Misafir Yazar

İhtilaf İftirak mıdır?

e-Posta Yazdır PDF

Allah (c.c), insanları birbirlerini ikmâl etmek için farklı vasıflar ve istekler üzere yaratmıştır. Bu sebeple “İyilik ve takva üzerine yardımlaşın!”  emri gereğince hareket etmek toplumun maslahatı için en önemli esaslardan sayılır. Zira noksanlıklardan münezzeh olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan yegane varlık Allah’tır (c.c). Evet, acizliğimizi Rabbimizin huzurunda itiraf ediyoruz. İnsanların aklî ve ilmî seviyesi bir olmadığından, ihtilafsız bir hayattan bahsetmek mümkün değildir. 


İhtilaf tabii bir olgudur. İhtilafı yaratan ve bizi bizden iyi bilen Rabbimiz, kitabında “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın ayrılıp bölünmeyin!”  buyurur. Ayrılıp bölünme sebeplerinden birisi “Birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız, rüzgârınız (kuvvetiniz) kesilir.”  âyet-i kerimede açıkça beyan edilmiştir. Hakikatle vukuatın çatıştığını zanneden insanlar, ihtilafın asıl mahiyetini kavramış değildirler. Zira ihtilaf kelimesi tartışma ve ayrılma manasını taşımaz. Bu sebeptendir ki yukarıdaki âyette “ihtilaf etmeyin” değil, “çekişmeyin” buyurulmuştur. Nitekim Ragip el-İsfehanî (rh.a) ihtilaf kelimesini “Bir kişinin, söz veya davranışta başkasının tuttuğu yoldan farklı bir yol takip etmesidir.” diye tarif ettikten sonra “Eğer insanlar arasında fikir ayrılığı sözle olursa bazen çekişme ve tartışmaya da götürebilir. Bu nedenle ihtilaf kelimesi istiâre yoluyla tartışma ve münakaşa manasında da kullanılmıştır. ” diyerek bu inceliğe dikkat çeker. 


Bu inceliği kavrayıp da hayatına yansıtan İmam Şâfiî (rh.a) hakkında Hafız Zehebî’nin (rh.a) rivayet ettiğine göre, Yunus es-Sadefi (rh.a) şöyle der: “İmam Şafiî’den (rh.a) daha bilinçli ve şuurlu birisini tanımıyorum! Bir gün onunla bir meseleyi münazara ettim ve kalkıp ayrıldık. Sonra yine karşılaştığımızda benim elimi tutup bana ‘Ey Ebu Mûsâ, hemfikir olduğumuz bir mesele bile olmasa kardeş kalmamız doğru olmaz mı?’ dedi.” 


Murakabe altında olduğunu unutabilen insanoğlu, bazen görüş ayrılığını gönül ayrılığıyla sonuçlandırabiliyor. Bu felaket basit bir ayrılma gibi görünse de İslamî bir toplumun kösteklemesine sebep olabilir. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v) bu felaketin getirdiği fitnenin farkında olduğu için, “İnsanların arasını bulmak için yalan söyleyen, yalancı sayılmaz.”  sözüyle burada yalanın başvurulabilir olduğunu açıkça ifade etmiştir.


Ramazan el-Bûtî’nin (rh.a) “Müslümanların Gerilemesinden Kimler Sorumlu?” isimli eserinde de işaret ettiği üzere; ihtilaf ayrılığa değil, güzel ve derin araştırmalara sevk etmelidir. Kendini mutlak doğru; karşısındakini mutlak yanlış kabul etmek kadar büyük bir cinayet yoktur. İnsanoğlu bir meseleyi bütün yönleriyle tam anlayamamış ve bir noktayı gözden kaçırmış olabilir. Aslında ihtilaf işte tam da burada devreye girer. Bu ihtilaf hangi konuda ve hangi meşrep, tarikat veya vakıf müntesibiyle olursa olsun Allah’ın (c.c) kurduğu kardeşlik müessesesini dikkate almak “Ben Müslümanım!” diyen herkese farzdır. “Müminler ancak kardeştirler.”  âyet-i kerimesinde gözden kaçan bir inceliği burada paylaşmak istiyorum: “Kardeş anlamındaki “eh” kelimesi; dostluk ve sadakat anlamını ifade edeceği zaman ihvan şeklinde çoğul olur. Nesep yönünden kardeş anlamına geldiği zaman; âyette olduğu gibi, ihve gelir. Dolayısıyla Müslümanlar arasında, inanç sebebiyle oluşan bağı, beliğ bir teşbihle öz kardeşliğe bağlamıştır. İman sebebiyle gerçekleşen kardeşlik, nesep sebebiyle gerçekleşen kardeşliğe denk, hatta ondan üstün tutulmuştur. Bu inceliği asla unutmamak ve “velâyet şuurunu” bu temele bağlamak durumundayız.” 


 Günümüzde, kendi cemaat ve meşrebine ısındırmak amacıyla “yabancılara” son derece iyi davranan “davetçi gençlerin (!)” küçük bir fikir ayrılığında aile ve yoldaşlarına nasıl davrandıklarını görmekteyiz. Hele de ailelerine?! Yeni öğrenmenin ve gençliğin verdiği heyecan ve enerjiyi nerede ve nasıl kullanacağını bilemeyen gençlerin ellerinden tutmak için değerli okuyucularıma sesleniyorum! İhtilaf ahlakının, aile ve arkadaşlar arası muhabbet konularına dahil edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Zira bu fikir ve şuur yayılmadıkça hayalimiz olan İslam toplumu ve düzeni ancak hayallerimizde kalır. 


 Fitne ve fesadın zirvede olduğu bir zamanda Müslümanlar, teferruattan sayılan meseleleri ısıtıp ısıtıp insanların önüne koymaktansa, ümmetin vahdeti için çalışmaları, birbirleriyle istişare etmeleri ve harekete geçmeleri gerekir. Belki de, “bilinmeyen kişiler (!)” tarafından gündeme getirilen ihtilaflı konuları, günümüz içerisinde yaşadığımız durumu göz önünde bulundurarak mütalaa etmek bize yakışır. Gündemde tutulan tartışma konularını, bir adım geriye atıp güzelce gözden geçirmek gerekir. Bu arada dünya haritasına da bir göz atmak hiç de fena olmaz!  


İhtilaftan kaçmak çözüm değildir! İnsanı rahatsız eden bir durum söz konusu olduğunda, konunun tatlı dille masaya yatırılması kadar doğal bir şey yoktur. Hatta, toplumun maslahatını düşünerek elzem desek, mübalağa etmiş olmayız. Zira meselelere bir çözüm arayıp onları zamanında dile getirmek yerine sıkıntıları içinde saklamanın feci sonuçlarını her daim müşahede etmekteyiz. Feraset ve basiret sahibi insanlar neyi nasıl dile getirip ne zaman geri çekileceklerini bilirler. 


“İsmet” sıfatının peygamberlere has olduğunu unutmayan ve insanlara, güzel ahlakları sayesinde gündüz oruç tutan, gece teheccüt kılanlara denk olabileceklerini fiilen ve kavlen hatırlatanlara hayır dua etmekte olduğumuzu belirtmek isteriz! 

Da’î ve Müsted’î


Dipnotlar

1 Mâide [5/2]

2 Âl-i İmrân [3/103]

3 Enfâl [8/46]

4  Zehebî, Siyer-i alamu’n nubela, C:10, Sh:16

5  Müslim, Birr 101

6  Hucurât [49/10]

 7 Kelimeler Kavramlar, Yusuf Kerimoğlu, Sh:428, 21. Baskı, İnkilab Yayınları

 
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL