Ana-Babam, Eşimden Boşanmamı İstiyor. Ne Yapmalıyım?

e-Posta Yazdır PDF

Yazar= Soner DUMAN

Soru:

Bir ana-baba, çocuğuna “karını boşayacaksın. Biz buna daha fazla dayanamayız, ya o ya da biz. Boşanmazsan hakkımızı helal etmeyiz” diyor. Bu durumda çocuğun ana-babasına itaat ederek karısını boşaması gerekir mi?


Cevap:

Bu soruya cevap verebilmek için “ana-babaya itaatin gerekliliği ve sınırları” meselesinin iyice kavranması gerekir. Öncelikle belirtmek gerekir ki dinimiz ana-baba hakkını son derece önemsemiş, ana-baba hakkını Allah’a kulluktan sonra ikinci sıraya yerleştirmiştir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmuştur:


“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!” diyerek dua et.” (İsrâ, 23-24)


Bir başka âyette Rabbimiz kendisine şükrettiğimiz gibi ana-babaya da şükretmemiz gerektiğini şu şekilde belirtmiştir:


“Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.” (Lokman, 14)


Allah Resûlü (s.a.v.) de pek çok hadisinde ana-babaya itaatin önemini, onlara isyanın yasak olduğunu, ana-babaya isyanın en büyük günahlar arasında yer aldığını belirtmiştir. Bu hadislerden bazıları şunlardır:


(1) Abdullah bin Mesud, Hz. Peygamber’e Allah’ın en sevdiği amelin ne olduğunu sordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) “vaktinde kılınan namazdır” buyurdu. “Sonra hangisidir?” diye sordu, Hz. Peygamber (s.a.v.) “ana-babaya iyi davranmaktır” buyurdu. “Sonra hangisidir?” diye sorunca “Allah yolunda cihad etmektir” dedi. (Buharî, Müslim)


(2) Hz. Peygamber (s.a.v.)’e “iyilik etmeme en layık olan kimdir?” diye sorulduğunda üç defa “annendir” buyurmuş, dördüncüde “baban” demiştir. (Buhârî, Müslim)


(3) Bir defasında sahabeden birisi cihad etmek için gelmişti. Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisine ana-babasının sağ olup olmadığını ve bakacak kimsesi olup olmadığını sordu. Adam ana-babasının sağ olduğunu, bakacak kimselerinin bulunmadığını söyleyince “sen git cihadını ana-babana bakarak yap” buyurdu. (Müslim)


(4) Peygamberimiz bir hadisinde “size en büyük günahları bildireyim mi?” diye sormuş, sahabenin “evet bildir ey Allah’ın Resûlü” demesi üzerine “Allah’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek ve yalancı şahitlik etmektir” buyurmuştur. (Buharî, Müslim)


Daha bunun gibi onlarca hadis ana-baba hakkının büyüklüğü, evladın ana-babasına itaat etmesi gerektiğini açık bir şekilde ifade etmektedir. Şu var ki Allah ve Resûlü dışında hiç kimseye itaat sınırsız değildir. Peygamberimizin belirttiğine göre “masiyet olan bir şeyde itaat yoktur, itaat ancak maruftadır” (Buharî, Temennî, 10; Müslim, İmare, 39)


Yani günah olan, isyan olan şeylerde itaatsizlik olmaz. İtaat etmek ancak şeriatın ve aklın iyi, güzel gördüğü şeylerde olur.


İsyan olan şeyde ana-babaya itaatin olmayacağının delili şu âyettir:


“Eğer onlar [ana-baban] seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.” (Lokman, 15)


Bu âyette, ana-babanın evladını şirke zorlaması halinde evladın onlara itaat etmemesi gerektiği belirtilmektedir. Yukarıdaki hadis ise bütün isyan ve günah olan şeylerin de aynı durumda olduğunu belirtmektedir. O halde ana-baba çocuğundan günah olan bir şey yapmasını istese mesela yalancı şahitlikte bulunmasını, içki satın almasını, birisine zarar vermesini, birine iftira atmasını istese evladın bu durumda ana-babaya itaat etmesi haram olur.


Burada asıl soruya gelelim:

Günah olmayan her konuda ana-babaya itaat etmek gerekir mi? Mesela ana-baba çocuğuna belirli bir iş yerinde çalışmasını ya da çalışmamasını, belirli bir kimseyle evlenmesini ya da evlenmemesini, eşini boşamasını istediğinde evladın buna itaat etmesi gerekir mi? Buna itaat etmediği takdirde “ana-babaya isyan” günahını işlemiş olur mu? Bu durumda ana-babanın çocuğuna hakkını helal etmemesi söz konusu olabilir mi?

Bu konudaki ölçüyü en güzel bir şekilde ortaya koyan ifadelerden birisi İbn Teymiyye’ye aittir. O şöyle der:


“Günah olmayan şeylerde ana-babaya itaatin gerekli olması, kendilerine menfaat sağlayan ve çocuğa da bir zarar söz konusu olmayan durumlardadır.” (İbn Teymiyye, el-Fetâvâ’l-kübrâ, V, 381)


Buna göre, günah bir mesele söz konusu olmasa bile şayet ana-babanın çocuğundan istediği şeyde kendileri açısından bir menfaat bulunmuyor ve bu durum çocuklarına zarar veriyorsa çocuğun onlara itaat etmesi gerekmez.


Mesela çocuk dinen helal ve meşru olan bir işte çalıştığı halde, başka bir iş bulması zor olduğu halde ana-babası kendisine işten ayrılmasını isteseler bunda çocuğun zararı söz konusu olacağı, ana-babaya da herhangi bir menfaat sağlanmayacağı için çocuğun buna itaat etmemesi “ana-babaya itaatsizlik” olarak değerlendirilmez.


Mesela ana-baba çocuğun şu şehirde değil de bu şehirde oturmasını, şu kişiyle değil de bu kişiyle evlenmesini talep ettiklerinde şayet bunda ana-babanın bir menfaati yoksa ve bu durum çocuk için zararlı oluyorsa çocuğun buna itaat etmemesi itaatsizlik olarak değerlendirilmez.


Soruya gelecek olursak, eğer ana-baba erkek evladının karısını boşamasını talep ediyorsa bakılır:


a) Ana-baba, bu evliliğin devam etmesinden zarar gördükleri için bunu talep ediyorlarsa mesela gelin ana-babaya kötü davranıyor, hakaret ediyor ve bu durum ana-baba için katlanılmaz hale geldiği için onlar bu evliliğin sürmesini istemiyorlarsa o zaman ortada haklı bir gerekçe söz konusu demektir. Ancak bu durumda boşanmanın yapılmasından oğul ve onun ailesi de zarar göreceğinden en iyi çözüm çocuğun her iki tarafın arasını uzlaştırmaya çalışması, karısının kötü ve haksız bir fiili varsa bunu sonlandırmak, aileyi ıslah etmek, ana-babayı razı etmek için gayret etmesidir. Buna rağmen eşinin ana-babaya karşı kötü tutumu son bulmuyorsa o takdirde boşanmak en uygun çözümdür.


b) Ana-baba, çocuklarının evliliklerinin devam etmesinden hiçbir zarar görmedikleri halde mesela gelinlerinin güzel, asil ve zengin olmaması vb. keyfi bahaneler ileri sürerek, yahut da gelinlerinden aslında dinen hak etmedikleri hizmetleri beklemeleri ve gelinin de bunu yerine getirmemesi sebebiyle oğullarının boşanmasını talep ediyorlarsa bu durumda çocuğun ana-babasına itaat etmesi gerekmez. Çünkü boşanmak basit bir şey olmayıp yuvayı dağıtmak, çoluk çocuğu terbiyeden mahrum bırakmak demektir. Sırf ana-baba istemiyor diye mutlu giden bir evliliği sonlandırmak İslam’ın arzuladığı bir şey değildir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Helal olan şeyler içinde Allah’ın en çok buğzettiği (hoşlanmadığı) şey boşanmaktır.” ‘(İbn Mâce, Talak, 1)


Burada şu husus akla takılabilir:

Hz. Ömer (r.a.) oğlu Abdullah’ın eşinden boşanmasını istemişti. Abdullah bu durumu gelip Peygamberimize bildirince peygamberimiz “babana itaat et” buyurdu. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 4711 no’lu hadis)


Bu olayın arka planını ve iç yüzünü bilmeden “şahsa özel” olan bir olaydan genel bir hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. Hz. Ömer’in İslam tarihindeki konum ve mevkii, nasıl isabetli kararlar aldığı, bir delile dayanmaksızın iş yapmayacağı herkesin malumudur. Bu haliyle Hz. Ömer, oğlundan karısını boşamasını talep etmişse bunun mutlaka yukarıda belirtilmeyen bir takım sebepleri bulunmalıdır. Nitekim aynı bakış açısını Ahmed bin Hanbel de dile getirmiştir. Şöyle ki;


Bir adam Ahmed bin Hanbel’e gelerek “babam karımı boşamamı istiyor” dedi. Ahmed bin Hanbel “karını boşama!” dedi. Adam “ama Hz. Ömer, oğluna karısını boşamasını emretmişti” deyince Ahmed bin Hanbel adama hitaben “senin baban Hz. Ömer gibi mi ki?” demiştir. (el-Câmi li ulûmi Ahmed, XI, 301)

Aynı olayın benzerini Hz. İbrahim için de söyleyebiliriz. Rivayete göre Hz. İbrahim, bir defasında oğlu Hz. İsmail’i ziyarete gelmişti. O sırada oğlu evde yoktu, karısı vardı. Hz. İbrahim karısına durumlarını sorduğunda karısı şikâyetlere başlayıp çok sıkıntı içinde olduklarını, fakirlikten bunaldıklarını sayıp döktü. Hz. İbrahim “kocana selam söyle kapısının eşiğini değiştirsin” diyerek evden ayrıldı. Hz. İsmail dışarıdan gelince karısı ona babasının sözünü iletti. Bunun üzerine Hz. İsmail bunun üstü kapalı bir şekilde “karını boşa” anlamına geldiğini anladı ve o kadından boşandı. Bir başka defasında yine oğlunu ziyarete geldiğinde yine oğlu evde yoktu. Bu defa Hz. İsmail’in yeni hanımına durumu sordu. O, iyilik içinde olduklarını, halinden memnun olduğunu belirtti. Bunun üzerine Hz. İbrahim yine oğlu gelmeden evden ayrıldı ve ayrılmadan önce gelinine “kocana söyle, kapının eşiğine sahip çıksın” buyurdu. Hz. İsmail bunun, evliliğine devam etmesi yönünde bir teşvik olduğunu anlayarak eşini nikâhında tuttu. (Buharî, el-Enbiyâ, 12)


Hz. İbrahim burada oğlunun huysuz, sürekli şikayetçi olan, oğlunu hep başkalarına kötü anlatan bir kadınla bu evliliğin yürümeyeceğini bir peygamber fetaneti ve feraseti ile anlayarak oğlunun eşinden boşanmasını istemiştir. Bir peygamberin bunu talep etmesi ile sıradan bir insanın bunu istemesi arasında dağlar kadar fark vardır.


Sonuç olarak diyebiliriz ki bir kimsenin karısı eğer kocasının ana-babasını aşağılama, onlara kötü muamele, çocuğunu sıkıntıya sokma vb. bir haksızlık, geçimsizlik yapmıyorsa mutlu giden bir yuvanın sırf ana-baba istedi diye bozulması doğru değildir. Vallahu a’lem.