NAMAZ MERKEZLİ HAYAT...

e-Posta Yazdır PDF

Beş vakit namazı ikame etmek, yâni dosdoğru kılmak.
Kur'ân'a, Sünnete, Selef-i Sâlihîn tatbikatına, Fıkha,
Şeriata, onbeş asırlık icma-i ümmete göre İslâm'ın en
büyük amelî yani eyleme, işlemeye ait müessesesi beş
vakit namazdır. Namazın farziyetini inkâr eden, “O
eskidenmiş,  bu devirde gerekmez...” şeklinde şeytanî
kuruntulara kapılan kimse dinden  çıkar, kâfir olur.
İnkâr etmediği halde tembellik yüzünden kılmayan kimse
ise büyük günah işlemiş olur. Akıllı Müslüman namazdan
büsbütün kopmaz. Akıllı Müslüman namaza büyük önem verir.
Çünkü beş vakit namaz İslâm dininin amele, eyleme,
aksiyona, yapmaya dair en büyük ve temel emridir.

Malûmdur
ki, ALLAH Teâlâ'yı tevhîd, yani onun varlığını, birliğini
bilip tasdik etmek, yapılması gerekli en büyük bir
vazifedir. Bundan sonra farzların en büyüğü, en mühimi
namazdır. Namaz, imanın alâmetidir, kalbin nurudur,ruhun
kuvvetidir, müminin miracıdır. Mümin, bu sayede Hak
Teâlâ'nın manevî huzuruna yükselir, ALLAH Teâlâ'ya
münacaatta bulunarak manevî yakınlığa erer, mümin
için ne yüce bir şeref! Bütün hakikî dinler, insanlara
namaz kılmalarını emretmiştir. Bizim Sevgili Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz de peygamberliğinin ilk yıllarından
itibaren namaz kılmakla mükellef bulunmuştu. Şu kadar var
ki, bu namaz biri güneşin doğmasından evvel, diğeri de
güneşin batma-sından sonra olmak üzere sadece iki vakte
ait idi. Sonra mirac gecesinde beş vakit namaz farz olmuştur.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in miracı ise tercih edilen
görüşe göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in hicre-tinden
on sekiz ay evvel, Receb-i şerifin yirmi yedinci gecesinde
vuku bulmuştur. Kur'an-ı Kerim'de, mübarek hadislerde
namaza dâir bir çok emirler, tavsiyeler vardır ki, bütün
bunlar İslâm dininde namaza ne kadar büyük bir ehemmiyet
verildiğini gösterir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
"Resulüm! Sana vahyolunan Kur'an âyetlerini güzelce oku ve
namazı erkân ve âdabına riayetle kıl. Şüphe yok ki namaz,
edebe, namusa uygun olmayan şeylerden, çirkin görülen işlerden
men eder. Muhakkak ALLAH Teâlâ'nın zikri, her ibadetten
daha büyüktür. ALLAH Teâlâ bütün işlediklerinizi bilir." 1
Namaz ise en büyük bir zikirdir. Diğer bir âyeti celile:
"Namazı ikame ediniz, yani dosdoğru kılınız, zekâtı da
veriniz, kendiniz için hayırdan her ne şey evvelce
göndermiş olursanız onu ALLAH Teâlâ'nın yanında bulursunuz.
Asla zayi olmaz. Şüphe yok ki, ALLAH Teâlâ yaptığınız
şeyleri görür." 2

 






Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Rasûlullah (S.A.V.)
Efendimiz: “Namaz, kişinin kalbinde bir nurdur, artık
sizden dileyen tenevvür etsin, kalbindeki nurunu
artırmaya çalışsın.” buyurmuşlardır. 3

 





İşte bütün bu mübarek âyetler, hadîsler, namazın ne kadar
büyük ve ALLAH'ımızın yüce katında ne kadar makbul bir
ibadet olduğunu göstermeye kâfidir. Gerçekten namaz, pek
mukaddes bir ibadettir. Namazın fazilet-lerine son yoktur.
Namaz akıllı, bulûğ çağına ermiş olan her müslüman için
muayyen vakitlerde edası lâzım gelen pek yüksek yapılması
gerekli bir vazifedir. Bu mühim farz vazifeyi yerine
getirenler, ALLAH Teâ-lâ'nın pek büyük lütûflarına,
inayetlerine ereceklerdir. Bunu kasten terk edenler
de azabı pek şiddetli olan Hak Teâlâ'nın çok acı veren
azaplarına müstehak olacaklardır.

 






Müslümanlar, henüz yedi yaşlarına girmiş çocuklarını
namaza alıştırmakla mükelleftirler. Bu çocuklara velileri,
namaz kılmalarını emir ve tarif ederler. On yaşına
girdiği halde namaz kılmayan çocuğun velisi
tarafından -üç tokattan fazla olmamak üzere- el
ile hafifçe dövülmesi lâzım gelir. İnsan bir kere
düşünmeli, her an ALLAH Teâlâ'nın binlerce nimetlerine,
inayetlerine nail olmaktadır. Öyle Kerim, Rahim olan
Ma-bud'umuzun sonsuz lütuf ve nimetlerine karşı
teşekkürde bulunmak icap etmez mi? İşte insan namaz yolu
ile bu şükran borcunu ödemeye, Ma-bud'unun lütuflarını,
nimetlerini tertemiz bir dil ile zikrederek-anarak kulluk
vazifesini yerine getirmeye çalışmış olur. Nitekim: "Namaz,
şükrün bütün kısımlarını toplayıcıdır."denilmiştir.

 






Bununla beraber namaz, ruhu temizleyen, kalbi aydınlatan,
insanı yüksek duygulardan haberdar eden, insanı kötülüklerden
alıkoyan, insanı hayra, tefekküre, tevazûya, intizama sevk
eyleyen en güzel bir ibadettir. İnsan, namaz vesilesi ile
nice günahlardan kurtulacak, Hak Teâ-lâ'nın nice binlerce
ihsanlarına, keremlerine kavuşacaktır. Namaz, manevî
hayattan başka maddî hayata da açıklık-ferahlık verir,
insanın maddi ve manevi temizliğine, sıhhatine, muntazam
hare-ketine sebep olur. Kısaca namazın farz kılınmasındaki
hikmetler,  faydalar her türlü düşüncelerin üstündedir.Fakat
bir müslüman namazını yalnız ALLAH Teâlâ'nın rızası için
kılar, yalnız Ma'bud'una şükür için, tazim için kılar.
Farzedelim ki namazın hiç bir faydası olmadığı düşünülse
bile, yine bunu bir kulluk vazifesi bilerek, sadece
yaratıcısının emrine itaat için kılmaya çalışır. Bu kudsî
vazifenin yerine hiç bir şeyin geçe-meyeceğini kesin olarak
bilir, namaza sarf edilecek dakikaları hayatının en neşeli,
en saadetli zamanı olmak üzere kabul eder.

 







Gerçekten fani hayatın yok olmayacak bir çok güzel neticeleri
ancak namaz sayesinde elde edilir ve namaza tahsis edilen
vakitler, ebediyet âleminin sonsuz olan saadet günlerini
hazırlamış olur. Gıptalar olsun bu pek mübarek, bu pek
feyizli ibadete layıkı ile devam edenlere! Her Müslüman bu
farz-ı aynı yani herkesin yapması gereken ibadeti dikkatli
bir şekilde yerine getirmelidir. Hem kendisi kılmalı, hem
de eşine, çocuklarına kıldırmalıdır. Diğer Müslüman
kardeşlerinin de musalli (namazlı) olmaları için çalışmalıdır.
Kur'an'da ve Sünnet'te üzerinde en fazla durulmuş olan ibadet
ve dinî eylem namazdır. Hz. Ali (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:
"Namaz dinin direğidir, onu ayakta tutan dinini ayakta tutmuş
olur, onu yıkan dinini yıkmış olur"4. Namazı terk eden bir
İslâm toplumu çökmeye, yıkılmaya, zillete, esarete düçar olur.
Esasa ait temel ibadetler, hizmetler, hayırlı faaliyetler
konusunda devamlı olarak teşvikler, uyarılar yapılmalıdır.
Her Müslüman beş vakit namazın farz olduğunu biliyor,
nasihata lüzum yoktur gibi düşünceler son derece yanlış ve
tehlikelidir. Baskı yapmamak, nefret ettirmemek şartıyla en
uygun, en güzel, en münasip şekilde dinî vazifeler
hatırlatılmalı,öğüt verilmelidir.

 






Beş vakit namaza teşvik bu işlerin başında gelir. Namaz
bir Müslüman için en büyük güçtür. Gazeteler yazdı,
daha yakın zamanda namazın bir kerameti Irak'ta görülmüştür.
Bir Türkü yakalamışlar, ellerini bağlamışlar, "Sen
Amerikan casususun..." diyerek belki de idam edecekler.
Adamcağız hayatını tehlikede görünce ve laf anlatamayınca
bari ölmeden önce iki rekat namaz kılayım demiş, ALLAH-u
Ekber diyerek namaza durunca, onu yakalayanlar hemen ellerini
çözmüşler ve onu bağırlarına basmışlar...Tabiî ki, dinsizlere,
ateistlere, Sırat-ı Müstakim'den çıkmışlara namaz kılın
demiyoruz.  Onların önce hidayete gelmeleri gerekir. Namaz
hidayetten sonradır. Kalbinde imanı olan herkes beş vakit
namaza en uygun şekilde davet edilmelidir.

 






4- Hür ve mukim yani seferi olmayan erkek Müslümanların
beş vakit namazları cemaatle kılmaları dinî bir mecburiyettir.
Müslümanlıkta cemaatle namaz kılmaya büyük bir ehemmiyet
verilmiştir. Büyük sevaba ermek ve ihtilâftan kurtulmak
için cemaate devam etmelidir. Cemaat ne kadar çok olursa,
fazilet de o mertebede fazla olmuş olur. Abdullah b. Ömer
(R.A.)den rivayete göre Rasûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
"Cemaatle namaz kılmanın sevabı, tek başına namaz kılmanın
sevabından yirmi yedi kat fazladır." 5 Buyurmuşlardır.

 







Cemaate devam, İslâm şîarından, iman alâmetlerindendir.
Cemaatle kılınan namaz ile müslümanların birliği, birbirine
bağlılığı gösterilmiş olur, müslümanların arasında bir
muhabbet, bir dayanışma- yardımlaşma duygusu uyanır,
bilmeyenler bilenlerden istifade eder. Salih kimselerle beraber
yapılan ibadetlerin, duaların ALLAH katında kabul edilmesi çok
daha fazla umulur. Binaenaleyh “İsterse yalnız kılar,
isterse cemaatle kılar...” sözü eksiktir, yanılgıya götürebilir.
Çünkü cemaat, Hanefî mezhebine göre sabah namazının sünnetinden
daha kuvvetli, vâcibe yakın bir sünnet-i müekkede olup, şer'î
özür olmaksızın terki câiz değildir. Bu asır Müslümanları
maalesef beş vakit namazın cemaatle edası hususunda büyük
ihmal, gaflet, gevşeklik içindedir. Bütün hoca ve şeyh efendiler,
Ehl-i İslâm'ı bu konuda uyarmaları ve onlara örnek olmaları
gerekir. İslâmcılık tasladıkları halde namaz kılmayan birtakım
adamlar iyi Müslüman değil, Müslüman müsveddesi ve karikatürüdür.
Namazı boşlayan, namazı ihmal eden,namazı hafife alan Müslüman
bir toplum batmaya, yıkılmaya mahkûmdur. Kılmayanların hiçbir
mâzeretleri yoktur. Zengin, varlıklı, kodaman, ünlü, makamlı,
mevkili, unvanlı Müslümanların camiye ve’l-cemaate gelmemeleri
onlar için çok büyük bir ayıptır. Örnek olmaları, farz
namazları, devamlı gelemeseler bile zaman zaman camilerin
ön saflarında ihlâsla kılmaları gerekir.

 







İmamları beğenmedikleri, düzene muhalif oldukları için camiye
gitmeyen birtakım Müslümanların, farz namazları kendi aralarında
cemaatle kılmaları gerekir. Kaldıki Şeriatımız ve fıkhımız, fısk
ve bid'atlari kendilerini küfre götürmeyen kimselerin bile ardında
namaz kılmaya cevaz vermiştir. Camiye gitmemeleri, resmî
imamların ardında namaz kılmamaları tartışılabilir ama münferid yani
tek başına farz namaz kılmalarının yanlışlığı ve sakıncası
tartışılmaz. Müslüman şehrinde ve mahallesinde ezan okunur.
Müslüman erkekler şer’i bir özürleri yoksa farz namazları camilerde
cemaatle kılmalıdır. Cemaati terk eden bir İslâm toplumu azaba
duçar  olur. Müslümanlar elden geldiği kadar cemaate katılmalıdır.
Camilerde  cuma günlerinde hem vaazlarda, hem hutbelerde cemaat beş
vakit namaza  çağrılmalıdır. Cuma cemaatinin büyük kısmı beş vakti
kılmamaktadır.  Tesirli vaazlar ve hutbeler bu konuda büyük bir
fütuhata yol açabilir.  Müslümanlar hem namaza, hem de elden geldiği
kadar cemaate katılmaya  davet edilmelidir. Camilerde cemaati
usandıracak, cemaatten soğutacak  uzatmalar yapılmamalıdır.
Öyle camiler var ki, onbeş dakikada sünnetleri  ve tesbihatı
ile bitirilebilecek bir namazı yarım saat uzatmaktadır. Bu 
da cemaati usandırmakta, kaçırmaktadır.Okumuş, kültürlü, tanınmış,
makam mevki sahibi, halkın güvenini kazanmış seçkin Müslümanlar
sık sık camilere gitmeli, cemaat içinde bulunmalıdır.Onları gören
halk ve gençlik de böylece cemaate, camiye yönelir. Müslüman öyle
akıllı bir insandır ki, kendine yararlı olan şeylerle zararlı
olan şeyleri bilir, yararlı olanları yapar, zararlı olanlardan
kaçınır. Namaz, bir Müslüman için, kendisine en fazla yararı olan
bir eylemdir. Bu yararı ancak, dini imanı para ve rant olan
münafıklar bilmez, anlamaz. Bir Müslümanı namaza başlatmak hususunda
vesile olan kimse gerçekten büyük bir hizmet yapmış olur.
ALLAH'ın rızasını kazanır, büyük ecir elde eder.

 







Namaz ve’l-cemaat propagandası ve daveti kabak gibi yapılmaz.
Her şey tatlılıkla, güzellikle, nefret ettirmeden, üzmeden,
kırmadan, sevgiyle yapılmalıdır. Türkiye’de, beş vakit namaz
kılan Müslümanların bir kısmının “Namazla ilgili birtakım hizmetler
ve faaliyetler yapması gerekir.” Namaz kılmak bir farz-ı ayndır.
Yani, her Müslümanın mutlaka yerine getirmesi, eda etmesi gereken
kesin ve temel bir emirdir. Namaz için çalışmak da yine farzdır.
Kimlere farzdır? Aklı, kültürü, ilmi, imkânı olan Müslümanlara...
Böyle Müslümanlar “Biz namazımızı kılarız,vazifemizi yapmış
oluruz...” dememelidir. Hem namazlarını kılacaklar, hem de
diğer Müslüman kardeşlerinin kılması için çalışacaklar.
Maalesef bu çalışmaları, bu hizmetleri hakkıyla yapamıyoruz.
Namaz hususunda ne gibi faaliyetler yapabiliriz?

 





1- Namaza teşvik edici, çok tesirli, çok faydalı,
çok kıymetli broşürler, kitapçıklar, kitaplar yayınlanmalıdır.





2- İmkânı olan Müslümanlar bu kitapları alıp
“uygun bir şekilde” dağıtmalıdır. Dikkat buyurunuz,
uygun bir şekilde dedim. Uygun olmayan, yanlış bir
propaganda, bazen kaş yapayım derken göz çıkartır.





3- Zamanımızda, hemen hemen herkesin
otomobili var. Bu otomobilleri gezmek, tozmak, işimize
gidip gelmek, zevk ve sefa, piknik yapmak,
hava atmak için bol bol kullanıyoruz. Otomobillerimizle
namaza gitmeliyiz. Uzak yerlerdeki camilerin
cemaatlerine katılmalıyız. Her gün olmasa bile,
sabah namazlarına gitmeliyiz. Böyle şeyleri kaçta
kaçımız düşünüyor ve yapıyor?





4- Namaz konusundaki propagandalar, dâvetler,
hizmet ve faaliyetler iki türlü olur: Doğrudan
doğruya ve dolaylı olarak. Doğrudan doğruya yapılan
propagandalar bazen reaksiyona sebep olur,
olumsuz neticelenir. En iyi propagandalar, dolaylı
propagandalardır.





5- Cumartesi ve pazar sabahları, komşularımız
ve tanıdıklarımızla daha önceden anlaşarak
belli yerlerdeki camilere gitmeliyiz. Namazı kıldıktan
sonra, bir yerde huzur ve neşe içinde sabah
kahvaltısı yapmalıyız. Birtakım namaz kılmayan
gençler ve çocuklar şöyle davet edilmelidir: “Yarın,
sabah namazını filan camide kılacağız, sonra filan
yerde kahvaltı yapacağız, senin de aramızda bulunmanı
istiyoruz.”





6- Kültürlü, tahsilli, makam ve mevkii sahibi
temsilci Müslümanların, sık sık, ellerinden geldiği
kadar farz namazları camilerde kılmaları gerekir.
Maalesef zamanımızda bu gibi kimselerin büyük
kısmı, hele İslâmcıların hemen hemen yüzde yüzü
camiye gitmiyor, cemaate katılmıyor. Bu ne büyük
bir eksikliktir. Farz edelim, halkın sevdiği bir yazar,
yahut bir fikir adamı, yahut tanınmış bir yüksek bürokrat,
büyük bir camide halkla birlikte namaz kılıyor.
Onun bu hareketi, ne güzel bir teşvik olur.
İhlâsa dikkat edilmelidir, halkın aferinini, beğenisini
kazanmak için camiye gitmek, ihlâsa aykırıdır. Şeytanın
bu gibi tuzaklarına düşmemek için dikkatli
olunmalıdır.






7- Resmî şekilde değil, tamamen tanıdıklar
ve dostlar arasında “namaz komiteleri” kurulmalıdır.
Kur’an-ı Kerim’de:
“Bizim yolumuzda cihad edenlere (cehd
ve gayret sarf edenlere) biz yollarımızı gösterir,
kılavuzluk ederiz.” 6 buyrulmaktadır. Yüzde yüz,
ALLAH rızası için namaz komitesi kurulunca, böyle
hayırlı bir işe teşebbüs eden Müslümanlara ilahî ve
rabbanî esintiler ve yardımlar gelir.





8- Ancak, namaz hizmet ve faaliyetleri esnasında
mezheb, tarikat, cemaat, meşreb, fırka, hizib,
zümre asabiyetlerinden kesinlikle uzak durulmalıdır.
Namaz, İslâmî bir kurumdur, binaenaleyh bir
tarikata, bir cemaate veya başka bir parçaya alet
edilmemelidir. Namaz için çalışırken, mensubu bulunduğum
tarikata da hizmet edeyim düşüncesi
yanlış olur.






9- Uyanık, şuurlu, irfanlı Müslümanlar namaz
için çalışırken, cemaat meselesini de ihmal etmesinler.
Erkek Müslümanlar için cemaat, farza-vacibe
yakın bir emirdir. “Canım isterse tek başıma
kılarım, canım isterse cemaate katılırım...” düşüncesi
Kur’an’a, Sünnete, Şeriata, fıkha, İslâm’ın ruhuna
aykırıdır. Kur’an-ı Kerim’de bize, Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'e uymamız, itaat etmemiz
emrediliyor. O, farz namazları hep cemaatle
kılmıştır. Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlüllah
(S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Canım kudret elinde olan ALLAH'a yemin
olsun, içimden öyle geçti ki, bir çok odun toplanmasını
emredeyim. Odunlar yığılsın. Sonra
namaz için ezan okunmasını emredeyim; okunsun.
Sonra birine emredeyim de o insanlara
imam olsun. Sonra o cemaati bırakayım da namaza
gelmeyen erkeklerin üzerine gidip evlerini
üstlerine yakıvereyim. Ve yine nefsim
elinde olan ALLAH'a yemin ederim ki, onların
herhangisi (burada) semiz etli bir kemik parçası
yâhud iki tâne güzel paça bulacağını bilir olsaydı,
muhakkak yatsı namazına gelip hazır bulunurdu.
” 7 buyurmuşlardır. Cemaat, ihtiyarî yani
Müslümanın seçimine bırakılmış bir şey değildir...
Dinsizlerin şimdiden hazırlanmış planları vardır,
bekliyorlar. Camilerde cemaat kalmasın ve bazılarını
kapatsınlar. Onlara bu fırsatı vermeyelim.






10- İslâm’daki en büyük amelî ibadet, en
büyük eylem beş vakit namazdır. Bunun böyle olduğu
Kur’an’la, Sünnetle, icma ile sabittir. Binaenaleyh
Müslümanlar, namazın edası ve ikamesi
yani dosdoğru kılınması işini vazifelerinin birinci
maddesi olarak ele almalıdır. Hiçbir tarikat, cemaat,
hizib, fırka, meşreb faaliyeti, beş vakit namazdan
daha önemli olamaz. Zaten Ashab-ı Kiram, Tabiîn,
Selef-î Salihîn, müctehid imamlar, büyük evliyaullah,
kâmil mürşidler, hakikî şeyhler namazı, uygulamayla
ilgili emirlerin birincisi olarak kabul
etmişler, hem kendileri kılmışlar, hem de Ümmet-i
Muhammed’e “Mutlaka kılın!” demişlerdir.

 





Müslümanlar şu hususu çok iyi anlamalı ve bilmelidir:
Namazı terk ederek, namazı ihmal ederek, namaz hususunda
tehâvün göstererek yani namazı hafife alarak kesinlikle
kurtulamazlar. İyi bilinmelidir ki, Müslümanlar namazı büyük
ölçüde kılsalar, fakat cemaati terk etseler yine kurtulamazlar.
Enes b. Malik (R.A)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz: "Cemaat rahmet, tefrika azaptır" 8 buyurmaktadır.
Zayıf Müslümanlar beş vakti de cemaatle kılamayabilir.
Lakin cemaati büsbütün terk etmek olmaz. Bu bir fetva ve
ruhsat değildir: Günde en az, bir vakti cemaatle kılmalıyız.
Namazın siyasetle, rejimle, laiklikle doğrudan doğruya ve
dolaylı olarak bir alakası yoktur. İslâm düşmanlarının
namaza, cemaate, camiye kötü gözle bakmaları, onların
cahilliğini, medeniyetsizliğini, zalimliğini gösterir.
Medenî bir dinsiz, Müslüman vatandaşının camisine,
ibadetine karışmaz. Ben dinsizim, onlar dindardır der, vicdanlar
üzerinde terör ve baskı uygulamaz. Sırası gelmişken şu hususu
da belirtmemiz gerekir: Hiçbir işçi, memur, çalışan, namaz kılma
bahanesiyle işini ve vazifesini aksatamaz. Abdest almak için
yirmi dakika harcayacak, namaz kılmak için yirmi dakika
harcayacak, etti kırk dakika. İş saatlerinde, yaz aylarında iki
vakit namaz kılsa, bir buçuk saate yakın zaman harcayacak.
Vicdanlı bir Müslümanın bu hususta çok dikkatli olması gerekir.
Abdestini öğle tatilinde almalıdır, namazını da, denk geliyorsa
öğle tatilinde, denk gelmiyorsa çok kısa bir zaman dilimi
içinde eda etmelidir. Hatta namaz için geçirdiği zamanı devlete,
iş sahibine, patrona telâfi etmelidir. Öyle ya, ALLAH için ibadet
ediyor, devletten veya patrondan o zamanın ücretini alıyor.
 Buna hakkı yoktur.


.............................................................
1 AnkEbût suresi; 45, 2 Bakara suresi; 110 , 3 Deylemi; Firdevs;
 No: 3723. 2/388, 4 Deylemi; Firdevs; No: 3795. 2/404, 5 Buhari;
Cemaat:2; No:619; 1/231, Müslim; Mesacid: 42; No:650; 1/450,
 Nesâi; İmamet:42; No:837; 2/103, A. b. Hanbel; No:5310; 2/65 ,
6 AnkEbût sûresi: 69, 7 Buhari: cemaat ve'l-imame:1; No:618;
1/231, 8 Münavî, Feyzu'l-Kadir, 3/357, No: 3624