Berat Gecesi

e-Posta Yazdır PDF

26 Temmuz Pazartesi gününü; 27 Temmuz Salı gününe bağlayan gece: Nice dini, ahlaki güzelliklerin yaşandığı rahmet ve mağfiret mevsimi mübarek Ramazan ayına adım adım yaklaştığımızı müjdeleyen Şaban ayının 15. gecesi olup BERAT kandilidir. Kudsiyetiyle gönüllerimize feyiz ve bereket bahşeden, Yüce ALLAH’ın sınırsız af, merhamet, yardım ve bereketine vesile olan Berat kandilini tekrar idrak etmenin heyecan, sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız. Yüce Rabbimize sonsuz şükürler ve hamd ü senalar olsun. Berat Kandili Müslümanların, sınırsız af ve merhamet sahibi olan Yüce ALLAH’a sığınarak günahlardan arındıkları, ilahi lütuf ve bereketlere eriştikleri müstesna zaman dilimlerinden birisidir.

                                  

Bu mubarek gece her yıl, İslâm dünyasının dört bir tarafında derin bir huşu ve hürmet ile karşılanır ve uğurlanır. İslâm aleminin saadet ve selâmeti, mü'minlerin mağfiret-i ilâhiyyeye nail olmaları için bu mübarek gecede milyonlarca Müslümanın elleri semaya açılır. Mü’minler, içtenlikle yüce ALLAH’a yönelirler, affedilme ümitleri canlanır ve Cenab-ı Hak’tan feyizi, rahmeti ve affedilmeyi büyük bir heyecanla gönülden arzu ederler.

                                  

Camilerimiz, mescidlerimiz bu gece, sabaha kadar üstlerine gökten yağan nurlar ile, kendilerini dolduran Müslümanlardan taşan nurlar arasında parıldar durur. Bu gecede camilerimizi kubbelerine kadar dolduran dualar bütün bir yıl ümmet-i Muhammed üzerinde ilahî bir rahmet olur. Bu gece, camilerimizde, mescidlerimizde tan ağarıncaya kadar Kur’an-ı Kerîm okunur, dinlenir, namaz kılınmak ve dua-niyaz yapılmak suretiyle ihya edilir. Bu mübarek gecenin hepimiz ve bütün İslâm alemi için maddî ve manevî hayırlara bereketlere ve afv ü mağfirete nail olmamıza ve BERATımıza vesile olmasını Cenab-ı Hakk'dan niyaz ederiz. Ve bilhassa idrak ettiğimiz bu mübarek gecenin; çağın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere, ümütsüz, karamsar, günleri gafletle geçen kimselere gerçek manada maddi ve manevi bir kandil olması için dua ve niyaz ediyoruz.

                                  

Aslı “Beraet” olan ve Türkçe'ye “Berat” olarak giren bu kelimenin sözlük anlamı: “Borçtan, hastalıktan, suç ve cezadan kurtulmak”. Dînî literatürde ise: “Günahlardan arınmak, temize çıkmak, ilahî af ve rahmete nail olmak” manasını ifade etmektedir. Buna göre Berat gecesi, ALLAH Teâlâ'nın affı ve bağışlaması ile Müslümanların günahlardan arınmasına ve kurtuluşlarına bir vesiledir.

                                  

ALLAH Teâlâ, bu mübarek gecede, kendisine yönelip af dileyen mü'min kullarına, cehennemden kurtuluş beratı verir. Berat gecesine, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle: “Mübarek”; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle: “Beraet”; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle: “Rahmet”; geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle: “Beraet ve Sakk” adı da verilir.

                                  

Berat Gecesi, bütün İslâm âleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden biridir. Hiç şüphe yok ki vakitler aslında birbirine eşittir. Bir vakit diğer bir vakitten kendiliğinden üstün olamaz. Öyleyse bir vaktin diğer vakitlerden daha şerefli ve faziletli olması mutlaka o vakitte meydana gelen bir yüce işten ve mübarek bir olaydan kaynaklanmaktadır. Zaman ve mekanlar kendilerinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanırlar. Berat gecesi hayırlarla dolu olayların meydana geldiği bir gecedir. Berat Gecesi'ni, bu derece yücelten husus, Berat gecesinin kudsiyeti, Kur’an-ı Kerim’in bu gecede Levh-i Mahfuzdan dünya semasına indirilmiş olması ile alakalıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

                                  

“Ha Mim. Helal ile haramı ve sair hükümleri apaçık bildiren bu kitab, Kur'an-ı Kerime yemin ederim ki, gerçekten biz O'nu mübarek bir gecede indirdik. Muhakkak biz hak din İslam'dan yüz çevirenleri uyaranlarız. O, öyle bir gecedir ki, bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar rızıklar, eceller ve benzeri her hikmetli iş katımızdan bir emir ile o zaman ayrılır. Hakikat biz, Rabbinden bir rahmet eseri olarak peygamberler gönderenleriz. Şüphe yok ki ALLAH Teâlâ her şeyi hakkıyla işitenin, her şeyi de kemaliyle bilenin ta kendisidir.”1

                                  

Ayet-i kerimede geçen: “Mübarek gece”den maksat, bir tefsire göre: Berat gecesidir. Bu tefsir sahiplerinin sahih kabul ettiği rivayetlere göre: Kur'an-ı Kerim'in tamamı, bu gecede Levh-i mahfuz’dan dünya semasındaki Beyt-i Ma’mur’a indirilmiş, sonra da Kadir gecesinden itibaren Cebrail (A.S.) vasıtasıyla Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize peyderpey indirilmiştir.2  Ayrıca Kıble'nin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke-i Mükerreme’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin; hicretin ikinci yılında, Şaban ayının 15.de vuku bulması da bu geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Bu önemli iki hadise münasebetiyle Berat Gecesine mahsus şu beş haslet vardır.

                                  

A) Mahlûkatın bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, ihya (diriltme) veya imate (öldürme) edilecekleri, ecelleri gibi her mühim iş bu gece tefrik edilir, görevli meleklere verilir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

                                  

“…O, öyle bir gecedir ki, bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar rızıklar, eceller ve benzeri her hikmetli iş katımızdan bir emir ile o zaman ayrılır…”3

                                  

Berât gecesi, ilâhî emirlerin Levh-i Mahfûz’dan yazılmasına başlanır. Kâtip melekler bu geceden, gelecek seneki aynı geceye kadar olan olayları yazar ve bu “Kadir gecesi” bitirilerek, rızıklara ait nüsha Mikâil (A.S.)a; musibetlere ait nüsha Azrail (A.S.)a; harplere, zelzelelere, yıldırımlara, çöküntülere ait nüsha da Cebrail (A.S.)a teslim olunur. Osman b. Ahnes (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

                                  

“Şaban’dan Şaban’a eceller belirlenip görevli meleklere bildirilir. O kadar ki adam evlenir, çocuğu olur, oysa ismi ölecekler arasına yazılıp belirlenmiştir.”4

                                  

Hz.Aişe (R.Anha)dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

ALLAH Teâlâ, hayrı şu dört gecede yazdırır:

            a- Kurban Bayramı gecesi,

            b- Ramazan Bayramı gecesi,

            c- Şaban ayının yarısı gecesi yani Berat gecesi. Bu gece, ALLAH Teâlâ, ecelleri ve rızkı yazar. Hacca gidecekler de bu gece yazılır.

            d- Sabah namazı vaktine kadar Arefe gecesi...

                                  

“Diğer bir rivayete göre: Onlar beş gece olup biri de: Cuma gecesidir.”5

                                  

Binaenaleyh, muhterem okuyucu! Gelin… Mukadderatımızın tayin ve tesbit edildiği bu mübarek gecede, çok çok dua edelim. Edelim ki, mukadderatımız hayırlı olsun. Hayırlı uzun ömür, sıhhat ü afiyet, helâl bol rızık, son nefeste kâmil iman ile ölmek, korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nail olmak, dünya ve ahiretimizin mamur olması, Cenab-ı Hakk’ın cemaliyle ve firdevs cennetiyle müşerref olmak v.b. isteklerimiz için dua edelim. Mukadderatı bilemiyoruz. Kimbilir? Yeterli dua etseydik belki de istediğimiz şekilde olurdu. Etmediğimiz için de öyle oldu.

                                  

B) Berat gecesinde yapılan ibadetin fazileti büyüktür. Bu gece hakkında Hz. Ali (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

                                  

“Şaban ayının yarısı yani Berat gecesi olduğu zaman kalkınız, o geceyi ibadetle geçiriniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Çünkü Cenab-ı Hak, güneşin batmasıyla birlikte rahmet ve ihsanıyla, gufran ve inayetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle buyurur: Günahlarının bağışlanmasını isteyen yok mudur? Onu bağışlayayım. Rızık isteyen yok mudur? Onu rızıklandırayım. Bir derde düşen yok mudur? Ona afiyet vereyim, o dertten kurtarayım. Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu? Ve bu hitap fecir doğuncaya kadar devam eder.6

                                  

“ALLAH Teâlâ’nın dünya semasına tecelli etmesinden” murad: O’nun rahmet ve bereketinin, hayır ve nimetinin inmesi; sema kapılarının açılması, duaların süratle kabul edilmesi, kullarına rahmet ve merhametle bakmasıdır.

                                  

Binaenaleyh, bu mübarek gecede yapılacak olan ibadet ve taatta, kılınacak olan kaza veya nafile namazlarında bir çok sevap vardır. Bakınız… Rabbimiz nida buyuruyor:

             “Günahlarının bağışlanmasını isteyen yok mudur? Onu bağışlayayım.”

            - Biz varız, Ya Rabbi! Diyelim. Günahlarımıza tevbe istiğfar edelim.

             “Rızık isteyen yok mudur? Onu rızıklandırayım.”

            - Biz varız, Ya Rabbi! Bize helal bol rızık nasip eyle, diyelim.

             “Bir derde düşen yok mudur? Ona afiyet vereyim, o dertten kurtarayım.”

            - Biz varız, Ya Rabbi! Diyelim. Dertlerimizi, hastalıklarımızı, sıkıntılarımızı, müşküllerimizi söyleyelim. Rabbimizden halletmesini isteyelim.

                                  

C) ALLAH Teâlâ'nın rahmeti bu gece taşar da taşar. Hz. Aişe (R.Anha) validemiz bu geceyi bize şöyle anlatıyor: Günün birinde Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz yanıma girdi. Elbisesini çıkardı, aradan pek bir zaman geçmeden tekrar giyindi. Bunun üzerine beni büyük bir kıskançlık sardı. Kumalarımdan birinin yanına gidecek sandım ve çıkıp peşini takip ettim. Medinenin kabristanı olan Bakîu’l-gargad yani Cennetül Bakî’de kendisine eriştim. Mü'minlere ve şehidlere istiğfar ve dua ediyordu. Kendi kendime:

                                  

- Anam babam sana feda olsun, Ya Resûlellah! Sen Rabbinin rızası uğrunda, ben ise dünya peşindeyim, diyerek döndüm. Soluk-soluğa odama girdim. Ardımdan da Resûlullah (S.A.V.) bana ulaştı ve:

                                  

- Ey Aişe! Bu soluk soluğa nefes neyin nesi? Diye sordu. Ben:

                                  

-Ya Resûlellah! Anam babam uğruna feda olsun! Yanıma geldiniz, elbisenizi çıkardınız. Sonra fazla durmadan tekrar giyinip gittiniz. Beni kıskançlık tuttu. Ortaklarımdan birinin yanına gideceğinizi zannettim. Nihayet sizi Bakî kabristanında dua ve istiğfar yaparken gördüm, dedim. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

                                  

-Ey Aişe! ALLAH ve Resûlu sana haksızlık edecek diye mi korkuyorsun? Fakat bana Cebrail (A.S.) geldi ve şöyle dedi:

                                  

- Bu gece Şaban'ın yarısı, Berat gecesidir. Cenab-ı Hak bu gecede Benî Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin sayısı kadar kimseyi Cehennemden âzâd eder. Fakat bu gece ALLAH; müşriklerin, kincilerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, hayat ve ihtişamlarına mağrur olanların, ana ve babalarına isyan edenlerin, içki düşkünlerinin yüzlerine bakmaz. Sonra Resûli Ekrem (S.A.V.) Efendimiz elbisesini çıkardı. Bana:

                                  

-Ey Aişe! Bu gece ibadet etmeme müsaade eder misiniz?” buyurdu. Nezakete bakın!... Cevapta da aynı zerafet-güzellik...

                                  

- Evet sana anam babam feda olsun, Ya Resûlellah! Dedim. Sonra Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Vefat etti diye endişelendim. Kalktım elimle yokladım. Elimi ayağının iç kısmına koydum, kımıldadı. Ben de sevindim. Secdede şöyle dua ve niyaz ettiğini işittim:

                                  

“Euzü bi afvike min ikabik. Ve euzü birızake min sehatik. Ve euzü bike minke Celle vechük. La uhsî senaen aleyk. Ente kema esneyte alâ nefsik.

                                  

ALLAH’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyor; senden yine sana sığınıyorum. Zatın yücedir. Sana karşı senayı sayıp bitiremem. Sen kendini nasıl sena ettinse öylecesin.”

                                  

Sabah olunca, bunları Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimize söyledim. O da:

           

- Ey Aişe! Bunları öğrendin mi? dedi.

                                  

-Evet Ya Rasûlellah! Dedim. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz:

           

-Bunları hem öğren hem de başkalarına öğret. Zira bunları bana Cebrail (A.S.) öğretti ve secdede bunları tekrar etmemi emretti, buyurdu.7

                                  

Halkın ve Hakk'ın övdüğü Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz bu gece ALLAH Teâlâ Hazretlerine böyle dua ve niyazda bulunursa, acaba biz âciz kulların ne yapması lâzımdır? O’na ümmet olma şerefine nail olan bizler de, O'nun izinden giderek, bu mübarek gecede affolunmuşlar-dan, helâlinden rızıklandırılmışlardan, sıhhat ve saadete nail olmuşlardan, ilâhî huzura erenlerden olmak niyazında bulunalım. İçimizi ve dışımızı bilen Rabbimize ellerimizi ve gönüllerimizi açıp dua edelim. Selman-ı Farisi (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:

                                  

“Rabbiniz hayiy yani isteyene istediğini veren, kerim yani istemeden veren, bol verendir. Kulu dua ederek kendisine elini kaldırdığı zaman, o ellerini boş çevirmekten haya eder yani yapılan duayı mutlaka kabul eder.”8 Buyurdu. O halde Rabbimizin bu vadinden istifâde ederek, açık olan tevbe kapısına ilticâ edelim. Tevbe edelim, tevbemizi kabul eder. O Yüce Rabbimizden mağfiret isteyelim, bizleri affeder. O, bizlere ana ve babalarımızdan daha şefkatli ve merhametlidir.

                                  

D) Bu gece mağfiret gecesidir. Ebû Musa el-Eş'ari (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

                                  

“Muhakkak ALLAH Teâlâ, Şaban ayının yarısı, yani Berat Gecesi kullarına rahmetle bakar ve herkesi mağfiret eder. Yalnız müşrik olan kimse ile düşmanlık eden, kin ve husumet besleyen kimseyi mağfiret etmez.”9

                                  

Ebû Hureyre (R.A.) den rivayete göre, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: Şaban ayının yarısı, yani Berat gecesinin ilk vaktinde Cebrail (A.S.) bana geldi, şöyle dedi.

                                  

- Ya Muhammed! Başını semaya kaldır... Sordum:

           

- Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:

                                  

- Bu gece, ALLAH Teâlâ, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanlardan hemen herkesi bağışlar. Meğerki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kâhin, devamlı şarab, alkollü içki içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olalar. Bu kimseler tevbe edinceye kadar, ALLAH Teâlâ onları bağışlamaz.        

 

Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail (A.S.) yine geldi ve şöyle dedi:

                                  

- Ya Muhammed! Başını kaldır... Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış. Cennetin birinci kapısında da bir melek durmuş şöyle sesleniyor:

           

-Ne mutlu bu gece rükû edenlere!.. İkinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:

           

-Bu gece secde edenlere ne mutlu!.. Üçüncü kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu:

           

-Bu gece dua edenlere ne mutlu!.. Dördüncü kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu:

                    

-Bu gece, ALLAH'ı zikredenlere ne mutlu!.. Beşinci kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu:

                                  

- Bu gece ALLAH korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu!.. Altıncı kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu:

            -Bu gece Müslümanlara ne mutlu!.. Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:

           

- Hiçbir dilekte bulunan yok mu ki, kendisine dilediği verilsin'?

           

Sekizinci kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu:

 - Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın?

Bunları gördükten sonra, Cebrail (A.S.)a sordum:

           

- Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak? Şöyle dedi:

- Gecenin ilkinden, tan yeri ağarıncaya kadar. Sonra şöyle dedi:

- Ya Muhammed! ALLAH Teâlâ, bu gece, Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin sayısı kadar kimseyi cehennemden azad eder”10

            Bütün bu hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, bu gecenin mübarek bir gece olduğunu, Müslümanların bu gecede Berât'a mazhar olacaklarını ancak: Tevbe etmedikleri takdirde, şu kimseler affedilmeyeceklerdir:   

           

1- ALLAH Teâlâ'ya şirk koşanlar.

                                   

Bilindiği üzere en büyük günah ALLAH Teâlâ’ya ortak koşmaktır. Zatında ve sıfatlarında tek olan eşi, dengi ve benzeri bulunmayan ALLAH Teâlâ'ya eş koşanları, O, affetmiyeceğini, bunun dışında kalan günahları dilediği kimselerden bağışlayacağını Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildirmiştir:     

                                  

“ALLAH, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, bundan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. ALLAH'a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur.”11

                                   

"ALLAH, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim ALLAH'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.”12

                                  

İlgili hadis-i şeriflerle bu ve benzer âyet-i kerimelerin birlikte değerlendirilmesi sonunda anlaşılan odur ki, ALLAH Teâlâ zerre kadar iman ile ahirete intikal eden mü'minleri bile, ya bir müddet cezalandırdıktan sonra, yahut tevbe, keffâret, iyi ameller, musibetlere sabır gibi sebeplerle, yahut da böyle bir sebebe dayanmaksızın affetmekte, bağışlamaktadır. İmansız olarak, inkâr ve şirk içinde hayatını tamamlayanları ise bağışlamayacağı bu âyet-i kerimeden kesin olarak ortaya çıkmaktadır.

                                  

2- Kin besleyenler. Bir Müslümanın kalbi başkalarına karşı kesinlikle kin tutmayacak, affedici olacak. Çünkü bu dünyadaki ömür, düşmanlıklarla geçirilecek kadar çok değil. ALLAH Teâlâ için düşmanlık hariç tabii. Bu dünyada insan çarçabuk hazırlığını yapmalı, ALLAH Teâlâ’nın rızasını kazanmalı. Bu dünya bir köprü gibidir. Bir ucundan girdik, öbür ucunda bitecek. Yürüyüp, geçip gideceğiz. Öyleyse güzel şeyleri yaparak geçip gitmeliyiz. Kalplerimizi pak edelim, kalplerimizi hırsdan, kinden, temizleyelim.

                                  

3- Zina edenler. Zina çok büyük günah. Kur’an-ı Kerim’de değil yapmak, yaklaşılması bile yasaklanmaktadır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

                                  

“Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”13

                                  

Ayet-i kerimede, “zina etmeyin” denilmeyip de “zinaya yaklaşmayın” buyurulması ilgi çekicidir. Buna göre yalnız zina değil, kişiyi zina etmeye sevk eden; dinen namahrem olan kimselerle başbaşa kalmak, senli-benli, çekici olmak vb. yollar da yasaklanmıştır. Esasen bir kere bu yollara tevessül edildikten, yani insanı zina etmeye zorlayan ve cinsî arzuları kabartan bir ortama girdikten sonra, artık, bu arzuların ağır baskısı karşısında iradenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinadan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zaafını dikkate alan dinimiz prensip olarak insanı kötülüklere sevk edici bütün sebepleri öncelikle ortadan kaldırmaktadır.

                                  

4- Sıla-i rahmi yani akrabaları, dostları ve yakınlarıyla akrabalık bağını, gidiş-gelişi, irtibatı kesen kişi. Bu arada: İslâm'ı bilmeyen, tatbik etmeyen akrabalara da gidip gelecek miyiz? diye bir soru gelebilir insanın aklına. Elbette gideceğiz ve taviz vermeden İslâm'ı anlatacağız. Sevgiyle, hoşgörüyle işin aslı budur, diyeceğiz. Hidayet, bizim vazifemiz değil zaten. Ancak tebliğ edeceğiz. Alakayı kesmeyeceğiz. Birbirimizi sevmedikçe, olgun mümin olamayacağımızı, dedikodu, iftira, kin, nefret ve düşmanlık besleme gibi kötü huyları terk etmeden fert ve toplum olarak huzura kavuşamayacağımızı; israf, tembellik, haksız kazanç sağlama gibi davranışları bırakmadan da ülkemizin kalkınamayacağını idrak edelim.”

                                  

5- Yol kesiciler.

6- Hayat ve ihtişamlarına mağrur olanlar.

7- Ana-babalarına karşı gelenler.

8- Bir Müslümanı kasden öldürenler.

9- İçkiye düşkün olanlar.

           

Evet bütün bunlar tevbe etmedikleri takdirde, bu mübarek gecede afvü mağfirete nail olamayacaklardır.

                                  

E) Bu mübarek gece Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize şefaat hakkının tamamı verilmiştir. Çünkü Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Şaban'ın on üçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etmiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, on dördüncü gecesi yine niyaz etmiş, üçte biri daha verilmiş, on beşinci gece gene niyaz etmiş ve bu gece şefaatin tamamı ihsan buyurulmuştur. Ancak ALLAH Teâlâ'nın emirlerinden devenin ürküp kaçtığı gibi kaçıp uzaklaşanlar, bu şefaatten mahrum kalacaklardır.14

                                  

Bu gecenin ayrı bir bereketiyle, zemzem suyu da artmaktadır. Bütün okuyucularımızın ve mü’minlerin Berat Kandillerini tebrik ediyor, daha nice Berat gecelerine sıhhat ve afiyetle erişmemizi ve bu mübarek gecenin Rabbimizin istediği manada ihya edilmesini, değerlendirilmesini ve bu mübarek gecenin mü'minlerin mağfiret-i ilâhiyyeye nail olmalarına ve Berat almalarına; tüm İslâm aleminin birlik ve dirliğine, dünyanın pekçok yerinde haksızlığa ve saldırıya uğramış Müslüman kardeşlerimizin kurtuluşlarına, insanlığın hidayet ve barışına, huzur ve saadetine; dünyanıın değişik bölgelerinde akan kan ve gözyaşının durmasına, maddî ve manevî hayırlara-bereketlere vesile olmasını Cenab-ı Hakk'tan dilerim. ALLAH Teâlâ cümlemizi, bu mübarek gecede beratını eline alan kullarından eylesin. Amin.

............................................

1)Duhan Sûresi:1-6

2)Elmalılı M. Hamdi Yazır, 6/4294

3)Duhan Sûresi: 4-5

4)Beyhekî, Şuabu’l-İman, 3/386, No:3839; Deylemi, Firdevs, 2/73, No:2410

5)Deylemî, Firdevs, 5/274, No:8165; Suyutî, Ed-Durru’l-Mensûr, 7/402

6)İbn-i Mace; İkame: 191; Beyhekî, Şuabu’l-İman, 3/379, No:3822

7)Beyhaki, Şuabul’l-İman, 3/384, No:3837; İbn-i Mace; İkame:191; Tirmizi, Savm: 39, A.b.Hanbel, 6/238; Müslim, Salat: 222

8)Ebû Dâvud, Salât:358, No:1488; Tirmizî, Daavât:118, No:3551; İbn-i Mace, Dua:13

9)İbn-i Mace, İkame:191

10)Abdulkadir Geylani, a.g.e.

11)Nisa Sûresi: 48

12)Nisa Sûresi: 116

13)İsra Sûresi: 31

14)Alusî, Tefsir, İlgili ayet-i kerîme.