Günahlardan arınma mevsimi: Üç Aylar

e-Posta Yazdır PDF

            ALLAH Teâlâ, mekânlar içinde mukaddes mekanlar; zamanlar içinde de mukaddes zamanlar yaratmış olup, insanlara rahmetini ve nimetlerini çokça ihsan ettiği belli vakitler, belli mevsimler vardır. Haftanın günleri arasında Cuma; kameri aylardan olan ve İslâm alemince “üç aylar” diye bilinen: Recep, Şaban ve Ramazan ayları bu türden feyiz ve bereketi bol zaman dilimlerindendir.


            Şüphesiz bu aylar, dünyanın ağır meşgaleleriyle bunalan ruhlarımızı dinlendirmek ve kulluk şuuru içinde Yüce ALLAH’ın rahmet ve merhametine sığınmak için çok kıymetli fırsatlardır. Yüce ALLAH’a bu aylarda yapılacak yakarışlar, tevbe ve istiğfarlar, kalıcı iyilik ve hayırlar, gönülden paylaşılan sevinç ve kederlerin mükafatı insanlara kat kat verilecektir.

            ALLAH’a şükürler olsun ki,  pek feyizli ve bereketli bir maneviyat, rahmet ve mağfiret mevsimine yüce ALLAH’ın lütfuyla ulaşmış bulunuyoruz. Asırlardan beri bütün Müslümanlar, pek feyizli, bereketli ve birbirinden sevap ve fazilet bakımından pek güzel ve bir nevi hasat mevsimi olan bu üç aylara erişmenin manevî hazzını duymuşlar ve hatta birçok mü’min kardeşlerimiz bu mübarek ayları oruçlu geçirmişlerdir. Bu aylar Müslümanlar tarafından derin bir saygı ve dinî heyecanla karşılanır. Diğer aylara nisbetle daha çok ibadetle değerlendirilmeye çalışılır. Hemen her Müslüman bu ayların girişi ile bir hazırlık yapar. Geçmişini gözden geçirerek düzenli bir geleceğe kavuşmanın imkanlarını arar.

            Receb, Şaban ve Ramazan ayı, İslâm alemince “mübarek” yani bereketli aylar olarak görülmüş ve isimlendirilmiştir. Bu aylar gerçekten mübarek aylardır. Çünkü Kurban Bayramı ve Mevlid Gecesi dışındaki mübarek gün ve geceler bu aylar içindedir. İnsanlık için bir hidayet kaynağı olduğunda şüphe olmayan Kur’an-ı Kerîm bu aylardan biri olan Ramazan ayında inmeğe başlamıştır. İslâm’ın beş temel ibadetinden biri olan oruç da bu aya tahsis edilmiştir. Bu aylarda meydana gelen dinî olaylar, bu aylara kudsiyet ve hususiyet kazandırmıştır.

            Hicrî-kamerî aylardan olan ve dinî duyguların yoğunluk kazandığı, merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma hislerinin doruk noktaya ulaştığı, hayır ve iyiliklerin arttığı bir zaman dilimi olan; İslâm alemince de “üç aylar” diye isimlendirilen: “Receb, Şaban ve Ramazan” ayları hakkında, Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

            “Receb ALLAH Teâlâ’nın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır,” buyurmuşlardır.1

            Hadis-i şerifte Recep ayı için: “ALLAH Teâlâ’nın ayı” denilmesi, bu ayın şerefine işaret içindir. Aslında bütün aylar, bütün yıllar, bütün zamanlar, bütün mekanlar, bütün varlıklar, bütün insanlar, cümle eşya her şey ALLAH Teâlâ’nındır. Ama her şey ALLAH Teâlâ’nın iken, “Recep ALLAH Teâlâ’nın ayıdır” demekten maksat ne?.. Bundan maksat, “Recep ayında ALLAH Teâlâ Hazretleri, kulları çok afv ü mağfiret ediyor; kulları çok affettiği, tevbe eden kullarını çok bağışladığı bir aydır.” demek oluyor.

            Receb ALLAH Teâlâ'nın ayıdır. Günahları bağışlar, Receb kelimesinin “Re” harfi, ALLAH Teâlâ'nın rahmetine; “Cim” harfi, ALLAH Teâlâ'nın cömertliğine; “Be” harfi, ALLAH Teâlâ'nın birr u ihsanına delalet eder. ALLAH Teâlâ Receb ayında, başından sonuna kadar kullarına üç şekilde izzet ve ikramda bulunur. Bunlardan birisi, az emekle bol rahmet ve bereket; ikincisi, cömertlikte sınırsızlık, yani bu aya hürmet eden kullarına bol bol vermesi demektir. Üçüncüsü, cefasız birr u ihsandır ki, iyilik üzerine iyilik, yardım üzerine yardım, bağışlama üzerine bağışlamadır.”2

            O bakımdan ALLAH Teâlâ’nın kullarına tevbe kapısını, affetme, mağfiret eyleme kapısını açmış olduğu bir ayın kapısından geçmiş oluyoruz. Demek ki, Receb ayında tevbe edeceğiz, ALLAH Teâlâ’nın affını, mağfiretini isteyeceğiz. Şaban ayında Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin has ümmeti olmağa çalışacağız. Ramazan ayında da ALLAH Teâlâ’nın lütfuna ermeye, ümmet olarak mükâfatları kazanmaya gayret edeceğiz. Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Receb ayına girdiği zaman:
            “ALLAHümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban ve belliğnâ Ramazan. = Ey ALLAH'ım! Receb ve Şaban ayını bize mubarek kıl. Ve bizi Ramazana ulaştır.” diye dua ederlerdi.3

            Receb tevbe ayıdır, kullar tevbe eder. ALLAH da receb ayında kullarının tevbesini kabul eder. Onları affeder, günahlarını bağışlar, amel defteri bembeyaz olur.

            Şaban, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin benim ayım dediği bir ay... Tabii biz de, Şaban ayında Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz hazretlerine bağlılığımızı, sünnet-i seniyyesine ittibâmızı, O’na salât ü selâmımızı çok yaparak, Şaban ayını da ibadetle tâatle geçirmeğe gayret etmemiz gerekir.

            Ramazan da bizim, Ümmet-i Muhammed'in ayıdır. Ramazanda da gayretimizi son noktaya getirerek, bu aylarda başlamış olduğumuz güzel çalışmanın sonucunu, ekimin hasadını almalıyız. Demek ki, bütün bu rivayetlere topluca baktığımız zaman, bu üç aylık devre içinde insanın Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği yola girmesi, tevbe edip ibadetlere başlaması, iyi bir Müslüman olarak yaşaması, oruçlarla nefsini ıslah edip, iradesini kuvvetlendirip içini dışını temizlemesi, sevabları kazanması, mübarek bir hayat yaşaması; Ramazana girince de, bunları arttırıp en son büyük mükâfata erip, dünyada da ahirette de bayrama ulaşması planlanmış oluyor. Kullara bir imkân ve fırsat olarak bahşedilmiş oluyor.

            Receb ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazanı karşılayan aylar olup Ramazan ayının müjdecisidir. Dinimizde ayrı bir değeri olan üç ayların, kişide insanî özelliklerin olgunlaşmasında ve iradenin kontrol altına alınmasında rolü büyüktür. Zira Receb ve Şaban aylarının feyzinden ve bu aylarda bulunan Regaib, Miraç ve Berat gecelerinin rahmetinden istifade yolunu tutan bir kişi Ramazan ayında ise her türlü kötülükten kendini uzak tutar ve insanî vasıflarının artmasına gayret eder. Nihayet Kadir gecesinde yapacağı ibadet ve tevbe ile manevî hazza ulaşır.

            Bu ayların diğer bir özelliği; mü’minleri her çeşit kir, pas ve günahlardan uzaklaştıran, fazileti büyük, rahmeti bol, mağfireti geniş ve bereketi sınırsız olan dinimizdeki beş mübarek geceden dördünün bu aylar içinde olmasıdır.

            Gerçekten bu mübarek üç aylarda ardı ardına gelen “Regaib, Mirac, Berat ve Kadir” geceleri, bin yıllık kızgın, yakıp kavuran hayat çölünde susuzluktan ölmek üzere olan insanların kana kana su içtiği ilâhi rahmet pınarlarıdır. Bütün bu geceler bir bakıma çöllerde yer yer rastlanan vahalara benzerler. Kızgın güneş altında ve kum fırtınaları arasında seyahat eden çöl yolcuları bu vahalarda nasıl dinlenmek, yollarına devam edebilmek için güçlerini yenileme imkanı bulurlarsa, biz inanmış hayat yolcuları da bu mübarek gecelerde bunalan ruhlarımızı ferahlandırmış, kalplerimizi, vicdanlarımızı kaplayan gam-kasavet paslarını, kirlerini silmiş; bir senelik hayatımızın muhasebesini yapmak, günahlarımıza tevbe etmek imkânını elde etmiş oluruz. Yeter ki bu idrake ve bu şuura ermiş olalım.

            Ayrıca; birbiri ardınca gelen mübarek gün ve geceler hayat yolculuğumuz üzerinde konulmuş birer ikaz levhasıdır. Nasıl ki bir şehirden diğer bir şehire giderken yol üzerinde çeşitli levhalar ve ikaz lambaları vardır. Bunların görevi yolculuğun salimen seyretmesi içindir. Bu işaretlere riayet eden canını ve malını korumuş olur. İşaretlere riayet etmeyenler ciddi rahatsızlıklara uğrarlar. İşte üç aylar, diğer mübarek gün gece ve saatleri ayrı bir anlatımla değerlendirmeliyiz. Bu anlar bizim kendimize gelmemize ve günahlarımızdan temizlenmemize vesile olmalıdır. Yaratanımızın bize verdiği fırsatları çok iyi değerlendirmemiz lazımdır.

            Bu mübarek üç aylara kavuşmak büyük bir nimettir. Çünkü geçen sene aramızda bulunan bir kısım akraba, dost ve ahbablarımız yoklar. Biz kendilerine ALLAH Teâlâ’dan rahmet diliyoruz. Binaenaleyh, bu nimetin kıymetini bilip, ondan faydalanmamız gerekir. Mümkün mertebe oruç tutmaya gayret gösterelim. Bu ayları tamamen oruçlu geçiren Müslümanların sayısı pek çoktur. Resûl-i Kibriya (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri de bu aylarda tutulan oruçların faziletinden sık sık bahsetmişler ve kendileri de bu aylarda daha fazla oruç tutmuşlardır.

            Abdullah b. Abbas (R.A.): Receb ayında Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin: “Bu, artık orucu bırakmaz” deyinceye kadar çok oruç tuttuğunu, bazen de, “Bu artık oruç tutmaz” deyinceye kadar orucu terk ettiğini,4 haber vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Receb ayında diğer aylara nazaran daha çok oruç tutmuştur.

            Selman-ı Farisî (R.A.) den rivayet edilen bir hadis-i şerifte: Receb ayında; on rekat ayın başında, on rekat ayın ortasında ve on rekat da ayın sonunda olmak üzere toplam otuz rekat nafile namaz kılmanın faziletinden bahsedilmektedir.

            Bu namaz günahların bağışlanmasına vesile olur ve bir sene oruç tutmuş gibi sevâba nail eder. Ve farz olan namazları devamlı kılmaya yardım eder. Bu namaz mü’mini müşrik ve münâfıktan ayırmaya alâmettir. Bu namazı kılanlar ile Cehennem arasında yetmiş hendek hâsıl olur, her hendeğin arası yer ile gök arası kadardır... buyurulmuştur.5

            Hz. Aişe Validemiz (R.Anha)dan rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimizin nafile oruç tutmayı en çok sevdiği ay: Şaban ayıdır.6 Ayrıca Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz: Ramazan-ı Şerif ayını daha fazla ibadetle ve yüksek bir ubudiyet, kulluk şuuru ile karşılama hazırlığına binaen, bu ayda diğer aylara nazaran daha fazla oruç tutmuştur.

            Nitekim Hz. Aişe (R.Anha) validemiz şöyle der: Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, o derece oruç tutardı ki, biz; bu, artık orucu bırakmaz, derdik. Bazen de orucu öyle terkederdi ki artık bu, oruç tutmaz, derdik. Ben Resûlullah (S.A.V) Efendimizin Ramazan-ı şerif ayından başka hiçbir ayı tamamen oruçlu geçirdiğini görmedim. Şaban ayı kadar hiçbir ayda çok oruç tuttuğunu da görmedim.7

            Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimizin Şaban ayında çok oruç tutması, ameller ALLAH Teâlâ’ya o ayda arz olduğu içindir. Üsame b. Zeyd (R.A.) diyor ki:

    - Yâ ResûlALLAH! Şaban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum, sebebi nedir? dedim. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de:

    - Bu Şaban ayı, Receb’le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki o yani Şaban ayı, amellerin Rabbül-alemin’e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini seviyorum, istiyorum, buyurdu.8

            Diğer bir sebeb: Hz. Aişe (R.Anha) diyor ki: Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Şaban ayının tamamını oruç tutardı. O’na dedim ki:

    - Yâ Resûlellah! Oruç tutmanda, sana ayların en sevimlisi Şaban’dır, değil mi?. Şöyle buyurdu:

    – Evet! Çünkü ALLAH Teâlâ, o sene ölecek olan kimselerin hepsinin isimlerini o ayda yazar. Ben de, oruçlu olduğum halde ecelimin gelmesini seviyorum.9

            Ramazan ayı ise Hz. Peygamber (S.A.V.)Efendimizin "Evveli rahmet,  ortası  mağfiret ve sonu cehennemden  azad olmaktır."10 diye haber verdiği büyük bir ayıır. Bu bakımdan Ramazan ayı; bir müjdeleme, bir uyarma, bir toparlanma, bir daha iyiye gitme ayıdır.

            Sahabe-i Kiram hazeratı Şaban ayında Kur’an-ı Kerim’i çok okumaya başlar ve Ramazan-ı şerife hazırlıklı çıkmaya çalışırlar, bu maksatla işlerini ve halk ile münasebetlerini düzene korlar, borçları varsa öderler, alacakları varsa alırlar, fakir ve düşkünlere de yardım ederek onların da gönüllerini hoş etmeye önem verirlerdi.

            Abdülkadir-i Geylânî (K.S.) şöyle demiştir: Receb cefayı terk ayıdır; Şaban âmel ve vefa ayıdır; Ramazan ise, sadakat ve safa ayıdır. Recep tevbe ayıdır; Şaban muhabbet ayıdır; Ramazan Hakk’a yakınlık bulma ayıdır. Recep hürmet ayıdır; Şaban hizmet ayıdır; Ramazan nimet ayıdır. Recep ibadet ayıdır; Şaban zahidlik ayıdır; Ramazan ise, ziyadesi ile nimetlere ermek ayıdır. Recep ayında, iyilikler kat kat artar; Şaban ayında kötülükler kalkar; Ramazan ayında ikramlar gelmeye başlar. Recep, önce gidenlerin ayıdır; Şaban ortadakilerin ayıdır; Ramazan ise, âsilerin ayıdır.


            Zunnûnî Mısrî (K.S.) şöyle demiştir: Receb âfetlerin geri bırakıldığı, Şaban taatlerin yapıldığı Ramazan ikramların beklendiği aydır. Bu duruma göre: Bir kimse afetleri terk etmez, taatta bulunmaz, ikramları da gözetmez ise o kimse zarar etmiştir. Zunnûnî Mısrî (K.S.) bir başka zamanda şöyle demiştir. Receb ekim, Şaban sulama, Ramazan ise harman ayıdır. Her ekilen biçilir. Her yapılan işin karşılığı görülür. Bir kimse ekim zamanını boşa geçirirse, harman zamanında pişmanlık duyar. Âhirette kötülük göreceğinden dünyada beslediği ümitler de hiç olur.
            Salih zatlardan bazısı şöyle demiştir: Sene bir ağaçtır. Receb ayı, senenin yapraklanma günleridir. Şaban ayı, meyvelenme günleridir. Ramazan ayı ise, senenin meyvelerinin toplandığı günlerdir.

            Şöyle anlatılmıştır: Receb ayı ALLAH Teâlâ’dan gelecek mağfiretlere tahsis edilmiştir. Şaban özel olarak şefaat ayı kılınmıştır. Ramazan ayında iyilikler kat kat verilir. Bunun için tahsis edilmiştir.11

            Görülüyor ki Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve büyüklerimiz bu aylara ve günlere oldukça fazla önem vermişler, ALLAH Teâlâ’ya ibadet ve taatte büyük gayret göstermişler ve biz ümmetlerine güzel örnek olmuşlardır. Bu yüzden ki bu ayların kadr u kıymetini idrak eden ve bu büyük Rahmetten istifade etmeye çalışan büyük zatlar bu ayları büyük bir canlılık içerisinde geçirmişler. Mümkün mertebe oruç tutmuş, Kur’an-ı Kerim okumuş etraflarındaki insanları da bu güzel hasletlerle donatmaya gayret etmişlerdir. İşte asrın kirine-pasına bulaşmış insanlar, kainatın alkışladığı böylesi mübarek ayları vesile kılarak bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını aramalıdırlar. Böylesi günlere bir daha kavuşamama ihtimalini de hesaba katan bir mü'min nasıl bir devlet ve nimetle karşı karşıya kaldığının farkına varırsa umulur ki şanına uygun bir şekilde değerlendirir.

            Bir de bakın! Sanki daha dün uğurladığımız üç aylar geldi ve yine geçip gidecek. Uyumayalım! Ömrümüz de böyle gelip geçiyor. Hani dedelerimiz, ninelerimiz! Hani annemiz, babamız! Hani dostlarımız, kardeşlerimiz! Hani geçen sene aramızda bulunan dost ve ahbaplarımız! Nereye gittiler? Niçin aramızda yoklar? Unutmayalım ki, onları sinelerine çeken kara toprak yakında bizi de çekecek... Binaenaleyh bu mübarek üç ayları toparlanmamıza vesile kılarak, Rabbimizin:

            “Ey iman edenler! ALLAH Teâlâ’dan korkun da emirleri ifa edin. Herkes yarını, kıyamet günü için önden ne göndermiş olduğuna bir baksın. ALLAH Teâlâ’dan korkun da yasak edilen şeyleri terk edin. Çünkü ALLAH Teâlâ, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.”12

            “Kendileriniz için hayırdan ne takdim ederseniz, sizden önce ne gönderirseniz, onu ALLAH’ın indinde daha hayırlı ve ecrini daha büyük olarak bulursunuz. ALLAH’tan günahlarınızın afvını isteyiniz. Şüphesiz, ALLAH Gafûr’dur, Rahîm’dir”13 emrine kulak vererek, ahiret için ne hazırlık yaptığımıza bir bakalım. Abdullah b. Abbas (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz nasihat ettiği bir şahsa şöyle buyurmuştur:

Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganimet bil:

    1- İhtiyarlamadan evvel, aciz ve düşkün duruma düşmeden önce, gençliğinin kıymetini bil. Oyun ve eğlence gibi sonu hüsran olan şeylerle geçirme.

    2- Hasta olmadan evvel sıhhatinin kıymetini bil. Din ve dünyana yararlı hizmetler yap.

    3- Fakir düşmeden evvel zenginliğinin kıymetini bil. Zenginliğini ekonomik olarak kullan. Malını ve servetini lüzumsuz yere tüketme, tutumlu ol, cimri de olma.

    4- İşin gücün artmadan evvel boş vakitlerinin kıymetini bil. Boş vakitlerini değerlendir. Tembel tembel oturma, yararlı hizmetler yap.
    5- Ölüm gelmeden evvel hayatının kıymetini bil. Düzenli ve tertipli olarak hem dünyan için ve hem de ahiretin için çalış. Hiç ölmeyecek gibi dünya işlerini yap, yarın ölecekmiş gibi ahiret hazırlığı yap. Yani, her ikisi için muvazeneli çalış.”14

Elhamdülillah! İdrak ettiğimiz şu üç ayları güzelce değerlendirebilmek için:

    1- Geçmişi iyi bir muhasebe etmeli tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. Üç aylar; insanların geçmişin muhasebesini yaparak geleceğe azim ve enerji dolu bir şevkle atılma fırsatı bulacakları, hata ve günahlardan temizlenip, hayırlı ve yararlı işlere yöneleceği bir zaman dilimidir. Hz. Ömer (R.A.) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur:
            “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz tartılmadan önce, kendi amellerinizi tartınız. Hesaba çekilmek üzere, kıyamet günündeki en büyük arz, huzura alınma için gerekli güzel hazırlıklarınızı yapınız. O gün huzura alınırsınız, öyle ki size ait hiçbir sır gizli kalmayacak, bütün sırlar meydana çıkacak.”15 Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

            “Ey insanlar! O gün hesab ve sorgu-sual için huzura alınırsınız. Öyle ki size ait hiçbir sır gizli kalmayacak, bütün sırlar meydana çıkacak.”16
            Üç aylar, özümüze dönerek gaflet içinde geçen günlerimizi sorgulama, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz hatalara tevbe edip bağışlanma dileme, kendimizi ve irademizi yenileme zamanıdır. İlâhi rıza ve desteği kazanacak işler yapmamız, iç dünyamıza dönüp kendimizi sorgulamamız, kulluk bilincine ulaşarak dua ve niyazda bulunmamız için güzel bir fırsattır. Felahın gönül ve ruh temizliğinden geçtiğini unutmayalım. Mükâfatların sınırsız olarak verildiği bu aylarda, kalplerimizin, duygu ve davranışlarımızın her türlü kötülükten arınması, dinimiz hakkında sağlıklı ve doğru bilgimizin artması, aramızdaki sevgi ve bağışlamanın hepimizi kucaklaması için yeni adımlar atma imkanıdır.

            Tevbe, günahla kirlenen ruhumuzu yıkamanın ve yeniden dirilişin ifadesidir, tevbe ruhu arındırmanın en güzel yollarından biridir. Unutmayalım ki Cenab-ı Hakk'ın bu aylardaki bu büyük rahmeti, mağfireti ve bağışlaması hiç şüphe yok ki ona talib ve lâyık olanlar içindir. Öyle değil mi ya? Kusurlarını, günahlarını idrak etmeyen veya edip de bunlarda hâlâ ısrar edenler, afv ü mağfiret ihtiyacı içinde oldukları halde, tevbe ve istiğfarda bulunmayanlar, mağfiret-i ilahiyyeye nereden ve nasıl nail olacaklardır? Yapılacak tevbe samimi, gerçek olmalı, bir daha o günaha dönülmemelidir. Tevbe, dil işi değil; kalp işidir. Tevbe, vücudun bütün azalarının Cenab-ı Hakk’ın emrine dönmesi demektir. Sözü papağan da söyler, amma idrak etmeden söyler. Nitekim:

            Eylesen tûtîyi ta’limi eder kelimât
            Sözü insan olur amma, özü insan olmaz!

denilmiştir. Tûti, papağan demektir. Papağana konuşmayı öğretsen, sözü insan gibi olur, amma özü insan olmaz, kuştur yine. Papağandır, tabiatı neyse odur. Hâl değişmeli ki, tevbe makbul olsun. Kul hakkı varsa, mutlaka helâlleşmek gerekir. ALLAH Teâlâ şöyle buyuruyor:

            “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile17 ALLAH'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve O’nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde ALLAH sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından amellerinin nurları aydınlatıp gider de: Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin, derler.”18 Üç ayları idrak eden herkes, ALLAH Teâlâ’nın:

            “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir.”19 müjdesinin farkına vararak kendi özüne dönmeli, günah ve kusurlarından dolayı tevbe etmeli, ibadet ve dua ile Rabbine yakınlaşmalı, ümütlerini canlandırmalı, yeni bir ümit ve kararlılıkla geleceğe bakmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir.
            Bu âyet-i kerimede ALLAH'ın rahmet ve muhabbetinin sonsuzluğu ifade edilmektedir. O'nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır, her insan bu ilâhî rahmetten istifade edebilir. Ancak şu hususa dikkat etmek gerekir ki “ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin” demek, günah işlemeye devam edin, demek değildir. Bundan maksat, en günahkâr insanların bile tevbelerinin kabul edileceğini bildirmek, dolayısıyla bir an evvel kötülükten vazgeçip ALLAH’a dönmelerini teşvik etmektir. Çünkü tevbe kapısı daima açık. ALLAH Teâlâ Hazretleri kulun tevbe etmesini sever. Günahını itiraf etmesini sever. O’nun için tevbe kapısı açık. Tevbe ederse kurtulur hasılı. Yeterki tevbe etsin. Cenab-ı Hak buyuruyorki:

            “Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”20

            Tevbe, sadece belli günahları işleyenlerin başvuracağı bir af kapısı değil, herkesin yapması gereken bir ibadettir. Çünkü tevbe, ruhumuzu arındırmanın en güzel yollarından biri ve yeniden dirilişin bir vasıtasıdır. Kur’an-ı Kerim, ameli ne olursa olsun istisna koymaksızın herkesi tevbeye davet etmekte ve şöyle buyurmaktadır:

            “…. Ey mü’minler! Hep birden, bütün günahlarınızdan ALLAH’a tevbe ediniz ki, felaha, kurtuluşa eresiniz.”21

            Ruhi olgunluğun doruğuna yükselmiş peygamberlerle beşer arasında bu bakımdan fark yoktur. Egar el-Müzenî (R.A.)den rivayete göre Sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

            “Ben günde 100 kez tevbe-istiğfar ederim”22 buyururken bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu itibarla, idrak ettiğimiz üç ayları eşsiz bir fırsat bilelim ve hayatımızın son üç ayları gibi kabul edelim. Geçirdiğimiz gün ve gecelerin ömür yapraklarından birer birer koptuğunu, son üç aylardan bu yana bir yıl daha yaşlanıldığını unutmayalım. Her anın, her zaman diliminin gereğini yapabilenler, hayatlarının sonunda pişman olmayacaklardır.

            Netice itibariyle, içerisinde bulunduğumuz bu mübarek günlerin kırbaçla dokunur gibi ruhumuza ihtar ettiği ortak bir hakikat vardır. Hal lisanıyla söylenen bu hakikat şudur:

            İman edenler için, ALLAH’ın zikri ve kendilerine inen hakikat sebebiyle kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilen, üzerlerinden uzun zaman geçtiği için kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu fasık, yoldan çıkmış kimselerdir.”23

            Büyüklerimizden olan, fakat zamanla eşkıyalık yapan bir çetenin reisi olan Fudayl b. İyaz “K.S.”, bir gün yüksekçe bir duvarın üzerine çıkmış, aşık olduğu kadını seyrediyor, onunla muhabbet ediyordu. O sırada biraz ileride bir zat da yukarıdaki ayet-i kerimeyi okuyordu. Fudayl, kırbaç gibi ruhunda şaklayan:
            “Kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama zamanı daha gelmedi mi?” ayet-i kerimesini duyar duymaz kendini yere atmış ve: “O an geldi ya Rabbi” diyerek tevbe etmişti.24 İşte o an, Fudayl’ın Hakk’a kavuşma yolunda yeni bir dönüm noktasıydı. Ayet-i Kerime bizi de tevbeye davet ederek içinde bulunduğumuz şu günlerde geniş mefhumuyla şöyle ihtarda bulunuyor: “Mübarek üç aylara girdiniz, bir yılınızı geride bıraktınız. Bu elinizdeki son fırsat olabilir. Hâlâ ALLAH’ı zikrederek ve Kur’an-ı Kerim okuyarak kalplerinizin yumuşama zamanı gelmedi mi?”
            Gerçekten bu aylar, duaların ALLAH’a arz edilmesi, pişmanlık gözyaşlarıyla günahların silinmesi, yapılan ibadetlere verilen sevabın katlanması bakımından büyük bir fırsattır. Bu günlerde nefis muhasebesi yapılmalı, ana sermayemiz olan ömrümüzün nerede tüketildiği gözden geçirilmeli, amel defterimize neler yazıldığı, Mahşer günü kurulacak büyük mahkemenin tek hakimi Yüce ALLAH’ın hakkımızda nasıl bir hüküm vereceği düşünülmelidir. Çünkü Yüce Rabbimizin ikram ettiği bu dünya hayatını ibadet ve taatla değerlendirmeyenlerin o gün pişman olacaklarını ve:
            “Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!”25 diyeceklerini, Kur’an-ı Kerim bize haber veriyor.

            Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, hastalık, mal-mülk edinme, yaşlılık, aniden gelen ölüm gibi engeller çıkmadan, ibadet için eldeki fırsatların güzelce değerlendirilmesini istemiş ve Ebû Hureyre (R.A.) den rivayete göre şöyle buyurmuştur:

“Yedi şey gelmeden önce, ibadetleri yerine getirmede acele ediniz!
        * İnsana her şeyi unutturan fakirliği mi bekliyorsunuz?
        * Tuğyan ettirip azdırıcı, taşkınlığa götüren zenginliği mi bekliyorsunuz?
        * İfsad edici, sağlığı bozan hastalığı mı bekliyorsunuz?
        * Takati kesen yaşlılığı, aklınızı götürecek ihtiyarlığı mı bekliyorsunuz?
        * Hayatı sona erdiren ani ölüm mü bekliyorsunuz?
        * Beklenilen ve ne zaman çıkacağı fark edilmeyen büyük şerri: Deccali mi bekliyorsunuz. Bu beklenen gaib bir şerdir.
        * Yoksa çok ürpertici ve çok acı bir gün olan kıyameti mi bekliyorsunuz? Kıyamet ise hepsinden kötü, hepsinden daha acıdır."26

            Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz dindeki ihmali sebebiyle mü'mini tevbih, azarlama üslubuyla, hayırlı amellerde bulunmakta gecikmemek gerektiğini ders veriyor. Hadis-i şerifte sayılan yedi hallerden bir kısmı hemen gelebilecek durumdadır. Onlardan biri geldi mi hayır yapma imkanı kalmayacaktır. Öyleyse, bu musibetli durumlar gelip çatmadan elinizdeki fırsatı hayır işlemede değerlendirin buyrulmuş olmaktadır.

    2- Kur’an-ı Kerim üzerinde çalışmalıyız. Kur’an-ı Kerim’i okumasını bilmiyorsak mutlaka öğrenmeliyiz. Eşimize ve çocuklarımıza öğretmeliyiz. Güvenilir tefsir ve meal okuyarak mesajları, emir ve yasakları anlamalı; şahsî hayatımıza, ev hayatımıza ve iş hayatımıza uygulamalıyız. Ramazan-ı Şerif ayında Kur’an-ı Kerim’i mutlaka hatmetmeliyiz. Çünkü Ramazan, Kur’an-ı Kerim ayıdır. Bu bakımdan bunun hazırlığını şimdiden yapmalıyız.

    3- Farz ibadetlerimizi her zamankinden daha dikkatli ve tam yapmalı, borçlarımızı kaza etmeli; oruç, sadaka, hayır-hasenat, zikir gibi nafile ibadetlerimizin dozajını imkan dahilinde azar azar artırmalıyız ki Ramazan-ı şerif ayında doruk noktaya ulaşabilelim.
    4- Üç aylara girdiğimiz manevi iklimi fırsat bilerek aramızdaki çekişmeleri, kin ve kırgınlıkları, bertaraf etmeli, elimizi ve gönlümüzü uzanabileceğimiz herkese açmalı, Yüce Dinimiz’in bizden istediği, sevgi ve gönül huzuru ortamının kurulmasına, kardeşlik ve beraberliğimizin güçlenmesine, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yeniden yeşermesine gayret göstermeliyiz.

            Üzülerek belirteyim ki, üç ayların huzur ve maneviyat iklimine, dünyada ve yakın çevremizde savaşın, şiddet ve terörün, sonu gelmez kin ve ihtirasın, düşmanlık ve ayırımcılığın iyice tırmandığı ve bütün vicdan sahiplerini adeta acı ve gözyaşına boğduğu, umutsuzluk ve karamsarlığa sürüklediği bir ortamda giriyoruz. Hiç bir din, hiç bir mezhep ve hiçbir dindar, masum insanları, kadın ve çocukları, sivil yerleşim mekanlarını, hastane ve mabedleri hedef alan saldırıları hiçbir gerekçeyle ve kimden gelirse gelsin onaylayamaz. Hepimize düşen asıl görev barış ve huzuru, hoşgörü ve sevgiyi herkes için ve her zaman içtenlikle savunmak, herkesin gözü önünde cereyan eden bu insanlık dramının sorumlularını teşhis ederek ve kınayarak kavga ortamına sürüklenmeye fırsat vermemektir.
            Bu duygu ve düşüncelerle bu mübarek üç ayların aziz milletimizin ve bütün İslâm aleminin birlik ve beraberliğine vesile olmasını, insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör ve şiddetin, savaş ve düşmanlığın yerini birbirimizi olanca farklılıklarımızla severek ve sayarak barış içinde yaşama sorumluluğunun, barış ve huzurun almasını, bu mübarek üç ayların Rabbimizin istediği mânâda ihya edilmesini, değerlendirilmesini ve bu mübarek üç ayların mü’minlerin mağfiret-i ilahiyyeye nail olmalarına vesile olmasını ve bütün İslâm alemine birlik ve beraberlik; insanlık alemine de barış ve huzur getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

............................................................
1 Deylemi, Firdevs, No:3276; 2/275  , 2 Abdulkadir Geylani, Gunyetu’t-Talibin, 229 , 3 Taberani, el-Mucemu’l-Evsat, No:3951; 4/558, Beyhaki, Şuabu’l-Îman, Sıyam:23, No:3815; 3/375  , 4 Müslim, Sıyam:179; Ebû Dâvud, Sıyam:56, İbn-i Mâce, Sıyam:30; Nesâi; Sıyam:34-70; Dârimi, Savm:33; A.b.Hanbel, 1/227, 231, 341, 301, 321, 326, 3/104, 179, 230 , 5 Abdulkadir Geylani, a.g.e. Sh:229-238 , 6 Ebû Dâvud, Sıyam:57;  Nesâî, Sıyam:70; A.b.Hanbel, 4/188; Hakim, Müstedrek, 1/434; Beyhaki, Sünen, 4/292 , 7 Buhari, Savm:52; Müslim, Sıyam:175; Ebû Dâvud, Sıyam:59; Tirmizi, Savm:37; Nesâî Savm:70 , 8 Nesâî, Sıyam:70; A.b.Hanbel, 4/201 , 9 Müsnedü Ebi Ya’la, 4/277 , 10 Beyhekî, Şuabü’l-İman, 3/305,N0:3608 , 11 Bak. Abdulkadir Geylani, a.g.e. Sh:229-238 , 12 Haşr sûresi:18
13 Müzzemmil sûresi:20 , 14 Hâkim, Müstedrek, 4/306 , 15 İbn-i Ebi Şeybe, Kitabu’l-Musannef, 7/96, No:34459 , 16 Hakka Sûresi:18 , 17 Samimi bir “tevbe” diye tercüme edilen “tevbe-i nasûh” için birçok yorum yapılmıştır. Bunların ortak noktası şudur: “Nasûh”, nush kökündendir. Buna göre “tevbe-i nasûh”; tevbe edenin kendi nefsine nasihat dinletebilmesi, günahlarına son derece üzülmesi ve artık onlara dönmemeye karar vermesi demektir. , 18 Tahrim Sûresi:8 , 19 Zümer Sûresi:53 , 20 En'âm sûresi:54 , 21 Nûr Sûresi:31 , 22 Müslim, Zikr:41 , 23 Hadid Sûresi:16 , 24 Beyhaki, Şuabu'l-İman, No:7316, 5/468, Kuşeyri, Risale, 57 , 25 Fecr sûresi:24 , 26 Tirmizi, Zühd:4, 4/552, No:2308; Nesâî, Cenaiz:123, 4/4