Misafir Yazar

İmanın Beslediği Deruni Bir Haykırıştır Bu

e-Posta Yazdır PDF

Yasin HATİPOĞLU

“Ben her ne yaptım ise  Allah rızası için yaptım…Kim,hangi  yola baş vurursa vursun; asla fütur etmeyiz.Çünkü Allah nurunu tamamlayacaktır!.” (Prof.Dr.Merhum Necmeddin Erbakan)

   Ve  arkasından,aynı iman ve aynı heyecanla haykırıyordu : “Kim Allah’a sahipse neden mahrumdur; Kim Allahtan mahrumsa,neye sahiptir?!..

   Böyle bir imanla şerefyâb olmadıkça,benzer heyecanla coşmadıkça;başka bir ifadeyle “Bedrin Arslanları” nı , “Uhud’u”, “Çanakkale” yi ,onların aşk ve heyecanlarını ceste-ceste içlerine sindirmedikçe hangi babayiğit Allah’ın dostluğuna umut bağlayabilir,zulmün ve zalimlerin karşısına dikilebilirdi!?..

   Kim, hangi cesaretle müstevlilere meydan okuyarak: İnsanlığın kurtuluşundan, “yeni bir dünya düzeni”nden bahis açabilirdi... Hem de,içerde-dışarıda, kenarda-köşede palazlanmış işbirlikçileri hiçe sayarak…

   İnancım o ki: Şu anda Rabbimin nimetleriyle müteneaam bulunan merhum-el mağfur hocamız kendilerine ikram edilen emsalsiz nimetlerin manevi zevkiyle yetinmiyor; tıpkı daha önce olduğu gibi: “Ümmetim, ah ümmetim!!!” tazarruuna devam ediyordur… Hem de ümmet olmada ki kusur ve noksanlarımıza rağmen…

   Bu tespiti ve bu uyarıyı neden yapıyoruz?.. Yapıyoruz, çünkü, haysiyet ve şahsiyetimizin korunmasında, şahsiyetli iç ve dış politika oluşturulup, idamesinde… Hepimizin ağır sorumluluklarımız vardır.

   Merhum hocamız,yalnız geçmişin ve geçmişteki emsali az başarıların rivayetiyle ve onların iftiharıyla yetinmemiş,onları geleceğe birer projektör örnekler olarak sunmuştur.

   Merhum hocamız,Milletin başına örülmek istenilen çorabın domuz kılından ve şeytânî parmakların hünerleriyle gerçekleştirileceğini biliyor,engel tedbirlere yalnız başvurmakla kalmıyor aynı zamanda baş koyuyordu da.

   Yılmadan, yorulmadan Siyonizm ‘e ve o’nun şeytânî desiselerine savaş açmıştı.

   Ümmet’in beklemeye tahammülü yoktu,bir hain dalga Kâbil’i,Bağdadı yerle bir etmiş, milyonların canları,malları namus ve haysiyyetlerı taru-mar edilmişti .Halk arasında sık kullanılan: “Bade-hara bul Basra”  öz deyişinin kıymeti harbiyyesi kalmamıştı;zira Amerikan mezalimi, Hulagu Hanı  mumla aratır olmuştu. Şimdi artık ortada ne Basra kalmıştır,hatta ne de Bağdat…

   Bunlar yok ama bunların yok edilmesine sessiz ve de duyarsız kalan gafiller hâlâ ayakta ve hayatta. Buna “hayat” denilebilirse tabii…

   Merhum hocamız şu üç ilkeyi diline âdetâ vird edinmişti:

  1) “Yaşanabilir Bir Türkiye,”
  2) “Yeniden Büyük Türkiye,”
  3) “Yeni Bir Dünya Düzeni…”

   O günlerde hocamızın sözlerine kulak verilmiş olsaydı, acı ve ızdaplar bu günleri tahakkümü altına almazdı.

   Mesela: “Yaşanabilir Bir Türkiye’yi” oluşturabilsek, gereklerini hayata geçirebilmiş olsaydık aç ve perişanlık  sokaklarda kol gezmez,yoksulluk hükümdar ve hükümran olmazdı. Her gün silahlar patlamaz, parça-bölük ülke manzaraları yürekleri dağlamazdı.

   Tuhaflığa bakın ki, her kes konuşuyor, her kese kulakverliyor da, din-iman, Millet ve ümmet adına fedâyı can eden şühedâ ve gazilere kulak veren yok. Ülkeyi (vatanı), özel mülkiyete tâbî “tapulu tarla” zannedenlerin, akıllarını başlarına devşirmesi,ya da devşirtilmesi gerekmez miydi. Elbet de gerekirdi, lakin,  her köle ruhun ve aykırı yapının kendince ve kölece bir “anha”sı, ya da “minha”sı vardı.

   Şimdi bu tartışmalara girmememiz için merhum hocamızın yıllardan beri feryat ettiği “kardeşlik” prensibini kabullenmemiz icab etmez miydi.… Hele bir de: “müminler birbirlerinin kardeşidir; o halde kardeşlerinizin aralarını düzeltin” ilahi emri varken…

   Bu davanın liderinin, aşağıya aldığımız, başka hiçbir siyasinin ağzına sığmayan,yüreğiyle bağdaşmayan şu sözleri ümmete ila yevmilkıyame rehber olmalı ve ışık tutmalıdır.

   Hocamız, TBMM kürsüsünden şöyle haykırıyordu: “Ben her ne yaptım ise  Allah rızası için yaptım… Kim, hangi yola baş vurursa vursun; asla fütur etmeyiz.Çünkü Allah nurunu tamamlayacaktır!…”

   Hocamızın “Yeniden Büyük Türkiye,” ideali Gerçekleştirilebilmiş olsa idi İslam alemini sarıp sarmalayan ölümcül “kaos”un esaretine düşmeyecektik.
İslam âleminin,hatta tüm insanlığın sahil-i selamete erebilmesi , son iki asrın şartları içerisinde Cennet mekân II. Abdülhamid ‘e ve ya cennetmekân Necmeddin Erbakan’a muhtaç olduğu, acı örnekleriyle kerrat ile anlaşılmıştır.

   Çıfıt çarşısına döndürülmüş olan bölgemizin hali:Tespitimizin en canlı ve en kanlı örneği değil midir...

   “En kuvvetli delil: Hasmın ikrarıdır…" fehvasınca,rakiplere,rekabeti husumete dönüştürenlere baktığımız zaman da görürüz ki O’nun  gerçek değeri zamanında idrak edilememiştir.

  “Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki
  Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf"

   Evet,O’na kıyanlar da dahil milyonlar musallası önünde el bağlayıp saf tuttu.Belki de “helallik “ koparabilmek için bu son umuttu…

   Hocayı tanımayanlar, rahat olunuz , eminim ki O, yalnız sizi değil 28 Şubatta geçliğin ve geleceğin “kanına ekmek doğrayanları..”bile affetmiştir. Şimdi sizlere düşen “tevbe istiğfar” ile açığı kapatmanın çalışmasını yapmaktır.

   Hocamızın rahmet-i rahmana kavuşmasın sene-i devriyesi münasebetiyle biraz da civara göz atmakta fayda var diye düşünüyorum:

   Milliyet Gazetesi Yazarı Fikret Bila: “Büyük üzüntü duydum. Tarihi kişiliklerden birisiydi. İlerlemiş yaşına rağmen politikada ağırlığı vardı. 1 ay önce bizi davet etti ve gittik. Her zamanki o iddialı sözleri vardı, ileriye dönük yüksek beklentileri vardı…”

    Fatih ÇEKİRGE: “Fatih Çekirge de Necmettin Erbakan'ın siyasete gülümseme ve hicvi getirdiğini belirtti. Ayrıca uçakla yaptıkları gezilerde üstünden geçtikleri her gölü ve barajı bilecek kadar ülkeyi tanıdığını söyledi.”

   KÜÇÜKKAYA: “İsmail Küçükkaya Erbakan'ın hitabetinin kimsede olmayacak kadar renkli olduğunu söyledi. Milli Görüşteki Milli kelimesini de Erbakan önemserdi" diyen Küçükkaya sözlerini şöyle sürdürdü; "Bir dönemi tanımlamadaki Demirel, Ecevit, Türkeş ve Erbakan isimlerinden, hatta bu dörtlünün en etkili isimlerindendi.”

   Taha AKYOL: “Taha Akyol da Erbakan için şunları söyledi; "Parlamenter sistem ve teknolojinin insanla birleşmesini sağladı. İslamcılığın ekonomi ve modern teknoloji ayrıca İslamcılığın parlamenter sistem ile birlikte olmasını sağladı."

   İslamcı ideolojiyi savunan kitlelerin normal siyasete girmesini sağladı. Onun sayesinde bu kitleler demokratik sistemin için de bulunabildi".

   "Erbakan yoktan bir hareket başlattı. Bağımsızlar hareketini başlattı" Son nefesine kadar siyasetten kopmadı" dedi.

   “Seni Seviyoruz Savunan Adam...” Vurgusunun anlamı: “İlkelerini ömrümüz boyu savunacağız…” demektir.

   Vedamızda bile bu unsur başımızın tacıdır.
Büyük insan,misli az devlet adamı ruhun şâd,makamın cennet olsun…

Hocam, sizi:

  “Mağdurun,mazlumun gözünde ışık,
  Sebepsiz dertlere salınan Adam,
  Zulme uğratılmış şühedâ ile,
  “Seni seviyoruz savunan Adam!.."

   Mısralarıyla karşılayıp;

  Ey bu âlemde güzel ad bırakan âlî Cenap,
  Cümle âlem hüsn-i ahlâkına hayran... Elvedâ!..

  Tâ ebed-müddet ölümsüz yeni bir yurda giden,
  Âh eden dostlarının gözleri giryân...Elvedâ!...

   Mısralarıyla da rahmet-i rahmana tevdi etmiştik.Cennet ve cemale vuslatınızın sene-i devriyesinde bir kere daha ve bütün ümmet seni hayr ile anıyoruz.Makamın âlî olsun…

 
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL