İlmin ve Alimin Üstünlüğü...

e-Posta Yazdır PDF

Aydınlık karanlığı, Hak batılı, iman küfrü nasıl yok ediyorsa; bunun gibi gerçek ilim de cehaleti öylece yok eder. İlmin olduğu yerde cehalet mikropları barınamaz. İşte bunun içindir ki yüce dinimiz İslam, ilme ve ilim tahsiline büyük önem vererek insanın ilim öğrenmesi için gerekli bütün yolları açık tutmuştur.
İlim öğrenmek için, zaman, mekân, yaş sınırı koymamıştır. Erkek ve kadın herkese beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi farz kılmıştır. Kişinin hayatının
her aşamasında ve her safhasında ilimden asla kopmamasını istemiştir. Sevgili Peygamberimiz Hz.
Muhammed (S.A.V.) efendimize gelen
ilk vahiy:
“Oku! Yaradan Rabbi'nin
adıyla. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan
yarattı. Oku! Rabbin nihayetsiz
kerem sahibidir ki O,
kalemle yazı yazmayı öğretendir, insana
bilmediğini O öğretti.”1 ayet-i
kerimeleridir.
İlk insan ve ilk Peygamber
Hz.Adem (A.S.)dan günümüze kadar
insanlık tarihini incelediğimiz zaman
görürüz ki, meydana gelen felaketlerin
ve huzursuzlukların kaynağını genelde
cehalet teşkil etmiştir. Cehalet,
karanlıkların en korkuncudur.
Cehalet insanı, insanlık meziyetlerinden
uzaklaştırır. İnsanlık şeref ve
haysiyetini yok eder. ALLAH Teâlâ
şöyle buyuruyor:
“ALLAH Teâlâ, adaleti ayakta
tutarak delilleriyle şu hususu açıklamıştır
ki, kendisinden başka ilâh
yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de
bunu ikrar etmişlerdir. Evet mutlak
güç ve hikmet sahibi ALLAH Teâlâ'dan
başka ilâh yoktur.”2
ALLAH Teâlâ, zatıyla başlıyor,
ikinci olarak melekleri, üçüncü sırada
da ilim sahiplerini zikrediyor. Şeref, üstünlük,
değer ve asalet olarak bu, onlara
yeter. “…Eğer bilmiyorsanız, ehli zikir yani bilenlere
sorun.”3
Ayet-i kerimede geçen “ehli zikir”den maksat
âlimlerdir. Bu emirden de anlaşılmaktadır ki: Müminler,
bilmediklerini bilenlere sormakla mükelleftirler.
Bilinmeyen hususlarda ehlül-hall vel-akd
ulemaya sormak farzdır. Ayrıca ayet-i kerime:
“Eğer bilmiyorsanız, ehli zikr'e sorup öğrenmeden,
bilmediğiniz şeyler üzerinde asla bir şey söylemeye
ve kendi kafanızdan karara varmaya kalkışmayın”
hükmünü de getirmektedir.
“Bu misalleri, insanlara anlatıyoruz; ama
onları alimlerden başkası düşünüp anlamaz.”4
“Hayır, o Kur’ân-ı Kerim, kendilerine ilim
verilenlerin sînelerinde yer eden apaçık âyetlerdir.
Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr
eder.”5
“Kulları içinde ancak alimler, ALLAH Teâlâ'dan
gereğince korkar, O'na saygı duyarlar.”6
Son ayet-i kerime, alimlerin, ALLAH Teâlâ'dan
gereğince korkanlar olduklarını; ALLAH Teâlâ'dan
gereği gibi korkanların da, halkın en hayırlısı
olduklarını ortaya koyuyor. Böylece, alimlerin, halkın
en hayırlıları oldukları sonucu ortaya çıkıyor.
Son zamanlarda ilim çağı, ilim cemiyeti gibi tabirler
yaygınlık kazandı. İnsanlığın ortak otomasyon devrini
de bırakıp ilim çağına geçtiği, geleceğin insanlığını
ilim cemiyeti meydana getireceği
söylenmektedir.
Bütün bu ifadeler ilmin ehemmiyetini vurgulamaya
yöneliktir. İlim her devirde insanlık için gerekli
olmuş, ilimle mücehhez insanlar ve cemiyetler,
ilmen geri olanlara karşı dâima üstünlüklerini korumuşlardır.
Eğer, insanlık tarihi, ilim mikyasıyla bir
taksime tabi tutulacak ve illa da bir ilim devrinden
bahsedilecekse, kanaatimizce bunu Kur’ân-ı Kerim
vahyi ile başlatmak gerekir. Beşeriyete “Oku!” diye
başlayan risaleti Muhammediye böyle bir devreyi
başlatmış:
“De ki! Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur
mu?”7
“ALLAH Teâlâ sizden inananları ve kendilerine
ilim verilenleri yüksek derecelere erdirir.”
8 gibi pek çok âyet-i kerimelerle ilmin yüceliğine
dikkat çekmiş, dünyayı isteyene de, âhireti isteyene
de, hem dünya hem âhiret her ikisini de isteyene
hep ilmin kazanılmasını tavsiye etmiştir.
Abdullah b. Abbas (R.A.): “Alimler, Mü’minlerden
yüz derece üstedirler. İki derece arasında
ise yüz yıllık mesafe vardır.”9 diyor.
Cehalet karanlığından kurtulmanın tek çaresi
ilim öğrenmektir. İlim öğrenmek dinimizde farz kılınmıştır.
Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:
“İlim öğrenmek her Müslüman kadın ve
erkek üzerine farzdır.”10 buyuruyor.
Bundan 14 asır evvel insanlığı cehalet karanlığından
kurtaran işte bu ilahi düsturlardır. O
gün insanlık, İslam'ın eşsiz hükümlerini tatbik ederek
yolunu aydınlatmış, huzur ve saadete ermiştir.
Bugün de, yarın da, insanlık cehalet karanlığından
ancak İslam'ın hükümlerini tatbik etmekle kurtulabilir.
Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) efendimiz:
“Hikmetli söz, ilim Mü’minin yitiği, kaybolmuş
malıdır. Onu nerede bulursa almaya en
layık olan odur.”11Buyurdu.
Abdullah b. Mes’ud (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:
“Yalnız iki kimse gıpta edilmeye layıktır.
Bunlar da: ALLAH Teâlâ'nın kendisine verdiği
malı, Hak uğrunda sarfeden, muhtaçlara dağıtan
kimse ile, ALLAH Teâlâ'nın kendisine vermiş
olduğu ilim ve hikmetle hükmeden ve onu
halka öğreten kimsedir.”12 Buyurdu.
Abdurrahman b. Ebu Bekre (R.A.) den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:
“Ya alim, ya öğrenci yahud dinleyici veya
bu kimseleri seven olmaya bak. Sakın beşinci
olma, yoksa helak olursun.”13 buyurdu.
Hz. Muaviye (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) efendimiz:
“ALLAH Teâlâ, kimin hakkında hayır dilerse,
onu dinde fakîh, ince kavrayışlı yapar.”14
Buyurdu.
Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) efendimiz:
“İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye
kadar ALLAH Teâlâ’nın yolundadır.”15 Buyurdu.

Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bu hadis-i şeriflerinde
ilim talebi için Mü’minleri seyahate çıkmaya
teşvik buyurmaktadır. Bilhassa Resûlullah
(S.A.V.) efendimizin devrinin şartlarında seyahat
hem meşakkatli ve hem de hayatî tehlikeleri, riskleri
olan bir iştir. Bu zahmet ve tehlikeleri, riskleri
göze aldıracak pek teşvik edici sebeplere, ikna
edici teşviklere ihtiyaç vardı. Hadis, tefsir, siyer,
tarih gibi rivayete dayanan ilimlerin gelişmesinde
seyahatler zaruri idi. İslam medeniyetinin planlayıcısı
ve mimarı mesabesinde olan Resûlullah
(S.A.V.) efendimiz, bu çeşit teşvikleri çokça yapmış
ve böylece Sahâbe, Tâbiîn ve Etbâuttâbiîn ve müteakip
İslam nesilleri seyahate gereken ehemmiyeti
vererek İslamî ilimlerin derlenip yazılmasını ve
İslam medeniyetinin teşekkül ve terakkisini gerçekleştirmişlerdir.
İlim öğrenmek için gerektiğinde başka yerlere
gitmeli ve yol zahmetine katlanmalıdır. Kehf suresi
65-82 âyet-i kerimeleri arasında Hz. Musa (A.S.)ın
Hz.Hızır (A.S.) ile seyahat macerası hikaye edilir.
Özetle Hz. Musa A.S.), O’na:
“Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama
yardım edecek bir bilgi öğretmen için
sana tâbi olabilir miyim?”16 diyerek izin alır; deniz
aşırı bir seyahata çıkarlar, gemiye binerler, köylere
uğrarlar vs...
Ebu Derda (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) efendimiz:
“Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk
ederse ALLAH Teâlâ onu cennete giden yollardan
birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim
talibinden memnun olarak kanatlarını üzerlerine
koyarlar. Göklerde ve yerde olanlar ve
hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler.
Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı
gecede ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.
Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler,
ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama
ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse,
bol bir nasib elde etmiştir.”17
Bu hadis-i şerif, Resûlullah (S.A.V.) efendimizin
ilmin fazileti hususunda beyan buyurduğu
mühim hadis-i şeriflerden birisidir. İçerisinde ilmi ve
âlimi faziletli kılan değişik hususlara yer verilmektedir:

* İlim için yola çıkana ALLAH Teâlâ cenneti
kolaylaştırmaktadır.
* Melekler, ilim tâlibine tâzim göstermektedir.
Meleklerin ve başkalarının, kendisi için dua edip
bağışlanmasını dilemekle, istiğfarla meşgul oldukları
ve ayaklarının altına meleklerin kanatlarını serdikleri
kimsenin rütbesi üstünde hiç bir rütbe yoktur.
Salih adamın veya salih olduğu sanılan kimsenin
duası için can atılırsa, meleklerin duası için nasıl
olur?
* Yer ve gökte mevcut bütün hayat sahipleri,
hatta denizlerde balıklara varıncaya kadar bütün
canlılar ilim tâlibine rahmet duası okumaktadırlar.
Çünkü ALLAH Teâlâ, balık ve diğer bütün hayvanlar
hakkında onların faydaları, maslahatları ve rızıklarıyla
ilgili ilmi, âlimlerin dillerine koydu. Böylece
hayvanlar hakkındaki haramlar, helaller nelerdir,
onlar açıklamaktadır. Hangi şeyler lehlerine ve faydalarınadır,
hangi şeyler aleyhlerine ve zararlarınadır,
insanlara âlimler bildirmekte, onlara iyilik
yapılmasını, zarar vermekten kaçınılmasını vs. hep
âlimler tavsiye etmekte, öğretmektedir. Buna binâen
ALLAH Teâlâ, ulemânın bu hizmetlerine bir
karşılık olarak istiğfar etmelerini hayvanlara ilham
etmiş olmaktadır.
* İlim ibadetten fevkalâde üstündür, ayın yıldızlara
üstünlüğü gibidir. Resûlullah (S.A.V.) efendimizin
âlimi aya, âbidi de yıldıza benzetmesinde
şu incelik var: İbadetin kemal ve nuru âbidden başkasına
geçmez, hep kendinde kalır, halbuki âlimin
nuru başkasına geçer.
* Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Şeref,
övünç ve değer olarak bu derece ve bu rütbe insana
yeter. Zira Peygamberlik rütbesi üstünde hiçbir
rütbe yoktur. Dolayısıyla bu rütbenin varisinin
şerefi üstünde de hiçbir şeref yoktur.
Hadis-i şerifte peygamberlerin dirhem ve
dinar bırakmayacakları belirtilmiştir. Bunlarla dünyanın
fâni olan her şeyi ifâde edilmiştir. Zira dirhem,
“gümüş”; dinâr da “altın” para demektir. Bu iki şey
bir değer birimi olmaları haysiyetiyle bütün dünyalıkları
temsîl ederler. Bunların zikredilmesi diğerlerini
sayıp dökmeye ihtiyaç bırakmaz. Resûller bu
fâni dünyalıklardan ancak zaruret miktarında almışlar
ve ölümlerinde de paylaşılacak herhangi bir
maddi miras bırakmamışlardır, tâ ki insanlar, onların
tevarüs edilebilecek dünyalık peşinde oldukları
vehmine kapılmasınlar.
* İlim elde eden, dünyada elde edilebilecek
nasiblerin en ziyadesini elde etmiştir. Resûllullah
(S.A.V.) efendimiz, ilmî bir nasîbin fevkalâde bir bereket,
dünyalıkla ölçülemeyecek kadar ziyade bir
hayır olduğunu belirtmekte ve bu bolluğa erişmek
isteyenleri teşvîk etmiş bulunmaktadır.
Bu hadis-i şerifte beyan edilen fazîlete, ancak
farzları ve müekked sünnetleri yerine getiren ilim
tâlibi ve âlimler mazhar olacaktır. Dünyevî maksadlarla
ilim yapanlar mazhar olamayacaktır.
Resûlullah (S.A.V.) efendimizin ilme olan bu
övgülerini dünyaya ve tekniğe bakan ilim açısından
ele alsak dahi doğruluğunu te'yidden kendimizi alamayız:
Yeni bir teknik, yeni bir ilaç, yeni bir formül
gibi, ma'lûma ilave edilen yeni bir ilmî keşif sahiplerine,
hem ferd ve hem de millet olarak şerefler ve
üstünlükler kazandırmaktadır. Bugün “Nobel kazananlar”;
“süperler”; “zengin ve ileri memleketler”
hep ilimde öncülüğü elinde tutan fertler ve milletlerdir.
Resûlullah (S.A.V.) efendimizin ondört asır
önce söylenmiş bu hadis-i şerifleri bile tek başına
bir mucize ve nübüvvetinin hak olduğuna bir delil
olmaktadır.
Ebu Ümâme (R.A.) den rivayete göre
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz; yanında biri
abid yani ibadet edici, diğeri alim iki kişiden bahsedilince
şöyle buyurdu:
“Alimin âbide üstünlüğü, benim sizin en
aşağınıza üstünlüğüm gibidir.”18
Âlimin şerefçe âbide üstünlüğü, Resûlullah
(S.A.V.) efendimizin şerefce en âmi bir sahâbîye
üstünlüğüne benzetilmiştir. Burada Resûlullah
(S.A.V.) efendimiz, ilmin faziletini beyanda, mübâlağa
üslübuna yer vermiştir. Zira, “...benim, en âlanıza
üstünlüğüm gibidir.” buyurmuş olsaydı, bu
ifade de ilmin fazilet ve şerefini belirtmede kâfi idi.
Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Bir kimse bir müminden dünya sıkıntılarından
bir sıkıntı giderirse; ALLAH Teâlâ ondan
ahiret sıkıntılarından bir sıkıntı giderir. Bir
kimse başı sıkılana kolaylık gösterirse, ALLAH
Teâlâ ona dünya ve ahirette kolaylık verir. Ve bir
kimse bir Müslümanın aybını örtbas ederse,
ALLAH Teâlâ da dünya ve ahirette onun aybını,
günahını örtbas eder. Kul din kardeşinin yardımında
oldukça, ALLAH Teâlâ da kulun yardımındadır.
Ve her kim bir yol tutarak, o yolda ilim
ararsa, bu sebeple ALLAH Teâlâ ona cennete
götüren bir yol müyesser kılar. Bir kavim ALLAH Teâlâ'nın evlerinden bir evde toplanarak
kitabullahı okurlar ve onu aralarında müzakere
ederlerse; üzerlerine sekinet iner. ALLAH
Teâlâ'nın rahmeti onları kaplar. Melekler de etraflarını
kuşatırlar. ALLAH Teâlâ onları kendi
nezdindekilere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa,
nesebi hızlandıramaz.”19
Bu hadis-i şerif, bir çok hadis-i şerifte ayrı
ayrı ele alınıp övülen güzel ahlâklardan en mühimlerini
topluca zikredip faziletini beirtmekte ve
onlara teşvikte bulunmaktadır. Mü’minlerin, iman
kardeşlerine maddî manevî yardımları, ilgileri, nasihatları,
kusurlarını örtüp gıybetlerini etmemeleri,
ilim taleb etmeleri gibi hem ferdî yönden, hem de
içtimâî yönden fevkalâde mühim neticeler meydana
getirecek olan faziletler topluca mevzu bahis
edilmiştir. Dolayısıyla bu hadis-i şerif, bütün ilimleri,
kaideleri ve âdâbı bir araya toplayan mühim bir
hadis-i şeriftir.
Hadis-i şerifin en son cümlesinde: “Bir kimseyi
ameli yavaşlatırsa, nesebi hızlandıramaz.”
buyrulmuştur. Bunun ma'nâsı: Kimin ameli eksikse,
o amel sahibi kimselerin mertebesine ulaşamaz.
Hiç kimse, manevî mertebeleri katetmede nesebinin
şerefine, ecdadının faziletine umut bağlamamalıdır.
Yakınlarına güvenip amelde ihmâle yer
vermemelidir, demektir. Hz. Osman (R.A.)den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle
buyurdu:
“Kıyamet günü üç zümre şefaat eder: Peygamberler,
sonra alimler sonra da şehidler.”20
Abdullah b. Ebi Evfâ (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:
“Alimin uykusu ibadet, nefesi tesbihtir.”21
buyurdu.
Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Kim alime ikramda bulunursa yetmiş
peygambere ikram etmiş gibidir. Kim de öğrenciye
ikram ederse, adeta yetmiş şehide ikramda
bulunmuş olur.”22
Yine bu hususta Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz
şöyle buyurdu:
“Kim alimin arkasında namaz kılarsa,
sanki Peygamberin arkasında kılmıştır.”23
Bu zikrettiklerimizle açığa çıkıyor ki, ALLAH
Teâlâ için, ilimle meşgul olmak; namaz oruç, tesbih,
dua ve benzeri bedeni nafile ibadetlerden daha
üstündür. Çünkü ilmin faydası, sahibiyle birlikte
diğer insanları da kapsar. Oysa bedeni nafile ibadetler,
sahibine mahsusturlar. Çünkü ilim, kendisi
dışındaki ibadetleri düzelticidir. Dolayısıyla ibadetler,
ilme muhtaçtırlar, ona bağlıdırlar. Ama ilim onlara
bağlı değildir. Zira alimler, peygamberlerin
varisleridirler. Bu mirasçılık rütbesi, diğer ibadet
edenler için değildir. Çünkü alime, ilimde itaat
etmek, başkalarının görevidir. Zira ilmin eseri, sahibinin
ölümünden sonra baki kalır. Onun dışındaki
nafile ibadetler, sahibinin ölümüyle kesilivermektedirler.
Ve yine ilmin baki kalmasında, dinin diriltilmesi
ve dinin yüce değerlerinin korunması vardır.
İlmin ve alimlerin faziletiyle ilgili bütün bu söylenenler,
ancak ve ancak, ilimle ALLAH Teâlâ'nın
hoşnutluğunu ve Naim cennetlerinde ALLAH Teâlâ'ya
yakın olmayı amaçlayan müttakî, erdemli, ilmiyle
amil eden alimler hakkındadır. Yoksa kötü
niyetle, soysuz bir düşünceyle yönelen veya bağlılarının
ve öğrencilerinin çokluğuyla başkalarından
üstün çıkmak, mal ve makam gibi dünyevi maksatlar
için ilim taleb eden kimselerle asla ilgili değildir.
Ka’b b. Malik (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Her kim, ilmi onun çokluğuyla alimlere
galip gelmek veya cahillerle boş tartışmalara
girmek veya onun sayesinde insanları kendisine
yöneltmek amacıyla taleb ederse ALLAH
Teâlâ, onu cehenneme sokar.”24
Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Kim ki, ALLAH Teâlâ'dan başkası için ilim
tahsil eder ve onunla, ALLAH Teâlâ'nın hoşnutluğundan
başka bir şeyi dilerse, cehennemdeki
yerine hazırlansın.”25
Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“Her kim, kendisi ile ALLAH Teâlâ’nın rızası
kazanılan bir ilmi, sırf dünyalık bir maksada
ulaşmak için tahsil ederse, kıyamet günü
cennetin kokusunu koklayamaz.”26
Ehlullahın büyüklerinden olan Fuzayl b. Iyaz
(R.A.) şöyle demiştir: “Eğer ilim sahibi olanlar, kendilerini
değerli tutup, vakarlı olup dinlerinden taviz
vermeselerdi, ilmi yüceltip muhafaza etselerdi ve
onu ALLAH Teâlâ'nın indirdiği şekilde uygulayarak insanlara ulaştırsalardı; muhakkak ki zorba hükümdarların
boyunları onların karşısında eğilirdi.
İnsanlar da onları dinleyip onlara uyardı. Hem
İslam hem de Müslümanlar aziz, yüce ve güçlü
olurdu.
Fakat onlar yani ilim sahibi olanlar kendi değerlerini
düşürdüler. Dünyalıkları iyi durumda olduğu
sürece dinlerinden noksanlaştırılan şeyleri
arayıp sormadılar. Dinlerinden verilen tavizlere aldırış
etmediler. İnsanların ellerindeki nimetlere nail
olabilmek için ilimlerini onlara, onların arzuları doğrultusunda
harcadılar. Böyle olunca değerleri
düşüp insanların gözünde de küçülmüş oldular.”
Öyleyse ömür sermayemizi iyi değerlendirelim.
Bir sel gibi alıp giden zamanımızı boşa harcamayalım.
Bilelim ki ömrümüz, sayılı günlerden
ibarettir. İnsana en büyük meziyetleri kazandıran,
insanı cehalet karanlıklarından kurtaran, insana olgunluk
bahşeden, içinde ALLAH Teâlâ ve Resûlünün
rızası bulunan ilimleri tahsil edelim.
Öğrendiğimiz faydalı ilimleri nefsimizde yaşayalım.
Eşimize, çocuklarımıza, yakınlarımıza, Müslümanlara
ve bütün insanlara öğretip onların da yaşamalarını
temin edelim.
Unutmayalım ki ilimden nasip alamayan bir
insan, ruhsuz bir ceset gibidir. İlmin girmediği kalp
ve kafa, harap olmuş bir binaya benzer.
..........................................................................
1 Alâk Sûresi: 1-5, 2 Al-i İmran Sûresi: 18, 3 Nahl Sûresi: 43, 4 Ankebüt Sûresi: 43,
5 Ankebût Sûresi: 49, 6 Fatır Sûresi: 28, 7 Zümer Sûresi: 18, 8 Mücadele Sûresi: 11,
9 İmam-ı Gazali, İhya, 1/10, 10 İbn-i Mace, Mukaddime: 17, 11 Tirmizi, İlim: İlm 19,
No:2688; İbn-i Mace, Zühd: 15, 12 Buhari, İlim: 15, Zekat: 5, Ahkam: 3, İ'tisam: 13;
Müslim, Müsafirun: 268; İbn-i Mace, Zühd; 22, 13 Taberani, el-Mu'cemü's-Sagir; No:
773, 1/292, 14 Buhari, İlim: 13, Humus: 7, İ’isam: 10; Müslim, İmare: 175, Zekat: 98;
Tirmizi, İlim: 4; İbn-i Mace, Mukaddime: 17; Darimi, Mukaddime: 24, Rikak: l; Muvatta,
Kader: 8; A.b. Hanbel, 1/306, 2/234, 15 Tirmizî, İlim 2, No:2649; İbn-i Mâce, Mukaddime:
17, No:227, 16 Kehf Sûresi: 66, 17 Ebu Dâvud, İlim: 1, No:3641; Tirmizî,
İlim: 19, No:2683; İbn-i Mâce, Mukaddime: 17, No:223, 18 Tirmizi, İlim: 19, No: 2686;
İbn-i Mace, Mukaddime: 17; Darimi, Mukaddime: 29, 19 Müslim, Zikir: 38, Ebû Davud,
Vitr: 14; Tirmizi, Kıraat: 12; İbn-i Mace, Mukaddime: 17, 20 İbni Mace, Zühd: 37, No:
4313, 2/1443; Beyhekî, Şuabu'l-İman, No: 1707, 2/265, 21 Deylemi, Firdevs, No:6731,
4/247, 22 Deylemi, Firdevs, No: 5805, 3/576, 23 Askalani, Diraye fi tahric-i ehadisil-
Hidaye, 1/168, 24 Tirmizi, İlim: 6, No: 2654, 5/28, 25 Tirmizi, İlim: 6, No: 2655, 5/28,
26 Ebu Davud, İlim: 12, No: 3664, 3/317