Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve Gençlik

e-Posta Yazdır PDF

Muhterem okuyucularımız!

Mevlid kandili münasebetiyle ASİLTUR ile yapmış olduğumuz umre vesilesiyle şu anda bulunduğumuz kutsal iklim Medine-i Münevvere’den hepinizi kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum: “Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuh” ve dua ediyorum: Rabbim hepimize iman selâmeti, dünya ve ahiret saadeti nasib eylesin. Amin.


Gençlik, bulunmaz bir nimet, önemli bir güç, istikbâli kendilerine teslim edeceğimiz yarınımızdır. Bir millet gençlerinden iyi yolda yararlanabilirse, gençlik iyiye, güzele yönlendirilebilirse, hem o millet için ve hem de insanlık için sonsuz yarar vardır. Ancak gençlik ihmâle uğrarsa, hem o toplum ve hem de gençliğin kendisi, ülke için bir endişe ve üzüntü kaynağı hâline gelir. Dolayısıyla yeni yetişen nesiller ruh ve bedence sağlıklı, güçlü ve dinamik bir kişilik geliştirdikleri ölçüde toplum da güç ve kuvvet kazanacaktır. Ayrıca, gençlerin eğitimine ve öğretimine, çağın gelişen şartlarını da göz önünde bulundurarak önem veren milletler, daima yükselmişler ve dünyada söz sahibi olmuşlardır. 


İslâm dini aynı zamanda bir eğitim sistemi olup, insanlar arası ilişkilerin temel esaslarını bildiren bir değerler ve davranışlar düzenidir. Bu konularda da en güzel örnek ve model, şüphesiz sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizdir. Bir Peygamber olduğu kadar, bir eğitimci, olgun ve örnek insan olarak, O’nun gençlere yaklaşımını, onlarla olan ilişkilerini doğru bir şekilde öğrenip, bunların arka planında yatan davranış prensiplerini kavradığımız ölçüde, gençlerimize bunları yansıtma imkânı buluruz. 


Yüce İslâm davasını öncelikle gençler omuzlamıştı, pek azı müstesna ALLAH Resûlü’nün etrafındakiler hep gençlerden ibaretti. 

Rahmet Peygamberi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, İslâm’ı tebliğinde, toplumun yeniliğe açık, idealist ve enerjik kesimini oluşturan gençlerden büyük ölçüde destek almıştır. O, tebliğe başladığı ilk andan itibaren kadın-erkek, genç-ihtiyar, zengin-fakir, hür-köle ayırımı yapmaksızın tüm insanları İslâm’a davet etmiştir. Nitekim ilk Müslümanlar incelendiğinde içlerinde toplumun her kesiminden fertlerin yer aldığı görülmektedir. Ancak, bu fertler arasında gençlerin çoğunlukta olduğu bilinmektedir. 


Mekke’nin nüfuzlu ve refah içinde yaşayan ailelerine mensup gençler, İslâm’a; yaşlılar, köleler, fakirler, kimsesiz ve zayıf kimselerin duydukları sempati ve ilgiden daha fazla alâka göstermişlerdir. İslâm’ı yayma konusunda Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize asıl destek ve yardımcı olanlar, bu idealist gençlerdir.


Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de İslâm toplumunun şekillenmesinde, İslâmî değerlerin yaşanmasında ve yayılmasında gençlere büyük görevler vermiştir. İslâm’ın tebliğinde onların cesaret ve enerjilerini harekete geçirmiş, her şeyden önce gençlerin kendine güvenli, sağlam bir kişilik geliştirmelerine imkân sağlamıştır. Nitekim gençleri, çoğunluğu yaşlı sahâbîlerden oluşan ordulara komutan tayin etmiştir. Çoğu savaşlarda sancağı bizzat kendisi gençlere vermiştir. Meselâ Tebük seferinde sancağı 20 yaşındaki Zeyd b. Sâbit (R.A.)ya, Bedir’de 21-22 yaşlarındaki Hz. Ali (R.A.)ya, vermiştir. 18 yaşlarında olan Üsâme b. Zeyd (R.A.)yu, Suriye’ye göndermek üzere hazırladığı orduya komutan tayin etmiştir. 


Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, gençlerin ilim alanında yetişmesine büyük önem vermiş, vahiy katiplerini genellikle gençler arasından seçmiştir. İslâm’a davet mektuplarını da gençlere yazdırmıştır. Bazı gençleri de, Süryanice ve İbranice gibi, o gün için çok ihtiyaç duyulan yabancı dilleri öğrenmeye teşvik etmiştir. 


Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, gençlerin, dinin en iyi gençlikte yaşanacağının bilincinde olmalarına işaret ederek; kıyamet gününde arşın gölgesinde mutlu olacaklar arasında, gönlü ALLAH Teâlâ’ya bağlı, severek ALLAH Teâlâ’ya ibadet eden gençleri de saymıştır.


Ebu Hüreyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları kendi gölgesinden başka hiçbir gölge bulunmayan kıyamet gününde, bunları kendi arşının gölgesinde gölgelendirecektir:


* Âdil imâm yânî devlet başkanı, 

* ALLAH Teâlâ’ya ibâdet ederek temiz bir hayât içinde serpilip büyüyen genç,

* Kalbi mescidlere yani namaz vakitlerine bağlanmış olan namâzlı kimse,

* ALLAH Teâlâ’nın rızası için birbirlerini seven, ALLAH Teâlâ’nın rızası için biraraya gelip, ALLAH Teâlâ’nın rızası ayrılan iki kişi,

* Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edilip de kadınlığını kendisine arz ettiğinde: “Ben ALLAH Teâlâ’dan korkarım” deyip bunu kabul etmeyen kimse,

* Sağ eliyle verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse,

* Tenhâ bir yerde ALLAH Teâlâ’yı zikredip de, iki gözü dolup taşan kimse”1


Şimdi hadis-i şerifte zikredilen yedi güzel sınıf insanı tek tek kısaca tanıyalım:


Âdil imâm yânî devlet başkanı. Müslümanların yönetimini üstlenmiş kişi demektir. Bunun kapsamına halkı yöneten ve onların işlerini yürüten bütün idareciler girmektedir. Müslümanlar dünyada onun himâyesinde, bir başka ifâdeyle gölgesinde bulunmuşlardır. Bu sebeple böyle bir yöneticinin âhirette göreceği karşılık da yaptığına uygun olarak ilâhî koruma altında olmaktır. Âdil devlet başkanı, diğerlerinden üstün olduğu için birinci sırada zikredilmiştir. Çünkü devlet başkanının himâyesi onların hepsini içine alır. 


ALLAH Teâlâ’ya ibâdet ederek temiz bir hayât içinde serpilip büyüyen genç. Gençlik yıllarını namazlı-niyazlı dindâr bir çizgide geçiren genç, nefsini ALLAH Teâlâ’nın emirlerine muhâlefetten korumuş, hevâ ve heveslerin, şehevî duyguların, gemlenmesi güç arzuların etkisine karşı koyup kulluğa sarılmıştır. Bu, ondaki derin Allah saygısının delilidir. Zira ALLAH Teâlâ’nın emirlerine sarılıp günahlardan kaçınmak büyük bir fazilettir. Hele bu, gençlik yıllarında gerçekleştirilmişse, her türlü takdirin üstündedir. Gençlerin nefislerine ve hevalarına en zor gelen şey emir altına girmedir. Gençler delikanlıdır. Kanı kaynar, nefisler ve hevalar gençleri bu yüzden ibadetlerden alı koymaya ve başı buyruk olmalarına sevk eder. 


Kalbi mescidlere yani namaz vakitlerine bağlanmış olan namâzlı kimse. Kalbi sanki mescide asılmış kandil gibi, sürekli mescidle ilgili olan, mescidlere devamda kusur etmeyen, ALLAH Teâlâ’nın evi demek olan mescidleri ve oralarda bulunmayı seven kişi, mescidlerle ilgilenmek suretiyle Rabbine olan sevgisinde devamlılığını göstermiş demektir. Bunun karşılığı olarak da âhirette arşın gölgesinde barındırılacaktır. Bu sebeple mescidlere devam etmek, beş vakit namazı orada kılmayı adet edinmek, bir mü’min için hiç de küçümsenmeyecek bir ibadettir. Bu o kişinin her şeyiyle ALLAH Teâlâ’nın evine bağlılığını ve sevgisini gösterir. Ebû Saîd (R.A.)den rivâyete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu: ““Mescidlere devam etmeyi alışkanlık haline getiren bir adamı gördüğünüz zaman, onun gerçek mü’min olduğuna şahidlik ediniz. Çünkü ALLAH Teâlâ şöyle buyurur: ALLAH Teâlâ’nın mescitlerini ancak ALLAH Teâlâ’ya ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ALLAH Teâlâ’dan başkasından korkmayan kimseler imar eder, ma’mur kılar. İşte hidayete ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.”2,3


ALLAH Teâlâ’nın rızası için birbirlerini seven, ALLAH Teâlâ’nın rızası için biraraya gelip, ALLAH Teâlâ’nın rızası ayrılan iki kişi. ALLAH Teâlâ’nın için birbirlerini seven, başka hiçbir maksat taşımayan, bir araya gelmeleri ALLAH Teâlâ için, şayet ayrılacaklarsa ayrılıkları yine ALLAH Teâlâ için olan yani bir arada iken de ayrı iken de ALLAH Teâlâ için duydukları sevgiyi muhâfaza eden iki insan, sanki bir anlamda yekdiğerini ALLAH Teâlâ’nın emirlerine muhâlefetten korumaktadır. Zira mü’min mü’minin aynasıdır. Onların bu birbirlerini ALLAH Teâlâ için sevmeleri ve dostluklarını bu çizgide birbirlerine yardımcı olarak geçirmeleri, âhirette her ikisinin birden ilâhî koruma altına alınmaları ile ödüllendirilecektir. O halde sevgimize ve sevdiklerimize bu açıdan iyice dikkat etmeliyiz. Mü’min mü’minin aynasıdır. Kişi sevdiği ile beraber olacaktır. O yüzden kişi kiminle arkadaşlık yapacağına çok dikkat etmelidir. İnsan, arkadaşının yaşantısından etkilenir. O halde her birimiz dost edineceği kişiye dikkat etmelidir.


Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edilip de kadınlığını kendisine arz ettiğinde: “Ben ALLAH Teâlâ’dan korkarım” deyip bunu kabul etmeyen kimse. Böylesine bir davete içinden veya açıkça “Ben ALLAH Teâlâ’nın emrine muhâlefet etmekten, veya O’nun azabından ve gazabından korkarım” diyerek yaklaşmayan, nefsini koruyan kişi gerçekten büyük bir yiğitlik göstermiştir. “ALLAH Teâlâ’dan korkan kurtulmuştur” müjdesi gereği onun da ödülü âhiretteki sıkıntılardan kurtulmaktır. Bu husus, her türlü gayr-i meşrû kadın-erkek ilişkilerinin kitle iletişim ve haberleşme vasıtalarıyla yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde çok daha büyük önem arzetmektedir.

Sağ eliyle verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse. Allah için verdiği sadaka ve yaptığı iyilikleri mümkün olduğunca gizli yapan, gösteriş ve riyâdan uzak kalmaya çalışan kimse, ALLAH Teâlâ’nın rızâsını her şeyin üstünde tutmuş demektir. Bunun karşılığı da, âhirette ilâhî korumaya mazhar kılınmak suretiyle o kişinin faziletinin açığa çıkarılmasıdır. Bu, gıbta edilecek bir durumdur. Sadakanın gizli verilmesi hususu, hem alan hem de veren için önemlidir. Bunun iki yönü vardır. Fakir mahcubiyetten ve utanmaktan, zengin ise riya tehlikenden kurtulur. 


Tenhâ bir yerde ALLAH Teâlâ’yı zikredip de, iki gözü dolup taşan kimse. ALLAH Teâlâ katında hiç bir şey iki damla yaştan daha sevimli değildir. İnsanlardan ve gözlerden uzak, kimsenin bulunmadığı ortamlarda ALLAH Teâlâ’yı anarak gözlerinden sevgi yaşları dökülen kimse, çoğu insanın başaramadığı bir kulluk çizgisini yakalamış demektir. Onun bu samimi ve gizli kulluğunun karşılığı da mahşer yerinde ilâhî koruma altına alınmak suretiyle, herkesin gözü önünde ödüllendirilmesi-dir. Böyle bir ödüllendirmeyi kim istemez. Yüce Rabbimiz cümlemize nasip eylesin.


Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ölmek üzere olan bir gencin yanına girdi ve:


“Kendini nasıl buluyorsun?” diye sordu. Genç:

- Vallahi, Ya Resûlellah! ALLAH Teâlâ’dan ümidim var, O’nun bağışlamasını umuyorum; ancak günahlarımdan da korkuyorum, diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: 


“Bu durumda olan bir kulun kalbinde bu iki şey yani ümit ve korku birleşti mi, ALLAH Teâlâ o kulun ümid ettiği şeyi kendisine mutlaka verir ve korktuğu şeyden de onu  emin kılar.”4 Buyurdu.


Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: 

“Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşlı olmasından dolayı ikramda bulunursa, o yaşlandığı zaman kendisine ikramda bulunacak kimseleri ALLAH Teâlâ mutlaka takdir eder.”5 Buyurdu.  


Gençlik, ALLAH Teâlâ’ya şükrü gerektiren ve ALLAH tarafından insana bahşedilen çok önemli bir nimettir. Bu nimetin nasıl ve ne uğurda harcandığı konusunda herkesin sorguya çekileceğini Abdullah b. Mes’ud (R.A.) den rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz şöyle haber vermiştir: 

“Kıyamet gününde, şu beş şeyin hesabı sorulmadıkça, hiçbir insanın ayağı rabbisinin katından ayrılamayacaktır, kıpırdayamayacaktır.


1- Ömrünü nerede tüketti,

2- Gençliğini nerede yıprattı,

3- Malını nereden kazandı,

4- Malını nereye harcadı,

5- Bildiği, öğrendiği konularda ne gibi işler yapığı.6


Abdullah b. Abbas (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz nasihat ettiği bir şahsa şöyle buyurmuştur: 


Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganimet bil:


1- İhtiyarlamadan evvel, aciz ve düşkün duruma düşmeden önce, gençliğinin kıymetini bil. Oyun ve eğlence gibi sonu hüsran olan şeylerle geçirme.


2- Hasta olmadan evvel sıhhatinin kıymetini bil. Din ve dünyana yararlı hizmetler yap.


3- Fakir düşmeden evvel zenginliğinin kıymetini bil. Zenginliğini ekonomik olarak kullan. Malını ve servetini lüzumsuz yere tüketme, tutumlu ol, cimri de olma.


4- İşin gücün artmadan evvel boş vakitlerinin kıymetini bil. Boş vakitlerini değerlendir. Tembel tembel oturma, yararlı hizmetler yap.


5- Ölüm gelmeden evvel hayatının kıymetini bil. Düzenli ve tertipli olarak hem dünyan için ve hem de ahiretin için çalış. Hiç ölmeyecek gibi dünya işlerini yap, yarın ölecekmiş gibi ahiret hazırlığı yap. Yani, her ikisi için muvazeneli çalış.”7


Bütün insanlığın muallimi, öğretmeni olan Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, gençlerle muhatap olurken, onları en iyi tanıdığını, fıtratlarını ve psikolojik yapılarını en iyi bildiğini göstermiş, ihtiyarlıktan önce gençliğin kıymetinin bilinmesini istemiştir. Gençlere öylesine şefkatli, öylesine candan ve sevgiyle dolu bir yürekle davranmıştır ki, onlar etrafında pervane olmuş, ona can ü gönülden bağlanmışlardır.


Bütün bu örnekler, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin gençlere nasıl davrandığını, dolayısıyla da bizim nasıl davranmamız gerektiğini ortaya koymaktadır. Bize düşen; geleceğimizin teminatı olan gençlerimize sahip çıkmak, onları her türlü zararlı alışkanlıklardan korumak, onları iyi yetiştirmek ve onlara iyi bir gelecek hazırlamaktır.


İnanç, kültür ve medeniyet hayatımızın örnek şahsiyeti Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi ve getirdiği evrensel mesajı gençlerimize tanıtarak özümsemelerini sağlamaktır. 


Çünkü: Nice insanların karşısında kollarını ve göğüslerini jiletle parçalayan gençlerimizin gönül tahtında Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize ihtiyaç elbette vardır. 


Maalesef hepimizin gözleri önünde: Bilgiye, kültüre, emeğe, aşka, sanata ve estetiğe uymayan yarışmalarla zihinleri, gönülleri ve ruhları işgal edilen gençlerimizin yüreklerinde Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kılavuzluğuna ihtiyaç elbette vardır.


Madde bağımlılığı ile kararan ruhlarını satanizm gibi çılgınlıklarla bireyin, toplumun ve insanlığın aleyhine bir tehdide dönüştüren gençliğin ilâhî sevgiye, peygamber sevgisine ne kadar muhtaç olduğunu görmüyor muyuz? 


Müslüman çocukların, gençlerin, yeni nesillerin; İslâm dininin öğretilerinin ışığında ve yönünde iyi, güçlü, vasıflı, üstün, ahlâklı, faziletli, karakterli, hamiyetli, mürüvvetli, fütüvvetli insanlar olarak yetiştirilmesi gerekir. Bu da mükemmel bir plan ve programla yapılabilir. Biz çocuklarımızı, gençlerimizi, yeni nesilleri böyle yetiştirebiliyor muyuz?


Çocuklar ve gençler toplumun, ülkenin, devletin geleceğidir. Biz Müslümanlar, genelde çocuklarımızı ve gençlerimizi İslâm dininin öğretilerinin ışığında iyi, güçlü ve vasıflı olarak yetiştirebiliyor muyuz?


Müslümanlar çocuklarına, gençlere, yeni nesillere sağlam bir din terbiyesi ve eğitimi verebiliyor mu? Bu soruya “evet” cevabını vermek mümkün değildir. Verilmiş olsaydı gençliğin hali böyle olmazdı.


Zındıklık komitaları genç nesilleri, sevgili yavrularımızı imansız yapmak istiyorlar. Türkiye’de şu anda demokrasi vardır, hürriyet vardır, çoğulculuk vardır. Onların zararlı öğretilerine, propagandalarına, telkinatına karşı Müslümanların, yasal sınırlar içinde var güçleriyle İslâm imanı için çalışmaları gerekir.


Genç kardeşlerim,


Gençlik zamânında dînin emirlerine uymak, dünyâ ve âhiret nîmetlerinin en üstünüdür.


Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.


Bugün, her istediğinizi kolayca yapabilecek bir haldesiniz. Gençliğiniz, sıhhatiniz, kuvvet ve gücünüzün, rahatlığınızın bir arada bulunduğu bir zamandasınız. O halde bizi, ALLAH Teâlâ’nın rızasına kavuşturacak olan salih amelleri, ibadetleri zamanında yapmalıyız. Yarın yaparım, sonra yaparım dememelisiniz. Böyle diyenler, düşünenler Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin ifadesiyle aldanmışlardır, kendilerine yazık etmişlerdir. Ömrümüzün baharı, en güzel zamanı olan gençliğimizi, işlerin de en iyisi olan, “ALLAH Teâlâ’ya ibadet ve itaata” sarf etmeliyiz. Ömrümüz çok kısadır. Sayılı günler çabuk geçer. Cennet de cehennem de önümüzdedir. Yarın malınız da evladınız da, makam ve rütbeniz de size bir fayda temin edemiyecektir. Ancak yaptığınız ibadetler, hayırlı işler bir menfaat sağlayacaktır.

Bütün insanlar fanidir. Dünya ve dünyanın şamil olduğu mahlûkatın cümlesi de fanidir. Bir gün öleceğiz ve kara toprağın içinde yatacağız. Orada yaptıklarımızın cezasını veya mükâfatını göreceğiz. O halde, ömrümüzün uzunluğuna ve gençliğimize güvenip, ibadeti ihmal etmiyelim. Daha genç yaşta, gençliğine doymadan ölen nice kimseler var. Mal ve mülkümüze de güvenmiyelim. Hepsini bırakıp gideceğiz. Binaenaleyh aklımızı başımıza alıp-düşünelim. Yaratılışımızın gayesi nedir? Bu dünyaya niçin geldik? Biz başı boş mu bırakıldık? Bu dünyaya sadece yemek, içmek, gezmek için mi gönderildik? Sonumuz ne olacak? Doğan her çocuk büyüyor ve nihayet ölüyor. Ölen bir daha geri dönmüyor. Neden? Öldükten sonra bizi neler bekliyor? İşte bu soruları düşünelim ve ona göre hareket edelim.

Ömrün en kıymetli zamânı gençlik zamânıdır. En kıymetli şey ise mârifetullahdır. Gençliğini en kötü şey olan hevâ ve heves peşinde harcayıp, mârifetullahı, ömrün en kötü zamânı olan ihtiyârlık zamânına bırakanlar kendilerine yazık etmişlerdir.


Kıymetli ömrünü bu fânî ve denî, alçak olan dünyâ için sarf eden kâbiliyetli gençler kendilerine çok yazık etmişlerdir. Çünkü Onlar gençliklerini dünyâ için harcamakla, aldatıcı dünyaya âşık olmuşlar, kıymetli cevherleri saksı parçaları ile değişmişlerdir.

............................................................

1 Buhârî, Ezân: 36; Müslim, Zekât:91; Tirmizî,  Zühd:53; Nesâî, Kudât:2, 2 Tevbe sûresi:18, 3 Tirmizi, İman:8; İbn-i Mâce, Mesacid:18, 4 Tirmizî, Cenâiz: 11; İbn-i Mâce, Zühd:31, 5 Tirmizî, Birr: 75, 6 Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyame:1, No: 2416, 7 Hâkim, Müstedrek, 4/306