Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN

Yetimlerin Elinden Tutalım

e-Posta Yazdır PDF

Hz. Peygamber efendimiz, Mekke’den Medine’ye hicret ettikten iki sene sonra Bedir savaşında Mekke müşrikleri ile karşılaştı. Bu karşılaşma Ramazan ayının on yedinci gününde (14 Mart 624) oldu. Hz. Peygamber efendimiz, yolda orucunu sonra kaza etmek üzere bozunca müslümanlar da oruçlarını bozdular. Bu karşılaşmada müşriklerin sayısı ve silah gücü Müslümanların sayısından ve silah gücünden üç misli fazlaydı. Buna rağmen müslümanlar müşriklere gâlip geldiler. Müşrikler savaş meydanında yetmiş ölü, yetmiş de esir bırakarak Mekke’ye kaçtılar. Müslümanlar sadece on dört şehid verdiler. Hz. Peygamber efendimiz, bu savaşta şehid düşen Müslümanların cenaze namazlarını kılarak onları defnettirdi; müşriklerin ölülerini de gömdürdü. Esirleri de Medine’ye getirdi.


Hz. Peygamber efendimiz, esirlere karşı iyi davranılmasını emretti. Onlardan sadece ikisini, Ukbe b. Ebû Muayt ile Nadr b. Hâris’i, vaktiyle müslümanlara yaptıkları işkenceye karşılık ölüme mahkûm etti. Diğer esirlere yapılacak muâmele hususunda da ashâb-ı kirâm ile istişâre etti. Hz. Ömer ve Sa’d b. Muâz gibi sahâbîler, bunların en yakın akrabaları tarafından öldürülmelerini, Hz. Ebû Bekir ise fidye karşılığında serbest bırakılmalarını teklif etti. Hz. Peygamber efendimiz, ikinci teklifi benimseyerek esirlerin maddî durumlarına göre bin ilâ dört bin dirhem arasında para ödemelerini şart koştu. Bu parayı ödeme imkânı olmayan bazı esirlerin karşılıksız olarak, okuma-yazma bilenlerin ise on müslümana okuma yazma öğretmeleri şartıyla serbest bırakılmaları kararlaştırıldı.


Câhiliye döneminde ve İslâm Tarihi boyunca Arap yarımadasının Hicaz bölgesinin Mekke, Medine ve Tâif olmak üzere üç büyük önemli şehri vardı. Dördüncü şehir olan Cidde, bunlar kadar eski değildir; bir liman şehri olarak sonradan kurulmuştur. Câhiliye döneminde ve İslâm’ın ilk yıllarında Mekkeliler ticâretle, Medineliler ziraatla, Tâifliler de hayvancılık ve ziraatla uğraşırlardı. Mekke merkez olmak üzere Ortadoğu’nun ticâretini ellerinde tutan Mekkeliler, çevrelerindeki üç büyük imparatorluk ile irtibât halindeydiler. Doğudaki Sâsânî İmparatorluğu, kuzeydeki Bizans İmparatorluğu ve batıdaki Habeş İmparatorluğu ile ticâret yapıyorlardı. Yani bu bölgelerin ticâreti, ithâlât ve ihrâcâtı, Mekke’de oturan Kureyş kabilesine mensup tüccârların elindeydi.


Uzak doğudan deniz yoluyla Yemen’e gelen ticâret mallarını oradan aldıktan sonra tüm Arap yarımadasına ve adı geçen üç imparatorluğa pazarlayan Mekkeliler, gittikleri yerlerin örf, âdet ve kültürleri hakkında bilgi ve görgü sahibi oluyor ve böylelikle kültürel seviyelerini devamlı yükseltiyorlardı. Bu durum gittikçe onların ticâret hacmini de büyütüyordu. Hem ticâret hem de bilgi alışverişi yapıyorlardı. Bu da onların okur-yazar olmalarını gerekli kılıyordu. Yaşadıkları şehir olan Mekke, hem para sahiplerinin hem de bilgi sahiplerinin yaşadığı bir şehirdi. Yüce Allah, bu sebepten dolayı onları muhâtab aldı. İlâhî mesajı anlayanlar anladı; anlamayanlar da paralarının ve bilgilerinin kurbanı oldu ve cehenneme yuvarlandılar. 


Hz. Peygamber efendimiz, Bedir savaşında esir düşen Mekkelilerin verecekleri fidye ile İslâm devletinin ekonomik yapısını güçlendirirken, okur-yazar olan esirlerden her birinin Medineli on müslümana okuma-yazma öğretmesi ile de Müslümanların kültür seviyelerinin yükseltilmesini sağlıyordu. Bu okuma-yazma seferberliğinde, okuma-yazma öğrenenlerden biri de Medineli yetim çocuklardan biri olan Zeyd b. Sâbit’tir. Hz. Zeyd, hem Peygamber efendimiz zamanında hem dört halife döneminde hem de sonraki dönemde çok büyük hizmetleri görülen bir sahâbîdir.


Zeyd b. Sâbit, hicretten on bir yıl önce 611 yılında Medine’de doğdu. Hazrec kabilesinin Neccâroğulları kolundandır. Babası Sâbit, Buâs savaşında öldüğünde Zeyd altı yaşındaydı. Annesi Nevvâr bint Mâlik’tir. Çok akıllı ve hâfızası güçlü bir çocuk olan Zeyd, Hz. Peygamber efendimiz Medine’ye gelmeden önce müslüman olmuş ve on yedi sûreyi ezberlemişti. Hicretten hemen sonra akrabaları tarafından Hz. Peygamber’e tanıtıldı, ezberlediği sûreleri ona okudu ve onun takdirini kazandı. Rasûlullah (s.a.v.) yahûdilerle yaptığı görüşmeler ve yazışmalar sırasında kendisine yardımcı olması için Zeyd’in İbrânîce (veya Süryânîce) yazmayı öğrenmesini istedi; o da kısa sürede bu yazıyı öğrendi. Bedir savaşında esir düşen müşriklerin okur-yazarlarından okuma yazma öğreneneler arasında Zeyd de vardı. Zeyd b. Sâbit’in ayrıca Farsça, Rumca, Kıptîce ve Habeşçe bildiği, Farsça’yı Kisrâ’nın elçisinden, Rumcayı Rasûlullah’ın hâcibinden ve Kıptîceyi de yine Rasûlullah’ın hizmetçilerinden öğrendiği rivayet edilmektedir. Yaşı küçük olduğundan Uhut savaşına katılmasına izin verilmedi ve şehirde kalanları korumakla görevlendirildi. Hendek savaşında hendek kazılırken çıkan toprağı taşımaya yardım etti. Hz. Peygamber, onun bu gayretini görünce “Ne kadar iyi bir çocuk!” diye takdirlerini bildirdi. Hayber’in fethi sırasında kendisine müslümanların sayısını tespit etme görevi veridi. Vahiy inmeye başladığında Hz. Peygamber’in kendilerine haber gönderdiği kâtipler arasında Zeyd de vardı. Aynı zamanda Hz. Peygamber hayatta iken Kur’ân-ı Kerim’in tamamını ezberleyen ensara mensup dört kişiden biriydi 


Hz. Ebû Bekir döneminde de kâtiplik yapan Zeyd’in bu dönemde üstlendiği ilk önemli görev Kurân-ı Kerim’in cem’idir. Yemâme savaşı ile diğer bazı savaşlarda hâfız sahâbîlerden bir kısmının şehid olması üzerine Kur’ân’ın toplanması fikrini Halife Ebû Bekir’e açan Hz. Ömer bu hususta onu ikna etti. Ebû Bekir’in emriyle Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında kurulan heyet Kur’an âyetlerinin yazılı olduğu sayfaları bir araya getirip Kur’an’ı cemetmekle görevlendirildi. Yanlarında yazılı Kur’an metinleri bulunanların bunların âyet olduğuna şâhitlik edecek iki kişiyle birlikte heyete başvurmaları ilan edildi. Heyet üyeleri ashâbın getirdiği yazılı metinleri kontrol edip yazıyordu. Böylece Kur’an yazılı malzeme ve ezber yardımıyla eksiksiz olarak toplandı ve Hz. Ebû Bekir’e teslim edildi. Cemedilen Kur’an, başta Hz. Ömer ve Ali olmak üzere bütün sahâbenin onayını aldı. Abdullah b. Mes’ûd’un tavsiyesine uyularak derlenen metne “el-mushaf” adı verildi.


Yermük savaşı günü Zeyd’e ganimetleri taksim etme görevi verildi. Hz. Ömer, Zeyd’i kendisine danışman tayin etti. Hem bazı nasların anlaşılması ve uygulanmasında hem de hakkında nas olmayan yeni mes’elelerin çözümünde ona danışırdı. Yine Hz. Ömer döneminde dâvâlara Zeyd bakar, halife şehirde bulunmadığı zaman ona vekâlet ederdi. Hz. Osman döneminde halifeye vekâletin yanı sıra beytülmâle bakmakla görevlendirildi. Aynı dönemde Ebû Bekir zamanında cemedilen mushafı çeşitli şehirlere gönderilmek üzere istinsah eden (çoğaltan) heyetin başkanlığını yaptı. Hz. Osman’ın evi kuşatıldığında halifenin evine girdi, dışarıdaki muhâsaracıları teskin etmeye çalıştı ve ensardan bazılarını muhâsaradan vazgeçirdi. Zeyd’in 45, 51 veya 55 yılında vefat ettiğine dair rivayetler vardır. Bunların içinde en çok 45 yılıyla ilgili rivayet tercih edilmektedir. Cenaze namazını Emevîler’in Hicaz valisi Mervân b. Hakem kıldırmış, Medine’de birçok kişi üç gün yas tutmuştur. Zeyd birkaç evlilik yapmıştır. İlk eşi Ümmü Cemîl bint Mücellil’den bir, Ümmmü Sa’d Cemîle bint Sa’d b. Rebî’den on üç, Amre/Umeyre bint Muâz b. Enes’ten dört, adı bilinmeyen bir hanımdan dört, bir diğerinden ise yedi olmak üzere yirmi dokuz çocuğu dünyaya gelmiştir.


İslam tarihi boyunca Zeyd b. Sâbit’in adı Hz. Ömer, Ali, Abdullah b.  Mes’ûd, Übey b. Ka’b ve Ebû Mûsâ el-Eş’arî’yle birlikte ilim ve fetva ehli olan sahâbîler arasında zikredilmiştir. Zeyd fıkhî konular üzerine görüş bildirir, kendisine sorulan bir olayın vuku bulup bulmadığını sorar, gerçekleşmeyen olaylar hakkında cevap vermezdi. Zeyd b. Sâbit hadisleri anlama ve sünnetleri tesit etme hususunda uzman bir sahâbîydi. Ayrıca geniş ferâiz bilgisine sahipti. Bu husus, onu bi’set döneminde ön plana çıkaran önemli bir özelliktir. Sonraki yıllarda fıkıh alanında belli başlı isimler arasında yer alması Zeyd’in bütün alanlarda kendisini yetiştirdiğini göstermektedir. Ferâiz konusundaki derin bilgisini bizzat Hz. Peygamber, “Ümmetim içinde ferâiz konusunu en iyi bilen Zeyd’dir.” Sözüyle dile getirmiştir. (Tirmizî, “Menâkıb”, 32). (Bünyamin Erul, DİA, XLIV,321-322)


Hayatını kısaca okuduğumuz Zeyd b. Sâbit ile Hz. Peygamber efendimizin boşuna ilgilenmediğini öğrenmiş oluyoruz. Hz. Peygamber efendimiz, onda bir cevher olduğunu keşfetti ve elinden tuttu. Bizim çevremizde de içinde cevher bulunduran elinden tutacağımız nice yetimler var. Peki, biz ne yapıyoruz? Bu sorunun cevabını herkes kendisi versin!