Veda Hutbesi

e-Posta Yazdır PDF



Bütün okuyucularımı, şu anda şu satırları yazdığım, dünyanın en şerefli
beldesi Mekke-i Mükerreme’den,Kabe-i Muazzama’dan kalbi muhabbetlerimle
selamlıyorum. Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
Resûlullah (S.A.V.) efendimiz, Arafat’a varınca, kıyamete kadar insanlığa
ışık tutacak bir çeşit “İnsan hakları beyannâmesi” niteliğinde olan
meşhur Veda Hutbesi’ni burada okumuştur. Bu veda haccından bir yıl önce nazil
olan Tevbe sûresinde: Müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i
Haram’a yaklaşmamaları1 emredildiği için, Veda Haccı’nda Mekke-i Mükerreme’de
sadece Müslümanlar vardı. Hutbeyi de yalnızca Müslümanlar dinlemişti. Arafat’ta
yüz binin üzerindeki hacıya hitaben bir hutbe okuyan Resûlullah (S.A.V.) efendimiz,
sesinin bütün hacılar tarafından işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli
sahabelerden bazılarını görevlendirdi.Resûlullah (S.A.V.) efendimizin sözlerini
tekrar eden bu kişiler hutbenin bütün hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı.
Devesi Kusva’nın sırtında olduğu halde Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şu hutbeyi
okudu:

 



Bismillâhirrahmanirrahim.
Hamd ü sena sadece ALLAH
Teâlâ’ya mahsustur. Biz de O’na
hamd ederiz. O’ndan yardım dileriz.
Bizi affetmesini niyaz ederiz. O’na
tevbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden,
yaptıklarımızın kötülüklerinden
ALLAH Teâlâ’ya sığınırız.
Hidayete gideceklerini bildiği için
ALLAH Teâlâ’nın hidayete erdirdiğini, hiçbir
kimse saptıramaz. Yine sapacağını bildiği için
saptırdığını da hiçbir kimse hidayete erdiremez.
ALLAH Teâlâ’dan başka hiçbir ilâh olmadığına,
ALLAH Teâlâ’nın birliğine ve ALLAH Teâlâ’nın
kulu ve peygamberi olduğuma şehadet ederim.

Ey ALLAH Teâlâ’nın kulları! Sizlere ALLAH
Teâlâ’dan korkmayı tavsiye ederim. Sizleri
ALLAH Teâlâ’ya itaat etmeye teşvik ederim.
Böylece en hayırlı şeyle başlamış olurum.
Bundan sonra:

Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyin. Sizleri
aydınlatayım. Hac menâsikini, yani yapılışına
ilişkin uygulama, fiil ve davranışlarını benden
alınız. Ben bu haccımdan sonra hac yapıp yapamayacağımı
bilmiyorum. Belki bu seneden
sonra bir daha sizinle burada buluşamayacağım.
Bu nasihatlerimi, burada bulunan bulunmayana
ulaştırsın.

Ey insanlar! Bugünün hangi gün olduğunu,
bu ayın hangi ay olduğunu ve bu beldenin
hangi belde olduğunu biliyor musunuz?
Orada bulunan sahabe:
- Bu belde mukaddes bir belde, bu ay mukaddes
bir ay, bugün de mukaddes bir gündür,
diye cevap verdiler.

Ey insanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes
bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ve
bu beldeniz Mekke-i Mükerreme de nasıl mukaddes
bir belde ise Rabbinize kavuşuncaya
kadar canlarınız, mallarınız da öylece mukaddestir
ve birbirinize haramdır.

Ey insanlar! Bilin ki herkes cinayetinden,
bizzat kendisi sorumludur. Cinayet işleyen kendine
karşı cinayet işlemiş sayılır. Hiçbir babanın
cinayetinden oğlu sorumlu tutulmaz.
Binaenaleyh çocuk babasına karşı cinayet işlemesin.
Baba da çocuğuna karşı cinayet işlemesin.
Haberiniz olsun ki! Müslüman,
Müslümanın kardeşidir.

Ey insanlar! Kimin yanında bir emanet
varsa onu sahibine versin. Borç mutlaka yerine
verilecek, ödenecek; kiralanan şey de sahibine
iade edilecektir. Kefil, tazminatla mükelleftir.
Cahiliyet devrine ait her çeşit faiz kaldırılmıştır.
İlk kaldırdığım faiz, Abdülmuttalib’in oğlu
Amcam Abbas’ın faizi idi. Fakat sizin için asıl
anaparayı alma hakkı vardır. Böylece ne kimseye
zulmetmiş olursunuz ne de zulmedilmiş
olursunuz. ALLAH Teâlâ, faiz yoktur diye hükmetti.
İyi bilin ki cahiliye adetlerinden her şey
şu iki ayağımın altındadır.

Ey ashabım! Cahiliyyet devrinde güdülen
kan davaları da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk
kan davası; Abdülmuttalib’in torunu Rabiatül-
Haris’in oğlu Amir’in kan davasıdır. Cahiliyet
devrinden kalan bütün örf ve adetler kaldırılmıştır.
Ancak Kâbe’ye dair hizmet işleri ve
hacca gelenlere su vermek adetleri bakidir.
Kasten öldüren kısas edilecektir. Sopa ve taşla
öldürülen ise kasten öldürülmüşe benzer. Sopa
ve taşla öldürülenin yüz deve diyet hakkı vardır.
Bunu artıran cahiliyyet devrinin insanı gibidir.
Zulmetmeyiniz, zulmetmeyiniz, zulme
uğramayınız!

Ey insanlar! Artık şeytan bu topraklarınızda
kendisine tapılmaktan ümidini kesmiştir.
Fakat tapılmanın dışında basit gördüğünüz
amellerinizde şeytana uymanız onu memnun
kılacaktır. Dininizi muhafaza hususunda ondan
çok sakınınız.

Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi
ve bu hususta ALLAH Teâlâ’dan korkmanızı
tavsiye ederim. Çünkü onlar, emriniz
altındadır. Sizin üzerinizde kadınlarınızın ve kadınlarınız
üzerinde de sizin karşılıklı haklarınız
vardır. Kadınlarınızın üzerinde olan sizin haklarınız
şunlardır: Kadınlarınızın: Aile yatağına sizden
başka hiçbir kimseyi ayak bastırmamaları,
izniniz olmadan sevmediğiniz hiçbir kimseyi
evlerinize almamaları, fuhuş ve rezalette bulunmamalarıdır.
Şayet kadınlar bu yasaklananlardan
birini yaparlarsa, ALLAH Teâlâ, siz
erkeklere kadınları hafif bir şekilde dövmenize,
onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve evlenmelerine
mani olmanıza izin vermiştir. Şayet
kadınlar bu fena hallerinden vazgeçer size itaatte
bulunurlarsa, üzerinizde onların hakkı
şudur: Kadınlarınızın rızkını ve mutad olan
giyim eşyasını temin etmektir.
Kadınlar sizin yanınızda yardımcılardır. Bir
şeye malik değillerdir. Siz kadınları ALLAH Teâlâ’nın
emaneti olarak aldınız. Onları ALLAH Teâlâ’nın
emriyle kendilerinize hanım edindiniz.
Kadınlar hakkında ALLAH Teâlâ’dan korkun,
onlara karşı merhametli davranın, hayrı tavsiye
edin. Hiçbir kadın erkeğinin izni olmaksızın
evinden birşey harcayamaz. Ashaptan bazıları
yemek de mi veremez? deyince, Resûlullah
(S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu: Yemek insanların
en değerli malıdır.

Ey insanlar! Mü’minler ancak kardeştir.
Bir Müslümana, Müslüman kardeşinin malından
hiçbir şey helal değildir. Ancak isteyerek
verdiği helâldir. Haksızlık da yapmayın. Haksızlığa
da boyun eğmeyin.

Ey ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz.
Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

Ey ashabım! Benden sonra kâfirler gibi olmayın.
Birbirinizin boynunu vurmayın. Ben sizlere
ALLAH Teâlâ’nın kitabını ve Peygamberinin
sünnetini bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe
asla doğru yoldan şaşmayacaksınız.

Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Hepiniz
Hz.Âdem (A.S.)ın çocuklarısınız. Hz. Âdem
(A.S.) ise topraktandır. ALLAH Teâlâ katında en
hayırlı ve kıymetli olanınız en çok takva sahibi
olanınızdır. Şüphesiz ki ALLAH Teâlâ çok iyi
bilen ve her şeyden haberdar olandır. İyi bilin
ki, arabın arab olmayana; arab olmayanın arap
olana, sarı ırktan olanların zencilere, zencilerin
de sarı ırktan olanlara üstünlüğü ancak takva
iledir.

Ey insanlar! ALLAH Teâlâ’dan korkun, halife
olarak başınıza burnu, kulağı kesik bir köle
dahi seçilmiş olsa, ALLAH Teâlâ’nın kitabıyla
hükmettiği müddetçe onu dinleyin ve ona itaat
edin.

Ey insanlar! ALLAH Teâlâ’dan korkun beş
vakit namazınızı kılın, Ramazan ayındaki oruçlarınızı
tutun, mallarınızın zekâtını verin, amirlerinize
itaat edin ki, Rabbinizin cennetine
giresiniz.

Ey insanlar! Ben hepinizden önce Kevser
Havzına varacağım. Sizin çokluğunuzla diğer
ümmetlere karşı iftihar edeceğim. Benim yüzümü
karartmayın. Ben birtakım insanları kurtaracağım.
Bir takımları da benim kendilerini
kurtarmamı isteyecekler. Ben Ya Rab! Bunlar
benim ashabım, ashabcıklarım diyeceğim.
ALLAH Teâlâ da: “Senden sonra, onların neler
yaptığını, sen bilmezsin.” buyuracak.

Ey insanlar! Cenab-ı Hak, her hak sahibine
hakkını vermiştir. Her varisin, miras malından
olan nasibini beyan etmiştir. Artık varise
vasiyyet etmek caiz değildir. Varisin dışında
olanlara vasiyyet ise, miras malının sadece
üçte bir miktarına kadar caizdir. Çocuk kimin
döşeğinde doğmuş ise ona aittir. Zina eden için
mahrumiyet vardır. Bunların hesapları ise
ALLAH Teâlâ’ya aittir.
Babasından başkasını
baba edinen veya efendisinden başkasını
efendi edinene; ALLAH Teâlâ,
melekler ve bütün insanlar lanet ederler.
Böyle bir kişiden ne mal, ne de can fedakârlığı
kabul edilir.

Ey insanlar! Aşırı gitmekten sakının.
Geçmiş ümmetlerin mahvolmalarının sebebi:
Dinde aşırı gitmeleriydi.
Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar.
Ne diyeceksiniz? Risale-timi tebliğ
ettim mi? İlahi vazifemi yaptım mı? Bütün

Ashab-ı Kiram:
- Evet, yemin ederiz, ALLAH Teâlâ’nın
risaletini tebliğ ettin, vazifeni yaptın. Bize
vasiyyet ve nasihatte bulundun. Böylece
şehadette bulunuruz, dediler. Bunun üzerine
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz mübarek
şehadet parmağını göğe kaldırarak,
sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek:
“Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab!
Şahit ol Ya Rab!” buyurdu.

Muhterem okuyucu!
İşte veda hutbesi... Kemâl ifadesi... Son
Resûlün genel anlamda son nefesi... Alıcı bulunursa,
Arafat semasında saklıdır O’nun
sesi... Veda hutbesi... Son Peygamberin tüm
insanlığa, son tavsiyesi... Dünyayı değiştiren
sesi… İslâm’ın bir başka şeref abidesi... İnsan
hakları beyannamesi…
Muhterem hacı kardeş!
Gel! Beraber çözelim, Veda Hutbesinin
son cümlesini:
“Tebliğ ettim mi?”
“Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit
ol yâ Rab!”

Bu sözler; Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin,
Peygamberlik hesabını verişiydi. Çünkü O da sorumlu
bir kişiydi.
“Andolsun ki, kendilerine peygamber
gönderilenlere soracağız, peygamberlere de
soracağız!”2
ALLAH Teâlâ’dan başka herkes için değişmeyen
son. Sorumluluk!.. Sorumlulukta yüz aklığı,
ne mutluluk!.. Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz,
yüz binlerin “evet tebliğ ettin!” şehadetiyle gitti Rabbisine...
Ya biz Müslümanlar, ya bizler nasıl çıkacağız
ALLAH Teâlâ katına? Düşünceler düşüncesi,
bu muammayı çözmesi! Haydi Müslümanlar! İşte
meseleler meselesi! Bence bu noktada düğümlenir
ve çözülür Veda Hutbesi...
Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin Arafat’ta
okuduğu bu Veda hutbesi bir insan hakları belgesidir.
Bu hutbe ile, insanlığın hayatında önemli bir
değişim başlamış, insanlığın ufkunda yeni bir ışık
doğmuştur.

Artık haksızlığın ve geçici dünya ölçülerine
dayalı ayrımcılığın yerini adalet ve eşitlik almıştır.
İnsanların ALLAH Teâlâ katında en değerlisi
ve en hayırlısı: ALLAH Teâlâ’dan en çok korkan,
O’na en bağlı olan, insanlara en faydalı olandır.
Bu sebeple Müslümanlar için bir çeşit ‘insan
hakları beyannâmesi’ niteliğinde olan Veda Hutbesi
aslında Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin duruşunun
en açık göstergelerindendir.

O gün, yüzbin
kişiye hitap eden Resûlullah (S.A.V.) efendimiz,
hutbesinde hem kendi duruşunu, hem de Müslümanların
duruşlarının nasıl olması gerektiğini deklare
etmiştir. Şöyleki:

1- Müslümanların canları ve malları, içinde
bulundukları kutsal zaman ve mekan kadar saygın
ve dokunulmazdır.
2- Kadınlar, ALLAH Teâlâ’nın emanetidir ve
onların hakları, iffetleri ve ihtiyaçları konusunda bu
sorumluluk bilinci ile hareket edilmelidir.
3- Kan davası ve faiz gibi cahiliyye gelenekleri
kaldırılmıştır.

4- Sapıklığa düşmemeleri ve sımsıkı sarılmaları
için Müslümanlara ALLAH Teâlâ’nın Kitabı’nı
ve kendi Sünnetini bırakmıştır.

 

Görüldüğü üzere insanlar arasındaki olumsuz ayrımcılıkların tamamen ortadan
kaldırılması, temel insan haklarına ilişkin ilkeler, dünya ve ahiret
mutluluğu için gerekli prensipler bu hutbede yer alan hususlardan bazılarıdır.
Fakat bu hutbedeki en can alıcı nokta, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin,
Kur’ân-ı Kerim’i ve buna bağlı olarak kendi Sünnetini bize emanet olarak
bıraktığını özellikle vurgulaması ve bunlara sarıldığımız takdirde yolumuzu
şaşırmayacağımızı ifade etmiş olmasıdır. İşte bu bakımdan değerli kardeşlerim,
burada, bu büyük günde, Resûlullah (S.A.V.) efendimizin: “Tebliğ ettim mi?”
sesine candan kulak vererek: “Evet, ey ALLAH Teâlâ’nın elçisi, sen tebliğ
ettin, tebliğ görevini yerine getirdin. Senin mesajın bize ulaştı. Bundan sonra
bu mesajı taşımak bizim görevimiz.” diyerek bu mübarek meydandan İslâm’ın bu temel
ilkelerinin savunucusu ve taraftarı olmak azmi ve kararlılığı içinde ayrılmalıyız ki,
hac gibi ulvî bir ibadetin anlam ve gayesine ulaşmış olalım.

 




İşte bu kutlu yerde ve bu kutlu mekanda yanımıza alarak geri döneceğimiz en önemli
hediye, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin bu emaneti olacaktır. Bu asırda Hz.
Peygamber (S.A.V.) efendimizi tanımaya ve O’nun güzel ahlakını, yolunu öğrenmeye her
zamankinden daha çok ihtiyacımız var. En güzel örnek olmasına rağmen, Hz. Peygamber
(S.A.V.) efendimizi hakkıyla ve yakından tanıyamadık. Sünnetini yeterince yaşayamıyoruz.
Bunun ezikliği ve her şeyden önemlisi O’na layık bir ümmet olamamanın verdiği mahcubiyet
içerisinde buradan O’nun örnek ahlâkını da alarak dönmeliyiz. ALLAH Teâlâ ve Resûlü
(S.A.V.) efendimize itaat edeceğimize, bundan böyle bütün hayatımızda Resûl ile birlikte
yol tutacağımıza, O’nu kendimize örnek edineceğimize dair söz vererek dönmeliyiz bu
yolculuktan.