Ramazan Ayını İyi Değerlendirelim

e-Posta Yazdır PDF

Yüce ALLAH’ın lütfu ile sağlık ve
esenlik içinde, Müslümanlar olarak
arınma ve yenilenme bilincimizin tazelendiği,
ferdi hayatta dindarlığın, sosyal
hayatta huzur, dayanışma ve
kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı,
manevi derecesi çok yüksek ve kazancı
pek büyük olan af, mağrifet ve
bereket mevsimi yeni bir Ramazan
ayına ulaşmış bulunuyoruz, elhamdulillah…
Hepimize mübarek olsun!
Ramazan! Mübarek ay... Hoş
geldin! Evlerimize, yüreklerimize, dünyamıza
şeref verdin. Semadan yere
inen meleklerin kanadında gelen rahmet
ve bereketi yağdır üzerimize.
Dualarımız arşa ulaşsın. Gözyaşlarımız
temizlesin bizleri. Ramazan! Mübarek
ay... Hoş geldin! Kimsesizlerin
kimsesi, çaresizlerin çaresi, Rabbimizin
rızasını getir bizlere. Kelamullahla
arındır yüreklerimizi, zihinlerimizi, Ramazan!
Mübarek ay....Mahyalarımızı
nurlandırdığın gibi yüreklerimizi de
nurlandır. Bayrama coşkuyla kavuştur
bizleri. Bayram edenlerden, bayramı
bayram gibi yaşayanlardan eyle bizleri.
Rabbimizin ikramı bayramı hak
edenlerden eyle bizleri. Ramazan!
Hoş geldin! Evlerimize, yüreklerimize,
dünyamıza şeref verdin! Mübarek Ramazan-
ı Şerif geldi. Hoş geldi, safâ
geldi. Başımız gözümüz üstünde yeri
var.
Yüce ALLAH'ın engin rahmet,
mağfiret ve bağışlamasının diğer zamanlara
göre daha fazla olduğu, sosyal
dayanışma ve yardımlaşmanın
güzel örneklerinin verildiği Ramazan
Ayına bir kez daha erişmenin, sahura
kalkarak bu ayın manevi atmosferine
girmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Maddi ve manevi sayısız güzelliklerin
yaşandığı ve yapılan amellerin
mükafatlarının sınırsız olarak verildiği
Ramazan ayına tekrar kavuşmanın
sevincini yaşıyoruz. Kendi ailemizin
nafakası ile birlikte ihtiyaç içerisinde bulunan insanların yokluklarıyla da ilgilenmenin
verdiği hazzı tadıyoruz. Rahmet ve merhamet ayı
olan Ramazan'da hem gönül soframızı, hem ocağımızı
insanlara açmak suretiyle paylaşmanın ve
yoklukta var olmanın mutluluğunu taşıyoruz.
Bu mübarek ayın geceleri de, gündüzleri de
çok iyi değerlendiril-meli, elden geldiğince ibadete,
hayır ve hasenata ağırlık verilmelidir. Çünkü, çok
kârlı bir uhrevî kazanç mevsimidir.
Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve kurtuluş
ümidinin tazelendiği, ibadet ve nefis muhasebesi
ile gönüllerin arındığı, yardımlaşma, dayanışma,
birlik ve beraberlik ruhunun canlanarak ayrı bir sosyal
bütünleşmenin yaşandığı müstesna bir zaman
dilimidir. Eriştiğimiz bu Ramazanın ayının, her bir
mü’min için getirdiği rahmet, mağfiret ve kurtuluş
müjdesinden bütün mü’minlerin ve insanlığın hissedar
olmasını; bütün milletimize, İslâm âlemine ve
insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Rabbimizden
niyaz ediyorum. Teravih namazları, iftar sofraları,
okunan mukabeleler, davetler vb. davranışlar ile
adeta "Sosyal Barışın" da sembolü olan Ramazan
ayımızı tebrik eder, bütün güzelliklerin hepimizin olmasını
temenni ederiz.
Yıl içerisinde gönüllerin yumuşadığı, rahmet
kapılarının açıldığı geceler, günler ve aylar vardır.
İşte bunlardan biri de Hz. Peygamber (S.A.V.)Efendimizin
"Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu
cehennemden azad olmaktır."1 diye haber verdiği
Ramazan ayıdır. Bu bakımdan Ramazan ayı;
bir müjdeleme, bir uyarma, bir toparlanma, bir daha
iyiye gitme ayıdır.
Bu ay, öğrenmek, anlamak ve gereklerini yerine
getirmek üzere okuyan herkesin zihninde ve
kalbinde farklı, kalıcı ve derin izler bırakan yeryüzünde
en çok okunan Kur'an-ı Kerim'in indirildiği;
ve aynı zamanda nimetlerin kadrinin bilinmesine
vesile olan, insanda şükran hisleri uyandırarak,
yoksulların çaresizlerin halinden anlama şuuru
veren ve maddenin esaretinden kurtararak “sabır”
denilen en yüksek ahlaki bir meziyete eriştiren bir
ibadet olan oruç ibadetinin farz kılındığı bir aydır.
Ramazan sabır ve tahammül ayıdır. Bu ayda öfkelenmeyelim,
kimsenin kalbini kırmayalım. Haklı da
olsak, bazı haklarımızdan vaz geçelim, fitne ve
fesat çıkmasını önleyelim.
Öyle bir güzel bir aya kavuştuk ki, kıymetini
bilenlere ne mutlu!.. İçinde, İslâmın en mühim farzlarından
biri olan Oruc'un bulunduğu Ramazan Ayı,
dinî hayatımızda çok ehemmiyetli, müstesna bir
yere sahip. Her Müslümanın onun kıymetini bilmesi,
feyiz ve bereketinden istifade etmesi, akıl,
zekâ ve inancının gereği, manevî yönden yücelmesinin
de en önde gelen şartlarından biri.
Ramazan Ayı diğer aylara nispetle dinî ve
sosyal hayatımızda çok önemli bir yere sahiptir. Bu
ayın ulviyeti; Kur'an-ı Kerim’in bu ayda inmiş olması,
onu diğer aylardan daha hayırlı kılan "Kadir
Gecesi"nin bu ayın içinde bulunması, bu ayda tutulan
orucun bir arınma ve takva vesilesi olması,
kulun ALLAH'a olan iman ve bağlılığını bu ibadet
vasıtasıyla kendi nefsinde yaşayarak tecrübe edebilmesinden
kaynaklanmaktadır. Bu hakikati
Kur'an-ı Kerim bize şöyle bildirmektedir:
“Ramazan ayı öyle bir aydır ki, onda
Kur'an-ı Kerim, insanlara sırf bir hidayet ve
Hakk'a ileten dosdoğru yolun ve hak ile batılı
ayırt eden hükümlerin apaçık delilleri olarak indirildi.
Artık sizden her kim o Ramazan ayına
erişirse onun orucunu tutsun. Ve her kim de
hasta olur veya sefer-yolculuk halinde bulunur
da orucu tutamaz sa, tutamadığı günler sayısınca,
diğer günlerde oruç tutar. ALLAH Teâlâ,
size kolaylık diler, size güçlük istemez. Kolaylık
istemesi o sayıyı kaza borcunuzu ikmal etmeniz,
tamamlamanız ve sizi hidayete erdirdiği,
muvaffak kıldığı o şeyden dolayı ALLAH Teâlâ'yı
tek¬bir etmeniz, yüceltmeniz içindir. Ve
taki şükredici olmanızı ümit edebilesiniz."2
ALLAH Teâlâ Hazretleri, bu ayeti celilesinde
oruç ayı olan Ramazan-ı şerifi diğer aylar arasından
özellikle medhetmektedir. Şöyle ki: Mevla
Teâlâ, Ramazan-ı şerifi diğer aylardan, Kur'an-ı Kerim'i
o ayda indirmekle seçtiğini beyan etmiştir.
Diğer peygamberlere indirilen ilahi kitapların da bu
ayda indirildiği hususunda rivayetler vardır.
Ramazan ayı ayların efendisidir. Kur'an-ı Kerim'in
inişi bu ayda başlamıştır. Ramazan ayı ALLAH'a
itaat ve ibadet, iyilik ve ihsan, mağfiret,
rahmet ve rıdvan ayıdır. Ramazan ayı içinde, bin
aydan hayırlı olan Kadir gecesi bulunmaktadır. Ramazan
ayı mü'min kulun din ve dünya işlerinin düzeltilmesine
yardımcıdır. Ramazan ayı duaların
çokça kabul edildiği bir aydır.
Selman-ı Farisi (R.A.)den rivayete göre, Resûlullah
(S.A.V) Efendimiz, Şaban-ı şerifin son
günü hutbe okuyarak şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Çok büyük ve mübarek bir
ay sizi gölgeledi, gelmesi çok yaklaştı. O, kendisinde
bin aydan daha hayırlı Kadir gecesi bulunan
bir aydır. ALLAH Teâlâ, onun orucunu farz, gecesinin kıyamını, Teravih namazının kılınmasını
da nafile kıldı. Her kim, onda bir hayırla
ALLAH'a yaklaşırsa, nafile bir ibadet
yaparsa, diğer aylarda bir farz eda etmiş gibi
olur. Onda bir farz işleyen ise, diğer aylarda yetmiş
farz eda etmiş gibi olur. O, sabır ayıdır; sabrın
karşılığı ise cennettir. O, iyilik ayıdır; o,
kendisinde müminin rızkı artan bir aydır. Her
kim, onda bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına
mağfiret ve kendisinin cehennemden kurtulmasına
vesile olur ve oruçlunun
mükafatından bir şey eksiltilmeksizin, iftar ettirene
de onun bir misli verilir. Dediler ki:
- Ya Resûlellah! Hepimiz, oruçluya iftar ettirecek
bir şey bulamaz ki… Bunun üzerine Resûlullah
(S.A.V)Efendimiz şöyle buyurdu:
- ALLAH Teâlâ; bir hurma, bir yudum su
veya süt ile oruçluyu iftar ettirene de bu sevabı
verir.3 O, bir aydır ki, başı rahmet, ortası mağfiret,
sonu da cehennemden azad olmaktır. O
ayda her kim kölesinin, işçisinin işini-yükünü
hafifletirse,azaltırsa; ALLAH da onu mağfiret
eder ve cehennemden azad eder.O halde, onda
dört şeyi çokça yapınız. Bunların ikisiyle Rabbinizi
razı edersiniz, diğer ikisine de mutlaka
muhtaçsınız. Rabbinizi kendisiyle razı edeceğiniz
iki şey: La ilahe illALLAH kelime-i tevhidini
söylemeniz ve O’na istiğfar etmenizdir. Mutlaka
onlarsız duramayacağınız diğer ikisi ise: ALLAH'tan
cennet isteyip cehennemden ona sığınmanızdır.
O ayda her kim, bir oruçluyu
doyurursa; ALLAH Teâlâ da ona, benim Kevser
havzımdan öyle bir içirirki, cennete girinceye
kadar bir daha susamaz. ”4
Bu hadis-i şeriften anlaşılıyorki: İnsan Ramazan
ayında rahmete giriyor. Yani, şimdi biz
ALLAH'ın rahmeti içinde yüzüyoruz elhamdülillâh...
Suçluyuz, günahkârız, yüzümüz kara, mâzimiz karanlık...
Eksiğimiz kusurumuz çoktur amma, oruç
tuta tuta ayın ortasında ALLAH günahları mağfiret
ediyor. Ramazanın sonu da cehennemden âzad olmaktır.
“Ey kulum, sen ramazanı tuttun, ben
seni affeyledim, mağfiret eyledim, cehenneme
de atmayacağım; hadi bakalım âzâd oldun!" diyecek
ALLAH Teâlâ Hazretleri. Kime? Tabii ki Ramazanı
güzel geçirenlere...
Rabbimizi râzı edeceğimiz, Rabbimizin rızâsına
ereceğimiz iki iş nedir: “La ilahe illALLAH”
kelime-i tevhidini çokça söylemek. İkincisi de, ikinci
olarak yapılması gereken, istiğfar etmektir. Demek
ki, bu Ramazan ayında ne yapacağız?.. "Lâ ilâhe
illALLAH"ı çok söyleyeceğiz; bir... Estağfirullah'ı
çok söyleyeceğiz, ikii.. Kendisinden müstağni kalamayacağımız
öteki iki iş: ALLAH'tan cennetini istememiz
ve cehennemden ALLAH'a
sığınmamızdır. Tamam, bunu da yaparız: "Yâ
Rabbi, bizi cennetine dahil eyle!.. Yâ Rabbi bizi
cehenneminden âzâd eyle!.." diye de çok dua
edeceğiz.
İmam Rabbani (K.S.) Hazretleri, mektubatında
şöyle buyuruyor:
"Bilinmelidir ki, Ramazanı şerif ayı çok
büyük bir aydır. Bu ayda, namaz, zikir, sadaka
gibi, yapılan her nafile ibadet Ramazanın dışında
yapılan bir farzı edaya denktir. Bu ayda
bir farz eda eden ise, diğer aylarda yetmiş farz
eda etmiş gibidir. Kim bu ayda bir oruçluyu iftar
ettiririse, günahları affolur, boynu cehennemden
azat olur ve iftar ettirdiği kişinin ecrinden
bir şey eksilmeden, bir mislini de iftar ettiren
alır.
Bu ayda, kölesinin ve işçisinin işini hafifleteni
ALLAH Teâlâ affeder ve cehennemden
azat eder. Ramazan ayı girdiğinde Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz, bütün esirleri salar ve isteyene
izin verirdi. Bu ayda hayırlara muvaffak
olan kişiye, senenin tamamında Allâh Teâlâ'nın
muvaffak kılması refik yani yoldaş olur. Bu ay,
huzuru kalp olmaksızın, dağınıklık üzere geçerse
bütün sene dağınıklık üzere geçer. O
halde bu ayı ganimet bilerek bunda huzuru
kalbi kazanmaya çok çalışmak lazımdır.
ALLAH Teâlâ, Ramazan ayının gecelerinden
herbirinde cehenneme girmeğe layık
olmuş kişilerden binlercesini mağfiret eder ve
bu ayda cehennem kapıları kapanır, şeytanlar
zincire vurulur, rahmet kapıları açılır. İftarı acele
yapıp sahuru geç yapmak sünnetlerdendir.
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, bu hususta
çok mübalağa göstermiştir. Çünkü bu hal, ihtiyacı
ortaya koymaktan ibarettir ki kulluk makamına
da bu yaraşır. Hurma ile iftar etmek de
sünnettir.
Teravih namazını eda etmek ve bu ayda
Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek, sünneti müekkede
yani kuvvetli sünnetlerdendir ve çok büyük bereketler
kazandırır. ALLAH Teâlâ, bizi Habibi
hürmetine muvaffak eylesin. Amin!"
ALLAH Teâlâ, bizi böyle bir aydaki hayır ve
bereketlere muvaffak kılsın ve bizi en büyük bir nasiple
merzuk eylesin. Amin!..

Ramazan-ı şerif ayı, çok büyük bir aydır. Bu
ayda: Namaz, zikir, sadaka gibi, yapılan her nafile
ibadet, Ramazanın dışında yapılan bir farzı eda etmeğe
denktir. Diğer aylardaki iyilik ve ibadetlere
bire on, bire yüz sevap sözkonusu olurken, Ramazan
ayında durum aynı değil. Onda yapılan tüm iyilik
ve ibadetler için bire yedi yüz ve daha
fazlasından başlayan sevaplar. Bunun içindir ki zekatlar
da, fitreler de diğer bütün ibadetler ve iyilikler
de bu ayda daha çok yerini bulur.
Zira Ebu Mesut el-Gifari (R.A.) den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
"Eğer kullar, Ramazan'da neler olduğunu
bilseydiler, elbette ümmetim, bütün senenin
Ramazan olmasını temenni ederdi" buyurdu.5
Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz:
"Ümmetime, Ramazanı şerif ayında beş haslet
yani özellik verilmiştir ki, onlar kendilerinden
evvel hiç bir ümmete verilmemiştir.
a- Oruçlunun ağız kokusu ALLAH indinde misk
kokusundan daha hoştur.
b- İftar edinceye kadar melekler onlar için istiğfar
eder.
c- ALLAH Teâlâ her gün cennetini süsler, sonra
ona hitaben: Yakında salih kullarım, kendilerinden
sıkıntı ve eziyetleri atıp sana varacaklar, buyurur.
d- O ayda azgın şeytanlar zincire vurulur. Binaenaleyh
başka ayda yaptıklarına o ayda ulaşamazlar.
e- Ramazanı şerifin son gecesinde, oruç tutan
kullar affolunurlar.
- O zaman, ya ResûlALLAH! O gece Kadir gecesi
midir? diye sorulunca, Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz:
"Hayır! Lakin çalışan kişiye ücreti, işini bitirdiği
zaman verilir." buyurdu."6
Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz buyurdu ki: "Ramazan
ayının birinci gecesi olunca, şeytanlar ve cinlerin
şirretleri zincire vurulur. Cehennemin kapıları
kapatılır ve hiç bir kapısı açılmaz. Cennetin
kapıları açılır ve hiç bir kapısı kapatılmaz ve bir
münadi: Ey hayır dileyen! Hakka ibadete gel!
Ey şer dileyen! Günah işlemekten vazgeç, artık!
diye çağırır. ALLAH'ın bu ayda, iftar saatlerinde
cehennemden azat ettiği nice kimseler vardır
ve bu, her gecedir." 7
Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz:
"Beş vakit namaz, bir cuma diğer cumaya
kadar, Ramazan da diğer Ramazana kadar
büyük günahlardan sakınıldığı takdirde aralarındaki
gühahlar olurlar."8 buyurdu.
Mübarek Ramazan-ı şerif ayı, bütün hayırları
ve bereketleri kendinde toplamıştır. Bu ayda hayırlara
muvaffak olan kişiyi, senenin tamamında
ALLAH Teâlâ muvaffak kılar. Her kim bu ayı huzuru
kalple geçirir ve bu ayın hayır ve bereketlerinden
nasibini alırsa, senenin tamamını huzuru kalple geçirmeğe
muvaffak olur ve bu ayda bulunan bütün
hayır ve bereketlere nail olur. Bu ay, kalp huzuru
olmaksızın, dağınıklık üzere geçerse bütün sene
dağınıklık üzere geçer. O halde bu ayı ganimet bilerek
bunda kalb huzurunu kazanmaya çok çalışmak
lazımdır.
Ramazan ayı, Kur'an-ı Kerîm'ın emri olan:
Nefsi Tezkiye, Ahlakı Tehzib, Rezaili Tasfiye Ve
Fezaili Tekmil'in pratikteki yolu ve çaresidir. Ramazan
ayında, oruç tutarken, Müslümanların hiç
unutmamaları gereken başlıca hakikat işte budur.
Oruç asla, sadece yeme-içmeden kesilmekden
ibaret değildir; bilakis her Müslüman, orucun nefsi
emmareyi yenme, iradeyi kuvvetlendirme ve neticede
takvâyı kendine hâl edinme ana gayesine
hizmet eden bir idman ve egzersiz olduğunu daima
göz önünde tutmalıdır. Mü’minlere erdem ve olgunluk
kazandıran, diğer bir ifadeyle ruhu besle
mek için bedenlerin aç bırakıldığı Ramazan
ayında nefsâni arzular değil, insani mezi yetler öne
çıkmalıdır. Demek ki oruçtan hedef takvadır.
Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
"Ey iman edenler! Oruç tutmak, sizden önceki
ümmetler üzerine yazılıp farz kılındığı gibi,
sizin üzerinize de yazılıp farz kılındı. Bu, öteden
beri uygulanan ilâhi bir kanundur. Taki oruç sebebiyle
günahlardan sakınmanızı, müttekî olmanızı
ümid edebilesiniz. Oruç sayesinde
nefsinize ve şehvetlerinize hâkim olma alışkanlığını
elde ederek günahlardan, tehlikelerden
sakınıp takva mertebesine erebilesiniz.9
Bu ayet-i kerimeden anlaşılıyor ki: Bütün ibadetlere
ve bilhassa oruca devam etmekten takva
meydana gelir, yani bütün ibadetlere devam, sahibine
takvayı, ALLAH korkusunu, ALLAH saygısını
kazandırır. O halde ibadetsiz kişilerden takva beklenemez.
Zira takva, ibadetin mahsulüdür. Takvayı
kazandıramayan oruç ve diğer ibadetler ALLAH
Teâlâ katında makbul değildir. Nitekim Ebu Hureyre
(R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)Efendimiz:

“Oruç tutan nice insan vardır ki, ellerine
geçecek olan sadece açlık ve susuzluk çekmektir.
Teheccüd namazını kılan nice insan vardır
ki, kârları sadece uykusuzluktur.10
buyurmuşlardır.
Orucun dünyaya bakan sayısız faydaları olabilir.
Oruç bedenin yılda bir kez bakıma alınmasıdır.
Vücudun kendisini yenilemesidir, sinir sisteminin
düzelmesidir, midenin dinlenmesidir, abur cubur
yeme alışkanlıklarının düzenlenmesidir, sabır eğitimidir,
fakirlerin halinin anlaşılmasıdır, toplumsal
birlik ve beraberlik eğitimidir, sağlığın ve nimetlerin
bir şükrüdür, vs… Bunların hepsi doğrudur ve orucun
sadece dünyaya bakan daha pek çok faydası
vardır. Biz onların bir kısmını bilebiliyoruz bir kısmını
ise hala anlamamış olabiliriz. Bunlar da doğrudur.
Ama oruç tutmanın asıl amacı bunlar
değildir. Orucu niçin tutmamız gerektiğini bize
orucu farz kılan ayet söylemektedir: " Taki oruç
sebebiyle günahlardan sakınmanızı, müttekî olmanızı
ümid edebilesiniz.". O halde bir soru daha
sormalıyız: Takvalı olmak ne demektir? Takva, kelime
anlamı ile ‘korunma’ demektir. Ama bir terim
olarak "takva", ALLAH’ın öğrettiği yollarla kişinin
kendisini ALLAH’ın azabından ve gazabından korumasıdır.
Görüldüğü gibi "takva", ancak ALLAH’ın
öğrettiği yollarla, yani yapılmasını istediği şeyleri
yapmak, yapılmamasını istediği şeyleri de yapmamakla
olabilir. Bu da bu şeyleri bilmeyi gerektirir.
Öyleyse takva bilgisiz olmaz. Şişedeki sıvının asit
olduğunu bilmeyen birisi su yerine onu içebilir ve
helak olur. Takvada da yanlış uygulamalar kişiyi korumaz,
bel ki daha kötü durumlara götürebilir.
Takvanın aslı, nefsi hesaba çekmektir. İlim,
ALLAH korkusunu, zühd de gönül rahatlığını meydana
getirir. Güzel ahlâk; eziyetlere tahammüldür,
gazabın azlığıdır, rahmetin bol bol gelmesi ve yayılmasıdır,
sözün güzelliğidir. Her şeyin bir cevheri
vardır, insanın cevheri de aklıdır. Aklın cev-heri de
sabırdır. Zalim, pişmandır, kendisini insanlar övse
bile. Mazlum ise selamettedir, insanlar tarafından
kötülense bile. Kanaatkâr olan zengindir, aç kalsa
bile. Hırslı ise yoksuldur, servete sahip olsa bile.
Her kim ki nail olduğu nimetten dolayı ALLAH Tealâ’ya
şükretmezse o nimetin yok olmasını istemiş
olur.
Oruç tutmanın amacı takvalı olmaktır. Yani
oruç insanı ALLAH’ın azabından ve gazabından
koruyucu bir kalkandır. Orucun asıl gayesi budur.
Bununla beraber orucun dünyaya bakan ve yukarıda
değindiğimiz faydaları da küçümsenmeyecek
kadar çoktur. Hatta sadece bu faydaları için bile
oruç tutmaya değer. Ama o zaman da böyle bir
oruç ibadet olmaktan çıkar. Çünkü ibadetler ancak
niyetlerle ibadet olur ve niyetin de ALLAH rızası olması
gerekir.
Oruç, ALLAH’ın verdiği helâl nimetleri, sırf
ALLAH rızası için belli bir zamanda terk etmektir.
Oruç, kul olmanın gereği, iman etmenin sonucudur.
Oruç, sabretmeyi, direnmeyi, istekler karşısında
hür olmayı öğretir. Kişinin en özgür olduğu
an; isteklerine, şehvetine ve kızgınlığına yenilmediği
andır. İşte oruç bu özgür iradeye kapı açar.
Oruç, mü’minin duygu ve düşüncelerini inceltir,
yardım duygularını artırır, şefkat ve merhamet
ahlâkını geliştirir. Açlık çekmenin zorluğunu gösterir.
Fakirleri, zorluk ve darlık çekenleri düşünmeyi
sağlar. Kendini nimetlerde yüzdüren Rabbine şükrünü
artırır. Oruç, günahlara karşı perde, Cehennem’e
karşı kalkandır.
Aşırı ihtiraslardan uzak bulunmak ve kanaat
sahibi olmak, Ruhun Orucu’dur. Heva ve heveslere
aykırı hareket etmek, Aklın Orucu’dur. Yeme, içme
ve harama karşı perhizkâr olmak ise, Nefsin Orucu’dur.
İnsan oruç sayesinde nefse ve nefsin arzularına
hakim olmak melekesini kazanır. Kötü meyillerden,
kötü arzulardan, masiyet ve günahlardan,
manevi tehlikelerden sakınır, takva mertebesine
erer. Nefsimizi kötüleyelim. Süleyman Daranî hazretleri
(K.S. = ALLAH yüce sırrını takdis etsin) gibi
yapalım. Ne demiş? “Bütün dünya halkı beni kötülemekte
bir araya gelseler, benim kendimi kötülediğim
kadar kötüleyemezler...” Nefs-i emmâremizin
en büyük düşmanımız olduğunu bilelim. Kibir,
gurur, benlik, büyüklenmek âfetlerinden kaçalım.
Ülkemizin, İslâm dünyasının, insanlık âleminin
durumu parlak değildir. Kötü günler yaşıyoruz.
Nice İslâm ülkesinde, kardeşlerimiz öldürülüyor,
yaralanıyor, damları başlarına yıkılıyor. Zulüm,
açlık, sefalet, hıyanet, rezalet, yalan dolan, tufan
gibi dünyayı kaplamış. Bunca fitne ve fesat içinde,
rahat yaşamak mümkün değildir. Üzülelim, toparlanalım,
kendimizi, ailemizi, çevremizi, emrimizdekileri
ıslah etmek için çalışalım; emr-i maruf ve
nehy-i münker yapalım, ağlayalım, dua edelim. Bakalım bu Ramazan’da ağlayabilecek miyiz bir miktar.
Kendimize ağlayalım, Türkiye için ağlayalım,
İslâm dünyasına ağlayalım, insanlığın haline ağlayalım.
Günde en az beş-on dakika Türkiye’deki ve
İslâm dünyasındaki Müslüman kardeşlerimizin hali
perişanına üzülelim, ağlayalım, geliyorsa gözümüzden
yaş akıtalım. Çünkü Müslümanlar
gerçekten perişan durumdadır. Taş kalplilerin gözlerinden
yaş çıkmaz ki...
Âhir zamanda bulunduğumuzu bir an bile hatırımızdan
çıkartmayalım. Küçük alâmetlerin hepsi,
büyük alâmetlerin bir kısmı zuhur etmiştir. Dünya
fitne, fesat, zulüm, savaş yangınları içindedir. İslâm
dünyasına karşı bir savaş başlatılmıştır. Korkunç
fırtına ve kasırgalar, dehşetli zelzeleler, azgın seller,
önüne geleni silip süpüren korkunç deniz dalgaları
dünyanın çeşitli yerlerinde büyük felaket ve
facialara yol açmaktadır. İstanbul büyük bir zelzele
beklemektedir. Bizde, İstanbul’da deprem olacağı
biliniyor, yıllardır bekleniyor. Hiçbir tedbir alınmıyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yaptırılan rapora
göre şehirde 40 bin bina yerle bir olacakmış. Her
binada en az on kişi olsa dört yüz bin kişi eder.
Kaldı ki, bazı binalarda 10’dan fazla insan yaşıyor.
ALLAH İstanbul’u ve Türkiye’yi idare edenlere akıl,
fikir, vicdan ihsan buyursun. Amin.
Önümüzdeki karanlık günler için azık hazırlayalım.
İçimden bir ses, ileride dindar ve samimî
Müslümanlara büyük zulümler yapılacağını söylüyor.
ALLAH’a sığınmak, sadaka vermek, tedbir
almak gerek. Belâ ve felâketleri sadaka ile, dua ile
önlemeye çalışalım. İsyandan itaate, fısk u fücurdan
salâha, bid’atten sünnete, cimrilikten cömertliğe,
câhillikten ilme, nifaktan ihlasa, şerden hayra
hicret edelim. Gaflet içinde aldatıcı keyifler sürmeyelim.
Bu dünyayı kendimize yalancı bir cennet haline
getirmek sapıklığına kapılmayalım. Dünya
mihnet, çile, imtihan, deneme yeridir.
Ramazanı nurlu ve feyizli şekilde geçirebilmeyi
umud ediyoruz. Oruçlar tutup, teravihler kılıp,
ibadetler ve hayırlar işlemeğe çalışacağız. Kabul
olunmalarını ve hudutsuz sevaplar kazanmayı da
istiyoruz. Ramazan boyu ince hesaplar yaparak,
hiç bir hayrı atlamamaya çalışarak geçecek günlerin
ardından, güzel hâl ve hareketlerimizin kabulünün
en bariz ve sağlam alâmeti, bu durumun
ramazandan sonra kesilmemesi, aynı hassasiyetin
devam edebilmesidir.
Ramazanın ayının gönüllerimize huzur, iftar
sofralarımıza bereket, hayatımıza düzen,yaşantımıza
samimiyet ve dindarlığımıza yüksek bir seviye
getirmesini Cenab-ı Haktan niyaz ediyorum.
Milletimizin ve İslam aleminin Ramazanını tebrik
ediyor, Yüce ALLAH'tan bu ayın mana ehemmiyetine
uygun olarak kulluk görevini yerine getirmek
isteyenlere kolaylıklar sağlamasını, Ramazan ruhunu
diğer aylara taşımasını niyaz ediyor, İslam
dünyası için hayırlara, insanlık alemi için hidayete
vesile olmasını diliyorum. Ramazan ayının nefsimiz,
ailemiz, milletimiz, ülkemiz ve bütün insanlık
için hayırlara vesile olmasını, bizleri olgunlaştırmasını
ve yüceltmesini Cenab-ı ALLAH'tan niyaz
ediyorum.
ALLAHım! Bildiğim tüm dillerde sana dua
etmek istiyorum. Senin bize öğrettiğin tüm şekillerde
sana kulluk yapmayı arzuluyorum. Efendimize,
ki sevgilindir, sevgilimizdir tüm sevgi dolu
sözcükleri adamak istiyorum. Olan biteni, ki malumundur,
arz ediyorum: Madden ve manen büyük
bir buhran yaşıyoruz. Benliğimizi yitirdik, birliğimizi
kaybettik, onurumuzu yitirdik.
Ey Yüce Rabbim! Şüphesiz varlık senin kudret
ellerinde. Dilediğin gibi evirir çevirir, dilediğin
şekle sokarsın. Şartları lehimize döndür, bize
maddi ve manevi zaferler nasip eyle.
ALLAHım! Dünyadaki tüm kardeşlerimize
yardım et, bu mübarek Ramazan hürmetine sıkıntılarımızı
gider, bize uyanış, kurtuluş ve diriliş bahşeyle.
Ve:
"De ki: Dua ve ilticanız olmasaydı, Rabbim
size değer verir, itibar eder miydi?" demeyi
öğrettin bize, bundan cesaret alarak dua ediyoruz,
yalvarıyoruz. Sonsuz gücüne secde ediyoruz, af
diliyoruz. Af Diliyoruz Yâ Rab!..
Bizlere mübarek kıldığın bu Ramazan ayında
“Hüzün Peygamberi”nin, hüzünlü ümmeti olarak
af diliyoruz Sen’den Yâ Rab. Bütün varlığımızla,
her ne kadar affa layık olmasak da; kabulümüzü intizar
ediyoruz, kabule layık olmasak da...
...............................................................................
1 Beyhekî, Şuabü’l-İman, 3/305,N0:3608, 2 Bakara suresi: 185, 3 Görülüyor ki; iftarın
mükellef sofralar ve ziyafetler şeklinde düzenlenmesi şart değildir. Bir lokma ekmek,
bir hurma veya bir yudum su ile de olsa aynı sevabı alır. Yeter ki ikramlar, ALLAH rızası
için yapılmış olsun. İftar davetlerinde lüks ve israftan kaçınılmalı ve bu davetlerde
fakirlere de yer verilmelidir., 4 İbn-i Huzeyme; Sıyam; 8; No: 1887; 3/191; Beyhekî,
Şuabü’l-İman, 3/305,N0:3608, 5 İbn-i Huzeyme, Sıyam:7; No:1886; 3/190, 6 Ahmed
b. Hanbel, 2/292, 7 Tirmizi, Savm:1, Nesei: Siyam: 3, İbn-i Mace, Siyam: 2, 8 Müslim;
Taharet: 5; No:16, 1/209, 9 Bakara Sûresi:183, 10 İbn-i Mace: Sıyam;21; No:1690;
1/539