Zekat Muhkem Bir Farizadır

e-Posta Yazdır PDF

   Soru: Zekâtın, dinimizdeki yerini ve farz kılınmasını izah eder misiniz?

   Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.
Zekât, ibadetlerin en büyüklerinden ve İslâm'ın beş temel şartından biridir. Zekât, ALLAH Teâlâ’nın Müslüman zenginlere seneden seneye mallarının kırkta birini Müslüman fakirlere vermelerini emrettiği yıllık mali bir ibadettir.

   Namaz, bedenen yapıldığı gibi, zekât da mal ile yapılan bir ibadettir ve adeta namazın ikiz kardeşi gibidir. Kur'an-ı Kerim'de tam sekseniki yerde namaz ile zekât beraber zikredilmişlerdir. Bunun sebebi, namazla zekât arasında kuvvetli bir bağın oluşudur. Namaz, İslâm'ın direğidir. Namazı terkeden dininin direğini yıkmış olur. Zekât ise Ebu Derda (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin ifadesiyle:

   "İslâm'ın köprüsüdür."1 Bu köprüden geçmeyen kurtuluşa eremez. Toplum hayatının huzur ve saadeti için çok büyük önem taşımaktadır.

   Zekât hicretin ikinci yılında Ramazan orucundan evvel farz kılınmıştır. Zarurat-ı diniyyeden sayılı, muhkem bir farizadır. Farziyeti: Kitap, sünnet ve icma-ı ümmetle sabittir. Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
   "Namazı dosdoğru kılınız, zekâtı veriniz ve Resûlullah’a itaat ediniz ki ilahi rahmete kavuşturulasınız.2

   Abdullah b. Ömer (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

   "İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur: ALLAH Teâlâ’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacc etmek ve Ramazan orucunu tutmak."3

   Ayrıca Cibril hadis-i şerifi diye bilinen hadis-i şerifte de Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

   "İslâm, ALLAH Teâlâ’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâ'be'yi ziyaret etmen, hac yapmandır.”4

   Görüldüğü üzere her iki hadis-i şerifte: "Zekât" ibadeti İslâm'ın beş temel esası arasında zikredilmiştir. Hakiki Müslüman olabilmek için işbu beş temel esası yapmak zaruridir.

   Talha b. Ubeydullah (R.A.) den rivayete göre: Necd ahalisinden saçı darmadağınık, fakir bir kimse Resûlullah (S.A.V.) Efendimize geldi. Uzaktan sesini karmakarışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet yaklaştı. Meğer İslâm'ın ne olduğunu soruyormuş. Bu suale karşı Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

   "Bir gün bir gece içinde beş vakit namaz." buyurdu. O zat:

   - Üzerimde bu namazlardan başkası da olacak mı? diye sordu.

= Hayır, meğer ki kendiliğinden kılasın." buyurdu. Ondan sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

   "Bir de Ramazan orucu." buyurdu. O zat:
   - Üzerimde bundan başkası da olacak mı? diye sordu. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz de:

   "Hayır, meğer ki kendiliğinden tutasın." cevabını verdi. Talha dedi ki: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, zekâtı da ona söyledi. O zat yine:
   - Üzerimde bundan başkası da olacak mı? diye sordu. Yine Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

   "Hayır, Meğer ki kendiliğinden veresin." cevabını verdi. Bunun üzerine o Necdî fakir zat:

   - VALLAHi! Bundan ne fazla, ne de eksik bir şey yapacak değilim, diyerek arkasını dönüp gitti. Bunu duyunca Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

   "Eğer doğru söylüyorsa, felah buldu gitti." buyurdu.5

   Abdullah b. Abbas (R.A.) den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Muaz b. Cebel (R.A.)yu Yemen'e vali olarak gönderirken kendisine:

   "Ey Muaz! Sen kitab ehli olan bir kavim üzerine vali gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey: ALLAH Teâlâ'ya ibadet etmek olsun. Onlar ALLAH Teâlâ’yı tanıdıkları zaman, ALLAH Teâlâ’nın onlara gündüz ve geceleri içinde beş vakit namaz farz kılmış olduğunu haber ver. Onlar bu namazları ifa ettikleri zaman da ALLAH Teâlâ’nın onlara mallarından alınarak fakirlere verilecek olan bir zekâtı farz kıldığını onlara haber ver. Ve sen, insanların mallarının en iyilerini almaktan da sakın."6

   Ebu Ümame (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

   “Rabbinize ibadet ediniz! Beş vakit namazınızı kılınız! Ramazan ayındaki orucunuzu tutunuz! Beytinizi yani Kâbe'yi haccediniz! Mallarınızın zekâtını gönül hoşluğu ile veriniz ki Rabbinizin cennetine giresiniz.”  Buyurdu.7

   Süveyd b. Hacir (R.A.) dayısından naklen şöyle anlatıyor: Arafat ile Müzdelife arasında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizle karşılaştım. Devesinin yularına yapışarak ricada bulundum:

   - Ya Resûlellah! Beni Cennete yaklaştıran ve de Cehennemden uzaklaştıracak ameller nelerdir? Bana öğretir misiniz? Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

   “ALLAH Teâlâ'ya yemin ederim ki, sen meseleyi özetleyerek sordun. Fakat büyük bir gerçekten, kelimelerle izahı uzun bir hakikatten söz ederek cevap istedin. O halde iyi dinle! Beş vakit namazı kıl, farz olduğunda zekatı ver. Kâbeyi hac et ve bir de insanların sana yapmalarını sevip istediklerini onlara da yap, insanların sana karşı yapmalarını istemediklerini de onlara yapma! Öğreneceğini öğrendin. Artık devenin yularını bırak bakalım!”8

   Diğer yandan da asırlar boyunca bütün müçtehitler de zekâtın farz olduğu hususunda icma etmişlerdir.

   Binaenaleyh zekâtın farz oluşunu inkâr eden kişi kâfir ve mürted olur. Eğer bu kişi İslâm ülkesinde, Müslümanlar arasında ise kendisine mürtedlerle ilgili hüküm uygulanır. Üç kere tevbeye çağrılır, eğer tevbe ederse kurtulur, tevbe etmezse öldürülür. İslâm’a yeni girmesi sebebiyle yahut şehirlerden uzakta çöl v.s. gibi yerlerde yetişmesi sebebiyle zekâtın farz olduğunu bilmediği için farz olduğunu inkâr eden kimseye farz olduğu öğretilir, kâfir olduğuna hükmedilemez. Çünkü bu kişi mazurdur.

   Zekâtı verenler dünyada ödenmesi gereken bir borçtan, ahirette ise azabtan kurtularak sevaba nail olurlar. Maalesef günümüz Müslümanlarının en çok unuttuğu ibadetlerden biri de zekâttır. Unutulan bir farzın yaşatılmasına Yüce Rabbimiz, elbette büyük sevaplar ikram ve ihsan edecektir.

   Zekâtı vermeyenler ise büyük bir günah işlemiş olurlar. Zekât, malın temizliği için ALLAH adına fakirlere verilmesi gereken kısımdır. Zekatı verilmeyen mal kirli kabul edilir. Bu konuda ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde çok çarpıcı örnekler bulunuyor. Zekât borcunu ödemeyenler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

   "Altını ve gümüşü yığıp-biriktirip de onları ALLAH Teâlâ’nın yolunda harcamayanlar, mallarından zekât, hayır ve hasenat hakkını ödemeyenler... yok mu? İşte bunlara pek acıklı, elem verici bir azabı müjdele! O gün ki bu paralar, üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da, bunlarla o kimselerin alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak. Onlara denilir ki: İşte bu, kendiniz için toplayıp biriktirdiğiniz servettir! Artık saklayıp yığmakta olduğunuz şeylerin azabını haydi tadın bakalım!"9

   Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

   "Sahibi, kendisindeki zekât hakkını vermediği zaman deve, kıyamet günü en kuvvetli haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu tabanlarıyla çiğner. Koyun da kendisindeki zekât hakkını vermediği zaman en kuvvetli ve besili haliyle sahibi üzerine gelir ve tırnaklarıyla onu çiğner, boynuzlarıyla da ona vurur." Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz devamla buyurdu: "Bu hayvanların haklarından birisi de su başlarında sütlerinin sağılması ve oradakilere sadaka edilmesidir."

   Yine Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz devamla şöyle buyurdu: "Sakın sizden hiçbiriniz kıyamet günü zekâtını vermediği davarını omuzunda bağırır halde taşıyıp gelmesin ve yardım isteyerek: Ya Muhammed! demesin. O zaman ben ona: Ben senin için hiçbir şey yapmaya malik değilim; ben ilahi emirleri tebliğ etmişimdir derim. Yine sizden hiçbiriniz zekâtını vermediği devesini böğürür halde omuzu üzerinde taşıyarak gelmesin ve: Ya Muhammed! demesin. Ben ona: Ben senin lehine hiçbir şeye malik olamıyorum; ben ALLAH Teâlâ’nın emir ve nehiylerini tebliğ etmişimdir, derim."10

   Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

   "Kim ki, ALLAH kendisine mal verir de o malın zekâtını vermezse, kıyamet gününde zekâtı verilmeyen mal, sahibi için çok zehirli erkek bir yılan suretine konulur. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini iki tarafından yakalar. Sonra: Ben senin dünyada çok sevdiğin malınım; ben senin hazinenim, der".11Ebu Hureyre (R.A.) dedi ki: Bundan sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şu ayet-i kerimeyi okudu:

   "ALLAH Teâlâ’nın, fadlından kendilerine verdiğini harcamakta cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için bir hayır olduğunu sanmasınlar! Bilakis bu, onlar için bir şerrdir. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası ALLAH Teâlâ’nındır. ALLAH ne yaparsanız hakkıyla haberdardır."12

   Bu ahiretteki cezadır. Dünyada ise: Zekâtları, İslâm devleti tarafından zorla alınır, ayrıca cezalandırılırlar. Bu ceza: Zekâtı kendisinden zorla almak, tazir etmek ve zorla malının yarısını almaktır. Çünkü Behz b. Hakim (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

   "Sevabını ALLAH Teâlâ’dan isteyerek malının zekâtını ödeyene mükafatı verilir. Zekâtını vermeyenin zekâtını ve devesinin yarısını, Rabbimiz ALLAH Teâlâ'nın bir alacağı olarak alırız. Zekâttan hiçbir şey Muhammed'in âline helal değildir."13

   İnkâr sebebiyle zekâtı ödemeyen topluluklara karşı savaş açılır. Nitekim ilk halife Hz.Ebu Bekir (R.A.)nun zekât vermek istemeyenlere karşı tutumu bu şekilde olmuştur. Ebu Hüreyre (R.A.) dedi ki: Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin vefatı üzerine, yerine Hz.Ebu Bekir (R.A.) halife seçilip de Araplardan kimileri dinden dönünce, Hz.Ebu Bekir (R.A.) bunlara karşı savaş açtı. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.), Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

   "Ben insanlarla ALLAH Teâlâ’dan başka ilah yoktur deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim kelime-i tevhidi söylerse, İslâm’ın hakkı olan haklar, cezalar hariç mal ve canını benden korumuş olur. Gerçek hesabını görmek ise ALLAH Teâlâ'ya kalmıştır." buyurmuşken şimdi sen onlarla nasıl savaş edersin? diye karşı çıktı. Hz.Ebu Bekir (R.A.):

   ALLAH Teâlâ'ya yemin ederim ki, namazla zekatın arasını ayıranla mutlaka savaşırım. Çünkü zekat, malın hakkıdır. ALLAH Teâlâ'ya yemin ederim ki, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa, sırf bu sebepten dolayı onlarla savaşırım.” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz.Ömer (R.A.) şöyle dedi:
   -Yemin ederim ki, zekat vermek istemeyenlerle savaş konusunda ALLAH Teâlâ’nın, Hz.Ebu Bekir (R.A.)nun kalbine tam bir kararlılık vermiş olduğunu gördüm ve doğrunun bu olduğunu anladım.

   Hz. Ebu Bekir (R.A.), zekat vermeyi reddedenlerle savaşmaya karar verirken Abdullah b. Ömer (R.A.)den rivayet edilen şu hadis-i şerifi kendisine delil edinmişti:

   "Ben ALLAH Teâlâ’dan başka bir ilah bulunmadığına, Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet edip, dosdoğru namazı kılıncaya ve zekatı hakkıyla verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İslâm’ın gerektirdiği haklar ise bunların dışındadır. Onların gizli hallerinin hesabı ALLAH Teâlâ'ya aittir."

   Her iki hadis-i şerifte geçen İslâm’ın gerektirdiği haklar şunlardır: Haksız olarak birisini öldürenin öldürülmesi yani kısas, el kesenin elinin kesilmesi, evliyken zina edenin recmedilmesi, nisap miktarında mal çalanın elinin kesilmesi.

   "Onların gizli hallerinin hesabı ALLAH Teâlâ'ya aittir.” cümlesinden maksat mahlukatın gizli işledikleri, küfre kadar tüm masiyetlerinin cezasının ise ALLAH Teâlâ'ya ait olduğunu ifade etmektedir.

   Namazın kılınması ve zekâtın verilmesi şehadet kelimesinin hemen peşinden getirilmiştir. Bunun hikmeti, bu iki ibadetin yüceliğinin ve önemli vazifeler olduğunun beyanıdır.

   Sahabe (R.A.), zekât vermeyenlerle savaşılması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Buna binaen alimler ittifakla şöyle demişlerdir: Bir kimse veya bir topluluk eğer zekâtı ödemezler ve devlete karşı savaş açarlarsa onlarla savaşmak devlete vaciptir. Eğer zekâtın farz olduğunu bilmemekten yahut cimrilikten ötürü ödemezlerse kâfir olmaz, günahkar olurlar.
........................................................................
1)Taberanî, el-Mu'cemu'l-Evsat, No: 8932; 9/432; Beyhekî, Şuabu'l-İman, No:2752, 3/20
2)Nûr Sûresi: 56  3)Buhari, İman:1,2, Tefsir; Sure:2; Müslim, İman:19-22; Tirmizi, İman:3; Nesai, İman: 13 4)Müslim, İmân: 40, 1/37, Buhârî, İman:37  5)Buhari, Savm: 1, No: 1792, 2/669 6)Buhari, Zekat: 40,63, Megazi: 60, Tevhid: 1; Müslim, İman: 29,31; Ebu Davud, Zekat: 5; Tirmizi, Zekat: 6; Nesai, Zekat: 46; İbn-i Mace, Zekat:1; A. b. Hanbel, 1/233; Darimi, Zekat: 1,9.7)Ahmed b. Hanbel, No:21757, 5/262 8)Taberani, el-Mu'cemü'l-Kebir, No:7284, 8/27  9)Tevbe Sûresi: 34-35  10)Buhari, Zekat: 3.
11)Buhari, Zekat: 3 12)Al-i İmran Sûresi: 180 13)Ebu Davud, Zekat:4, No:1575, 1/494
14)Buhârî, Zekat:1, 40; Müslim, İman:32; Ebu Davud, Zekat:1, Tirmizi:İman 1; Nesâî, Zekat:3 15)Buhârî, İman:17, 28; Müslim, İman:32, 36; Ebu Davud, Cihad:95