bir akıbete düşmekten korusun! Âmin!