HELAL KAZANÇ

e-Posta Yazdır PDF

 

Kazanç mutlaka ama mutlaka helal ve temiz olmalıdır: Çünkü Mü’min bir kimse her şeyden önce helal ve temiz olan şeyleri tüketmek zorundadır. Yediği veya kullandığı şeylerde maddî ve manevî bir kir bulunduğu takdirde yaptığı ibadetlerin kabul edilmeyeceğini, Ebû Hureyre (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle haber veriyor:
 
   “Ey insanlar! Şüphesiz ki ALLAH Teâlâ tayyip yani her türlü noksanlıklardan beridir, temizdir. Tayyipten başka bir şey kabul etmez. ALLAH Teâlâ’nın Mü’minlere emrettiği şeyler, Resullere emretmiş olduklarının aynısıdır. Nitekim ALLAH Teâlâ peygamberlere: ‘Ey Peygamberler! Tertemiz ve helal olan şeylerden yeyin; salih ameller yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.’[1] emretmiş, Mü’minlere de: ‘Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların tertemiz ve helal olanlarından yeyin, eğer siz yalnız ALLAH Teâlâ’ya kulluk ediyorsanız, O’na şükredin.’[2] diye emirde bulunmuştur. Sonra seferi uzatıp, saçı-başı dağınık, toztoprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: ‘Ey Rabbim, ey Rabbim’ diye dua eden bir yolcuyu zikredip, buyurdu ki: Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve netice itibarıyla haramla beslenmektedir. Peki böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?”[3]
 
    Görülüyor ki, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz hac, cihad, sıla-i rahim, rızık kazanmak ve müstehap olan ziyaretler gibi itâatlerden birini yapmak için uzun yola çıkan, fakat yediği, içtiği herşeyi haram olan, yâni haramdan beslenen bir kimsenin dua ve itaatının kabul edilmeyeceğini beyân buyurmuştur. Bu bakımdan Müslüman bir kimse önce yiyip-içtiğinin maddî-manevî temizliğine çok dikkat etmelidir. Aksi takdirde duası ve ibadeti kabul edilmeyecektir. Bu noktada bütün ibadetlerin ALLAH Teâlâ katında bir nevi dua olarak yükseldiğini hatırlamamız gerekir. Öyle ise maddî ve manevî temizlik olmadı mı, ibadetlerimizin hiçbiri makbûl olmayacaktır. Bu sebeple Müslüman helâl mal kazanarak, helâlinden yemeli ve helâlinden yedirmeli; haram maldan sakınmalıdır.
 
     Hadis-i şerifte geçen âyet-i kerimelere göre, ta Hz. Âdem (A.S.) dan beri bütün peygamberlere ve dolayısıyla insanlara helal ve temiz şeylerin yenmesi emredilmiştir.
 
       Müslüman bir kimse, haram kazanç ve servetten ateşten kaçtığı gibi kaçar. Çünkü haram para ve kazanç ateştir, yakar. Helal ve tertemiz az para, az mal; haram ve necis çok paradan, çok maldan bin kere, milyon kere hayırlıdır. Bir materyalist dinsiz, haram ile helal arasındaki farkı ayırt edemez, Müslüman ayırt eder.
       Bir adama radyasyonlu beşi bir yerde altınlar verseler, aklı varsa bunları almaz. Çünkü radyasyon onu öldürür. Haram para ve servet de böyledir. Talip olmayınız, manen ölürsünüz, cehenneme düşersiniz, ebedî saadetinizi yitirirsiniz. Daha açık konuşayım: Belânızı bulursunuz.
 
        İslâm dini, insanın mal kazanıp zengin olmasına engel olmaz. Tam aksine, çalışıp çabalamayı, elinin emeğiyle geçinmeyi ve başkasına muhtaç duruma düşmemeyi tavsiye eder. Bütün bu konularda koyduğu tek prensip, malı ve mülkü helâl yollardan kazanmak, haram yollara sapmamak ve malın hakkını vermektir. Fakat sadece meşru yollardan kazanmakla iş bitmemekte, kazancın nereye ve nasıl sarf edildiğinin de bilinci içinde olunması gerekmektedir. Bunlar yerine getirildiği takdirde, kişinin Allah huzurunda hesap verebilmek için üzerine düşen asgarî şatlara uyduğu söylenebilir; istenilen de bundan ibarettir.
 
        Helal rızık için çalışmak, her Müslüman için farzdır.
        Ebu Seid (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “En faziletli amel helal kazançtır.”[4]
 
         Abdullah b. Abbas (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Helali aramak, taleb etmek cihattır. Muhakkak ki, ALLAH Teâlâ sanatkâr Mü’min kulunu sever.”[5]
 
            Enes b. Malik (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Helalin ne olduğunu öğrenip onu kazanmaya çalışmak her müslümana vaciptir.”[6]
 
            Es-Seken (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Helali arayıp taleb etmek; ALLAH Teâlâ’nın yolunda kahramanca savaşmak gibidir. Helali arayıp taleb etmekten dolayı yorgun geceleyen kimse, ALLAH Teâlâ kendisinden razı olmuş olduğu halde gecelemiş olur.”[7]
 
            Cabir b. Abdullah (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Ey insanlar! ALLAH'tan korkunuz ve dünyalığı isteme hususunda dikkatli ve güzel davranınız. Her türlü aşırılıktan, ifrad ve tefritten sakınınız. Çünkü hiçbir kimse, rızkı gecikse bile ALLAH'ın kendisine taktir ettiği rızkını tamamlamadan ölmeyecektir. O halde rızık talebinde ALLAH'tan korkunuz.. Ve dünyalığı isteme hususunda dikkatli ve güzel davranınız, gayr-ı meşru yollara sapmayın. Helal olan dünyalığı alınız ve haram olanı terkediniz.”[8]
 
            Bu hadis-i şerifte, dünya malı ve rızkı taleb edilirken çok dikkatli olunması, yani talepte kusur edilmemesi ve aşırı hırsa da kapılmaması, bunun meşru ve helâl yoldan kazanılmaya çalışması emredilmektedir. Herkes kendisine takdir ve tâyin edilmiş olan rızkının tamâmını almadıkça ölmiyeceğine göre bunun gecikmesi, sahibini mutedil yoldan saptırmama-lıdır. Mü'minler rızıklarını helâl yoldan ve olgunluk içinde aramalıdır. Haramdan sakınmalıdır.
 
            Ebû Humeyd es-Sâidî (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Dünya malını taleb etmekte dikkatli ve güzel davranınız. Çünkü herkes kendisi için yaratılmış olan dünyalığa müyesser yani kazanmaya hazırlatılmış durumdadır.”[9]
 
            Abdullah (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Helal rızık aramak dini yükümlülüklerden bir farzdır.”[10]
 
            Hz. Ali (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Şüphesiz ALLAH Teâlâ, helal rızık arama yolunda kulunu yorgun düşmüş görmekten hoşlanır.”[11]
 
Müslüman helal kazanmalı, haram kazançtan sakınmalıdır
             “Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını, yalan yere yemin ve şahitlik gibi haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere, reislere, yetkili idarecilere, mahkeme hakimlerine el altından vermeyin.”[12]
 
            Bu âyet-i kerimede işaret edilmek istenen mana, daha ziyade rüşvet ve çıkarcılıktır. Binaenaleyh aldatma ve dalavere ile elde edilen bütün kazançlar haramdır. Havle el-Ensariyye (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
 
             “Birtakım adamlar vardır, ALLAH’ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil.”[13]
 
            Müslümanın en başta gelen vazifelerinden biri helal dairede yaşamak, helal kazanmak ve helal yolda harcamaktır. ALLAH Teâlâ bizi imtihan etmek için bazı şeyleri haram, bazılarını da helal kılmıştır. Fakat helal dairesini o kadar geniş tutmuştur ki, harama girmeye ne ihtiyaç, ne de mecburiyet vardır. Sonra haram daireyi mayınlı bölge gibi tehlikelerle doldurmuş, helal daireyi de meyvelerle dolu güllük gülistanlık bir bahçeye döndürmüştür. Numan b. Beşir (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
 
             “Şüphesiz helal belli, haram da bellidir. Ama ikisi arasında helal mı haram mı belli olmayan birtakım şüpheli şeyler vardır ki, onları insanlardan bir çoğu bilmez. Şimdi bu şüpheli şeylerden her kim sakınırsa ırzını yani haysiyetini de dinini de kurtarmış, korumuş olur. Her kim de bu şüpheli şeylere dalarsa her an harama düşebilir. İçine girmek yasak olan koru etrafında davarlarını otlatan bir çobanın davarlarını oraya kaçırması çok yakin olduğu gibi. Dikkat edin, haberiniz olsun ki: Her padişahın kendisine mahsus bir korusu vardır. Dikkat edin, gözünüzü açın... ALLAH'ın yeryüzündeki korusu da haram ettiği şeylerdir. Dikkat edin, agâh olunuz... Bedende bir et parçası vardır ki, bu parça iyi olursa bütün beden de iyi olur. Bozuk olursa, bütün beden bozulur. Dikkat edin... İşte o et parçası kalbdir.”[14]
 
            Ulemanın beyanına göre bu hadisin yüksek mertebede olmasına sebeb: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bunda yiyecek, içecek, giyecek gibi şeylere, nikâh ve saireye tenbih buyurmuş olması ve bunların helâlden olmasına dikkat çekmesi, helalın nasıl bilineceğine irşad buyurması, şübheli şeyleri terketmeye teşvik etmesidir. Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bunları korunan bir yeri misal olarak izah etmiş, sonra dikkati gereken en mühim noktaya temas ile bunun kalb olduğunu bildirmiştir.
 
            Selman-ı Farisî (R.A.)den rivâyete göre, Resûlullah (S.A.V.) Efendimize yağ, peynir ve hayvan derilerinden yapılan elbiseleri giymenin hükmü soruldu da şöyle buyurdular: “Helal ALLAH Teâlâ’nın kitabında helal kıldığı şeylerdir. Haram da; yine ALLAH Teâlâ’nın kitabında haram kıldığı şeylerdir. Hakkında sükut ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz.”[15]
 
            Bu hadis-i şerif, haramların ve helallerin miktarını, neler olduğunu sadece Kur’an-ı Kerim’in beyanlarına bağlamaktadır. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de ya açık bir surette ya da mücmel olarak gelmiştir. Ayet-i kerimede: “ALLAH’ın Resûlü size her ne getirdi, size ne verdi ise onu alın, her neden de yasakladı ise onu terk edin, ondan sakının.”[16] buyrulmuştur.
 
            Bu ayet-i kerimede Kur’an-ı Kerim’de açık olarak zikri geçmediği halde Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz tarafından beyan edilen haramlar da mücmel olarak ifade edilmektedir.
 
            Ebu Hureyre (R.A.) den rivâyete göre, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o devirde kişi ele geçirdiği malı helâldan mı, yoksa haramdan mı kazandığına hiç aldırmayacak.”[17] Buyurdu.
 
            Esas mesele mal-para kazanmak değil, helal kazanmak olmalıdır. Haramda hayır yoktur, bereket yoktur. Midelerine girenlerin helal mi, haram mı olduğunu araştıranlar iman bakımından yükselirler. Kazançları-nın helalliğini düşünmeden dünyalık peşinde koşanlar ise önce mide fesadına uğrarlar, sonra da huzurları kaçar, manen yükselemez, alçalırlar. Ne ibadetlerinin,ne de yaptıkları iyiliklerin zevkine varabilirler.
 
            Bir kimsenin servetinin nereden geldiğini öğrenmek istiyorsanız, nereye harcadığına bakınız. Çünkü kötü kazançlar israfa harcanır.
 
            Kişinin servetinin kaynağını araştırmaması, dâima murakabe üzere bulunmaması dîn zayıflığından ve îmân gevşekliğindendir. Bir de bu aldırmamazlık fitne ve fesadın umûmîleşmesi, ahlâksızlığın halk arasında genişleyip yayılmasından olur.
 
            Bu hadis-i şerifte amellerin muhasebesini terk etmekten sakındırma vardır. Çünkü malın insanlar arasında uyandırdığı fitne çok şiddetlidir.
 
            Haramlar, ALLAH Teâlâ ile kullarının arasına girer ve dualarının kabûlünü önler, engel olur. Bunun için ALLAH Teâlâ, bütün Peygamberlere ve onların sonuncusu olan Hz.Muhammed (S.A.V.) Efendimize:
           
 “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyle bilmekteyim.”[18] buyurarak, kendisinin bir lütfu olan güzel ve helal rızıklardan yararlanmalarını, arkasından da salih amelleri işlemeyi emretmektedir.
 
          Enes b. Malik (R.A.) şöyle dedi:
-         Dedim ki, Yâ Rasûlellah! Beni duası kabul edilmiş bir kimse kıl! Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
         “Ey Enes! Kazancını helâl, tayyib kıl ki, duan kabul olsun! Zirâ kişi ağzına haram bir lokma götürürse, duası kırk gün kabul olunmaz.”[19] Buyurdu.
 
        Bunun sebebi, vücuda giren bir lokmanın tamamen tasfiyesinin biyolojik olarak kırk günde gerçekleşebilmesi keyfiyetidir.
 
        Bu hadis-i şerifler, mü’mini kazanç hususunda dikkatli olmaya, haram bulaşıyor mu bulaşmıyor mu araştırmada bulunmaya sevketmektedir. Dikkatsizlik sebebiyle, haramla bulaşan rızkın tüketilmesi, kişiyi duası kabul edilmeyenler zümresine dahil edebilecektir. Şu halde haramla beslenme de böyle bir neticeye götürecek sebeplerden biri olmaktadır. Rabbimiz muhafaza buyursun. Amin.
 
      İbadet ve duaların makbuliyeti yenilen lokmaların manevi durumuyla yakından alakalıdır. Zira helal lokma vücutta kulluk enerjisini meydana getirir. İnsanların isyanının sebebini haram lokmada aramak gerekir. Çünkü haram lokmayla beslenen bir vücudun ibadete meyilli olması mümkün değildir.Haramla beslenen bir vücut, ibadetlere değil, şehvete meyillidir. Haramla beslenenler şehvet tüccarıdır.
 
   Şeytan haram yiyenlerin dostudur, onların yoldaşları şeytandır. Şeytan onları gaflete, günaha sevkeder, ibadetlerden uzaklaştırır. Hz.Mevlana'nın diliyle: “Bilgi de hikmet de helal lokmadan doğar; aşk da, merhamet de helal lokmadan meydana gelir. Bir lokmadan haset, hile doğarsa, bilgisizlik, gaflet meydana gelirse sen o lokmanın haram olduğunu bil. Hiç buğdayını ektin de arpa çıktığını gördün mü?”[20]
 
            Kemale erenler, ancak midelerine gireni kontrol etmekle kemale erebilmişlerdir. Kişinin dindarlığı ekmeğinin helalliği nispetindedir. Yerken ağıza girene, konuşurken ağızdan çıkana dikkat etmek gerekir.
 
            Müslüman mutlaka çalışıp kazanmalı, çevresine faydalı olmalı, alan el değil veren el olmalıdır. Ancak çalışıp kazanma meşru yollarla yapılmalıdır. Kazançta esas olan çokluk değil, helalliktir. Niceleri vardır ki kazandıkları hesapsız servet bir anda yok olup gider, ne kendisine ne de başkasına fayda sağlar. Niceleri de vardırki çok küçük bir kazançla mutlu bir şekilde yaşar, çevresine hesapsız yardımları dokunur.
 
            Hz.Aişe (R.Anha) validemizden rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu: “Muhakkak ki, kişinin yediği en temiz yemek, kendi kazancından olanıdır. Çocuğu da kendi kazancındandır.”[21]
 
            Rafi b. Hudeyc (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimize hangi kazancın daha faziletli, daha hayırlı olduğu sorulmuş, Resûlullah (S.A.V.) efendimiz de:
 
            “Kazancın en hayırlısı, insanın kendi eli ile olan amelidir. Sanat ve işidir. Ve her bir mebrur = hileden, hıyanetten beri, iyilik ile beraber olan satış muamelesidir.”[22] Buyurdu.
 
            Hadis-i şerif, kişiye en temiz mal olarak, kendi gayretiyle kazandığı malı olduğunu göstermektedir. Bu sanatla olmuş, ticaret veya ziraatle olmuş farketmez. Yeter ki meşru kazanç yollarından biriyle olsun. Hadis-i şerifte ifade edilen ikinci husus, evlad malının anne veya babaya helal olduğu, adeta kendi malı durumunda bulunduğudur.
 
            Bir de helal kazanabilmek için haram kazanç yollarını iyi bilmek ve o haram alanın içerisine düşmemek gerekir. Mesela: “Bir şeyin kullanılması, yenilmesi-içilmesi haramsa onun ticareti de haramdır.” Bu haram olanın zıddı ise mübah ve helal olanı oluşturur.
 
            Bir mü’min faizden elde edilen kazançtan son derece kaçınmalıdır. Çünkü ALLAH Teâlâ, faizi kesinlikle haram kılmıştır. Şu ayet-i kerime faizin kesin haramlığını ilginç bir benzetmeyle ortaya koymaktadır:
 
            “Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun. Eğer gerçekten mü’minseniz, eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin."
 
            "Şayet faiz hakkında söylenenleri yapmazsanız, bunun ALLAH'a ve peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.”[23]
 
            Ebu Hureyre (RA.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Yedi helâk ediciden sakının!”
 
-           Onlar nelerdir, Ya Resûlellah! Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
            “ALLAH’a şirk koşmak, sihir, ALLAH’ın öldürülmesini haram kıldığı bir canı haksız yere, şer’i bir hüküm olmaksızın öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, cihaddan kaçmak ve her şeyden habersiz namuslu mü’min bir kadına zina iftirasında bulunmak.”[24] Buyurarak faizi, kişiyi helâk edici, cehenneme sürükleyici yedi büyük günahtan biri olarak açıkladığı gibi insanlığın gelecekteki faiz batağına saplanmasıyla da ilgili olarak, Ebu Hureyre (RA.) den rivayete göre şöyle buyurdu:
 
            “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, faiz yemeyen hiçbir kimse kalmayacaktır. Öyle ki, doğrudan yemeyene de tozu-buharı bulaşacaktır.”[25]
 
            Faizden tozun-buharın bulaşması, faiz muâmelesine şâhidlik, kâtiplik yapmak veya faiz yoluyla elde edilen kazançtan verilen ziyafetten yemek, böyle bir kazançla satın alınan hediyeyi kabul etmek.. gibi değişik şekillerde olabilir. Bu durumda, öyle bir zaman olacak ki, bu devrede kişi, bilfarz, hakikî fâizden kaçınsa bile, dolaylı şekilde gelecek fâiz bulaşmalarından kendini kurtaramayacaktır.
 
            Bu hadis nokta-i nazarından, muâmelâtının esası fâize dayanan banka dâhil, bütün benzer müesseseler mevzuunda mümin Müslümanların dikkatli olmaları gerekir. Şu veya bu mülâhaza ve gerekçelerle, bulaşmak zorunda kalınan veya bulaşmak zorunda kalındığı zannıyle bulaşma şıkkı tercih edilen “fâiz”li muamelelere, hiçbir surette kesin bir ifade ile “fâiz değildir” veya “câizdir” diye fetva vermemek gerekir. Fetva, büyük mesûliyet işidir. Dâima ihtiyat şıkkını tercih etmek en muvafıkıdır.
 
            İslâm ulemasının ittifakla benimsediği umumî bir prensip mevcuttur: “Bir meselede helâl ve haram ihtimali beraberce var ve fakat birini tercihe karine yok ise, ihtiyaten haram olma şıkkı esas alınır. Yani şüpheli şeylerden kaçmak esastır. Binâenaleyh, fâiz şüphesi olan muamelelerin “fâiz olduğunu” esas alıp, kaçınmaya çalışmalı, kaçınamıyor isek tevbe ve istiğfarı elden bırakmamalıyız. Her hâl u kârda “haram değil” diye fetva vermekten zinhar kaçınmalıyız, bu ebedî hayatımızı mahvedecek bir hata olur.
 
            Bütün ihtilallerin, ictimâî fesadların, huzursuzlukların, ahlâksızlıkların temelinde “sen çalış ben yiyeyim” düşüncesi yatar, bunu da Faiz besler. Faiz atalet verir, çalışma şevkini söndürür. Müslümanlara mutlak bir zarardır. Dinin hükmü: Faiz haramdır! Hakkın yoktur; dönmeli! Dinlemeyen bu emri, yer bir sille. Daha müdhişini yemeden bu emri dinlemeli.
 
            Faiz şüphesi olan muamelelere, fetva vermemenin şu dünyevî faydası da gözden ırak tutulmamalıdır: Bu meselede vicdanen huzursuz olan mü'min, vicdanını huzura kavuşturacak müessese arayacak, nazariyat geliştirecek, maddî teşebbüste bulunacak, bu vâdide öncülük edenleri destekleyecektir. Bir kelime ile İslâmî tarzın arayışını devam ettirecektir. Karşısına çıkan iki müesseseden faiz endişesi daha az olan öbürünü tercih edecektir.       ALLAH'a binler hamd, mü'minler fâiz mevzuunda bugüne kadar ihtiyat tavırlarını koruyabilmişler ve son zamanlarda kâr ve zarar ortaklığına dayanan yeni banka modellerinin fiiliyata geçmesine zemin hazırlamışlardır. Bu çeşit müesseselerin daha da gelişeceğini ümitle bekleyebiliriz.
 
            Özellikle günümüzde faizi meşrulaştırmak için bilgiyi kötü yolda kullanmak isteyen kişiler; “istihlak/tüketim”, “istihsal/üretim” faizi ayrımı yaparak dinimizin yasakladığı çeşidin istihlak/tüketim faizi olduğu iddiasında bulunuyorlar. Kur’an ve Sünnete bağlı iktisadi bir projeyi güncelleştiremeyen insanlar, müslümanları değil de yaşadıkları sistemi rehabilite etmek için bu tip fetvalar vermekten sakınmıyorlar. Halbuki ehil olan insanlar içtihadi faaliyette bulunup konuyla ilgili vahiy merkezli çözümler üretseler, mü’min insanlar da böyle bir harama düşmekten kurtulurlar
 
            Kısacası: Sağlıklı fertlerden oluşan sağlıklı bir toplum oluşturmak isteyen Dinimiz, helal kazanca büyük bir önem vermiş ve her türlü haram kazanç yolunu yasaklamıştır. Helal bir kazanç için insan gayret gösterirken hiçbir çaba onu:
 
            “Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini ALLAH'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
 
            Çünkü o günde ALLAH, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. ALLAH, dilediğini hesapsız rızıklandırır.”[26] Âyet-i kerimelerinde buyrulduğu gibi, ALLAH’ı zikretmekten, hakkıyla namaz kılmaktan ve zekatı vermekten tutkuya kaptırıp alıkoyamaz.
 
            Güçlü olup ve bu gücü ALLAH yolunda kullanmanın önemini mü’minler olarak kavramalıyız ve en büyük ticari kazancın da: “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?
            ALLAH'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla ALLAH yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
 
            İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.”
 
            Seveceğiniz başka bir şey daha var:              “ALLAH'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri bunlarla müjdele.”[27] Ayet-i kerimelerinin işareti ile imanı ve ALLAH için cihad ederek ahiret için yatırım yapmakta olduğunu bilmeliyiz.
.........................................................................................
[1] Mü’minûn sûresi:51
[2] Bakara sûresi:172
[3] Müslim, Zekât:65, No:1015, 2/703; Timizî, Tefsir, No:2992
[4] Münavi, Feyzul-Kadir,No:1238; 2/34
[5] Fevaid-i Muhammed b. Mihled, 1/27, No:26, Müsned-i Şihab, 1/83, No:82
[6] Taberani; el-Mu'cemü’l-Evsat: No:8606; 9/278
[7] Beyhaki, Şuabül İman, Babut-tevekkül, No:1232, 2/86
[8] İbniMace,Ticarat:2, 2/725, No:2144; Hakim,Müstedrek,2/4.
[9] İbniMace,Ticarat:2, 2/725, No:2142
[10] Taberani, Mu'cemul-Kebir
[11] Camiul-Ehadîs, 8/247, No:7233
[12] Bakara sûresi:188
[13] Buhârî, Hums:7, 3/1135, No:2950; Tirmizî, Zühd:41
[14] Buhari, İman, 39, Büyû; 2 Müslim, Müsakat: 107,108, Ebû Davut, Büyû; 3, Tirmizi, Büyû; 1 Nesai, Büyû; 2 Kudat 1, İbn-i Mace, Fiten 14
[15] Tirmizî, Libas:6, No:1726; İbn-i Mace, Et’ime:60
[16] Haşr sûresi:7
[17] Buhârî, Büyû:7, 23; Nesâî, Büyû:2
[18] Mü'minûn sûresi:51
[19] Aynî, Umdetul-Kârî, 17/260, Deylemî, Firdevs, 5/363, No:8446
[20] Tahirul-Mevlevi, Şerhi Mesnevi,3/832-834
[21] Ebu Davud, Büyû:79; Tirmizî, Ahkam:22; Nesâî, Büyu:1; İbnu Mace, Ticarat:1, , 64
[22] Taberanî el-Mu’cemü’l-Kebir; No: 4411; 4/276, A. b. Hanbel; No: 16814; 4/141
[23] Bakara sûresi:278-279
[24] Buhârî, Vesaya: 24, No: 2615, 3/ 1017; Müslim, İman:145, No:89, 1/92
[25] Ebu Dâvud, Büyû:3. 3/348, No:3331; Nesâî, Büyû:2; İbn-i Mâce, Ticârât:58
[26] Nûr sûresi:37-38
[27] Saf sûresi:10-13