Misafir Yazar

Tevhidin Aslı ve Üzerine İnanılması Sahih Olan Şeyler

e-Posta Yazdır PDF

1-Kişinin şöyle söyleyip (iman etmesi) vacibtir. Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kaderin hayırlısı ve şerlisinin (yaratmak bakımından) Allah tarafından olduğuna, hesab, tartı, cennet ve cehenneme; bunların hepsinin hak olduğuna inandım. (Kısaca iman şartlarını beyan etmiştir.)


2-Allahu Teala, sayı bakımından değil de hiçbir ortağı bulunmaması bakımından birdir.(Sayılardan bir olanı hakkında ikinin yarısıdır denebilir.Allah böyle bir yarımdan ayrılan diğer bir yarım tek değildir, belki eşi ve benzeri olmamakta tektir, yalnızdır.) “Deki: Allah birdir, Allah sameddir.(Her şey ona muhtaç. O, kimseye muhtaç değildir.) Doğmadı ve doğurulmadı ve hiç bîr şey onun dengi değildir.” Mahlukatından olan şeylerden hiçbir şeye benzemez. Hiçbir şey de ona benzemez. (Eşya sonradan yaratıldığı için, yine yok olmaya mahkumdur. Allah ise bakidir, ezelidir.)


3-Allahu Teala isimleri ile, zatı ve fiili sıfatları ile sıfatlanmaktan yok olmadı (ayrılmadı), zail de olmaz (sıfatları O’ndan ayrılmaz). “Bu isim ve sıfatlar ile vasıflanmıştır, onlardan hiç ayrılmaz. Zati sıfatları: hayat, kudret, ilim, kelam, semi, basar, irade’dir.”


4- Fiili sıfatlara gelince: yaratmak, rızık vermek, var etmek, icad etmek, yapmak ve diğer fiili sıfatlardır. Sıfatları ve isimleri ile zail olmadı ve zail de olmaz. Onun için yeni bir İsim ve sıfat (sonradan) ortaya çıkmaz. (İsim ve sıfatlarının tamamı ezelden beri O’nunla sabittir, sonradan O’na bir sıfat sabit olmaz, zira bu değişiklikten hasıl olur. Halbuki Allah ve sıfatları değişmez.)

5-Allahu Teala ilmi ile alim olmaktan hiç ayrılmadı, ilim Allanın ezelde sıfatıdır. Kadir olmakla kadir olucu olmaktan hiç ayrılmadı. Kudret, Allahın ezelde sıfatıdır. Kelam ile konuşmaktan hiç ayrılmadı. Kelam. Allahın ezelde sıfatıdır. Yaratmak sıfatı ile yaratıcılıktan hiç ayrılmadı. Yaratmak Allah’ın ezelde sıfatıdır. Fiil sıfatı ile yapıcılıktan hiç ayrılmadı. Fiil, Allahın ezelde sıfatıdır. (Burda İmamı Azam rahmetullahi aleyhi fiil sıfatlarının da diğer kamil sıfatlar gibi olup ezelde sabit olduğunu beyan etmiştir. Eş’arilere göre ise ayrı bir fiil sıfatı yoktur.)


6-Fail (işi yapan) Allahu Tealadır. Yapmak (işi) ezelden beri sıfattır. Yapılan (meful) yaratılmıştır. Allahın fiil (sıfatı) mahluk değildir. Allah’ın bütün sıfatlan ezelde sabittir. Hadis değildir, mahluk ta değildir. (Halik için bir mahluk vasfı, uygun olmaz.)


7-Kim “Bu sıfatlar mahluktur veya sonradan olmuştur” derse; veya duraklasa veya bunlarda şüphe etse, o kişi kafirdir. (Allahı, layık olmadığı bir şekilde vasıflamıştır. Zira sonradan olan her şey hadis olup mahluk hükmüne dahildir. Halikı âlemin, mahlukuna benzemesi mümkün değildir.)


8-Kuran Allahın kelamıdır. Mushaflarda yazılmıştır,  kalblerde ezberlenmiştir (korunmuştur), lisanlarda okunmuştur ve peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize indirilmiştir. (Görevli melek Cebrail aleyhisselam tarafından 23 sene boyunca indirilmiştir.)


* Kur’anı okumamız mahluktur. Kuranı yazmamız, onu okumamız mahluktur. Halbuki Kur’an mahluk değildir. (Elde yazılan hatlar, harekeler ve okunan sesler bizle alakalı olduğu için mahlukturlar. Fakat Allahın kelamı olan Kur’an O’nda olan bir sıfat olması bakımından mahluk değildir. Elimizdeki Mushaflar, Allahın kelamına delalet eden lafızlardır. Bunları inkar, Allahın kelamını inkar gibi küfürdür.)


9-Allahu Tealanın Musa (Aleyhisselam) ve diğer peygamberlerden, firavun ve iblisten hikaye olduğu halde Kuran da zikrettiği şeylerin tamamı, onların haberleri olmak üzere Allahın kelamıdır. Allahın kelamı mahluk değildir. Musa (Aleyhisselam) ve diğer mahlukların kelamı mahluktur. Allahın kelamı olan Kuran ezelidir. Onların kelamı ise kadim değildir. (Kur’anda bahsedilen haberlerdeki sözler, o kimselerin sözlerinden aktarılan ve Allah tarafından bize haber verilen sözlerdir. Kuranda bulundukları cihetten Allahın kelamıdırlar, namazda okunurlar. Fakat vakitlerinde söyleyen kişilere nisbetle onların sözüdür.)

 

10-Musa (Aleyhisselam) Allahın kelamını dinledi. Allahu Teala şöyle buyurdu: “Allah Musa (Aleyhisselam) ile konuşmakla konuştu.” Allahu Teala Musa ile konuşmadan evvel mütekellim idi. Allah ezelde halik idi daha mahlukatı yaratmamıştı. (Yani “Allah mütekellimdir” sözümüz “O’nun ezelden beri kelam sıfatı ile muttasıf olduğunu” bildirir. “Allah halıktır” sözümüz. O’nun ezelden beri yaramak vasfı ile vasıflandığını bildirir. Daha mahlukat yaratılmadan evvel de Allah yaratıcı, kelam edici, rızık verici, öldürücü, diriltici vasıflarıyla vasıflanmıştır. Vakti gelince mahlukunu yaratmış, rızıklandırmış, öldürüp diriltmistir.)

 

11-“Allahın misli gibi bir şey yoktur. Allah işitir, görür.” Allah Musa (Aleyhisselam) ile konuşunca, onunla ezeli şifalı olan kelamı ile konuştu. Allahın bütün sıfatları ezelidir. Diğer mahlukatın sıfatları böyle değildir. (Onların sıfatları ezeli değil- hadistir. Allah ve sıfatları ezelidir.)

 

12-Allah bilir, bizim bilmemiz gibi değil, Allah kadirdir, bizim gücümüz gibi değil. Allah görür, bizim görmemiz gibi değil. Allah işitir, bizim işitmemiz gibi değil. Allah konuşur bizim konuşmamız gibi değil. Biz harfler ve aletler yardımıyla konuşuruz. Halbuki Allah harf ve aletlerin yardımı olmaksızın konuşur. Harfler mahluktur. Allahın kelamı mahluk değildir. (Allahın kelamı harf ve ses suretinde bize indirilmiştir fakat Allahın zatındaki kelamı böyle harf ve sesten münezzehtir.)

 

13-Allah şeydir (Allah’a şey denir) Fakat bizim bildiğimiz eşya gibi değildir. Şey demenin manası. Allahı cisimsiz, cevhersiz, arazsız (bilinmez olarak) sabit kılmaktır. Allahın haddi sınırı (nihayeti) yoktur. Zıddı, dengi, misli yoktur. (Allah dengi ve misli olmaktan münezzehtir.)

 

Allahın eli, vechi, nefsi vardır. (Bu sıfatlar Allah için kullanılır fakat manalarını bilemeyiz.)

 

14-Allahu Tealanın Kuranda “el, yüz, nefis” diye zikrettiği şeyler onun için birer sıfattır. Şekli bilinmez. Allahın “el” inden maksad kudretidir, nimetidir denmez. Çünkü bu (te’vil) sıfatı iptaldir. Sıfatı iptal etmek, kaderiye ve Mutezile mezheblerinin görüşüdür. (Onlar Allahın sıfatlarını kabul etmezler. Biz Allahın sıfatlarını kabul ederiz. Müteşahih olanların teviline kaçmayız. Ancak sonra gelen alimlerimiz bazı tevillerle bunları manalandırmışlardırki bozuk görüşlüler onları yanlış manalandırmasın.)

 

*Fakat “eli” keyfiyeti bilinmeyen bir sıfattır. Gazabı ve rızası, şekli bilinmeyen sıfatlarından iki sıfatıdır. (Gazablanması ve razı olması demekten gaye muraddır, yani gazabın ve rızanın gereğini yapar.)


15-Allahu Teala bütün eşyayı yoktan yarattı. Allahu Teala, eşya bir şey olmadan evvel, ezelde eşyayı bilici idi.(İlmi ezelisi ile bildi ve vakti gelince bilgisine uygun olarak yarattı.)

 

*O Allahu Teala eşyayı takdir etti ve ona hükmetti. Dünya ve ahırette Allahın ilmi, dilemesi, kazası, kaderi ve levhi mahfuzda yazması olmaksızın hiçbir şey olmaz. Muhakkak o eşyayı vasıfla yazdı, hükümle değil. (Ezelde herkesin halini ve vasfını bilerek onu levhi Mahfuz’a yazdı. İstediği şekilde olmasına hükmederek yazmadı, böyle olsa imtihan olmazdı, herkes mecbur olurdu.)

 

16-Kaza, kader ve dilemek Allahın ezelde mevcud olan keyfiyeti bilinmeyen sıfatlarıdır. Allah yok olan şeyi yokluk halinde iken yok olduğunu bilir. O yok olanı yarattığı zaman, o şey nasıl var olacak ise onu da bilir. Allah mevcud olanı o şey mevcud olduğu halde iken mevcud olarak bilir. (Ezelde bilmesi ile sonradan yaratıldığı vakitte bilmesi arasında bir değişiklik yoktur. Eğer değişiklik olsa bu durumda Allahın ilim sıfatının değişmesi gerekir ki bu Allah için caiz değildir.)

 

17-O varolan şeyin nasıl yok olacağını da bilir. Allah, ayakta olanı ayakta iken kaim olduğunu bilir, o kişi oturunca oturma halinde onun oturduğunda ezeli ilmi değişmeden veya yeni bir ilim ortaya çıkmadan bilir. Fakat değişiklik ve ihtilaf mahlukatın katında ortaya çıkar. (Allahın ilminde ve diğer sıfatlarında bir değişiklik olmaz, değişen mahlukattır.)

 

18-Allah (mükellef olan) mahlukatı imandan ve küfürden salim olduğu halde yarattı. Sonra onlara hitab etti, onlara emretti, onları (yasaklardan) nehyetti. Bundan sonra küfreden kendi dili ile küfretti. Hakkı inkarı ve reddetmesi, Allahın o adamı yardımsız bırakmasıyladır. İnanan kişi de kendi fiili ile inandı. O kişinin (hakkı) kabulü ve tasdiği Allahın o kişiyi başarıya ulaştırmasıyladır. (Hidayet etmek veya dalalete sokmak Allahın elindedir. Kul iradesini hangi tarafa kullanırsa Allah onu dilerse yaratır. Kötü işi kul yaparsa sorunlu olur, zira onu istemiştir. İyi iş yaparsa onunla sevap kazanır, bu da Allahın onu muvaffak etmesiyledir.)

 

19-Allahu Teala Adem (Aleyhisselamın) neslini sulbünde (bel kemiğinden) çıkarttı. Onları akıllılar yaptı. Onlara hitab etti. İmanla onlara emretti. Küfürden onları yasakladı. Onlar Allahın Rab olduğunu kabul ettiler. İşte bu ikrar onlardan iman oldu. Onlar bu fıtrat - islam yaratılışı- üzere doğrulurlar. (Herkese bu islam kabiliyyeti verilmiştir. İyiye kullanan kazanır, kötüye kullananlar mes’ul olur.)

 

20-Bundan sonra her kim küfrederse muhakkak (evvel, verdiği sözü) değiştirdi. Kimde inanır tasdik ederse -verdiği söz- üzere sabit kaldı ve devam etti. Allah mahlukattan kimseyi ne iman etmesi üzerine; ne de küfretmesi üzerine zorlamadı. Mahlukatını, bazısı -mümin, bazısı- kafir olarak yaratmadı. Fakat onları şahıslar olarak yarattı. (Hepsini kendine kul olacak kabilîyyette yarattı. Sen kafir ol, sen müslüman ol diye ayrım yapmadı. Fakat şunu da bilmek gerekir ki her kime iman nasib ise yine de bu, Allahın lütfüdur, kendinden bilmesin.)

 

21-İman ve küfür kulların işidir. Allahu Teala, kim küfür halinde kafir olarak küfredecek, onu bilir. O, bu küfürden sonra iman edince, onu iman halinde mü’mi olduğu halde, ilmi ve sıfatı değişmeksizin bilir. (Kişinin halinin değişikliği ile Allahın sıfatı değişmiş olmaz.)

 

22-Kulların hareket ve sükundan olan (bütün) fiilleri hakikatten kendi kazanmaları iledir. Allahu Teala o fiilleri yaratıcıdır. Kulların bülün fiilleri Allahın dilemesi, ilmi, hükmü, kudreti ile olucudur. (Yani fiillerin yaratılmasında kulun bir tesiri yoktur, sadece irade edebilir.)

*Taatların tamamı Allahın emri, mahabbeti. rızası, ilmi, dilemesi, kazası ve takdiri ile vacib olan şeylerdir.

 

23-İsyanlar ve günahların tamamı Allahın ilmi, kazası, taktiri ve dilemesiyle olucudur. Fakat mahabbetiyle, rızasıyla ve emri ile değildir. (Masıyetler ve günahlar, Allahın iradesi altındadır fakat onların işlenmesinden asla razı değildir. Mesela içkiyi, domuzu yaratmıştır fakat içilmesinden ve yenmesinden razı değildir. İmtihan için böyle takdir etmiştir.)

 

24-Bütün peygamberler (üzerlerine salat ve selam olsun) küçük ve büyük günahlardan, küfür ve çirkin şeylerden münezzehtirler. Peygamberlerden ayak sallantısı ve hatalar vaki oldu. (Yani Peygamberler ma’sumdurlar, günah işlemezler. Fakat ayak kayması dediğimiz bazı ikazlara uğramışlardır. Allahu Teala, onları yanlışlardan korur.)

 

25-Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) Allahın peygamberi, kulu, resulü ve kendine seçtiğidir. Putlara hiç tapmadı. Allaha asla göz açıp kapayacak kadar şirk koşmadı. Asla büyük, küçük günah işlemedi. (Peygamberdir ve Allahın kuludur, Oğlu değildir, ilah değildir.)

26-Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) den sonra insanların en faziletlisi Ebu Bekir Sıdık, sonra Hattab oğlu Ömer, sonra Affan oğlu Osman, sonra Ebu Taliboğlu Ali’dir. Allah hepsinden razı olsun. (Halife oldukları sıraya göre faziletleri beyan edildi.)

 

27-Bu “dört halife” hak ile beraber, hak üzere ibadet ettikleri halde onların tamamını severiz. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin ashabından tamamını, ancak hayırla zikrederiz. (Onlar arasındaki olayları hayırla zikrederiz.)

 

“Müslümanlardan hiçbir kimseyi, helal görmedikçe büyük günah bile olsa, günah işlemek sebebiyle küfre nisbet etmeyiz. Ondan iman ismini yok etmeyiz, onu hakikatten mü’min diye isimlendiririz.” (Günah işlemekle kişi imandan çıkmaz. Günahı helal görürse dinden çıkar.)

 

28- Günah işleyenin, kafir olmayıp fasık mü’min olması caizdir.

 

* Mestler üzerine mesh etmek sünnettir. Ramazan ayında teravih kılmak sünnettir. İyi, kötü herbir mü’minin peşinde namaz kılmak caizdir.

 

29-“Müslümana günah zarar vermez’ demeyiz ve ‘o cehenneme girmez” de demeyiz. (Zira günahlar, cezayı gerektirir.) Dünyadan imanlı çıktıktan sonra fasık olsa bile, “ebedi cehennemde kalır” demeyiz.(Ebedi cehennemde kalmak ancak kafirlere aittir.) İyiliklerimiz kabul, kötülüklerimiz affedilmiştir’ demeyiz. (Allanın azabından emin olmak ve rahme tinden ümit kesmek doğru değildir.)

 

30-Mürcie mezhebinin sözünde olduğu gibi demeyiz. (Bu mezhebe göre kişi imanlı ise artık günahlar ona zarar vermez.) Fakat ‘Ayıplardan uzak olduğu halde, bütün şartlarını toplayan hangi iyiliği işlerse, dünyadan çıkana kadar o iyiliğini küfür ve dinden dönmekle iptal etmezse. Allah o iyiliğini za’y etmez, belki onu kabul eder ve onun üzerine o kişiyi sevaplandırır’ deriz.

31-Şirk ve küfürden başka günahlar, mümin olduğu halde ölüp tövbe etmezse bu (günahları işleyen) kişi Allahın dilemesine kalmıştır. (Allah) Dilerse günahı kadar o kişiyi azablandırır. dilerse onu affedip cehennemle asla azablandırmaz.

*  Riya, amellerden bir amelde bulununca o kişinin mükafatını yok eder. Ucubta böyledir, (sevabı yok eder. Ucub: amelini beğenmektir.)

 

32-Mucizelcr peygamberler için sabittir. Kerametlerde veliler için haktır. İblis, deccal, firavun gibi Allah düşmanları için olan veya olacak olan işlerden rivayet edilen şeyleri, mucize ve keramet diye isimlendirmeyiz. Fakat onları, ihtiyaçların yerine getirmesi, kaza-i hâcat diye isimlendiririz. (Allah düşmanlarına isteklerinin bazısı verilirki imtihan kaidesi gerçekleşsin)

 

33- Bu durum şundandır ki Allahu Teala, düşmanlarının ihtiyaçlarını; onlar için istidraç ve azab olsun o şeyle aldanıp isyan ve küfür bakımından artsınlar diye giderir. Bu sayılanların tamamı caiz ve mümkün şeylerdir. (Onlara verilen imkanlar haddi zatında caiz ve mümkün olan işlerdendir.)

 

34-AIlahu Teala daha mahlukatı yaratmadan evvel halık, rızıklandırmadan evvel de rızık verici, sıfatları ile vasıflanmış idi. (Sonradan bir isim ve sıfat O’na gelmemiştir.)

 

*Allahu Teala ahırette görülür, Mü”minler cennette olduğu halde onu baş gözleriyle: bir şeye benzetmeksizin, keyfıyyeti olmadan, muhtevası olmadan, onunla mahlûkat arasında mesafe bulunmadan görürler. (Mü’minler cennette iken, oranın kuvveti ile bakarak Allahu Teala’yı mekandan münezzeh olduğu halde ve mahlukat vasıflarından uzak olduğu halde görürler.)

 

35-İman, dil ile ikrar, kalb ile tasdiktir. Sema ve yer ehlinin imanı, inanılması lazım olan şeyler bakımından artmaz eksilmez, yakin ve tasdik bakımından artar eksilir. Mü’minler iman ve tevhid hususunda eşittirler, amellerde farklı farklıdırlar.(İnanılması gereken şeyler belli hususlardır. Bunların artması ve eksilmesi mümkün değildir. Bunları kabullenmek ve tasdik etmek te değişiklik olmaz. Bu yüzden iman etmek bakımından bütün mü’minler eşittir denilmiştir. Fakat imanın kuvvet ve parlaklığı değişir. Peygamberlerin ve ashabı kiramın imanı ile bizim imanımız bu bakımdan eşit değildir.)

 

36-İslam Allahın emirlerine boyun eğmek ve teslim olmaktır. Lügat bakımından iman ile islamın arası ayrıldı. Fakat İslamsız iman, imansız islam mevcud olmaz. Bu ikisi sırt ile karın gibi birbirinden ayrılmaz. Din ismi iman, islam ve bütün şeriatlar (hükümler) üzerine vaki olur, kullanılır. İslam: teslim olmaktır. İman:tasdik etmektir. Fakat dinimizde imanlı olan için müslümandır deriz. İkisini birbirinden ayırmayız.)

 

37-Allahu Teala’yı, kitabında kendini vasfettiği gibi bütün sıfatlarıyla hak olarak biliriz. (Zahirde mes’ul olduğumuz şekilde sıfatlarıyla O’nu tanırız.)

 

Hiçbir kul Allaha layık olduğu şekilde ibadet etmeye güç yetiremez. fakat kul, kitabında ve resulünün sünnetinde emrettiği şekilde Allaha ibadet eder. (İstenen şartlara uygun olan ibadetlere, salih amel denir ve Allah indinde kabul görür.)

 

38-Bütün müminler Allahı bilmekte, kesin imanda, tevekkülde, mahabbette, rızada, korkuda, ümit ve imanda eşittirler. Bunların tamamına imanın haricinde farklıdırlar. (Kişinin muhabbeti, rızası, tevekkülü, korkusu farklı olabilir. Fakat bunları kabullenip bunlara inanması, farklı değil her mü’minde aynıdır.)

 

39-Allah, kulları üzerine fazlu kerem sahibidir. Adildir. Bazan kulun hak ettiği sevaptan fazlasını, fazlu kerem olmak üzere ona verir. Adalet olmak üzere kulu günahından dolayı azablandırır. Bazan fazlu keremiyle onu affeder, azablandırmaz. (Kula azab etmesi, adeletiyle muamelesidir. Kulun amelini kabullenip sevap vermesi ise fazlu keremindendir.)

40-Bütün peygamberlerin (üzerlerine salat selam olsun) şefaat etmeleri haktır. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselamın ümmetinden günahkar müminlere ve azabı hak eden büyük günah sahihlerine şefaat etmesi de haktır, gerçektir. (Hadisi şerifte: ‘Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir’ buyurmuştur.)

 

* Amellerin kıyamet gününde terazi ile tartılması haktır Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) havzu kevseri haktır.

 

41-Kıyamet gününde davalarda iyilikleri vermekle kısas haktır. Eğer o zulmedenlerin iyiliği yoksa, zulme uğrayanın günahının zalimlerinin üzerine yüklenmesi haktır, caizdir. (Buna ahırette iflas denir.)

 

*Cennet ve cehennem şu anda yaratılmışlardır, ebedi olarak yok olmazlar. Ebedi olarak iri gözlü huriler ölmezler. Allah’ın azabı da sevabı da yok olmaz, ebedidir. (Nimetler bitmez, tükenmez ve eskimez. Azab ta asla hafifletilmez. Hatta derileri değiştirilir ki azabı tadsınlar.)

 

42-Allahu Teala fazlu kereminden dolayı dilediğini hidayete ulaştırır. Adaletinden dolayı dilediğini saptırır. Allahın saptırması kişiyi yardımsız bırakması demektir. Hızlan: kuldan razı olduğu şeye kulu ulaştırmaması diye tefsir edilir. Bıı hızlan, Allahtan adalettir. Aynı şekilde hızlanda olan kişiyi günahını üzere azablandırması da (Allahın adaletindendir.) (Yani: Adaleti ile muamele ederse kişiyi günahına karşılık azablandırır, yardımsız bırakır. İmana ulaşmak her ne kadar irade i cüziyyemizle alakalı ise de yine bu Allah tarafından ikramdır.)

 

43-Şeytan imanı mümin kuldan zorla ve kahren soyup alır, demeyiz. Fakat kul imanı terk edip bırakınca, o taktirde şeytan ondan imanı soyup çıkarır, deriz. (Kişi kendini tehlikeye atarsa, elbette başına gelene katlanacaktır, şeytanın bunda zorlaması ve tesiri yoktur, sadece vesvese verir.)

44-Münker ve Nekirin kabirdeki sualleri haktır. Kabirde ruhun kendi cesedine iadesi haktır. (Ruhu bedenle îrtibatlandırarak kabir hallerinden onu haberdar eder.) Kabir sıkıştırması haktır. Kabir azabı, kafirlerin tamamına ve bazı asi müminler için haktır, caizdir. (Kafirlerin bitmeyen cezaları, göz yummaya başlayınca, başlar. Sonsuza dek devam eder. Günahkar mü’minler için kabir azabı, onun ahırete günahsız çıkması içindir.)

 

45-Allahın sıfatlarından hangisini, alimler Farsça olarak söylem işlerse. “Farsça el tabiri hariç”, ismi yüce Allah için o şeyi söylemek caiz olur. (Başka lisanlar ile Allanın isim ve sıfatlarını kullanmak caiz olur. fakat bu ifade namazda geçerli değildir. Zira İmamı A’zam rahmetullahi aleyhi bu görüşünden son dönemlerinde vaz geçmiştir. Türkçedeki tanrı kelimesi ilah manasındadır. Allah manasında değildir.)

 

Keyfiyeti bilinmeden ve benzetme olmaksızın “Rabbim yukardadır” denmesi caizdir. (Rabbim yücedir manasındadır. Mekan kast etmeden ve bîr şeye benzetmeden söylenirse.)

 

46-Allahm yakınlığı ve uzaklığı, mesafenin kısalığı ve uzunluğu kabilinden değildir. Fakat keramet, değerli olmak ve düşüklük manasındadır. (Filana Allah’a yakındır demek. Allah katında kıymeti vardır. Filana Allahtan uzaktır demek, Allahın rahmetinden uzaktır, değeri düşüktür.) İtaatkar keyfiyeti bilinmeden Allaha yakındır, asi keyfiyeti bilinmeden Allahtan uzaktır. Yakınlık, uzaklık, yönelmek lafızları dua eden mümin kişiye de söylenir. (Kul Allaha yakın oldu, Allaha yöneldi gibi.)

 

Cennette Allahın komşusu olmak. Allahın huzurunda durmak’ tabirleri de, diğerleri gibi keyfiyeti bilinmez.

 

47-Kuran, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine indirilmiştir. Mushaflarda yazılmıştır. Allahın kelamı olması manasında bütün ayetler, fazilet ve değer bakımından eşittir. Şu kadar var ki bazıları için zikir fazileti, bazıları için zikredilenin fazileti vardır. Ayet’el kürsi misalinde olduğu gibi. Ayet’el kürsi de zikredilen Allahu Tealanın celali, azameti ve sıfatlarıdır. Ayet’el kürside iki fazilet bir araya geldi. Zikir ve zikredilen zat fazileti.

 

48-Bazı ayetler için sadece zikir fazileti vardır. Kafirlerin kıssaları gibi onlarda zikredilenin bir fazileti yoktur. Onlar kafirlerdir. Aynı şekilde Allahın isim ve sıfatlarının hepsi azamet ve değerde eşittir. Aralarında hiçbir farklılık yoktur.

 

49-Kasım, Tahir ve ibrahim Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in erkek çocuklarıdır. Fatıma, Rukıyye, Zeynep ve Ümmü Külsüm. peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in kız çocuklarıdır.

 

50-Akaid ilminin inceliklerinden bir mesele, bir kişiye kapalı kalsa, o kişi için derhal “Allah indinde doğru olan ne ise ona inanmak” ve sorup öğreneceği bir alim bulana kadar, öğrenmekten geri durmamak lazımdır. Talebi ertelemek ona caiz değildir; o hususta duraklaması ile mazur olmaz, eğer araştırmayıp duraklarsa, önemsemezse, kafir olur. (o mesele bilinmesi, inanılması zaruri lazım olan bir mesele ise.)

 

51-Miraç haberi haktır. Gerçektir. Bunu reddeden kişi dalalettedir ve bidatçıdır. (İsra’yı inkar eden kafir olur. zira o, ayetle sabittir. Miraç ise meşhur hadislerle sabittir. İnkar eden bid’atçı olur.)

 

52-Deccaalın çıkması, Yecüc ve Mecücün çıkması, güneşin battığı yerden doğması, İsa (Aleyhisselam) ın gökten inmesi ve diğer kıyamet vaktinin alametlerinden, hakkında sahih haberler (hadisler) bulunan şeylerin hepsinin meydana gelmesi haktır. Ve bunlar (olucudurlar) olacaktırlar.

 

Allahu Teala dilediğini, dosdoğru yola ulaştırır.

(Fıkh-ı Ekber)

 
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL