Ramazan Ayını İyi Değerlendirelim

e-Posta Yazdır PDF

Yüce ALLAH’ın lütfu ile sağlık ve esenlik içinde, Müslümanlar olarak arınma ve yenilenme bilincimizin tazelendiği, ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta huzur, dayanışma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı, manevi derecesi çok yüksek ve kazancı pek büyük olan af, mağrifet ve bereket mevsimi yeni bir Ramazan ayına 11 Ağustos Çarşamba günü kavuşmuş bulunuyoruz, elhamdulillah…Hepimize mübarek olsun! Yüce ALLAH'ın engin rahmet, mağfiret ve bağışlamasının diğer zamanlara göre daha fazla olduğu, sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın güzel örneklerinin verildiği Ramazan Ayına bir kez daha erişmenin, sahura kalkarak bu ayın manevi atmosferine girmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

   Selman-ı Farisi (R.A.)den rivayete göre, Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Şaban-ı şerifin son günü hutbe okuyarak şöyle buyurdu:

   "Ey insanlar! Çok büyük ve mübarek bir ay sizi gölgeledi, gelmesi çok yaklaştı. O, kendisinde bin aydan daha hayırlı Kadir gecesi bulunan bir aydır. ALLAH Teâlâ, onun orucunu farz, gecesinin kıyamını, Teravih namazının kılınmasını da nafile kıldı. Her kim, onda bir hayırla ALLAH'a yaklaşırsa, nafile bir ibadet yaparsa, diğer aylarda bir farz eda etmiş gibi olur. Onda bir farz işleyen ise, diğer aylarda yetmiş farz eda etmiş gibi olur. O, sabır ayıdır; sabrın karşılığı ise cennettir. O, iyilik ayıdır; o, kendisinde müminin rızkı artan bir aydır. Her kim, onda bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına mağfiret ve kendisinin cehennemden kurtulmasına vesile olur ve oruçlunun mükafatından bir şey eksiltilmeksizin, iftar ettirene de onun bir misli verilir. Dediler ki:

   Ya Resûlellah! Hepimiz, oruçluya iftar ettirecek bir şey bulamaz ki… Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V)Efendimiz şöyle buyurdu:

   ALLAH Teâlâ; bir hurma, bir yudum su veya süt ile oruçluyu iftar ettirene de bu sevabı verir.  O, bir aydır ki, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azad olmaktır. O ayda her kim kölesinin, işçisinin işini-yükünü hafifletirse,azaltırsa; ALLAH da onu mağfiret eder ve cehennemden azad eder.O halde, onda dört şeyi çokça yapınız. Bunların ikisiyle Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisine de mutlaka muhtaçsınız. Rabbinizi kendisiyle razı edeceğiniz iki şey: La ilahe illALLAH kelime-i tevhidini söylemeniz ve O’na istiğfar etmenizdir. Mutlaka onlarsız duramayacağınız diğer ikisi ise: ALLAH'tan cennet isteyip cehennemden ona sığınmanızdır. O ayda her kim, bir oruçluyu doyurursa; ALLAH Teâlâ da ona, benim Kevser havzımdan öyle bir içirirki, cennete girinceye kadar bir daha susamaz.”

   Bu hadis-i şeriften anlaşılıyorki: İnsan Ramazan ayında rahmete giriyor. Yani, şimdi biz ALLAH'ın rahmeti içinde yüzüyoruz elhamdülillâh... Suçluyuz, günahkârız, yüzümüz kara, mâzimiz karanlık... Eksiğimiz kusurumuz çoktur amma, oruç tuta tuta ayın ortasında ALLAH günahları mağfiret ediyor. Ramazanın sonu da cehennemden âzad olmaktır. “Ey kulum, sen ramazanı tuttun, ben seni affeyledim, mağfiret eyledim, cehenneme de atmayacağım; hadi bakalım âzâd oldun!" diyecek ALLAH Teâlâ Hazretleri. Kime? Tabii ki Ramazanı güzel geçirenlere...

   Rabbimizi râzı edeceğimiz, Rabbimizin rızâsına ereceğimiz iki iş nedir: “La ilahe illALLAH” kelime-i tevhidini çokça söylemek. İkincisi de, ikinci olarak yapılması gereken, istiğfar etmektir. Demek ki, bu Ramazan ayında ne yapacağız?.. "Lâ ilâhe illALLAH"ı çok söyleyeceğiz; bir... Estağfirullah'ı çok söyleyeceğiz, ikii.. Kendisinden müstağni kalamayacağımız öteki iki iş: ALLAH'tan cennetini istememiz ve cehennemden ALLAH'a sığınmamızdır. Tamam, bunu da yaparız: "Yâ Rabbi, bizi cennetine dahil eyle!.. Yâ Rabbi bizi cehenneminden âzâd eyle!.." diye de çok dua edeceğiz.
   İmam Rabbani (K.S.) Hazretleri, mektubatında şöyle buyuruyor:

   "Bilinmelidir ki, Ramazanı şerif ayı çok büyük bir aydır. Bu ayda, namaz, zikir, sadaka gibi, yapılan her nafile ibadet Ramazanın dışında yapılan bir farzı edaya denktir. Bu ayda bir farz eda eden ise, diğer aylarda yetmiş farz eda etmiş gibidir. Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettiririse, günahları affolur, boynu cehennemden azat olur ve iftar ettirdiği kişinin ecrinden bir şey eksilmeden, bir mislini de iftar ettiren alır.

   Bu ayda, kölesinin ve işçisinin işini hafifleteni ALLAH Teâlâ affeder ve cehennemden azat eder. Ramazan ayı girdiğinde Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, bütün esirleri salar ve isteyene izin verirdi. Bu ayda hayırlara muvaffak olan kişiye, senenin tamamında Allâh Teâlâ'nın muvaffak kılması refik yani yoldaş olur. Bu ay, huzuru kalp olmaksızın, dağınıklık üzere geçerse bütün sene dağınıklık üzere geçer. O halde bu ayı ganimet bilerek bunda huzuru kalbi kazanmaya çok çalışmak lazımdır.

   ALLAH Teâlâ, Ramazan ayının gecelerinden herbirinde cehenneme girmeğe layık olmuş kişilerden binlercesini mağfiret eder ve bu ayda cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur, rahmet kapıları açılır. İftarı acele yapıp sahuru geç yapmak sünnetlerdendir.

   Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, bu hususta çok mübalağa göstermiştir. Çünkü bu hal, ihtiyacı ortaya koymaktan ibarettir ki kulluk makamına da bu yaraşır. Hurma ile iftar etmek de sünnettir.

   Teravih namazını eda etmek ve bu ayda Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek, sünneti müekkede yani kuvvetli sünnetlerdendir ve çok büyük bereketler kazandırır. ALLAH Teâlâ, bizi Habibi hürmetine muvaffak eylesin. Amin!"

   ALLAH Teâlâ, bizi böyle bir aydaki hayır ve bereketlere muvaffak kılsın ve bizi en büyük bir nasiple merzuk eylesin. Amin!..

   Ramazan-ı şerif ayı, çok büyük bir aydır. Bu ayda: Namaz, zikir, sadaka gibi, yapılan her nafile ibadet, Ramazanın dışında yapılan bir farzı eda etmeğe denktir. Diğer aylardaki iyilik ve ibadetlere bire on, bire yüz sevap sözkonusu olurken, Ramazan ayında durum aynı değil. Onda yapılan tüm iyilik ve ibadetler için bire yedi yüz ve daha fazlasından başlayan sevaplar. Bunun içindir ki zekatlar da, fitreler de diğer bütün ibadetler ve iyilikler de bu ayda daha çok yerini bulur.
   Dikkat Ramazan eğlenceleri!...
   Kimi yerlerde “Ramazan eğlenceleri” yazılı ilanlar, pankartlar çarpıyor gözümüze. Fesübhanellah!. Ramazan ayı, eğlence ayı mıdır? Dindar Müslümanların, bu tuzaklara düşmemeleri gerekir.

   Geçtiğimiz senelerde Haliç taraflarında bir yerde Ramazan şenliği diye İslâm dininin ve Şeriatının kesinlikle kabul etmediği iğrenç ve rezil eğlenceler tertiplediler. Çıplak karılar, mankenler, çalsın sazlar, oynasın kızlar, berbat bir müzik, ha ha ha, ho ho ho, hi hi hi... Mâlâyâni konuşmalar, fingirdeşmeler... Nargileler fosur fosur içiliyor. Ha Öyle ya, Ramazan var Ramazan var... Ramazan geldi... Orucunu tutacak, akşam namazını kerahet vaktinde yalap şalap, paldır küldür kılacak ve sonra ver elini “Ramazan eğlenceleri ve etkinlikleri”. Gittiği yerde cehennemî çalgılar çalınıyor, birtakım çağdaş kadınlar teganni ediyor. Yatsı ezanı okunuyor, orkestra birkaç dakika susuyor, aman ne dindarlık, ne dindarlık! Böyle Ramazan şenliği olur mu? Bunları tertipleyenleri uyarmak gerekir. Mübarek ve kutsal Ramazan ayında İslâm dininin yasaklamış olduğu çalgılı şarkılı eğlencelere sakın ha… Gitmeyelim, hele açık saçık kadınların teganni ettiği fısk meclislerden bucak bucak kaçalım.

   Tesettürlü İslâm kadınları ve kızları yüce dinimizin hoşgörmediği, yasak kıldığı mekânlara gidip salına salına gezip tozmasınlar. İslâm kadınının haysiyet ve ismetini korusunlar. Bir Ramazan çarşısında gecenin ilerleyen saatlerinde başı örtülü genç bir hatun, seller gibi akan kalabalık içinde çocuk arabasıyla bir bebeği gezdiriyordu. O saatte, o sel gibi kalabalık içinde minicik bir yavrunun ne işi var? Seller gibi akan kalabalık içinde rabıtalı giyinmiş bir tek kadın gördüm. Başını koyu renkli bir örtü ile örtmüştü. Sırtında çizgili, koyu renkli bir tünik vardı. Öteki tesettürlülerin kıyafetleri evlere şenlikti. En cırtlak pembeler, en berbat sarılar, maviler, yeşiller, eflâtunlar, kırmızılar, morlar. Karnaval kıyafeti gibi...

   Yüce İslâm dininde zaruret olmadıkça açık yerlerde herkese göstererek yemek içmek yoktur. Bilhassa Ramazan çarşılarında ve etkinliklerinde ayakta, yürüyerek, herkesin içinde sucuk ekmek, kokoreç, börek, lahmacun yemek terbiyeli ve görgülü Müslümana yakışmaz.

   Maalesef Ülkemizde son yıllarda, Ramazan aylarında dozajı her yıl artırılarak işlenen haram zeminler oluşturuluyor. Bu gayrımeşru zeminler Ramazan ayımızı ALLAH’a isyan fırtınasına dönüştürüyor. Ramazan ayına mahsus haramlar icat edilip, bir zümre çılgınca bu haramları “ibadet” telakki edip icra ediyor. Nedir bu haramlar? Bunların bir kısmını şöyle sıralamamız mümkündür:

   Belediyeler ve bir kaç vakıf iftar çadırları kuruyorlar. Bu çadırlarda iftariyeler verilip sözüm ona “Ramazan etkinlikleri” düzenleniyor. Dinimizin asla tasvip etmediği kişi ve kurumlar, buralarda iftara müteakiben “sevab”ına konserler veriyorlar. Böylesine etkinliklere dini bir heyecan katılarak, gelenek kılıfına da sokularak çürümüş bir dönem eğlence ayı olarak topluma Ramazan aylarında yeniden dayatılıyor.

   Ramazan ayı yaz mevsimine gelince bu şenlikler karnavala dönüşecek, zaten şimdiden dönüşmüş durumda. “Ramazan etkinlikleri” adı altında işlenen bunca “cinayet”ler farkındaysanız Ramazan ayını idrak etme tarzımızı bozuyor.

   Ramazan ayı sosyal dayanışmanın tazelenmesi vesilesi olmalıdır. Bugünkü etkinlikler bu ayı yeni alışkanlıkların, bid’atlerin edinildiği bir aya doğru süratle götürüyor. Yeni bir “Ramazan ayı kültürü” ile karşı karşıyayız. Bu Ramazan ayını yaşama tarzımızı dinamitliyor. Bir takım çevreler:

  Hayırda bulunmak,
  Yoksullara yardım etmek,
  Açları doyurmak... gibi vecibeleri amaç olmaktan çıkarıp araç haline getirip gösteriye dönüştürüyor... Bu gidişatın eğlence içerikli olması bozuntuyu maalesef câzibeleştiriyor.
   Yoksula yardımı ibadet bilenlerin tarzı muhtaçları teşhir etmemektir. Bunun için ecdadımız aşevlerini kuytu yerlere yerleştirirlerdi. Bunu gösteriş amaçlı yapanlar çadırlarını merkezi yerlere kurup, doyurma ve eğlenceyi bir araya getirerek, bu çadırları karnaval çadırları haline soktular. Böylece bu çadırlar tüketici ve eğlendirici cemaati oluşturdular.

   Yeni nesil Ramazan ayını bu gidişle eğlence ayı olarak yaşayacağa benziyor. Ermeni ve Rumların icrası “Direkler arası” çılgınlığı 21’inci yüzyılda Müslümanların eliyle geri gelecek. Gidişat bunu gösteriyor.

   Ramazan aylarında cami diplerinde müzik yayını, kadın-erkek camilere giriş izdihamı oluşması ve oluşturulması Ramazan ayına mahsus haramlardan bir diğeridir.

   Yanlışlıkla icra edilen günümüz Ramazan çadır şenliklerinin getirdiği anlamsız eğlencelerin eski İstanbul azınlıklarının direklerarası eğlenceleriyle anlamdaş olması ne denli üzücüdür. Ramazan neşesini, cami içersinde yaşayan Müslümanlara karşılık, o dönemin İstanbul ekalliyeti denilen Rum, Ermeni ve Yahudi gayrimüslim azınlığı da kendilerini direklerarası tabir edilen eğlenceleriyle avutarak o günün hakim İslam kültürüne ayak uydurmaya çalışmışlardır.

   İstanbul’un büyük selatin camilerinden birinin avlusuna çadır kurulmuş, içine sahne yapılmış ve mübarek ayın her gecesinde vur patlasın, çal oynasın. “Ramazan etkinlikleri ve şenlikleri” yapılıyormuş. Ben görmedim, gören bir dostum anlattı; hem öfkelendim, hem üzüldüm, hem de iğrenerek acıdım. Bunu kimler yapıyor? Dinsizler, densizler, donsuzlar değil, sözüm ona Müslümanlar yapıyor. Rezaletin böylesi şimdiye kadar görülmemişti. Kimbilir daha neler göreceğiz...

   Edebsizliğin adını Ramazan Eğlenceleri koymuşlar. Ramazan eğlence ayı değildir, ibadet ve hayır hasenat ayıdır. İslâm’da eğlenmek yok mudur? Vardır ama dine uygun olmak şartıyla.

   Sen Ramazan ayı eğlenceleri diyerek kadın-erkek herkesi karmakarışık halde bir mekana dolduracaksın ve orada bir sürü fısk ve fücur irtikâb edeceksin, böyle şey olur mu? Başına Ramazan kelimesini getirmekle fısk ve fücurun meşru hale geleceğini mi sanıyorlar?

   Şehrin merkezî bir yerinde çarşı kurmuşlar, birtakım adamlar, daha doğrusu “adamları” yerleri 9 milyardan alıp 12 milyara devr etmişler ve bu çarşıda Ramazan güpegündüzünde alenen, açıkça oruc bozuyorlar. Bu adamlar İslâm’la, Müslümanlarla alay mı ediyorlar? Bu gibi densizlikleri terbiyeli gayr-i müslimler bile yapmaz. Kırk elli sene öncesini hatırlıyorum, nice gayr-i müslim vatandaşımız, işlettikleri meyhaneleri bir ay kapatırlar, kapısına veya vitrinine “Mübarek Ramazan ayı boyunca dükkanımız kapalıdır” diye bir yafta asarlardı. Şimdiki bazı Ahmetler Mehmetler dünkü Apostollar, Yorgiler, Anastaslar kadar efendi ve vicdanlı değil.

   Birtakım densizler bundan yüz sene önceki Şehzadebaşı Direklerarası fısk ve fücurlarını “Nostaljik Eski Ramazan Eğlenceleri” diye canlandırmak istiyor. Neymiş o eski eğlenceler? Direkler arasında salaş tiyatrolar varmış. O zaman Müslüman kadınlar sahnelere çıkıp şarkı söyleyemez, göbek atamazmış; Kantocu Şamram’lar, Virgini’ler, Viktorya’lar teganni edermiş, ucuz orkestralar çalarmış, dinden uzaklaşmış tabaka da keyf çatarmış... Bunların kutsal Ramazan ayı ile o zaman da alakası yoktu, bugün de yoktur. Dinin kesin bir şekilde yasak ve haram kılmış olduğu şeylerin “Ramazan Eğlence ve Etkinlikleri” denilerek yapılmasına bir Müslüman olarak itiraz ediyorum.

   Efendiler! Biraz ciddî, biraz kaliteli olunuz. Fıskın ve fücurun bile kalitelisi olur. Nitekim fahişenin bile kibarı mevcuttur. Bugünkü Ramazan eğlenceleri son derece kalitesiz, bayağı, pespâyedir.

   Sultanahmet’ten geceleri zaman zaman gökgürültüsü gibi sesler duyulur ve sonra sema aydınlanır, rengârenk ışıklar salkım saçak yere iner. Neymiş, bir takım adamlar maytap eğlenceleri ile zevklenip keyifleniyormuş. Her maytap kimbilir kaç liradır. Memlekette açlıktan kıvranan bunca fakir varken maytaba çuval dolusu para harcanır mı?

   ALLAH rızası için olmak şartıyla Ramazan çadırları kurulmasına ve buralarda yüzlerce, bazen binlerce fakire yemek yedirilmesine karşı değilim, yapanları tebrik ediyorum. Ancak ihlasa dikkat etmek gerekir, yoksa sevabı olmaz.

   İhlas ne demektir? Halisiyet, katışıksızlık demektir. Yani ibadet ederken, hayırlı bir iş yaparken sırf, yüzde yüz ALLAH’ın rıza ve hoşnutluğunu kazanmak için yapacaksın, araya başka gayeler karıştırmayacaksın.

   Halk “Bu adam veya kurum ne dindar, ne hayırlıymış desin” diye yapılanlar ihlasa aykırıdır. Böyle hayırlar ve ibadetler yarın Ulu Mahkemede o riyakârların suratına çarpılacaktır ve onlar ALLAH, melekler ve insanlar kendilerine lanet eder oldukları halde yüzüstü sürüklenerek Cehenneme atılacaktır.     Bu hususta sağlam ve sahih hadîs vardır.
   Ramazan’da ciddî, vasıflı, günahsız etkinlik yapılamaz mı? Niçin yapılmasın? Tabiî ki yapılır. Bir kaç örnek vereyim:
   1- Büyük bir meydana Türkiye’nin belli başlı geleneksel millî sanatlarıyla ilgili fuar kurulur; buralarda sanatkârlar veya zenaatkârlar herkesin gözü önünde üretim yaparlar, bunları ucuz fiyatlarla satarlar.

   2- Türkiye’nin en meşhur, en nefis, en leziz tatlıları satılır.

   3- Nefis börekler satılır.
   Tatlıcıların vitrinleri Şam’daki tatlıcılar gibi olmalıdır. Şam’a gidenler bilir, insan orada bir tatlıcı dükkanının vitrini önünde lâl ü ebkem kesiliyor, seyredip duruyor...

   Yahu sucuk ekmekle, kokoreçle, iyi yıkıyorlar mı?, tantunî kebabıyla Ramazan çarşısı mı olur?
Ramazan çarşısında büyük bir çadırda her gece vaazlar, sohbetler, zikirler yapılmalıdır. Öyle turistik, uyduruk âyinler değil... Gerçek şeyh olacak, dervişler gerçek olacak, yatsı namazı kılındıktan sonra usûl ve erkânına göre zikir yapılacak. Kaliteli turistler, yüksek tabaka gelip hayran kalacak...

   İslâm dini yücedir, hak dindir, medeniyet ve şehir dinidir; bu dinin adını kullanarak, başına Ramazan getirerek hokkabazlık, işporta kültürü, ucuz ve âdi eğlenceler sergilenemez.

   Kimseyi suçlamıyorum, kural olarak söylüyorum. Ramazan çarşıları ranta, partizanlığa alet edilmemelidir. Dokuz milyara yerler kapatacak, sonra üzerlerine üçer milyar kâr koyarak devredilecek…. Olur mu böyle şey?

   Ramazan etkinlikleri ve eğlenceleri adı altında çıplak kadınları sahnelere çıkartıp şarkı ve türkü söyleteceksin ve bunu kültürel ve sanatsal faaliyet diye reklam edeceksin. Olmaz olsun, yapanların başında paralansın böyle etkinlikler, eğlenceler!

   Efendiler! Edeb istiyoruz... Ciddiyet istiyoruz... İz’an ve vicdan istiyoruz... Dine ve Ramazana saygı istiyoruz...

   Sosyolog ve antropolog gözüyle bakılınca, bir müddetten beri İslâmî kesimde büyük bir bozulma, tefessüh, dejenere olma, çürüme, âdileşme ve bayağılaşma görülmektedir.

   Bir tekerleme vardır: Delidir, ne yaparsa yeridir...
   Bazılarına bakıyorsunuz, sanki “Biz İslâmcıyız, biz Belediyeciyiz canımızın istediğini yaparız...” dercesine sorumsuzca hareket ediyorlar.

   Böylelerini uyarıyorum:
   Ramazan sizi çarpar...“Yapıyoruz, bir şey olmuyor...” Ne zaman çarpacağı belli değildir. Her şeyin bir vakt-i merhunu vardır, o an gelir ve belânızı bulursunuz.

   Ahlâka aykırı eğlenceler yapmak istiyorsanız hürriyet var, yaparsınız, ancak bunlara dini, Ramazanı karıştırmayınız.

   Ramazan çarşıları, etkinlik ve eğlenceleri gayr-i meşru rantlara alet etmemelidir. Ramazan çarşılarındaki dükkanlar, standlar doğrudan doğruya oralarda iş yapacak esnafa verilmelidir, üzerine kâr koyarak devretme rezaletlerine meydan verilmemelidir.

   Her türlü bayağılıktan, âdilikten, mecâzî mânada ucuzluktan, hokkabazlıktan, soytarılıktan uzak kalınmalıdır. Ramazan çarşılarında iftardan önce yenilip içilmemelidir.

   Kendilerini çok akıllı, çok kurnaz, çok hinoğlu hin sanan birtakım kişiler, başına Ramazan kelimesini getirmekle fısk ve fücurun meşrulaşamayacağını idrak edemiyorlar mı?

   Müslüman ALLAH’tan korkan, halktan utanan kimsedir. Ramazan ibadet, takva, hayır hasenat, tevbe, kendini islah etme ayıdır. Fısk, fücur, isyan, tuğyan, azgınlık ayı değil.

   İlle de para kazanmak istiyorlarsa bin türlü meşru veya gayr-i meşru ticaret, sınaat, zenaat, üretim, alım-satım konusu ve sahası vardır. Onlara yönelsinler. İhtar ediyoruz, uyarıyoruz, mukaddesatımızı, Ramazanımızı kâr âleti yapmaktan kaçınsınlar. Çünkü çarpılırlar, belâlarını bulurlar.

   Ramazan ayının şahsımız, ailemiz, milletimiz, ülkemiz ve bütün insanlık için hayırlar, huzur ve barış getirmesini, bizleri manevi yönden yüceltmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

   Ramazanın ayının gönüllerimize huzur, iftar sofralarımıza bereket, hayatımıza düzen,yaşantımıza samimiyet ve dindarlığımıza yüksek bir seviye getirmesini Cenab-ı Haktan niyaz ediyorum. Milletimizin ve İslam aleminin Ramazanını tebrik ediyor, Yüce ALLAH'tan bu ayın mana ehemmiyetine uygun olarak kulluk görevini yerine getirmek isteyenlere kolaylıklar sağlamasını, Ramazan ruhunu diğer aylara taşımasını niyaz ediyor, İslam dünyası için hayırlara, insanlık alemi için hidayete vesile olmasını diliyorum.

   Ramazan ayının nefsimiz, ailemiz, milletimiz, ülkemiz ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını, bizleri olgunlaştırmasını ve yüceltmesini Cenab-ı ALLAH'tan niyaz ediyorum.

   ALLAHım! Bildiğim tüm dillerde sana dua etmek istiyorum. Senin bize öğrettiğin tüm şekillerde sana kulluk yapmayı arzuluyorum. Efendimize, ki sevgilindir, sevgilimizdir tüm sevgi dolu sözcükleri adamak istiyorum. Olan biteni, ki malumundur, arz ediyorum: Madden ve manen büyük bir buhran yaşıyoruz. Benliğimizi yitirdik, birliğimizi kaybettik, onurumuzu yitirdik.

   Ey Yüce Rabbim! Şüphesiz varlık senin kudret ellerinde. Dilediğin gibi evirir çevirir, dilediğin şekle sokarsın. Şartları lehimize döndür, bize maddi ve manevi zaferler nasip eyle.

   ALLAHım! Dünyadaki tüm kardeşlerimize yardım et, bu mübarek Ramazan hürmetine sıkıntılarımızı gider, bize uyanış, kurtuluş ve diriliş bahşeyle. Ve: "De ki: Dua ve ilticanız olmasaydı, Rabbim size değer verir, itibar eder miydi?" demeyi öğrettin bize, bundan cesaret alarak dua ediyoruz, yalvarıyoruz. Sonsuz gücüne secde ediyoruz, af diliyoruz. Af Diliyoruz Yâ Rab!..

   Bizlere mübarek kıldığın bu Ramazan ayında “Hüzün Peygamberi”nin, hüzünlü ümmeti olarak af diliyoruz Sen’den Yâ Rab. Bütün varlığımızla, her ne kadar affa layık olmasak da; kabulümüzü intizar ediyoruz, kabule layık olmasak da...
........................................................
2)Görülüyor ki; iftarın mükellef sofralar ve ziyafetler şeklinde düzenlenmesi şart değildir. Bir lokma ekmek, bir hurma veya bir yudum su ile de olsa aynı sevabı alır. Yeter ki ikramlar, ALLAH rızası için yapılmış olsun. İftar davetlerinde lüks ve israftan kaçınılmalı ve bu davetlerde fakirlere de yer verilmelidir.
3)İbn-i Huzeyme; Sıyam; 8; No: 1887; 3/191; Beyhekî, Şuabü’l-İman, 3/305,N0:3608