Huzur İkliminde İrşad Umresi

e-Posta Yazdır PDF

Bütün okuyucularımızı, Medine-i Münevvere'den Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin huzurundan kalbî muhabbetlerimle selamlıyorum. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtüh.


Nisan-2011 de, Marifet Derneği'nin proje ve tanıtımını üstlendiği, turizm acentalarının ortaklaşa organize ettiği Huzur İkliminde İrşad Umresi'ne katılım, beklendiği gibi çok yüksek oldu.


ALLAH Teâlâ, bize de Sultanımız Cananımız Mahmud Efendi Hazretlerimiz ile birlikte bu umreye katılmayı nasip etti, elhamdülillah.


Umre yolculuğu, tamamen bir ibadet yolculuğudur. Umre anlatılamaz, târif edilemez, yaşanır. Hele hele Sultanımız Cananımız Mahmud Efendi Hazretlerimiz ile birlikte yapılan umre… 


Yurt içinden ve dışından gelen birçok hocalarımız, talebelerimiz ve binlerce ihvan kardeşimizin Sultanımız Cananımız Efendi Hazretlerimizin etrafındaki etten duvar örüşü, bayan ihvan kardeşlerimizin oluşturmuş olduğu müthiş görüntü…


Evet bu, anlatılamaz, târif edilemez, yaşamak lazım. Elhamdülillah, o müthiş görüntünün içerisinde, Sultanımız Cananımız Efendi Hazretlerimizin hemen yakınında biz de vardık.


İbadetler ve salih ameller, işlendikleri vakitlere göre mesela Ramazan ayı, ibadetlerin ve salih amellerin sevabının katlanması açısından diğer aylardan daha faziletli olduğu gibi, Sultanımız Cananımız Efendi Hazretlerimiz ile birlikte yapılan umre de daha feyizli, bereketli oldu. 


Kısaca şu kadarını söyleyelim ki: Bu umre, bir Müslümanın hayatında büyük bir dönüm noktası teşkil eden, ruh ve şahsiyetinde önemli değişim ve gelişmeler meydana getiren ve dünya hayatında yaşayabileceği en saadetli, en hoş, en lezzetli bir hâdise olmuştur. 


Sultanımız Cananımız Efendi Hazretlerimizin, Arafat’ta ihvanlarla buluşması, Medine-i Münevvere'de de namaz vakitlerinde ihvanlar arasında bulunması, ihvanların O'nu görebilmesi mutlulukların daha da artmasına sebep olmuştur.


Rabbim tekrarını nasip ve müyesser eylesin. Amin. Bu duygu ve düşünceler ışığında bu umreye katılan kardeşlerimizin umrelerinin makbul olmasını diliyor, yapacakları ibadet ve dualarının kabulünü ALLAH Teâlâ’dan niyaz ediyoruz.


Bu vesile ile kısa da olsa umre hakkında bilgi vermek istiyorum:


Umrenin Tarifi 

Lügatta; ziyaret etmek, uzun ömürlü olmak, evi mamur etmek, bir yerde ikamet etmek, ALLAH Teâlâ’ya kulluk yapmak, korumak ve malı çok olmak manalarına gelen Umre: Belirli bir zamana bağlı olmaksızın, usûlüne göre ihramlandıktan; Mekke-i Mükerreme’de bulunan Kâbe-i muazzamayı tavaf ve Safa-Merve arasında sa’y yaptıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkılarak yapılan sünnet-i müekkede olan bir ibadettir. Bunu yapan zata “Mutemir” denir.


Umrenin hac ibadetinden farkı: Bir zamanla sınırlı olmaması, Arafat ve Müzdelife vakfesi ile kurban kesme ve şeytan taşlama görevlerinin bulunmamasıdır. Umrede veda tavafı da bulunmamaktadır. Bu bakımdan hacca: “Hacc-ı ekber” yani büyük hac, umreye de: “Hacc-ı asgar” yani küçük hac denir.


* Umrenin Hükmü:

Hanefî ve Malikî mezheplerinde: Ömründe bir defa umre yapmak: Sünnet-i müekkededir, farz değildir. Çünkü: 


“Ona bir yol bulabilenlerin, gücü yetenlerin Beyti hac ve ziyaret etmesi ALLAH Teâlâ’nın insanlar üzerinde bir hakkıdır.”1


“Bütün insanlara haccı ilan et ki! Gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler.” 2 Ayet-i kerimelerinde ve Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayet edilen:


“İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: ALLAH Teâlâ’dan başka hiç bir ilah bulunmadığına ve Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hac etmek ve Ramazan orucunu tutmak.”3 Hadis-i şerifi ile: 


“İslam, ALLAH Teâlâ’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâ’be’yi ziyaret etmen, hac yapmandır.”4 Hadis-i şerifinde “hac” ibadeti İslâm’ın beş temel esası arasında zikredilmiş, umre ise zikredilmemiştir. 


Ubeydullah (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Hac bir cihâddır. Umre de bir tatavvu’ yâni sünnet, nafile bir ibadettir.”5 buyurmuştur. 


Cabir b. (R.A.) den rivayete göre bir sahâbî Resûlullah (S.A.V.) Efendimize:

- Ya Resûlellah! Umre farz mıdır? diye sormuş, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de: 

“Hayır! Umre yapmanız, daha faziletlidir”6  buyurmuştur. 

Bütün bunlar gösteriyor ki: Umre farz değildir. 


Şafiî ve Hanbelî mezheplerinde ise umre: Farzdır. Umrenin hükmü hususundaki bu ihtilaf, konu ile ilgili delillere getirilen farklı yorumlar ile bu konuda farklı rivayetlerin bulunmasından kaynaklanmaktadır. Meselâ: Şafiî ve Hanbelî fukahasınca umrenin farz olmasına delil kabul edilen:


“Haccı ve umreyi ALLAH Teâlâ için tamamlayın.”7 ayet-i kerimesi, Hanefî ve Malikî fukahasınca: Farz olsun, nafile olsun hac ve umre ibadetine başlanınca, bu görevin yarım bırakılmayıp tamamlanması gerektiği şeklinde anlaşılmıştır.


Mücahid (R.A.)den rivayet edilen hadis-i şerifte umreye: 

“Umre, küçük hactır.”8 denilmesi ise, Hanefî ve Malikî fukahasınca: Umrenin sevabını beyan içindir, şeklinde yorumlanmıştır.9


İster farz, ister sünnet-i müekkede olduğu kabul edilsin: Müslüman ömründe en az bir defa mutlaka umre yapmalıdır.


* Umrenin Zamanı:

Umre; hacdan farklı olarak daha geniş bir zaman diliminde yapılan bir ibadettir. Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir. Ancak, Arefe günü ve ondan sonraki dört günde, yani Arefe ve Kurban bayram günleri olmak üzere, yılda beş gün umre yapılması tahrimen mekrûhtur. Çünkü bu günler hac menâsikinin yapıldığı günlerdir.10


Mekke-i Mükerreme ahalisinden hacca niyetlenen kimselerin hac aylarında, bu aylardan önce Mekke-i Mükerremede ikamet edenler ve mikatta olan kimselerin umre yapması tahrimen mekrûhtur. Yaparlarsa ceza kurbanı gerekir.


Önemli not: Ramazan bayramından evvel Mekke-i Mükerreme’ye gelip te hac yapmak üzere kalanlar, Mekke-i mükerremeli sayıldıklarından Ramazan bayramından itibaren umre yapamazlar. Tahrimen mekruhtur. Yaparlarsa ceza kurbanı gerekir.11


* Ramazan Ayında Umre

İbadetler ve salih ameller, işlendikleri vakitlere göre birbirlerinden daha faziletli olurlar. Bazı vakitlerde yapılan bir ibadet veya salih bir amel, diğer vakitlerde yapılana nazaran daha faziletli olur. Ramazan ayı da, ibadetlerin ve salih amellerin sevabının katlanması açısından diğer aylardan daha faziletlidir. Ramazan ayında umre yapılması:  Mendubtur, daha faziletlidir. Abdullah b. Abbas (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:


“Zira Ramazan ayında yapılan umre, sevap bakımından benimle yapılan hac yerine geçer.”12  Buyurmuştur.


Bu hadis-i şeriften öğreniyoruz ki: Rabbimizin bir lütfu ve nimeti olarak umre, Ramazan ayında olmasıyla hâsıl olan sevâb itibâriyle Hac derecesine ulaşmaktadır. Amelin sevabı, ona zamanın şerefi de ilave edilince ziyadeleşmekte ve artmaktadır. Tıpkı huzur-u kalb ve hulus-i niyetle de arttığı gibi.


* Çokça Umre Yapmak

İmkân dahilinde çokca umre yapmak müstehaptır. Çünkü Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:


“Bir umre, kendisiyle öbür umre arasında işlenmiş küçük günahlar için kefarettir.”13buyurmuşlardır.


Hadis-i şerifte geçen “Bir umre, kendisiyle öbür umre arasında” ifadesi ile: “Bir umre diğer bir umre ile birlikte...” şeklinde anlaşılmıştır. Yani mâna: “Bir umreden sonra bir umre daha yapılırsa, bu ikisi arasında işlenmiş olan günahlara kefaret olur.” diye anlaşılmıştır. Böylece, müteakip bir umre daha yapılmasının gereği daha iyi anlaşılır.


Bir yıl içinde umrenin tekrarlanması caizdir. Abdullah b. Ömer (R.A.), İbn-i Zübeyr zamanında, her sene iki defa olmak üzere senelerce umre yapmıştır. Hz.Aişe (R.Anha) validemiz de, bir sene içerisinde üç umre yapmıştır.14


İmkan sahibi olanların farz hacdan sonra nafile hac veya umre yapması da lazımdır. Çünkü Ebu Said el-Hudrî (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V) efendimiz, ALLAH Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu bildirdi:


“Şüphesiz, bedenine sıhhat ve afiyet verdiğim, geçimini de geniş kıldığım bir kul, beş yıl geçer de bana gelmezse elbette hayır ve bereketten mahrumdur.”15

Bütün bu izahlardan sonra oldu bitti şu soruyu ve şu soruyu soranları anlamak mümkün değildir: 

- Niçin tekrar tekrar hacca veya umreye gidiyorsunuz? O parayı falan yere verseniz daha iyi olmaz mı?


Tad alma duygusunu yitirmiş birisine balın lezzetini nasıl anlatabilirsiniz? Görme duygusunu yitirmiş birine Cennet gibi bir yeri nasıl târif edebilirsiniz? Kulağı duymayan birisine insanı mest eden ulvî sadâyı nasıl hissettirebilirsiniz? Aküsü biten bir araba çalışabilir mi? Kirli elbiseyi ve vücudu yıkama ihtiyacı duymaz mısınız?


Hacca ve umreye tekrar tekrar gidişi tenkit edenlere şunu söylemek isterim. Deniz kenarında veya başka bir yerde tatilin maliyetini hesaplayın, bir de umrenin. Umrenin maliyetinin çok daha düşük olduğunu görürsünüz. 


Bir de umreye gidişlerde lüks otellerde konaklayıp, “lüks târifeye” dahil olmak yerine, o tarzda bir kişinin harcayacağı parayla aile fertlerinden veya çalışanlardan bir-iki kişinin daha umreye götürülmesi tercih edilmelidir. Tâ ki onlar da o mânevî güzellikleri görsünler, o mübarek beldenin kokusunu duysunlar, oradaki nurânî haletten istifade etsinler, feyz alsınlar...


* Umrenin Fazileti

Gücü yetenlerin yapacakları bu umre ibadetinin fazileti gerçekten büyüktür. Müslümanın dünya ve ahiret hayatı bakımından büyük bir dönüm noktası olan umre, samimi ve ihlaslı bir şekilde yerine getirilirse, kendisinden önceki günahları yok edip Müslümanı günahlarından arındırır, kalpteki pasları giderir. Çünkü umre boyunca devamlı maddi ve manevi kirlerden temizlik yapılır. Bedenî kirlerden tam bir temizlik yapıldığı gibi, günah kirlerinden de bütünüyle bir temizliğe girişilir. Umrenin günahların affına vesile olacağını Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Bir umre, kendisiyle öbür umre arasında işlenmiş günahlar için kefarettir.”16buyurarak haber vermektedir. 

Bu hadis-i şerif, umrenin ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter.


Umre, umre yapan kimsenin ALLAH Teâlâ katındaki değerini, derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve onu ahlâken olgunlaştırır. Çünkü umre yapanlar, “Duyûfur-Rahmân” yani “Rahman’ın misafirleri”dir. Evet, gerçekten de umre yapanlar ALLAH Teâlâ’nın birkaç günlük veya haftalık en kıymetli misafirleridir. Hiç şüphesiz bundan daha şerefli bir misafirlik olur mu? Böyle bir misafirliğe kabul edilmek, büyük bir nasiptir. Umre yapanlar, bu misafirliğe kabul edilmekle büyük bir nimete kavuşmuş bulunuyorlar. Dolayısıyla umreci, bu kıymetli zamanını, önce kendisinin bir misafir olduğunu, hem de Rabbisine misafir olduğunun bilinci içerisinde geçirmelidir. Ayrıca gerek hâne sahibine karşı, gerekse O’nun diğer misafirlerine karşı saygı ve hürmette kusur etmemelidir. ALLAH Teâlâ, misafirlerinin içtenlikle yapacakları duaları asla geri çevirmez. Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:


“Hacılar ve umre yapanlar, Müslümanların ALLAH Teâlâ’ya gönderilmiş temsilcileri, ALLAH Teâlâ’nın misafirleri, ALLAH Teâlâ’nın evinin ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, O’ndan afv ü mağfiret, bağışlanma dilerlerse, onları bağışlar, affeder.”17  buyurmuşlardır.


Görüldüğü üzere umrede yapılan dualar ve tevbeler kabul görür. Böylece bu ibadeti îfa edenler, işlemiş oldukları hata ve günahlarından arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla dönerler. 


Umre: “Hacc-ı asgar” yani küçük hac’dır. Çünkü Amr b. Hazm (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz: 


“Umre, küçük hacdır.”18buyurmuştur. Yani hacdaki bereketler, semerler ve faziletler sayı bakımından az olmakla birlikte aynısı umrede de vardır.


Makbul umre, en faziletli amellerdendir. Çünkü Ebû Kılabe (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:


"En faziletli amellerdendir… Mebrur yani makbul umre.”19Buyurmuşlardır.

Mebrur yani makbul umre: ALLAH Teâlâ’nın rızasına uygun bir şekilde eksiksiz olarak yapılan, kendisine hiçbir günah karışmayan, ALLAH Teâlâ katında makbûl, kabul olunmuş umre anlamına gelir. Mebrûr umre, zihnen, kalben, fikren yanlış duygu, düşünce ve günahlardan arınma, temizlenme ve kurtulmayı ifade eder. Gerçekten umreye giden pek çok insan, günahlarına tövbe edip kötülüklerini terk etmek suretiyle dinî ve ahlâkî hayatında bir dönüşüm geçirmektedir. Umre yapmış kişinin; umreden sonraki hâlinin, hayatının: Umreden önceki hâlinden, hayatından daha güzel olması, yaptığı umrenin mebrûr olduğunun alâmeti kabul edilmektedir.

Umreye giden kimse, duası istenecek kişidir. Hz.Ömer (R.A.) demiştir ki:

- Resûlullah (S.A.V.) efendimizden umre yapmak için izin istedim. Bana izin verdi ve: 

“Kardeşciğim! Bizi de duadan unutma! Kardeşciğim! Duana bizi de ortak et.” buyurdu. Bana öyle bir söz söylemiş oldu ki, onun yerine tüm dünyaya sahip olmam beni o kadar sevindirmezdi.20


Umre, normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılamayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir. Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:


“Büyüğün, küçüğün, zayıfın, kadının cihadı Hac ve umredir.”21Buyurmuştur.

Hac ve umrenin cihada benzetilmesi, bu iki amelde mevcut meşak-kat ve zahmetler sebebiyledir. Cihad da meşakkat ve zahmet yönü ağır basan bir ibadettir. İnsan nefsi, her üç amelle de aynı terbiyeleri alabilecektir. Bu sebeple, sevap yönüyle bunların aralarında benzerlik, yakınlık ve hattâ şartlara göre ayniyet olduğu Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz tarafından bildirilmektedir. Öyleyse cihada muktedir olamayan, söz gelimi çocuk, kadın veya yaşlı birisi hac veya umreyi yaparak aynı sevabı kazanabilecektir.  

Hz. Aişe (R.Anhâ) validemiz, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize şöyle sorar:

- Ya Resûlellah! Kadınlara da cihad var mı? Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurur: 

“Evet! Kadınlara, içinde vurma-öldürme olmayan bir cihâd var: Hac ve umre...”22


Hadîs-i şerifte, hac ve umrenin cihad olarak tavsifi, hac ve umrede karşılaşılan meşakkatler sebebiyle bir nevi nefis mücadelesi yapılmasındandır. Nitekim hadîs-i şeriflerde nefisle yapılan mücadele de: “cihad” ve hatta “efdal” ve “ekber” yani “en faziletli”, “en büyük cihad” olarak ifade edilmiştir. 


Hac ve umreye “cihad” denirken muhatabın kadın olması da mühim bir husustur. Sözleri değerlendirirken muhatap unsurunu da nazar-ı dikkate almak gerekir.

Umre yolunda ölmenin büyük fazileti vardır. Cabir b. Abdullah (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:


“Bu Beytullah, İslâmın ana sütunlarından bir sütundur. Kim hac veya umre yapmak için girişimde bulunup yola çıkarsa, ALLAH Teâlâ’nın garantisi altına girmiş olur. Eğer yolda ölürse ALLAH Teâlâ onu Cennetine koyar. Eğer hac veya umresini yapıp ALLAH Teâlâ onu sağlıcakla ailesine döndürürse, pek büyük sevap ve ganimetle döndürür.”23buyurdu.


Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“… Kim umre yapmak için yola çıkar da yolda vefat ederse, ona kıyamete kadar umre yapan kimsenin sevabı yazılır…”24buyurdu.

Hz. Aişe (R.Anhâ) validemizden rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:


“Kim hac veya umre yapmak üzere yola çıkıp yolda ölürse, kıyamet günü sorgulanmayacak ve hesaba çekilmeyecektir. Ona: Cennete gir! denilecektir.”25buyurdu.

Artık önemli olan: Böylesine faziletli bir ibadeti, gereği gibi yerine getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.


Muhterem okuyucu,

Umre, bilgi ve rehberliğe dayalı bir ibadettir. Bu sebeple umreye gidecek olan bir Müslümana, umreye ait gerekli bilgileri öğrenmesi de lazımdır. Kişisel açıdan bir manevî gelişim yolculuğu olarak nitelendirilebilecek bu kutsal seyahatin amacına uygun bir şekilde gerçekleşebilmesi için, bilinçli bir şekilde yerine getirilmesi gerekir. Birtakım sıkıntıları ve maddî külfeti göze alarak karar verilen bu kutlu yolculuğa niçin çıkılır? Bu yolculuk kişiye neler kazandırır veya kazandırmalıdır? Bu kutsal yolculuğun amacına uygun olarak gerçekleşebilmesi için nasıl hareket edilmelidir? Umre ibadeti nedir ve nasıl yapılır? Bu ibadetteki fiil ve davranışların anlamı nedir?


Çünkü umre, turistik bir gezi olmayıp bir ibadettir. Her ibadet gibi umrenin de ALLAH Teâlâ katında makbûl, kabul olunmuş ve daha sevaplı bir umre olması için, usûlüne uygun olarak Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin yaptığı ve öğrettiği şekilde, eksiksiz yapılması gerekir. Bu sebeble her bir ibadetin kendisine mahsus hükümleri, hikmetleri olduğu gibi, umrenin de kendisine mahsus farz, vacib, sünnet, mekruh, müfsid v.b. hükümleri ve bir takım hikmetleri vardır. Bu hükümlere riayet edilmediği takdirde o umre, umre olmaktan çıkar, kudsiyet ve faziletini kaybeder. Ayrıca bunların bilinerek yapılması umreyi daha da anlamlı kılar. 



Fakat ne yazık ki, umreye giden Müslümanlar, genellikle umre süresince yapılan farz, vâcip, sünnet veya müfsid niteliğinde umrenin her bir fiiliyle ilgili birçok hükümlere oldukça yabancı kalmakta, bu önemli ibadeti yerine getirme fırsatını bulduklarında da pek çoğu, bu hükümleri bilmedikleri gibi, kısa bir sürede bunları kâfi derecede öğrenme imkânını da bulamamaktadırlar. Bu sebeble hem yolculuk safhasında birçok sıkıntıya maruz kalmakta, hem de bilemediği için umre ibadetini ya eksik ifa etmiş veya umrenin sahih olmasına mani olacak bazı hatalarda bulunmuştur. Belki de, hac ve umrede vaki bu eksikliklerden ve hatalardan dolayı  ALLAH Teâlâ, hac ve umreyi emrederken:


“Hac ve umreyi ALLAH Teâlâ için tamam yapınız…”26buyurmuştur. Başka bir ibadeti emrederken,  hiç böyle yani: "Tamam yapınız." Buyurmamıştır.


Bu sebeple bazı zorluklara katlanarak umreye giden bir Müslüma-nın, umresini noksansız eda edip “makbul bir umre” yapabilmesi ve ALLAH Teâlâ katında en yüksek ecri kazanabilmesi için bu kutsal ibadetin nasıl yapılacağını, umre esnasında nelere dikkat etmesi gerektiğini, hangi fiil ve davranışların suç sayıldığını, kısaca erkânından adabına kadar, bu ibadetle ilgili hükümleri, kendisine yetecek kadar iyi bir şekilde öğrenmesi gerekir. Farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini ve pratiğini bilmeden, tamamen amiyane ve kulaktan dolma bilgilerle, uydum kalabalığa şeklinde “makbul bir umre” yapmak mümkün değildir. Ayrıca başkalarından doğru bilgi alınsa da, umreye gidecek kimsenin bizzat okuyup, öğrenip bilgi sahibi olması kalbini tatmin etme bakımından çok daha faydalıdır. Bu nedenle aslında umreye gidecek kimselerin, umreye gitmeden evvel en az üç ay, bilgili ve tecrübeli hocaefendiler tarafından sıkı bir eğitim ve öğretimden geçirilmeleri çok faydalı ve isabetli olur.


Bir Müslümanın hayatı boyunca namaz ve oruç bu kadar tekerrür etmesi ve bu hususlarda bunca malumat verilmesine rağmen yine de bu emirlerin ifasında bazı noksanlıklarla karşılaşmaktayız. Umrenin ise, genellikle ömürde bir kaç defa olması, muhit yabancılığı ve lisan farklılığı gibi diğer ibadetlerden ayrı bir özelliği vardır. Umre adayı, şimdiye kadar hiç görmediği, gitmediği bir ülkeye, hiç bilmediği, tanımadığı insanlar arasına gitmektedir. Bir de farklı iklim şartları… Bütün bunlar, esasen hakkıyla ifası büyük bir dikkat ve eğitim isteyen umrenin zorluğunu bir kat daha artırmakta, tek başına hakkıyla ifasını adeta güçleştirmektedir. Ayrıca umrenin ifası sırasında yapılabilecek bir hata veya yanılgı, umre adaylarının maddî ve manevî açıdan mağdur olmalarına sebep olmaktadır. Hatta her türlü külfet ve maddî fedakârlığa katlanarak bu yolculuğu tamamlayan ve yurduna dönen bir kimse, bazen makbul bir umre yapmadan da dönebilmektedir. Çünkü bilemediği için umresini ya eksik, ya da hatalı yapmıştır. Kısacası umre, bilgi ve rehberliğe dayalı, devamlı dikkat, takip ve kontrol isteyen bir ibadettir.


Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun ki, görevli olarak birçok kere hacca, umreye gitmek nasip oldu. Bu vesile ile umreye gelen kardeşlerimizin karşılaştıkları ve çektikleri sıkıntıları, yaptıkları hataları yakînen müşahede ettik. Nafile sa’y yapanları, sünneti işleyeceğim derken haram işleyenleri ve farzı, vacibi terk edip bid’atleri farz telakki edenleri çok gördük. 


İşte bu durum; umreye giden bir müslümanın, umresini noksansız eda edebilmesi, makbul bir umre yapabilmesi ve ALLAH Teâlâ katında en yüksek ecri kazanabilmesi için, umreye niyet ettiği andan itibaren  memleketinden çıkıp tekrar evine dönünceye kadar bu kutsal ibadetin nasıl yapılacağını, umre esnasında nelere dikkat etmesi gerektiğini, hangi fiil ve davranışların suç sayıldığını, kısaca erkânından adabına kadar, bu ibadetle ilgili hükümleri, kendisine yetecek kadar, kolayca, iyi bir şekilde öğrenmesi gerekir. Farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini ve teorisini ve pratiğini bilmeden makbul bir umre yapmak mümkün değildir. Bu sebeple ALLAH Teâlâ’nın misafirleri ve davetlileri olarak kabul edilen insanlarımıza, Kur’an-ı Kerim ve sünnet ışığında, bid’at ve hurafelerden uzak, doğru bilgi ekseninde yardımcı olmak ve rehberlik etmek büyük önem arz etmektedir. Bu durum, memleketten çıkıldığı andan itibaren uygulamaya yönelik olarak nerede ne yapılacağını ayrıntılara girmeden adım adım anlatan pratik bir Umre Rehberine ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. 


İşte, söz konusu ihtiyacı karşılamak ve makbul bir umre yapmak isteyenlere, rehber olması maksadıyla maksadıyla "Ya Rabbi! Ben Senin Rızan İçin Umre Yapmak İstiyorum" isimli bir kitap hazırladık. Bu kitapta sadece UMRE ile alakalı konulara yer verilmiştir. İstifadesi kolay olsun diye, umre ile ilgili olmayan hususlara temas edilmemiştir. Çünkü yaygın olan Hac-umre rehberlerinde, genellikle hac-umre ve diğer konular iç-içe işlendiğinden, bilhassa umreye ilk defa gidenlerin pek istifade edemedikleri görülmektedir. Bu sebeble istifade edilmesi daha kolay ve pratik olsun diye:


1- “Hac” ile ilgili bütün bilgi ve uygulamalar için: Ya Rabbi! Ben Senin rızan için HAC yapmak istiyorum”  isimli eserimizi,


2- “Hac veya umrede yapılabilecek dua” ile ilgili bütün bilgi ve uygulamalar için: “Ya Rabbi! Ben Senin rızan için DUA yapmak istiyorum” isimli eserimizi,


3- “Mekke-i Mükerreme” ve “Medine-i Münevvere”de ziyareti mümkün olan yerler ve tarih bakımından bilinen, fakat günümüzde maalesef izleri bile mevcut olmayan yerler ve bilinmesinde fayda bulunan bazı konular hakkında: “Ya Rabbi! Ben Senin rızan için ZİYARET yapmak istiyorum” isimli eserimizi önemle tavsiye ederiz.  Tereke Yayınevi, Tel: 0216 316 21 72 -  0532 610 33 49


Mebrûr bir hac, makbûl bir umre ve müstecab dualar için adı geçen bu eserleri mutlaka almanızı, dikkatlice okumanızı, ondan sonra hacca veya umreye gitmenizi, giderken de bu eserleri yanınızda bulundurmanızı önemle tavsiye ederiz. Bir sorunuz olursa, çekinmeden her zaman arayabilirsiniz: “0532 273 38 96” Meşgul olmam sebebiyle cevap verilemezse, mesaj bırakabilirsiniz.

Kitap, tamamen fıkıh kaynakları esas alınarak, umre konusunda yazılmış, ulaşabildiğimiz eski-yeni bütün eserler gözden geçirilerek ve sadece nazarî bilgilere göre değil, elhamdülillah yapmış olduğumuz hac ve umrelerde yaşadığımız tecrübe ve müşahedelere dayanarak umre adayının karşılaşabileceği her türlü soru ve müşküllerini karşılayacak bir şekilde hazırlanmıştır. Konular işlenirken fıkhî görüşe dayanak teşkil eden bir kısım delillere imkân dahilinde yer verilmiş, çoğu kez âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerin metinleri yazılmıştır. Dipnotta istifade edilen kaynaklar verilmiştir.


Kitapta Hanefî mezhebi esas alınmıştır. Bazen diğer hak mezheplerin farklı görüşleri de zikredilmiştir. Hadîs-i şerif ve fıkıh kitaplarımızda umrenin yapılışı ile ilgili bilgiler, tamamen umre ile ilgili âyet-i kerime ve Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin umre konusundaki hadîs-i şeriflerine ve uygulamasına dayanmaktadır. Mezhepler arasındaki farklı görüşlerin bulunması, konu ile ilgili âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflere farklı yorumlar getirilmesinden ve bazen de Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizden aynı konuda aktarılan değişik rivayetlerin bulunmasından kaynaklanmaktadır. 


Mezhepler arasındaki farklı görüşler, zaruri hallerde Mü’minler için bir kolaylık sağlamaktadır. Bu itibarla keyfi değil, zaruret halinde diğer hak bir mezhep ile amel edilebilir.


Muhterem umre adayları!

Maddi-manevi birçok zorlukları yenerek müekked sünnet olan umreyi eda edeceksiniz. Unutmamak gerekir ki, umre çok önemli bir imtihandır. Bu imtihanda ancak kendisini maddî ve manevî açıdan iyi hazırlayan umre adayı başarılı olabilir. İşte elinizdeki kitapta, umreye gidecek bir Müslümana sadece bu ibadetin ifâsıyle ilgili farz, vâcip veya sünnet niteliğindeki umrenin her bir fiiliyle ilgili hükümler, gerekli bilgiler ve bu ibadetin nasıl yapılacağı ayrıntıya girilmeden, nerede ne yapılacaksa basit bir anlatım ile yeterince adım adım açıklanmıştır. Umrenin şeklî birtakım davranışlardan ibaret kalmaması için, anlam olarak umre fiil ve davranışlarının açıklanması büyük önem taşımaktadır. Bu bakımdan kitapta umre fiil ve davranışlarının hikmeti de izah edilmeye çalışılmıştır. Kitab, dikkatlice okunduğunda, herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde, basit bir üslûbla yazılmaya çalışılmıştır. Kitap, bir kaç defa okunup mütalâa edilirse, kendisinden daha çok istifade edilecektir. Hele hele henüz yola çıkmadan bu kitabı bir kaç defa okumanız, önceden bilgi sahibi olmanız sizin için çok faydalı olur. İnanıyorum ki, size büyük kolaylık sağlayacaktır. 

Umre yolculuğu bir Müslümanın manevî dünyası açısından belki de hayatındaki en önemli olaydır. Muhtemelen ömrü boyunca bir defa gerçekleştirebileceği bu kutsal yolculuğu Rabbimiz, hayırla ve “makbul bir umre”ile tamamlamayı, o kutsal toprakların manevî ikliminden en iyi şekilde istifade etmeyi ve umre dönüşü de umreyi yapmış olmanın anlam ve önemine uygun bir hayat sürmeyi nasip etsin. Amin. Bu duygu ve düşünceler ışığında umreye gidecek kardeşlerimize “makbul umre” diliyor, yapacakları ibadet ve dualarının kabulünü ALLAH Teâlâ’dan niyaz ediyoruz.


“ALLAHümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Salâten tüncinâ bihâ min cemiil-ehvâli vel-âfât. Ve takzî lenâ bihâ cemîal-hâcât. Ve tütahhirunâ bihâ min cemiis-seyyiât. Ve terfeunâ bihâ indeke e’led-deracât. Ve tübelliğunâ bihâ aksal-ğâyât. Min cemîil-hayrâti fil-hayâti ve be’del-memât. Bi rahmetike yâ erhamer-rahimîn. HasbünALLAHü ve ni’mel-vekil. Ni’mel-mevlâ ve ni’men-nasir. Gufraneke Rabbenâ ve ileykel-masîr.”

....................................................

1)Âl-i İmrân sûresi:97 

2)Hac sûresi:27

3)Buhari, İman:1, No:8, 1/12; Müslim, İman:19-22; Tirmizi, İman:3, Nesei, İman:13

4)Müslim, İmân:1, No:8 1/36; Buhârî, İman:37 

5)İbn-i Mace, Hac:44, No:2989; 2995; Beyhakî, Es-Sünenü'l-Kübra; Hac: No:8831; 

6)Tirmizi, Hac:88; No:931; 3/270; A.b.Hanbel; No:13988; 3/316

7)Bakara sûresi:196

8)İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, 3/225, 4/305, No:13665, 

9)Kâsânî, 2/226; Mergînânî, 1/182-183. 

10)Zeyleî, Nasbu'r-Raye; 3/147, Beyhakî, Es-Sünenü'l- Kübra; Hac: No:8822; 6/477

11)İbn-i Abidin, 2/270

12)Buhârî, Umre:4, No:1690, 2/631; Müslim, Hac:222; Neseî, Sıyâm:6, 4/130

13)Buhari, Umre:2, No:1683, 2/629; Müslim, Hac:437, No:1349, 2/983; Nesei, Hac:5, No:2629, 5/115; Tirmizî, Hac:90, No:933; İbn-i Mâce, Menâsik:3, No:2887; 

14)Fıkhüs-sünne, 1/539

15)İbn-i Hıbban; Hac: No:3703; 9/16, Beyhekî, Es-Sünenü'l-Kübra; Hac; No: 10529; 8/84 Abdürrezzak, Musannef, No: 8826, 5/13

16)Buhari, Umre:2, No:1683, 2/629; Müslim, Hac:437, No:1349, 2/983; Nesei, Hac:5, No:2629, 5/115; Tirmizî, Hac:90, No:933; İbn-i Mâce, Menâsik:3, No:2887

17)İbn-i Mâce, Menasik:5, No:2892, 2/966; Nesâî, Hac:4

18)Hakim, Müstedrek, 1/552, No:1447

19)Beyhekî, Şuabül-İman, No:22, 1/56

20)Ebu Davud, Vitr:23, No:1498, 1/470; Tirmizi, Deavat:110, İbn-i Mace, Menasik:5

21)Nesâî, Hac:4, No:2626, 5/114; İbn-i Mâce, Menâsik:8, No:2902

22)İbn-i Mace, Menasik:8, No:2901, 2/968

23)Taberânî, el-Mu’cemül-Evsat: No:9029, 10/15

24)Taberânî, el-Mu’cemül-Evsat, No:5317, 6/155

25)Taberânî, el-Mu’cemül-Evsat, No:5384, 6/185

26)Bakara sûresi:196