Zekât Almaktan Çok, Vermek Makbuldür

e-Posta Yazdır PDF

Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: “Yüksek el alçak elden hayırlıdır. Çünkü yüksek el infak edici yani verici, alçak el ise isteyici eldir”1 buyurmakla bizim de veren bir ele sahip olmamızı tavsiye etmiştir. Gerçekten vermek almaktan çok zevklidir. Yoksul ve muhtaç bir insana yardım edip yüzünü güldürüp onu sevindirmek kadar yüksek bir manevi haz tasavvur edilebilir mi? ALLAH Teâlâ’nın yolunda samimiyet ve ihlâsla yapılan harcamaların en garantili ve verimli birer yatırım oldukları bilinmelidir. İnsan bu dünyada ne ekerse, âhirette onu biçer. İnsanoğlu bu dünyadan kefenden başka hiç bir şey götüremez. Bundan dolayı daha hayırlı durumda bulunmak isteyen kimseler çalışıp kazanacaklar, veren el derecesine yükseleceklerdir. Bu sebeple zekât, fukarayı atıl ve miskin vaziyette bırakmaz, onlara çalışma ve kazanma şevki verir. Tarihin bazı dönemlerinde Müslüman zenginlerin zekât verecek fakir bulamadıkları bilinmektedir. Bu gün de herkes malının zekâtını tam olarak verecek olsa, toplumda fakir kalmayacağı muhakkaktır. Hem de malı veren ALLAH, zekâtı emreden ALLAH, bereket verecek olan ALLAH, her şeyin sahibi ALLAH’tır. ALLAH Teâlâ’nın verdiğini O’nun istediği şekillerde harcamaktan çekinmek ise bir cimriliktir. İslâm cemiyeti bir aile gibidir. Fakir fukara bu ailenin işçileri ve bakıma muhtaç ferdleri, zenginler de bu ailenin geçimini sağlamakla mükellef olan mali ve iktisadi işlerin sorumluları durumundadır. Tüccar, sanayici, iş adamı, zengin ve servet sahibi olan kişiler bir yandan yoksul ve düşkünlere bakmaktan, diğer yandan kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli mali kaynağı temin etmekten mesuldür. Tasadduksuz olmaz Ebu Musa el-Eş'ari (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: “Her Müslümanın sadaka vermesi lazımdır” buyurdu. Ashâbı Kiram: - Ya verecek bir şeyi yoksa? diye sorduklarında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: “Çalışıp çabalar kendisi de faydalanır, başkalarına da verir.” buyurdu. - Çalışamaz veya çalışmazsa? Dediklerinde: “Yandım ALLAH! diyen darda kalmışın imdâdına koşar.” buyurdu. - Bunu da yapmazsa? Sorusuna: “Hayrı teşvik eder ve emir bilmarûf yapar” cevabını verdi. Bunu da yapmayacak olursa diyenlere: “Şerre engel olur, bu da onun sadakasıdır” buyurdu.2 Karşılıksız vermek, amma illâ da vermek (infak ve tasadduk) İslâmla müesseseleşmiş bir anlayıştır. Herkes bir şeyler verecek ve böylece toplum hayatının âhenkli akışına katkı sağlayacaktır. İslâm cemiyetinde; infak, sadaka, verme, yardım, iyilik yapma gibi konularda verimkâr olmamak, kabul görmez. Vermek için servet sahibi olma şartı yoktur. Ne varsa ondan verilecektir. Esasen, önce verme niyeti taşınacak, vermenin bir vazife olduğu kabul edilecek. Sonra da verebilmenin çareleri aranacak, çaresizlik sergilenmeyecek ve muhakkak

bir şekilde başkasına iyiliğimiz dokunacaktır.
Maddi yardım, teşvik, yol gösterme ve yönlendirme,
vasıta olma, imdâda koşma, iyiyi ve güzeli
teşvik etme, güzellikleri yaygınlaştırıp
yerleştirme ve hiç olmazsa kötülüğe, harama ve
şerre engel olma; her Müslümanın boynunun borcudur.
Cemiyete ve insanlığa bir şeyler kazandırmak
hususunda bu kadar teşvikkâr davranan bir
dini, vicdanlara ve kalblere hapsetmek ne mümkün…
Aczi ve âcizliği kabul etmeyen bir Nebevi anlayış...
Hayatla bütün teferruâtı ile iç içe bir
Peygamber, önce ALLAH ve sonra insan sevgisi
üzerine kurulmuş bir nizam… Ebu Süfyan (R.A.)
den rivayete göre, iki cihan güneşi Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz, asırlar ötesinden insanlığa sesleniyor:
“Müslüman ol, selâmeti bul”.3
Saymadan vermek
Esma (R.Anha)dan rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz:
“İnfak et ve saymadan ver ki sonra ALLAH
da sana sayarak verir. İstifçilik yapma ki,
ALLAH bereketten mahrum etmesin.” buyurmuştur.
4
Hiçbir dünyalık beklemeksizin var olandan
vermek, amma muhakkak vermek İslâm’dan nasibi
olmayanların anlayabileceği bir husus değildir.Hele her şeyin gelip maddeye dayandığı
çağımızda, bunun mantığını yakalamak, bir nasib
işidir. Öyle ya, sahiplendiklerinizi hiçbir zorlama olmadığı
halde bazı insanlarla bölüşeceksiniz. Hatta
vakıflar kurarak, yüzyıllar sonrasının insanlarına
destek sağlayacak ve toplum düzeninin âhenginde
hisse sahibi olacaksınız. Bu size zevk ve hazz
verecek, şükredecek ve hatta şükür gözyaşları
dökeceksiniz. Vermek, sizin için zevk olacak, verince
ve cebiniz cüzdanınız boşalınca; hoşlanacaksınız.
“Bana kalacak mı?”, “çoluk çocuğun talep
lerine yetecek mi?”, “dünyanın binbir hâli var,
yarın âniden lazım olabilir” gibi endişeler taşımadan
vereceksiniz. O kadar heyecanla vereceksiniz
ki, bazan parayı dağıttığınız yerden eve
dönmek için, gerekli yol parasını da farkında olmadan
vermiş olacaksınız ve buna da hayıflanmayıp
şükredeceksiniz. Burada ALLAH Teâlâ’nın;
“verene verilir” teminatını hatırlayacaksınız5 Vererek
ALLAH Teâlâ ile alış-veriş yaptığınız ve bu
yolla Cennet’i satın aldığınızı düşüneceksiniz.6
“Çok para” ile “bereketli para”, “uzun
ömür”le, “bereketli ömür” aynı şeyler değildir. İnsanın
çok serveti olur, tadı tuzu, neşesi ve huzuru
olmaz. İyi sayılacak geliri olur, geldiği gibi gider.
Seksen sene yaşar, ortaya koyduğu bir şey yoktur.
Beriki 40 yaşında pek çok hayra vesile olmuş
olarak vefat eder. Onun için İslâm nazarında kütle
ve hacim önemli değildir. ALLAH için ortaya konanlar
ehemmiyet arz eder. Küçücük tencereden
nice insanların karnı doyarken, koca koca kazanlarla
bazan insanlar yediğinden bir şey anlamaz.
Birisinin hacmi küçüktür amma bereket onun
içerisindedir. Diğeri de kütle olarak göz doyursa da
netice olarak karın doyurmamış olur. ALLAH
Teâlâ’nın Resûlü bize; bol bol vermemizi öğütlüyor
ki, “Rezzâk-ı Âlem” bütün âlemlerin gerçek rızık
kaynağı olan Hak Teâlâ Hazretleri de, bize bolluk
ve bereket ihsan buyursun.
Zekâtı vermeyenler ise büyük bir günah
işlemiş olurlar.
Zekât, malın temizliği için ALLAH adına fakirlere
verilmesi gereken kısımdır. Zekâtı verilmeyen
mal kirli kabul edilir. Bu konuda ayet-i kerime ve
hadis-i şeriflerde çok çarpıcı örnekler bulunuyor.
Zekât borcunu ödemeyenler hakkında Cenab-ı
Hak şöyle buyurur:
"Altını ve gümüşü yığıp-biriktirip de onları
ALLAH Teâlâ’nın yolunda harcamayanlar, mallarından
zekât, hayır ve hasenat hakkını ödemeyenler...
yok mu? İşte bunlara pek acıklı,
elem verici bir azabı müjdele! O gün ki bu paralar,
üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin
içinde kızdırılacak da, bunlarla o kimselerin
alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak.
Onlara denilir ki: İşte bu, kendiniz için toplayıp
biriktirdiğiniz servettir! Artık saklayıp yığmakta
olduğunuz şeylerin azabını haydi tadın
bakalım!"7
Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet günü fakirler sebebiyle vay
zenginlerin haline!.. Fakirler şöyle diyecekler:
"Rabbimiz! Senin bize ayırdığın hakları vermemek
suretiyle, zenginler bize haksızlık ettiler,
zulmettiler. ALLAH Teâlâ şöyle
buyuracaktır: "İzzetim ve celâlim hakkı için sizi
kendime yaklaştıracağım, onları ise uzaklaştıracağım."
Bundan sonra Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz:
"Onların mallarında, dilenen ve mahrum
olanlar için belirli bir hak vardır."8 ayet-i kerimesini
okumuştur.9
Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Sahibi, kendisindeki zekât hakkını vermediği
zaman deve, kıyamet günü en kuvvetli
haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu tabanlarıyla
çiğner. Koyun da kendisindeki zekât
hakkını vermediği zaman en kuvvetli ve besili
haliyle sahibi üzerine gelir ve tırnaklarıyla onu
çiğner, boynuzlarıyla da ona vurur." Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz devamla buyurdu:
"Bu hayvanların haklarından birisi de subaşlarında
sütlerinin sağılması ve oradakilere
sadaka edilmesidir."
Yine Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz devamla
şöyle buyurdu: "Sakın sizden hiçbiriniz
kıyamet günü zekâtını vermediği davarını
omuzunda bağırır halde taşıyıp gelmesin ve
yardım isteyerek: Ya Muhammed! demesin. O
zaman ben ona: Ben senin için hiçbir şey yapmaya
malik değilim; ben ilahi emirleri tebliğ etmişimdir
derim. Yine sizden hiçbiriniz zekâtını vermediği devesini böğürür halde omuzu üzerinde
taşıyarak gelmesin ve: Ya Muhammed!
demesin. Ben ona: Ben senin lehine hiçbir şeye
malik olamıyorum; ben ALLAH Teâlâ’nın emir
ve nehiylerini tebliğ etmişimdir, derim."10
Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Kim ki, ALLAH kendisine mal verir de o
malın zekâtını vermezse, kıyamet gününde
zekâtı verilmeyen mal, sahibi için çok zehirli
erkek bir yılan suretine konulur. Bu yılanın iki
gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan
kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık
yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini
iki tarafından yakalar. Sonra: Ben senin
dünyada çok sevdiğin malınım; ben senin hazinenim,
der"11. Ebu Hureyre (R.A.) dedi ki: Bundan
sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şu ayet-i kerimeyi
okudu:
"ALLAH Teâlâ’nın, fadlından kendilerine
verdiğini harcamakta cimrilik edenler, sakın
bunun kendileri için bir hayır olduğunu sanmasınlar!
Bilakis bu, onlar için bir şerrdir. Onların
cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü
boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası
ALLAH Teâlâ’nındır. ALLAH ne yaparsanız
hakkıyla haberdardır."12
Bu ahiretteki cezadır. Dünyada ise: Zekâtları,
İslâm devleti tarafından zorla alınır, ayrıca cezalandırılırlar.
Bu ceza: Zekâtı kendisinden zorla
almak, tazir etmek ve zorla malının yarısını almaktır.
Çünkü Behz b. Hâkim (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Sevabını ALLAH Teâlâ’dan isteyerek
malının zekâtını ödeyene mükafatı verilir.
Zekâtını vermeyenin zekâtını ve devesinin
yarısını, Rabbimiz ALLAH Teâlâ'nın bir alacağı
olarak alırız. Zekâttan hiçbir şey Muhammed'in
âline helal değildir."13
Ebu Hüreyre (R.A.) dedi ki: Resûlullah
(S.A.V.) Efendimizin vefatı üzerine, yerine Hz. Ebu
Bekir (R.A.) halife seçilip de Araplardan kimileri dinden
dönünce, Hz. Ebu Bekir (R.A.) bunlara karşı
savaş açtı. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.),
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
"Ben insanlarla ALLAH Teâlâ’dan başka
ilah yoktur deyinceye kadar savaşmakla emrolundum.
Kim kelime-i tevhidi söylerse, İslâm’ın
hakkı olan haklar, cezalar hariç mal ve
canını benden korumuş olur. Gerçek hesabını
görmek ise ALLAH Teâlâ'ya kalmıştır." buyurmuşken
şimdi sen onlarla nasıl savaş edersin?
diye karşı çıktı. Hz. Ebu Bekir (R.A.):
ALLAH Teâlâ'ya yemin ederim ki, namazla
zekâtın arasını ayıranla mutlaka savaşırım.
Çünkü zekat, malın hakkıdır. ALLAH Teâlâ'ya
yemin ederim ki, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz
verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten
kaçınırlarsa, sırf bu sebepten dolayı onlarla
savaşırım.” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz.
Ömer (R.A.) şöyle dedi:
- Yemin ederim ki, zekat vermek istemeyenlerle
savaş konusunda ALLAH Teâlâ’nın, Hz. Ebu
Bekir (R.A.)nun kalbine tam bir kararlılık vermiş
olduğunu gördüm ve doğrunun bu olduğunu anladım.
14
Hz. Ebu Bekir (R.A.), zekât vermeyi reddedenlerle
savaşmaya karar verirken Abdullah b.
Ömer (R.A.)den rivayet edilen şu hadis-i şerifi kendisine
delil edinmişti:
"Ben ALLAH Teâlâ’dan başka bir ilah bulunmadığına,
Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın
Resûlü olduğuna şehadet edip, dosdoğru namazı
kılıncaya ve zekâtı hakkıyla verinceye
kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.
Bunları yaptıkları takdirde kanlarını ve mallarını
benden korumuş olurlar. İslâm’ın gerektirdiği
haklar ise bunların dışındadır. Onların gizli hallerinin
hesabı ALLAH Teâlâ'ya aittir."15
.............................................
1 Buhârî, Zekat:18, 50; Müslim, Zekat:95, 96, 97, 106; Ebu Davud, Zekat:28; Tirmizi,
Zühd:32, Kıyamet:39., 2 Buhari, Edeb: 33, No: 5676, 5/2241; Müslim, Zekat: 16, No:
1008, 2/699, 3 Buhari, Bed'ü’l-Vahiy:1, No:7, 1/9 , 4 Buhari, Hibe: 14, No: 2451,
2/915; Müslim, Zekat: 28, No: 1029, 2/713 , 5 Bkz: Sebe Süresi:39 , 6 Bkz: Tevbe
Sûresi:111, 7 Tevbe Sûresi: 34-35, 8 Zariyat Sûresi: 19, 9 Taberanî, el-Mu'cemu'l-
Evsat, No: 4810; 5/407, 10 Buhari, Zekat: 3., 11 Buhari, Zekat: 3, 12 Al-i İmran Sûresi:
180, 13 Ebu Davud, Zekat:4, No:1575, 1/494, 14 Buhârî, Zekat:1, 40; Müslim,
İman:32; Ebu Davud, Zekat:1, Tirmizi:İman 1; Nesâî, Zekat:3, 15 Buhârî, İman:17, 28;
Müslim, İman:32, 36; Ebu Davud, Cihad:95