Türkiye Müslümanlarının En Büyük Problemi

e-Posta Yazdır PDF

Bugün Türkiye Müslümanlarının en büyük problemi: İman meselesidir. Ülkemizde maalesef korkunç bir irtidat yani dinden çıkma cereyanı vardır. Ne yazık ki, Müslümanlar, buna karşı alınması gereken tedbirleri almıyorlar.Türkiye'deki iman hizmetleri kesinlikle yeterli değildir. Yapılanlar, yapılması gerekenin binde biri bile değildir.

   İmanı olmayan bir insana yapılabilecek en büyük iyilik: Onun imanlı olmasına vesile olmak, onun iman etmesi için uygun şekilde çalışmaktır. Çünkü sahih ve makbul bir iman insana ebedî mutluluk kazandırır.

   Bir kimsenin hidayete ermesine yani doğru yolu bulmasına, iman etmesine vesile olan kimsenin mükafatı hakkında Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

   "Bir kimsenin hidayetine vesile olmak, üzerine güneşin doğduğu ve battığı her şeye sahip olmaktan daha hayırlıdır."
   Bu devirde insanlara yapılabilecek en iyi hizmet: İmanı olmayanların iman etmeleri için yapılan "İman, İslâm, Kur'ân hizmetidir."

   İman etmiş bir kimse için ikinci önemli husus: İtikadının, inançlarının, sahih, yani ALLAH Teâlâ katında geçerli ve makbul olmasıdır. Her Müslüman, hem kendi itikadının, inançlarının, hem de din kardeşlerinin itikadının sahih, doğru olması için uygun şekilde çalışmalıdır.

   Din âlimi olmayan kimseler: İman, tashih-i itikad konusunda Kur'an-ı Kerîm'e ve Sünnete uygun şekilde çalışan ulemaya, fukahaya, meşayihe, kâmil mürşidlere destek vererek, onların teşkilatları içinde çalışarak iman konusunda çalışabilirler.

   Bir insana yapılabilecek en büyük kötülük: Onun imansızlaşmasına vesile olmaktır.

   Şu anda dünya üzerinde geçerli, hak, doğru, sahih bir tek doğru iman vardır. O da İslâm, Kur'an-ı Kerîm, Sünnet imanıdır.

   ALLAH Teâlâ hakkında sahih, doğru bir iman: ALLAH Teâlâ’nın kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna iman etmek ile olur.
Müslümanların İmam-ı Kebiri: Resûlullah (S.A.V.) efendimizdir. Ondan sonra Ashab-ı kiram (Radıyallahü anhüm ecmaîn), Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîndir. Bu üç sınıfa Selef-i Sâlihîn denir. Ehl-i Beyt'i Mustafa da bizim iman önderlerimiz ve imamlarımızdır... Onlardan sonra Eimme-i müctehidîn yani din imamları gelir. İtikad konusunda Ehl-i Sünnetin iki imamı vardır: İmam Eş'arî ve İmam Mâturîdi. İmam Ebû Hanife hem itikad, hem de ameliyat yani fıkıh konusunda Ehl-i Sünnet'in imamlarındandır.

   Cenâb-ı Hak cümlemizin imanını korusun, imanımızda bid'atler ve zaaflar varsa onları tashih etmemizi bize nasip etsin, bizlere doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ihlâslı iman hizmetleri yapmayı nasib ü müyesser kılsın. Âmin.

İman En Büyük Değerdir

   Bir Müslüman için en büyük değer imandır. Gerçekten iman etmiş bir Müslümanın sahip olduğu en kıymetli şey: İmandır. Ona ebedî mutluluk kapısını, imanı açar. İmanla yaşar ve ömrü, ölümüne imanla bitişirse en büyük saadeti kazanmış olur. İmanı elden giderse en büyük zarara uğramış olur. İman yoksa para, mal, mülk, büyük servet, tantana, şaşaa, debdebe hiçbir şeye yaramaz. Çünkü Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

   “Gerçekten; inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden, fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.”1

   İman etmiş olmak, mü'min sıfatına sahip bulunmak bir Müslümanın kurtulmasına, ebedî saadet bulmasına, ömrü ölümüne bu iman ile bitişmek şartıyla yeterlidir.

   Bir Müslüman iman ettikten sonra, Kur’an-ı Kerim’de, Sünnette, fıkıhta bildirilmiş olan sâlih amelleri de eda etmesi gerekir.

   Bir Müslümanın en fazla koruması, üzerine titremesi gereken şey: İmanıdır. İman, iki şekilde korunur:

   1- ALLAH Teâlâ'dan, imanını korumasını can u gönülden dilemek.

   2- İmanının korunması için yapılması gereken şeyleri yapmak, vesile ve sebeplere yapışmak.
   İman, ALLAH Teâlâ’nın bir kuluna en büyük ihsanıdır. İman,  bütün dünya işlerinden önemlidir. İman hayattan da daha önemlidir. İnsan imanını kurtarmak için gerektiğinde hayatını feda edebilmelidir.

   Bir Müslümanın sekülerleşmesi imanına çok büyük zarar verir. İmanının kayb edilmesine yol açabilir ki, bu bir Müslüman için en büyük felaket ve ziyan olur.

Müslümanın Üç Büyük Bayramı Vardır:

   1- Mü'min olarak öldüğünde, buna hüsn-i hâtime denir.

   2- Rûz-i Cezada, ALLAH Teâlâ’nın lütfu ve keremi ile Cennete konulduğunda veya Cehenneme konulursa, cezasını çektikten sonra oradan çıkarılıp cennet'e konulduğunda.

   3- Cennet'te Cemalullah ile şereflendiğinde.

İmanın en büyük düşmanı:
   1- Kişinin nefs-i emmâresidir.
   2- Lânetlenmiş şeytandır.
   3- Kâfir münafıklardır.

   Dünya ihtirasları, paraya ve mala put gibi tapmak, zengin olmak için gayr-i meşru yani dinin yasakladığı yollara sapmak imana zarar verir hem de çok verir.

   Faiz almak ve vermek helaldir inancı, yani faize helal diyen dinden çıkar, imanını kayb eder.
   Sadece "Lâ ilâhe illallah" demek mü'min olmak için yeterli değildir. İmanın iki ana direği vardır. Birincisi Lâ ilâhe illallah, ikincisi Muhammed Resûlullah. Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimizin tebligatını, dâvetini duyup da bu ikinci kısmı kalp ile tasdik, lisan ile ikrar eylemeyen kişi mü'min olamaz.
Şu anda dünyada İslam'dan başka hak din asla yoktur. ALLAH Teâlâ katında tek hak ve makbul din İslâm’dır. Bu, Kur’ân-ı Kerim’in kesin ayet-i kerimeleriyle sabittir. İslam'dan başka hak din vardır, bu devirde üç İbrahimî din vardır, bunların üçü de haktır, üç hak din vardır diyen mürted olur, dinden çıkar. Çünkü böyle bir inanç Kur’an-ı Kerim’e, Sünnete, İslam'a, sahih inanca kesin şekilde aykırıdır. Şu anda bir tek İbrahimî din vardır. O da, Son Peygamber Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimizin tebliğ ettiği İslâm dinidir.  ALLAH Teâlâ buyuruyor ki:

   “Hiç şüphe yok ki, ALLAH katında hak, makbul, geçerli din İslâm’dır.”2

“…Bugün size din olarak İslam’ı verip ondan razı oldum, hoşnut oldum.3

   İman bir bütündür, artmaz, çoğalmaz. Mü'min olmak için imanın bütün zarurî unsurlarını kabul etmek gerekir. Fakat imanın parlaklığı, nuru artabilir.
Müslümanların birinci insanî vazifesi: İnsanların iman etmeleri için gereği gibi, en uygun şekilde, hasbeten lillah çalışıp çabalamak, cehd ü gayret etmektir.

   İmanını kayb etmiş bir insanın tekrar imana kavuşması için çalışmak: Ulema, fukaha, gerçek şeyhler, kâmil mürşidler, sûlehâ-i ümmet için farz-ı ayındır. Müslüman avamın da onları desteklemesi gerekir.

İslâm zamana uydurulamaz
   Bozukluklar ve sapıklıklar çağında yaşıyoruz. Öyle ya, âhir zamandayız. Böyle bir devirde, bozuk ve sapık ideolojiler karşısında İslâm'dan tâviz yani ödün vermek büyük bir hıyanet olur.

   İslâm, ALLAH Teâlâ tarafından Son Peygamber (S.A.V.) efendimiz vasıtasıyla gönderilmiş hak dindir. Biz Müslümanlar, kendimizi bu doğru dine uydurmakla yükümlüyüz.

   Müslümanların ana vazifelerinden biri, İslâm'ı, aslına uygun ve bütün olarak korumaktır.

   İslâm zamana uydurulamaz. Zaman İslâm'a uydurulmalıdır. Bir kısım zamane Müslümanları İslâm'ı kendilerine uydurmak istiyor. Bu, çok büyük bir şaşkınlık ve sapıklıktır.

   İslâm evrenseldir. Bu Yüce Din'de reform, yenilik değişiklik yapılamaz.

   İslâm'ın dışında gerçek mutluluk yoktur. ALLAH Teâlâ buyuruyor ki:

   “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o kimse, ahirette de hüsrana, en büyük zarara uğrayanlardan olacaktır.”4

   İslâm dışı mutluluklar şeytanî, aldatıcı ve yalancı mutluluklardır.

   Müslümanlara demokrasiyi bir din gibi empoze etmek yani dayatmak istiyorlar. Demokrasi din değildir, bir yönetim sistemi ve felsefesidir.

   Yine Evrensel İnsan Hak ve Hürriyetlerini din gibi benimsetmek istiyorlar. Bu konuyla ilgili beyannameler, sözleşmeler, metinler yüzde doksan, belki daha fazla İslâm'a uygundur. Lakin biz bu beyanname ve sözleşmeleri din gibi benimseyemeyiz. Onlardaki, dinimize uygun olan maddeleri kabul ederiz, dinimize uygun olmayanları kabul etmeyiz.

   Feminizm İslâm ile uyuşmaz. Feminizm insanlar tarafından çıkartılmış bir ideolojidir. Dinimizin kadınlarla ilgili kısmını Feminizm ideolojisine uydurmaya kalkmak hıyanet olur.


   İslâm'ın faiz yasağı mutlaktır, Kıyamet'e kadar geçerlidir. Tesettür de böyledir. Beş vakit namaz bu dünya batıncaya kadar kılınacaktır. Oruç bu dünyanın sonuna kadar tutulacaktır. Zekât yine dünya zamanının bitmesine kadar verilecektir.

   İslâm, kul yapısı uyduruk, derme çatma, toplama bir ideoloji, sistem, düzen değildir ki, eskisin, bir müddet sonra yenilenmeye ve reforma muhtaç olsun.
Evet çeşit çeşit ideolojilerdeki, demokrasideki, insan hakları beyannamelerindeki İslâm'a zıt, İslâm'la uyuşmayan bütün maddeler yanlıştır.

   Bu dünyada şu anda ahlak bakımından İslâm'a uymayan bir yığın uygulama görülmektedir. Bunların hepsi yüzde yüz batıldır.

   İslâm yalan söylemeyi hırsızlığı, emanetlere hıyanet etmeyi, haksız yere adam öldürmeyi, içkiyi, kumarı, gıybeti yasak ve haram kılmıştır. Bu haramlar Kıyamet'e kadar hüküm sürecektir.

   İslâm lüksü, israfı, aşırı tüketimi yasak kılmıştır. İslâm harp hileleri ve hud'aları dışında insanları aldatmayı haram kılmıştır. İslâm, cinsel konularda iffetli olmayı emretmiştir. İslâm'ın en temel emirlerinden biri haram yememektir. Bu emirler ve diğerleri kıyamete kadar bakîdir.
   Bazı kimseler "Bozuk düzenlerde haram yenir, rüşvet alınır, kara servet elde edilir" gibi yanlış laflar ediyor. Bunlar kişiyi dinden çıkartacak derecede vahim sözlerdir.

   İslâm'ın istikamet yani doğruluk dürüstlük emri bir farz-ı ayındır, hükmü kıyamete kadar bakîdir.

   Bizim ebedî saadetimiz, İslâm'ı ALLAH Teâlâ’nın rızasına, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin sünnetine göre anlamak, yorumlamak ve uygulamak ile mümkündür.

   Bugünkü medeniyetin, içinde yaşadığımız çağın İslâm'a uymayan, İslâm'a zıt düşen bütün ilkeleri, hükümleri, öğretileri batıldır.

   İslâm'ı bunlara uygun hale getirmeye çalışanlar şaşırmış ve dalalete düşmüş kişilerdir.

   İslâm'ı, Kur’an-ı Kerim’i, Sünneti doğru öğrenmenin, doğru anlamanın, doğru yorumlamanın ve doğru uygulamanın tek doğru yolu ve metodu vardır: Selef-i Sâlihînin anladığı ve anlattığı İslâm'a bağlı kalmak.

   Bunun için de, dinimizi icazetli ulemanın, icazetli fukahanın, icazetli gerçek şeyhlerin, kamil mürşidlerin anlattığı gibi anlamalıyız.

   Bu saydıklarımı bırakıp da azılı Farmason Afganî'nin veya benzerlerinin peşine düşersek sapıtırız.

   Evrim teorisi, adı üstünde teori!.. İslâm ile uyuşmayan batıl bir teoridir. İslâm sosyalizmi, İslâm kapitalizmi, İslâm feminizmi, İslâm demokrasisi olmaz. İslâm Hıristiyanlığı diye bir şey de olamaz.


   Bütün hükümlerini yerine getiremesek de, dinimizi bozmayalım, tahrife yeltenmeyelim. Helalleri haram yapmak, haramları helalleştirmek küfre sebep olan bir sapıklıktır. Eimme-i müctehidîn yani din imamları, yedi tabaka fukaha, âlimler, mürşid-i kâmiller İslâm'ı bize nasıl anlatmışlarsa doğru olan odur.
Kur’an-ı Kerim’i doğru anlamak için ehliyetli, icazetli, liyakatli müfessirlerin tefsirlerini okumalıyız. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet hükümlerinden kıl kadar ayrılmamalıyız. Bugünkü medeniyet bozuktur. İslâm'ı ona uydurmaya kalkmak cinnettir, cinayettir, hıyanettir.

Müslümanlar kötülüklere muhalefet etmelidir
   Bugün, sosyal ve kültürel bakımdan nasıl bir ortamda yaşıyoruz? Ne yazıkki çok bozuk, İslam'dan çok uzaklaşmış, fısk ve fücurun yaygın olduğu, bütün çivilerin yerinden oynamış olduğu, azgınlıkların, fuhşiyatın toplumu çepeçevre sardığı, dinsizlik ve densizlik kasırgalarının şiddetle estiği bir ortam içindeyiz.

   Dinin direği olan beş vakit namaz büyük ölçüde terk edilmiş, insanlar şehvetlerine uymuş, bina ve zina artmış; iktisadî, ticarî ve mâlî hayatta faiz çok yaygın ve yoğun hale girmiş, eğitim kirlenmiş.

   İrtidat yangınları cemiyeti kasıp kavuruyor.
   Müslümanların başında bir reis, İmam, Emîr yok. Ümmet paramparça olmuş. Bir sürü cemaat, fırka, hizip, grup oluşmuş. Bunların arasında bağ yok. On, yirmi cemaat reisi senede üç kez bir araya gelip de görüşmüyor.

   Ümmet içinde bozuk ve bid'at itikadlar yayılmış. Bunların bazısı küfre kadar yol açabilecek vehamette. Milyonlarca Müslüman sekülerleşme zokasını yutmuş.
   Evet böyle bir ortamda ne yapılır? Mutlaka bütün kötülüklere muhalif olmak gerekir. Bu muhalefet, yapıcı yani müsbet olacak, uyarıcı olacak,  hayırlı bir muhalefet olacak.

   Yapıcı mahiyette olmak şartıyla kötülükleri, haksızlıkları tenkit etmemiz gerekir. Siyasî mahiyette olmamak şartıyla memleketteki içki üretim ve tüketimini, içkinin teşvik edilmesini tenkit etmeliyiz. Seks azgınlıklarını ve sapıklıklarını, fuhşu, zinayı tenkit etmeliyiz. Okul çocukları kürtaj yaptırıyormuş... Uyuşturucu ilköğretim okullarına kadar girmiş, on yaşında masumlar beyaz kullanıyormuş... Bu kötülükleri tenkit etmeliyiz.

   İslam'da zaruret yok iken ağaç kesmek, yeşillikleri tahrip etmek yasaktır. Bugün ülkemizde ağaç ve yeşillik katliamı vardır. Bu katliamı tenkit etmeliyiz.
Zenginler daha zenginleşiyor, fakirler daha fakirleşiyor, sosyal adalet yok. Piyango, lotarya, talih oyunları, kumar çok yaygın hale geldi. Bilet gişelerinin önünde uzun kuyruklar var. Dinimiz kumarı, piyangoyu yasak ve haram kılmıştır. Bunu Müslümanlar tenkit etmeyecek de kimler edecek? İçki ve kumar, bütün kötülüklerin anasıdır. ALLAH Teâlâ şöyle buyuruyor:

   “Ey iman edenler! Şarap, kumar, tapmak için dikilen taşlar putlar, fal ve şans okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının, uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”5

   Adı ne olursa olsun şans oyunu niteliğinde olan, emek veya sermaye riski taşımayan, sonunda oynayana kazanç veya zarar getiren zar, oyun kağıtları, müşterek bahis gibi her türlü şans ve talih oyunları, büyük olsun küçük olsun hepsi kumar sayılmaktadır.

Şöyle ki :
   a- Millî ve millisiz bütün piyango biletleri, eşya piyango biletleri kumar olup bunları almak, satmak kesinlikle haramdır. Bunlardan kazanılan para da gayr-ı meşrudur, haramdır. Faiz, kumar, rüşvet, piyango v.b. haram yolla elde edilen gelirin cami, okul yapımında kullanılması veya vakıflara bağışlanması dinimize göre caiz değildir. Haram kazanç ile hayır yapılamaz. Bunların resmî kurumlar tarafından tertip ve organize edilmesi, himaye görmesi veya bir kuruluşun, herhangi bir kurumun menfatına olması onun dînen meşrû ve câiz olduğu anlamına asla gelmez. Çünkü helal ve haram kılıcı sadece ALLAH Teâlâ'dır. Bu hükmü hiçbir kimse, hiçbir kuruluş ve hiçbir merci değiştiremez. Bunu inkâr eden kâfir olur. İnkâr etmeden uymayan da günahkâr olur.

   Sadece piyango değil bütün şans ve talih oyunları dinimize göre haramdır. Şans ve talih oyunlarından çıkan para helal değildir. Maide Sûresi, 90. ayet-i kerimesinde geçen: El-meysir ve El-ezlam kelimeleri bunu açık bir şekilde ifade etmektedir. Aslında bütün şans oyunları haksız kazancın, insanların rızasını almadan onların malını zorla almanın, kumarın diğer bir adıdır. Bu hususta aksi görüş beyan eden kimselere itibar etmemek gerekir. Bunların akademik unvan taşımaları da kimseyi aldatmamalıdır. Bu sebeble:

   Spor Toto, Spor Loto da bir kumardır. At yarışları ve diğer koşular birer sportif oyun oldukları halde, bunlardan hangilerinin kazanacağına dair girişilen paralı iddialar da yine birer kumardırlar.

   Oynanan tombala, fırdöndü ve her türlü kağıt oyunları ve neyine olursa olsun, hatta ucunda bir lokumuna veya bir çayına bile olsa, kumar kokusu bulunan tüm iskambil, dama, taş ve benzeri bilumum oyunlar kumardır. Hepsi haramdır. Hatta fukaha: Çocukların aşık, ceviz, badem ve yumurta oynamalarını bile kumardan saymışlardır.6 Bütün bunları Müslümanlar tenkit etmeyecek de kim edecek?
   Lüks ve israf aldı yürüdü... Haram yemek genel hale geldi... Daha bin türlü haram ve yasak iş, kötülük âşikâre, genel ve yoğun şekilde işleniyor... Müslümanların bütün bunları tenkit etmesi gerekir.

   Bu tenkit ve muhalefet işini herkes doğrudan doğruya mı yapacaktır? Hayır...İlmi, iktidarı, imkanı olanlar doğrudan yapacak, Müslüman halk da onları destekleyecektir.

   Meselâ: Herhangi bir kötülük aleyhinde çok faydalı, çok tesirli, etkili, çok uyarıcı bir broşür hazırlanacak, bir milyon adet basılacak, Müslüman halk bunu maliyet fiyatına alıp dağıtacaktır. Bir milyon adet de yetmez. Bir yıl içinde beş milyon dağıtılacaktır. Böyle birçok risaleler yayınlanacaktır.

   Böyle bir hizmeti yapmak için: Partiler, dernekler, cemaatler, tarikatlar üstü bir "İyiliği Emr Etmek, Kötülüğü Nehy Etmek Derneği" kurulur, bu dernek siyasî faaliyet ve yayın yapmaz. Sadece ahlakî, kültürel, sosyal hizmet yapar. Yukarıda anlattığım risaleleri de hazırlatıp bastırır.

   Milyonlarca Müslümana faizin haramlığı ve bundan mutlaka kaçınmaları gerektiği, kaçınmazlar ve uzak durmazlarsa dünyada ve ahirette ceza görecekleri anlatılmalıdır.

Genç nesiller, çocuklar çok kötü yetiştiriliyor..
   Hepsi için söylemiyorum ama tesettürlü bir kısım Müslüman kadın ve kızlar çok kötü giyiniyorlar... Müslümanlar İslam'a, Kur’an-ı Kerim’e, Sünnete, Şeriata uymayan bir hayat tarzı içindeler...

   Yüzlerce büyük, binlerce küçük kötülükten birini bilhassa özel olarak zikr edeyim: Cuma günü Cuma ezanı okununca Müslümanlar dükkanlarını kapatmıyor, ticarete ara vermiyor.

   Sokaklarda, caddelerde, meydanlarda, toplu taşıma vasıtalarında, herkesin arasında birtakım serbest gençler sarılıp öpüşüyor. Eskiden böyle bir şeyi fahişe kadınlar bile açıkta yapmazdı...

   Uyanık, şuurlu, vicdanlı bir Müslüman iyiliği destekler, kötülüğü köstekler. Din dilinde buna emr-i mâruf ve nehy-i münker denir ki, farzdır. Bu işi idareciler fiilen, alimler ve arifler söz ve yazı ile yaparlar. Halk da iyilikleri isteyerek, kötülüklere buğz ederek kalben yapar.

   Geçenlerde Mavi Marmara gemisi karşılanırken Müslüman kalabalık içinde biri erkek, ötekisi kız iki genç laubali ve serbest hareket etmişler, kalabalık erkeği dövmüş. Bence bu dövme işi yanlış olmuştur. Delikanlıya söylenmek, onu azarlamak yeterdi.

Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz:
   ‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır’7 buyurmuşlardır. Bütün aşikare işlenen günahlar ve haramlar, her tür fuhşiyyat, küçük çocukların uyuşturucu kullanması, yüzlerce çeşit azgınlık hep birer haksızlık ve zulüm değil midir?

   Bunları tenkit etmek, bunları yasal sınırlar içinde önlemeye çalışmak, bu konularda Müslümanları uyarmak, yazımızın başında anlattığımız muhalefet vazifesi ve hizmetidir.

   Ülkemizdeki milyonlarca Müslüman bu konuda baskı yapmalıdır. İdareciler uyarılmalıdır.

   Aksi takdirde, yani bu vazifeyi terk ve ihmal edersek ALLAH Teâlâ'nın tokadını yemekten korkalım. Resûlullah (S.A.V.) efendimiz, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmayan bir şehrin üzerine azap indiğini haber veriyor. Hem de, o şehirde on sekiz bin âbid, Peygamberler gibi ibadet eder olduğu halde...
   Müslümanlar nasıl ve nelerde birleşmelidir?
   Türkiye Müslümanları nasıl birlik ve beraberlik içinde, müttehid, müttefik ve muzaffer olabilir? Bu hayatî ve çok önemli sorunun cevapları aşağıdadır:

   1- Başlarına ehil, lâyık, vasıflı, âlim, fazıl, ahlaklı, faziletli, dirâyetli, firâsetli, mücâhid fi sebilillah, zâhid, kâmil, bilge bir reis seçerler, ona biat ve itaat ederler, onun hazırlayacağı programda kendilerine düşen, verilen vazifeleri yerine getirirler.

   2- Bütün maddî imkanlarını olgun ve vasıflı medenî, şehirli Müslüman elemanlar yetiştirmek için uygun ve geçerli bir plan ve program dahilinde harcarlar.

   3- Cemaat, hizip, fırka asabiyetini terk edip Ümmet şuuruna sahip olurlar.

   4- Bir tashih-i itikad seferberliği başlatırlar.

   5- Beş vakit namazı cemaatle eda ederler.

   6- Zekatları Kur’an-ı Kerim’e, Sünnete, icmâ-i ümmete, fıkha, Şeriata uygun olarak öncelikle fukara ve mesâkîn-i müslimîne ve diğer hak edenlere verirler.

   7- Dinin kesinlikle yasaklamış olduğu lüksü, israfı, sefahati, gıybeti, çekişmeyi bırakırlar.

   8- Her türlü fuhşiyyatı, azgınlıkları alenen işlemeyi terk ederler.
   9- Dünya işlerini adaletli bir şekilde yürüttükleri ve dünyayı Şeriata uygun bir şekilde imara devam ettikleri halde âhirete dönük olurlar.

   10- Emr-i mâruf ve nehy-i münker yaparlar.

   11- İslam ahlakının ilkelerine sımsıkı riayet ederler.

   12- Niyetleri, iradeleri, teşebbüsleri, baskıları ile Türkiye'yi dünyanın en temiz ve şeffaf, en âdil ve güvenli ülkesi haline getirirler.

   Kurtuluş İslamî edebiyatla olmaz. Kurtulmak için doğruları bilmek, onları hayata uygulamak gerekir. Haram yemenin yaygın, yoğun ve genel olduğu Müslüman bir toplum kurtulmaz, iflah olmaz.

   Bilhassa itikad sahasında bid'atlara batmış, namazı terk etmiş, fısk ve fücuru alenen ve âşikâre işleyen, faize gömülmüş olan, zenginleri lüks ve israf sergileyen, birbirinden kopuk bir sürü hizbe ve cemaate ayrılmış bulunan, din hizmetlerini genellikle hobi haline getirmiş olan Müslüman bir toplum kurtulmaz.

Türkiye halkı itibariyle bir islam ülkesidir!
   Çünkü halkının büyük çoğunluğu Müslümandır. Günde beş vakit ezan okunmaktadır. Cuma namazı kılınmaktadır, oruç tutulmaktadır, hacca gitmek serbesttir, Müslüman cenazeleri İslam dininin hükümlerine göre toprağa verilmektedir.

   Fakat Türkiye devleti bir İslam devleti değildir. Laik bir devlet te değildir. Çünkü Din ile devlet barışık değildir. Devlet daha doğrusu rejim dine ve dindar halka baskı yapmakta, onların temel hak ve hürriyetlerini kısıtlamaktadır.

   Devlet ile rejim yani sistem, düzen aynı şey değildir, özdeşleştirmek doğru olmaz. Çünkü devlet ile rejim ayrı şeylerdir. Devlet cevherdir, rejim ise araz. Devlet bizim devletimizdir, sistem,düzen bizim değildir.

   Bu sebeple yıkılsın bu devlet demek doğru değildir. İnsan, içinde yolculuk ettiği uçağın düşmesini, geminin batmasını, otobüsün uçuruma yuvarlanmasını ister mi hiç? Devlet ayakta dursun, kötü düzen veya sistem gitsin, yerine iyisi, âdili gelsin.

   Türkiye Darülharbtir denilerek, İslam'ın yasak ve haram kıldığı münker şeyler yapılamaz.

   Bozuk, fâsık, fâcir, günahkâr, isyankâr Müslümanları, kalplerinde zerre kadar iman varsa asla onları kardeşlikten atamayız, onlara ihanet edemeyiz.

   Müslüman Müslümanı aldatamaz. Çünkü Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)

Efendimiz:
   “Bizi aldatan ve kandıran bizden değildir”8  buyurmuşlardır.

   Kötü Müslümanların ıslahına dua etmeliyiz. Onları akılları ve kültürlerine göre uyarmak ve ıslah etmek için sabırla propaganda yapmalıyız.

   Müslüman olmayanlara karşı vazifelerimiz elbette vardır. Gayr-i Müslimleri İslam'a ve imana davetle mükellefiz. Bu davet en güzel, en uygun şekilde yapılmalıdır.

   Türkiye'de irtidat yani dinden dönüş, dinden çıkış cereyanı maalesef vardır.

   En hayırlı Müslüman: İhlaslı olmak şartıyla en âlim, en ârif, en ahlaklı, en faziletli, en takvalı, en hayırsever, en zâhid, en mücahid olandır.
...................................................
1)Âl-i İmrân sûresi:91 2)Âl-i İmran Suresi: 19
3)Maide Sûresi: 3 4)Âl-i İmran Suresi: 85
5)Mâide Sûresi: 90-91
6)Âlûsî, Tefsir, Bakara:219; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 2/765
7)Nevevi, el-Ezkar, Hıfzullisan, Sh:479 (888 no lu hadisin açıklamasında)
8)Müslim, İman:164, No:102; Tirmizî, Büyû:74; Ebu Dâvud, Büyû:52; İbn Mâce, Ticarât:36