Ömrümüzü Yaratanımızın Razı Olduğu Bir Şekilde Geçirebilmemizin Yolu

e-Posta Yazdır PDF

Gerçekten kısacık olduğuna
inandığımız şu ömrümüzü yaratanımızın
razı olduğu bir şekilde nasıl geçirebilmemiz
için şu ayet-i kerimenin
gereğiyle amel etmemiz gerekir:
“Şüphesiz ki emrettiğim bu
yol, benim dosdoğru yolumdur. O
halde ona uyun. Başka aykırı yollara
tabi olmayın. Sonra sizi O'nun
yani ALLAH Teâlâ’nın yolundan ayırır.
İşte ALLAH Teâlâ size bunları
emretti ki kötülüklerden sakınasınız.”
1
Cenab-ı Hak, bu ayet-i kerimede
kendisinin gösterdiği doğru yola ittiba
etmemizi, başka yollara sapmamamızı
emrediyor. Abdullah b. Mes’ud şöyle
demiştir: Resûlullah (S.A.V.) efendimiz
bize dosdoğru bir çizgi çizdi ve:

“Bu, ALLAH Teâlâ'nın yoludur”
buyurdu. Sonra bunun sağından
ve solundan birçok çizgiler daha çizdi
ve:
“Bunlar da birtakım yollardır
ki her birinde bir şeytan vardır. Ona
çağırır.” buyurdu. Sonra da mealini
verdiğimiz ayet-i kerimeyi okudu.” 2
Abdullah b. Abbas (R.A.) diyor
ki: ALLAH Teâlâ bu âyet-i kerime ile,
Mü’minlerin tek bir cemaat olmasını
emrediyor, ayrılıp gruplaşmaları yasaklıyor
ve geçmiş milletlerin bir çoğunun
bölünüp parçalanma yüzünden
yıkılıp yok olduklarını haber veriyor.
ALLAH Teâlâ'ya gider zannedilen
birçok yollar vardır. Fakat insanı
ALLAH Teâlâ'nın rızasına ulaştıran
yol: Cenab-ı Hakk'ın emrettiği yoldur,
İslam yoludur. İslâm'a aykırı her türlü düşünce ve hayat tarzları, insanları ALLAH Teâlâ'nın
yolundan, hak dinden uzaklaştıran sapmalardan
ibarettir. Bunun için de:
Evvela “Fırka-i naciye” olan ehl-i sünnet velcemaat
mezhebine göre iman esaslarını bellemek,
sonra da o imanın gereği olan salih amelleri yerine
getirmek gerekir. Farzları, vacib ve sünnetleri yerine
getirirken haramlardan da uzaklaşmalıyız.
Hatta haram işlemek korkusuyla, şüpheli görülen
şeylerden de kaçınmalıyız.
Ebu Bekr Sıddık (R.A.): Harama düşeriz korkusuyla
70 çeşit helali terk ediyorduk, demiştir. Bu
hale yani şüpheli olan herşeyi terk etmeye “vera”
denir. Vera, takvanın ileri bir merhalesidir, amellerin
seyyididir. Vera sahibinin kalbi safa ile doludur.
Kalb gözü parlak ışıklıdır. Hiçbir şey, vera haline
denk olamaz. Dinin dümeni, direği, veradır. Ebu
Hureyre (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber
(S.A.V) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Vera sahibi ol, insanların en abidi olursun!
Kanaatkar ol, insanların en şükredeni olursun!
Nefsin için sevdiğin şeyi insanlar için de
sev, Mü’min olursun! Sana komşu olan kimseye
ihsan et ki müslim olasın! Gülmeyi de
azalt. Çünkü çok gülmek, kalbi öldürür!” 3
Haramlara bakış açısından Müslümanlar dört
gurupturlar:
Birinci Seviye: Genel olarak haram anlayışı.
İmani kimliği belirleyen, mümini fasık sınıfına
sokan bakış...
İkinci Seviye: Salihlerin haram anlayışı. Harama
düşme ihtimalinden ötürü şüpheli şeylerden
kaçınırlar.
Üçüncü Seviye: Muttakilerin haram anlayışı.
Fetva açısından haramdır denmediği halde, şüphe
bile bulunmayan şeyleri titizlik gösterip terk etmek.
Dördüncü Seviye: Sıddıkların haram anlayışı:
Helâle bile sınır getirme seviyesidir.

BİR MÜSLÜMANA BELLİ BAŞLI OLARAK
ÖNCELİKLE:
1- İman lazımdır. Bu imanın, “boğazdan aşağıya
inen”, kalpte olan gerçek, kesin, samimî ve geçerli
bir iman olması gerekir.
2- Din yani İslâm lazımdır. Bunun hüküm ve öğretileri
İlmihal dediğimiz din bilgisi kitaplarında yazılıdır.
3- Yüksek ahlâk, yüksek karakter, fazilet, hikmet
lazımdır.
4- ALLAH Teâlâ’nın, Hz.Peygamber (S.A.V.)
efendimiz vasıtasıyla insanlığa göndermiş olduğu
Kur’ân-ı Kerîm’i düstur olarak kabul etmek ve
O’nun hükümlerine uymak, öğütlerini tutmak, çizdiği
sınırları aşmamak gerektir.
5- Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizi tasdik
etmek, O’nu kendisi ve bütün insanlık için en büyük
örnek ve model olarak kabul etmek, O’na biatlı
olmak gerektir.
6- Fıkıh ve Şeriat lazımdır. Çünkü, ALLAH Teâlâ’ya
karşı ibadet vazifelerini ve dünya muamelelerini
ancak fıkıhtan öğrenebiliriz.
7- Ümmet şuuru lazımdır. ALLAH Teâlâ bütün
mü’minleri kardeş kılmış ve Muhammed Ümmeti
yapmıştır. Ümmet şuuruna sahip olmayanlar menfi
kavmiyetçilik çukurlarına ve tefrikaya düşerler ve
zelil olurlar.
8- Adalet lazımdır. Yüce ALLAH Teâlâ kullarına
adaletli olmalarını kesin şekilde emr etmiştir. Kendi
aleyhimizde, babamızın, kardeşimizin aleyhinde de
olsa yalancı şahitlik yapmamamız, adil olmamız bildirilmiştir.
9- Mukallid Müslümanların mezhep sahibi olmaları
gerekir. Çünkü onların ilmi, kendi başlarına
Kitab’tan ve Sünnetten dinî, şer’î ahkâm çıkartmaya
yetmez.
10- Zamanındaki İmam-ı Kebir’e yahut Emîrü’lmü’minîne
biatlı olmak lazımdır. Hz. Muaviye (R.A.)
den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

“Yaşadığı zamandaki imama biat etmeden
ölen kimse sanki cahiliyye ölümü ile ölmüş
olur...”4 buyurmuşlardır. Ne büyük tehdit ve uyarı.
Biz imamsız ve biatsız yaşıyoruz ve hiç umurumuzda
değil.
11- Sevad-Azam yani büyük karaltı, büyük cemaat,
ana cadde içinde olmak lazımdır. Enes b.
Malik (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.)Efendimiz:
“Ümmetim dalâlet sapıklık üzerinde ittifak
etmez. Ümmetim arasında ihtilaf çıktığını, tefrika
olduğunu gördüğünüz zaman, siz sevad-ı
azama, büyük karaltıya tâbi olunuz” 5 buyurmuşlardır.

12- Tefrikadan, nifak ve şikaktan, fitne ve fesattan
kaçınmak, uzak olmak lazımdır.
13- Takva yani ALLAH Teâlâ’dan korkmak, yasaklarından
kaçınmak, emirlerini yerine getirmek
niyetine, azm ve cehdine sahip olmak lazımdır.
14- Hz.Peygamber (S.A.V.)Efendimizi kendi canından,
çoluk çocuğundan daha fazla sevmek ve
korumak lazımdır.
15- Elinden ve dilinden Müslümanların emin ve
güvende olması lazımdır.

16- Dünya tuzaklarına düşmemek, şeytanın hilelerine
kanmamak, dünyanın bir sınav yeri olduğunu
bilmek; dünya için orada ne kadar kalacaksa, ahiret
için orada ne kadar kalacaksa o nisbette çalışmak
gerektiğini bilmek lazımdır.
17- Kötülükle çok emr edici olan nefs-i emmaresi
ile büyük cihad yapmak lazımdır.
18- İstikamet yani doğruluk, dürüstlük lazımdır.
Abdullah b. Abbas (R.A.) den rivayete göre
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: Kur'ân-ı Kerim’deki:

“Sana nasıl emr olunduysa öylece dosdoğru
ol!” 6 ayet-i kerimesi gönderilince: “Hûd sûresi
beni kocalttı.” 7 buyurmuşlardır.
19- Harbî kâfirlere karşı sert, Müslümanlara karşı
yumuşak ve şefkatli olmak lazımdır.
20- Kâfirleri dost ve veli yani idareci edinmemek
lazımdır.
21- Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz.Peygamber (S.A.V.)
efendimizin Sünnetinde, şeriatta, ahlâk-ı islâmiyede
belirtilen salih amelleri elden geldiği kadar işlemek
lazımdır.

22- İnsanların, öldükten sonra zamanı gelince
tekrar diriltileceklerine, bir Mahkeme-i Kübra’da
dünyada yaptıklarından dolayı hesap vereceklerine,
Cennet ve Cehenneme iman etmek ve bu hesaba
hazırlanma şuuruna sahip olmak lazımdır.
Abdullah b. Abbas (R.A.) den rivayete Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz: “Ümmetimin ihtilafı
bir rahmettir.” 8 buyurmuşlardır.
Türkçede ihtilaf kelimesi olumsuz bir mana
taşıyor. Arapçada çeşitlilik demektir. Fıkıhta dört
hak mezhep olması, onlarca tasavvuf tarikatı bulunması,
Ümmet içindeki olumlu meşreb farklılıkları
evet bütün bunlar Şeriatın kesin hükümlerine yaaykırı
olmamak şartıyla bir genişliktir, bir rahmettir.
Bütün Müslümanların aynı meşrebten olmasını istemek
ve böyle bir şey için çalışmak yanlıştır.
Ashab-ı kiram (R.Anhüm ecmain) hazeratına bakalım,
meşrebleri ne kadar çeşitliydi. Bugünkü
Müslümanlar için, olumlu olmak ve şeriata aykırı
bulunmamak şartıyla meşreb çeşitliliği bir güç ve
zenginlik kaynağıdır. Hazret-i Mevlânâ ile İmamı
Birgivî aynı meşrebte değiller. Ama ikisi de lazım.
Müslümanlar için zararlı olan şeyler de var.
Bunların başında hizib, fırka, cemaat, tarikat, klik,
grup asabiyeti gelir. Bu asabiyet Müslümana mantığa
aykırı işler yaptırır. Mensup olduğu cemaati din ile özdeşleştirir. Parçayı bütün gibi görür. Bütünü
parçanın içine sıkıştırmaya, sığdırmaya çalışır.
Başka meşreblerde, cemaatlerde olan din ve iman
kardeşine “bizden olmayan” Müslüman gözüyle
bakar. İşte bu asabiyet ve bu taassup, çeşitliliği
olumsuz ve zararlı hale getirir.
Bir Müslümanın kalbinde iman olduğu müddetçe
o bizim mutlak olarak kardeşimizdir.
İslâm dininin hükümlerine ve öğretilerine göre
sadece Peygamberler masumdur. Yani ismet yani
günahtan korunmuş olmak sıfatına sahiptir. Peygamberler
dışındaki mü’minler hatâ yapabilir, yanılabilir. Fıkhın babası olan İmam-ı Azam Ebu Hanife
hazretleri bile yanılabileceğini söylemiştir.
Hz.Ömer (R.A.) halife olunca Mescid-i Nebevi’de
minbere çıkmış ve bir hutbe okumuş:
- Ben ALLAH Teâlâ’ya ve Resûlüne itaat edersem
siz de bana itaat ediniz. Etmezsem, bir yanlış
yaparsam... derken oradaki sahabelerden biri
ayağa kalkmış ve:
- O zaman biz seni kılıçlarımızla doğrultmayı
biliriz, demiş.
İftira ve hakaret etmeden olumlu tenkitler ve
uyarılar yapmak, Ümmet işlerinin iyi yürümesi ve hatalardan korunmak için gerekli olan bir vazifedir.
Ümmet içinde denetim, kontrol, murakabe, uyarı
olmazsa kokuşma başlar. Şu soruları beraberce
düşünmemiz gerekir:
1- Türkiye sizce iyi ve olması gereken şekilde
idare ediliyor mu? Siyasetimiz, idaremiz, toplum
yapımız, ahlâkımız iyi ve temiz midir?
2- Vatandaşlarının iyi, vasıflı, güçlü ve üstün olmadığı
bir ülkenin iyi olması mümkün müdür?
3- Ebu Kılabe (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz:
“Siz ne haldeyseniz öyle idare olunursunuz.”
9 buyuruyor. Bugünkü durumumuz bu hadisi
şerife elbette uygundur. Çünkü Hz.Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz ne buyurmuşsa doğrudur. O
halde birinci iş ve vazife fertleri, aileleri ve toplumu
ıslah etmek; güçlendirmek, vasıflı ve üstün hale getirmek
değil midir? Şu işe önce kendimizden başlamak
gerekmez mi?
4- İslâm dini ribayı, faizi kesin şekilde haram kılmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de ribacılar için:
“İşte böyle yapmazsanız ALLAH Teâlâ ve
Peygamberine karşı savaş ilân etmiş olduğunuzu
bilin.” 10 buyurularak faizcileri " ALLAH Teâlâ'ya
ve Resûlü'ne savaş ilân etmiş olmakla"
suçlamaktadır. Faizi helâl kabul eden dinden çıkmış
olur. ALLAH Teâlâ ticareti helâl kılmıştır, faizi
ise haram. Bugün ülkemiz ve toplumumuz gırtlağına
kadar ribaya batmıştır. Böyle bir durumda kurtulmamız,
salah ve felaha ermemiz sizce mümkün
müdür?
5- Huzeyfe b. Yeman (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan
ALLAH Teâlâ’ya yemin ederim ki, ya iyilikleri
emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da
ALLAH Teâlâ kendi katından yakın zamanda
üzerinize bir azab gönderir. Sonra ALLAH Teâlâ’ya
yalvarıp dua edersiniz ama, duanız kabul edilmez.” 11 buyurarak, emr-i bil mârufu ve nehy-i
anil münkeri terk eden bir toplum üzerine azab ineceğini
açıkça haber vermiş, bizi uyarmıştır. Sizce
Türkiye Müslümanları emr bi’l-mâruf ve nehy-i ani’lmünker
farzını eda ediyorlar mı?
6- Yüce İslâm dini ve şeriatı lüksü, israfı, aşırı
tüketimi, gösterişi, gurur ve kibri yasaklamış,
haram kılmıştır. Bugün, toplumun Müslüman kesiminde
bu günahlar, haramlar, isyanlar açık bir şekilde
işleniyor. Böyle bir toplum isyankâr bir toplum
değil midir? Milyonlarca vatandaş yarı aç yarı tok
yaşar, geçim sıkıntısı çekerken zengin Müslümanların
bir kısmının böyle sefıhane ve rezilane bir
hayat sürmesi doğru mudur?
7- Kur’an-ı Azimüşşan, Yahudi ve Hıristiyanları
birtakım ruhbanlarını yani din adamlarını erbab
yani rablar haline getirip putlaştırmakla suçluyor.
Bugün, Müslümanlar arasındaki bazı gruplar da
kendi büyüklerini aşırı şekilde yükseltip, ismet yani
günahtan korunmuş olma sıfatıyla sıfatlandırıp sınırı
aşmamışlar mıdır? Günümüzde ne kadar çok
gavs, kutub, mehdi, uçan var... Bu konuda Ümmeti
Muhammed sizce yeteri ve gereği kadar uyarılmakta
mıdır?
8- Hz. Aişe (R.Anha) anamızdan rivayet edildiğine
göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
“Cebrail, bana komşu hakkında nasihate
öyle devam etti ki, komşuyu mirasçı kılacak
sandım” 12 buyuruyor. Sizce bugün Müslüman toplumun
komşuluk münasebetleri yüce dinimizin
emir, öğüt ve öğretilerine uygun mudur?
9- Çocuklar ve gençler toplumun, ülkenin, devletin
geleceğidir. Biz Müslümanlar, genelde çocuklarımızı
ve gençlerimizi İslâm dininin öğretilerinin
ışığında iyi, güçlü ve vasıflı olarak yetiştirebiliyor
muyuz?
10- Kur’an-ı Kerim iyi Müslümanları anlatırken:
“…Harbi kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında
şefkatli ve merhametli...” 13 buyuruyor.
Biz böyle miyiz? Böyle isek niçin bazı Müslüman lar fikir, görüş, metod ve meşreb bakımından farklı
olan din ve iman kardeşlerinden kopukturlar ve
hattâ onlara düşmanlık yapmaktadırlar?
11- Mevcut dinler ve ahlâk sistemleri içinde gıybeti
İslâm kadar kesin şekilde yasak ve haram
kılan başka bir din ve sistem olmadığı halde Müslümanlar
arasında gıybet niçin son derece yaygındır?
12- Hz Ali (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz:
“İki günü birbirine eşit olan zarardadır.” 14
buyurmuştur. Yani Müslümanın her yeni günü, bir
öncekinden iyi olacaktır. Hangi konularda? İbadette,
hayır ve hasenatta, faydalı ilim öğrenmekte,
ölüme hazırlanmakta, ahiret yolculuğu için azık
toplamakta, ALLAH Teâlâ’nın rızasını kazanacak
işler yapmakta... Biz böyle miyiz?
13- İslâm’ın eyleme ait en birinci ve önemli emri
beş vakit namaz kılmak olduğu halde, Müslüman
toplum bu farizayı niçin büyük çoğunluk olarak yerine
getirmemektedir?
14- Hür ve mukim erkeklerin farz namazlarını camilerde
cemaatle kılmaları İslâm fıkhına göre kesin
bir emir iken musalli Müslümanlar, şer’î özürleri olmadığı
halde bu emri niçin yerine getirmiyorlar?
15- Dindar ve sofu geçinen Müslümanların evlerinde
birtakım cihazlar var. Bunlar İslâm dininin
haram ve yasak kılmış olduğu kötülükleri, çirkinlikleri,
isyanları, fısk ve fücurları, büyük günahları evlerin
içine kadar getiriyor. Dindar ve sofu
Müslümanlar bu aletleri, kanunî bir mecburiyet olmadığı
halde niçin evlerine koyuyor ve karşılarına
geçip saatlerce onları seyr ediyorlar?
Daha böyle yüzlerce soru yöneltilebilir. Bu soruları,
bendeniz dahil, kendi nefislerimize soralım.
Doğru cevaplarını bulalım ve hayatımıza uygulayalım.
Bazıları:
- Sen her şeye olumsuz tarafından bakıyorsun...
Şeklinde tenkitler yöneltiyor. Çok günah işlenen,
haramların yaygın hale geldiği, münker yani
dinin ve şeriatın kötü gördüğü işlerin açıkça yapıldığı;
fuhşiyatın, azgınlıkların çoğaldığı, ribanın yaygınlaştığı,
haram yemenin genelleştiği bir ortamda
bu tenkitlerin mutlaka yapılması gereklidir.
İslâm dininde hem müjdeler vardır, hem de
uyarılar ve korkutmalar... İslâm insanlara iman
eder, hayırlı işler yaparsanız kurtulur, ebedî saadete,
sonsuz mutluluğa nail olursunuz, Cennet’e
girersiniz buyuruyor.
Madalyonun öbür tarafında uyarılar ve korkutmalar
vardır. İman etmezseniz, yahut iman ettiğiniz
halde, ALLAH Teâlâ’nın ve Hz.Peygamber
(S.A.V.) efendimizin çizdiği sınırları aşar, emirleri
yerine getirmez, yasakları ve haramları işler,
ALLAH Teâlâ’ya ve Resûlüne isyan eder, yeryüzünde
fitne ve fesat çıkartır, mü’min kardeşlerinizle
olan kardeşliği ve birliği bozar, kâfirleri dost ve veli
ittihaz eder, ahireti düşünmez ve ona hazırlanmazsanız
başınıza dünyevî ve uhrevî cezalar gelir,
sıkıntılara düşer, bela ve musibetlerle karşılaşırsınız...
İnsanların, halkın bir yandan müjdelenmesi,
öbür taraftan uyarılıp korkutulması gerekir. Sadece
müjde, sadece uyarmak doğru olmaz. İkisi birden
olacak, Müslüman havf ve reca arasında bulunacak.
Bu devir Müslümanlarının en büyük hatâsı ve
kuruntusu şu imtihan ve ibtilâ dünyasını kendileri
için yalancı ve şeytanî bir cennet haline getirmek
istemeleri ve var güçleriyle bunun için çalışmalarıdır.
Ne korkunç bir kuruntu...
Dünya cennet değildir... Dünya cennet olamaz...
Dünyayı sahte bir cennet yapmaya çalışmak
yanlıştır, sapıklıktır.
Birtakım gafillerin ve cahillerin bu konuda
mutlaka uyarılması gerekir. Soruyorum: Türkiye
Müslümanları yeteri kadar uyarılıyor mu? Yeteri
kadar korkutuluyor mu? Onlara yeteri kadar emr-i
mâruf ve nehy-i münker yapılıyor mu?
............................................................................................
1 En'am Sûresi: 153, 2 Darimî, Mukaddime: 23, 3 İbn-i Mace, Zühd: 24, No:4217,
2/1410, 4 A.b.Hanbel, 4/96, No:16434; Taberani, el-Mu'cemu'l-Kebir, 19/388, No:909
5 İbn-i Mace, Fiten: 8, 2/1303, No:3950, 6 Hûd Sûresi:112, 7 Tirmizi; Tefsir; No: 3293
8 Deylemi, Firdevs, No:6497, 4/160; Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliya, 7/119, 9 Kitabü
Zühdü’l-Kebir, 2/277, 10 Bakara Sûresi:279, 11 Tirmizi, Fiten: 9; Ebû Davûd, Melâhim:
16; A. b. Hanbel, 5/388., 12 Buhârî, Edep:28; Müslim, Bir: 141, No:2625, 13
Fetih sûresi:29, 14 Deylemi, Firdevs, 3/611