Mevlid Gecesi

e-Posta Yazdır PDF

8 Mart 2009 Pazar gününü, 9 Mart 2009 Pazartesi gününe bağlayan gece Rebiulevvel ayının 12. Gecesi olup Mevlid Gecesi’dir. İnsanlığa hem dünyasını hem de ahiretini anlatmak, onlara klavuzluk ve mihmandarlık yaparak yollarını aydınlatmak üzere bir şahit, müjdeleyici, uyarıcı ve ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan sevgili Peygamberimiz, Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin dünyaya teşriflerinin yıl dönümünü idrak etmenin sevincini, huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz.
Yüce Rabbimizin lütuf ve keremi
ile pek şerefli ve mübarek olan bu geceyi
idrak etmiş bulunuyoruz. Kudsiyetiyle
gönüllerimize feyiz ve bereket
bahşeden Mevlid kandilini tekrar idrak
etmenin sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız.
Yüce Rabbimize sonsuz şükürler
ve hamd ü senalar olsun. Mevlid
Kandili Müslümanların, sınırsız af
ve merhamet sahibi olan Yüce ALLAH’a
sığınarak günahlardan arındıkları,
ilahi lütuf ve bereketlere eriştikleri
müstesna zaman dilimlerinden birisidir.
Mevlid Gecesi, bütün İslâm âleminin
mukaddes kabul edip ihya ettiği en
mübarek gecelerden biridir.
MEVLİD GECESİ'Nİ
YÜCELTEN HUSUS:
Hiç şüphe yok ki vakitler aslında
birbirine eşittir. Bir vakit diğer bir vakitten
kendiliğinden üstün olamaz. Öyleyse
bir vaktin diğer vakitlerden daha
şerefli ve faziletli olması mutlaka o vakitte
meydana gelen bir yüce işten ve
mübarek bir olaydan kaynaklanmaktadır.
Zaman ve mekanlar kendilerinde
meydana gelen büyük ve önemli olaylarla
değer kazanırlar. Mevlid Gecesi'ni,
bu derece yücelten husus: Hakkında:
“Resûlüm! Biz seni ancak
alemlere rahmet olarak gönderdik.”1
ve “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten hem bir şahit, hem bir müjdeleyici, hem bir
uyarıcı ve hem de ALLAH’ın izniyle ALLAH’a
bir davetçi ve nûrlar saçan bir kandil olarak
gönderdik. Müminlere müjde ver ki! Onlara ALLAH’tan
büyük bir lütuf, büyük bir mükafat vardır.”
2 ayet-i kerimelerinde buyrulduğu üzere alemlere
büyük bir rahmet, bir şahit, bir müjdeleyici ve
bir uyarıcı olarak gönderilen Resûl-i Ekrem (S.A.V.)
Efendimizin doğduğu gecenin yıldönümü olmasıdır.
14 asır evvel böyle bir gecenin sabahında
güneş ufuktan doğmadan insanlığın hayat ufkunda
ilâhî bir nur doğmuş oluyordu. Şair ne güzel söylemiş:
“Envar ile kâinat doldu,
İşte bu gece sabah oldu.”
Bu gece, Peygamberlik zincirinin son halkasını
teşkil eden Sultan-ı Enbiya geldi.
Bu gece, yaratılışça, akılca ve ahlâkça insanların
en güzeli ve en mükemmeli olan Hz. Muhammed
Mustafa (S.A.V.) Efendimiz geldi.
Bu gece, kalbleri fetheden, gönüllerde marifetullah
ışıklarını yakan Habîb-i Kibriya geldi.
Bu gece, şirk, yerini tevhide bıraktı.
Bu gece, dünyayı saran ve beşeri kıvrandıran
zulüm ve haksızlık bulutları parçalandı.
Bu gece, beşeriyet hürriyetine kavuştu.
Bu gece, cehaletin kuyusuna yuvarlanan ve
vahşet çukurlarında can vermekte olan insanların
yolları ilim ve irfan nuru ile aydınlandı.
Bu gece, uçuruma doğru hızla yol alan toplum
yön değiştirdi.
Bu gece, alemlere rahmet, kalblere merhamet
saçıldı.
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin
doğumu, insanlık tarihinin en
önemli olayıdır.
Hiç şüphe yok ki sevgili Peygamberimiz Hz.
Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin doğumu,
beşeriyetin saadeti açısından, insanlık tarihinin en
önemli olayıdır. İnsanı insana kul eden zincirleri
kırmak, insanlar arasında adaletin gerçekleşmesi
için konulan ilahi değerleri insanlığa ulaştırmak ve
dünyayı barış, huzur ve esenlik yurdu haline getirmek
için, Yüce ALLAH’ın gönderdiği peygamberler
halkasının sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa
(S.A.V.) Efendimizin doğumu, sıradan bir olay değildir.
Çünkü bu kutlu doğum, dünyada birçok değişim
ve gelişmelerin yaşanmasına vesile olmuştur.
İnsanlığı içine düştüğü sapıklık ve cehalet karanlığından
aydınlığa çıkarmakla ve onlara hidayet ve
gerçek saadet yolunu gösteren son ilahî kitap
Kur'an-ı Kerim'i tebliğ etmekle görevli, bütün alemlere
rahmet olan son peygamber Hz. Muhammed
Mustafa (S.A.V.) Efendimizin doğumundan daha
önemli bir olay düşünülebilir mi?
Yüce ALLAH'ın dünyayı esenlik ve barış
yurdu haline getirmek ve insanlar arasında adaletin
gerçekleşmesi için koyduğu ilahi değerleri, insanlığa
ulaştırmak için görevlendirdiği peygamberler
halkasının son zinciri Hz. Muhammed Mustafa
(S.A.V.) Efendimizin doğumu, bir çok değişim ve
gelişmenin habercisi olmuştur. Bilindiği üzere insani
değerler açısından trajedilerin yaşandığı bir zaman
diliminde, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz aracılığı
ile bütün insanlığa sunulmuş olan ilahi hakikatler,
Müslümanların tarihinde olduğu kadar insanlık
tarihinin akışında da köklü değişikliklere
vesile olmuştur.
MEVLİD GECESİ'Nİ NASIL TEBCİL
VE İHYA EDELİM?...
Elhamdülillâh bir Mevlid gecesi’ne daha kavuştuk.
Gerçekten hem fert ve hem de ümmet olarak,
ALLAH Teâlâ’nın sınırsız afv ü mağfiret, yardım
ve bereketinden istifade etmek üzere, bu mübarek
geceye erişmenin heyecan ve mutluluğunu yaşıyoruz.
Mevlid gecesi; iman, ibadet ve düşünce bakımından
insanın kendisini yenilemesi, geçmişini
muhasebe etmesi, geleceğini planlaması ve ümütlerini
tazelemesi için önüne konulan büyük bir fırsattır.
Binaenaleyh bu fırsatı çok iyi değerlendirmemiz
gerekir. Bu mübarek gecede, ALLAH
Teâlâ’nın emir ve yasakları doğrultusunda; Hz. Peygamber
(S.A.V.)in tavsiyeleri ışığında ruhumuzun
gelişmesi ve olgunlaşması için düşünce ve davranış
biçimlerimizi gözden geçirmeliyiz. İçimizdeki
manevi duyguların sesine kulak vererek, günahlarımıza
tevbe etmeyi, kendimiz, ailemiz, ülkemiz ve
bütün Müslümanlar, insanlık için ALLAH Teâlâ’ya
dua ve niyazda bulunmayı ihmal etmeyelim.
Diğer kutlu zamanlar gibi Mevlid gecesi de,
hayatımızın çok hızlı seyreden akışı içinde geçmişimizi
değerlendirerek gafletle geçen günlerimizi
sorgulama, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz hatalara
tevbe edip af ve bağışlanma dileme zamanıdır.
Mevlid gecesi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin
şefaatini niyaz etmek için çok muvafık bir zamandır. Bu güzel fırsatı ganimet bilmeli ve kaçırmamalıyız.
Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimize
ve O’nun kurtarıcı mes’ut edici önderliğine imanımızı
tazeleyelim. O’nun hayatını, emirlerini ve tavsiyelerini
okuyarak, dinleyerek öğrenelim.
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin manevi
huzurunda bağlılığımızı arz ederek, gönüller dolusu
Salat ve selamlarımızı sunarak biatlerimizi yenileyelim.
“Ey ALLAH’ın Peygamberi! Sen ALLAH’ın
insanlık için seçtiği son elçisin. Sana ve tebliğ
ettiğin çağları kuşatıcı ilahi kanunlara inanıyoruz.
Sen bizim biricik önderimizsin. Seni hayatımızın
rehberi, cennet yolunun öncüsü biliyoruz.
Salat ve selam sana olsun.”
Mükâfatların sınırsız olarak verildiği bu gece,
kalplerimizin, duygu ve davranışlarımızın her türlü
kötülükten arınması, iyi ve güzel davranışlarımızın
çoğalıp kötü davranışlarımızın azalması, dinimiz
hakkında sağlıklı ve doğru bilgimizin artması, aramızdaki
sevgi ve bağışlamanın hepimizi kucaklaması
için yeni adımlar atma imkanıdır.
Zamanın bütünü kıymetli ve insanlar tarafından
değerlendirilmek için verilmiş en büyük nimettir.
Ancak öyle an ve zamanlar var ki Cenab-ı
Hakk'ın o ana verdiği kudsî bir özelliğinden dolayı
o an bir anda binlerce yıllık anları ihata edebilecek
bir berekete kavuşur. İşte bu büyüklerimiz bizlere
bu anları hakkıyla değerlendirip, duaları bu mübarek
ve özel anlarda yapmamızı hal ve hareketleriyle
gösteriyorlar. Bu gece Rahmet meleklerinin Rahmete
susamış mü'minleri hayır hasenat işlemeye,
ibadet ve itaatte bulunmaya teşvik ettikleri bir mübarek
gecedir. Bu gecede Rahmetin huşu ile edilen
dualara, umutla açılan ellere, nura hasret gönüllere
sağnak sağnak yağacağı bir gecedir.
Mevlid gecesinde dikkat etmeniz gereken
şeylerden birisi yatsı namazında mutlaka camide
olacaksınız. Sabah namazında da mutlaka camide
olacaksınız. Çünkü Hz. Osman (R.A.) den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin
yarısını ihya etmiş gibidir. Kim de sabahı
da cemaatle kılmışsa gecenin tamamını ihya etmiş
gibidir." 3 Bu mükâfatı kaçırmamak lâzım!
Yâni şöyle olabiliyor bazen: Mevlid gecesini
ihyâ edeceğim diye uykusuz kaldığı için evinde sabah
namazını kılıp yatıyor. Bu yanlış... Sabah namazını
camide kılmaya dikkat edin, Mevlid gecesinde
ve her zaman... Ama Mevlid gecesinde özellikle
bunu kaçırmamaya dikkat edin! Yatsı namazı
ve sabah namazı camide olacak. Ondan sonraki
zamanınızın bir kısmı camide olabilir, bir kısmı evinizde,
kendi özel mekânınızda ibadet etmek tarzında
olabilir.
Elhamdülillah, idrak ettiğimiz bu gece ile çok,
ama çok çok sevinmemiz gerekir. Bunda büyük
rahmet vardır. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin
amcası Ebû Leheb ki kâfirdir, ebedi cehennemliktir.
Tebbet süresinde kötülenmiştir, beddua edilmiştir.
O’nun bile bu gece hatta her pazartesi gecesi
azabı hafifletilir. Neden?... Evet neden?... Çünkü…
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz doğduğunda
bir yeğeni olarak sevinmiş, doğum müjdesini
getiren cariyesi Süveybe’yi azad etmiştir.4 Bir kâfir
bu hareketi ile buna nail olursa…Ya ALLAH’a kul,
Peygamberine ümmet olan, bu gece ile sevinen ve
bu iman ile ölenin kazanacağı mükâfat… Elbette
çok büyük olacaktır. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin
doğumuna sevinmek bir kâfire yararlı
olursa, bir muvahhide elbette çok daha fazla yararlı
olur.
Binaenaleyh yapacağımız ibadet ve duaların
muhakkak kabul olunacağına ve ALLAH Teâlâ'nın
biz kullarına olan ikram ve izzetinin bol olacağına
inanarak Mevlid Gecesi ve gündüzünü şöylece ihya
etmeye çalışmalıyız:
l- Bu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan
tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından
bir tesbih “Estağfirullah” demeliyiz. Diğer kutlu zamanlar
gibi Mevlid gecesi de, özümüze dönerek
gaflet içinde geçen günlerimizi sorgulama, unutarak
ve bilmeyerek işlediğimiz hatalara tevbe edip bağışlanma
dileme, kendimizi ve irademizi yenileme
zamanıdır. Tövbe, işlediğimiz hatalardan dolayı
Yüce Mevla’nın huzurunda mahcubiyet ve pişmanlık
duyma, günahlara bir daha dönmemek
üzere yüz çevirme, hayatımızda yeni ve tertemiz bir
sayfa açmaya karar verme demektir. Tevbe, günahla
kirlenen ruhumuzu yıkamanın ve yeniden dirilişin
ifadesidir, tevbe ruhu arındırmanın en güzel
yollarından biridir.
Netice itibariyle, içerisinde bulunduğumuz bu
mübarek günlerin kırbaçla dokunur gibi ruhumuza
ihtar ettiği ortak bir hakikat vardır. Hal lisanıyla söylenen
bu hakikat şudur: “İman edenler için, ALLAH’ın zikri ve kendilerine inen hakikat sebebiyle
kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama
zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha
önce kendilerine kitap verilen, üzerlerinden
uzun zaman geçtiği için kalpleri katılaşan kimseler
gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu fasık,
yoldan çıkmış kimselerdir.” 5
Büyüklerimizden olan, fakat zamanla eşkıyalık
yapan bir çetenin reisi olan Fudayl b. İyaz “K.S.”,
bir gün yüksekçe bir duvarın üzerine çıkmış, aşık
olduğu kadını seyrediyor, onunla muhabbet ediyordu.
O sırada biraz ileride bir zat da yukarıdaki
ayet-i kerimeyi okuyordu. Fudayl, kırbaç gibi ruhunda
şaklayan:
“Kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama
zamanı daha gelmedi mi?” ayet-i kerimesini
duyar duymaz kendini yere atmış ve: “O an
geldi ya Rabbi” diyerek tevbe etmişti.6 İşte o an,
Fudayl’ın Hakk’a vuslat yolunda yeni bir dönüm
noktasıydı.
2- Salat ü selâm okumak. Hz.Peygamber
(S.A.V.) Efendimize hiç olmazsa bir tesbih salat ü
selâm okumalıyız. Can ü gönülden, “Es-salatü
ve’s-selamü aleyke ya Resûlellah” demeliyiz.
3- Kur’an-ı Kerîm okumak veya dinlemek.
Böyle mübarek bir gecede yapacağımız ibadetlerin
en önemlisi: Kur’an-ı Kerim’i okumak, dinlemek ve
anlamı üzerinde düşünmektir. Çünkü Kur’an-ı Kerîm
Cenâb-ı Hakk’ın insanlığa son mesajıdır. O’nun
iyi anlaşılması ve uygulanması halinde insanlık
mutlu olacaktır.
Ondört asırdan beri okunan Kur’an, insanı
dinamizme çağıran, aklın ve gönlün şifa kaynağı,
ilim ve irfan menbaıdır. O, anlaşılmak ve insanlığa
rehber olmak için gönderilmiştir. Bu itibarla sadece
okumayı öğrenmekle ve okumakla yetinilmeyip içeriğinin
de bilinmesi, Kuran’ın ne anlattığının kavranılması,
hatta O’nun kendi hayatımıza da yansıtılması
gerekir.
4- Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin hayatını
ve ahlakını okuyup iyice anlamak.
Mevlid Gecesini idrak edip ihya ederken bir
de şu hususu iyice tefekkür etmemiz gerekir. Mevlid
gecesi neden mübarek, büyük bir gece oldu?
Evet neden? Çünkü Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz
bu gece dünyayı şereflendirdi de ondan… O
halde bu mübarek gecede Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz ile olan ilgi ve alâkamızı, münasebetimizi
iyice gözden geçirmemiz gerekiyor. Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimizin sünnetini şahsi hayatımıza, iş
hayatımıza ve ev hayatımıza uygulayabiliyor muyuz?
Şimdi bir düşünelim, iyice tefekkür edelim:
a- Bugün ölsek, Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz bizim hakkımızda şefaatçi mi olur?
Yoksa davacı mı, şikayetçi mi olur?
b- Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sünneti
bizim hayatımızın neresinde? Evet şahsî hayatımızın
neresinde, iş hayatımızın neresinde, ev
hayatımızın neresinde?..
Tüm Müslümanlar olarak bilelim ki: Bugün
yeryüzünde kafirlerin tağutî yönetimleri altında zulümlere,
katliamlara, saldırılara maruz kalarak zillet,
sefalet içinde karanlık, kirli bir hayat yaşıyorsak; bunun
tek sebebi vardır: O da, bu mübarek gecede
doğmuş olan Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin
bize getirdiği hidayetin, risaletin ve bizim için razı olduğu
tek Hak Din olan İslâm’ın; düşünce, duygu ve
bakış açımızdan, buna ilaveten de sosyal, siyasal
yani toplumsal ve devlet yaşantımızdan uzaklaştırılmış
olmasıdır. İşte bu mübarek gecede bu gerçeği
görmeli ve ALLAH Teâlâ’nın kesinlikle razı olmadığı
şu içinde yaşadığımız vakıayı değiştirmek
ve insanlığı çağdaş tağuti zulümattan, karanlık ve
kirliklerinden kurtarıp, ALLAH Teâlâ’nın nuruna,
yani İslâm’ı, hayata hakim kılacak olan çalışmalara
koyulmalı, var olan gayret ve çalışmalar da artırılmalıdır.
Soru: Muazzez Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin
doğumunu anarken ne yapacağız? Hz.Peygamber
(S.A.V.) Efendimizin doğumunu anarken,
bazı yerlerde olduğu gibi yalnız mevlid okumak, kaside
ve ilâhiler söyleyip kandil simitleri dağıtmakla
mı yetineceğiz.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi sevmek
ve O’na bağlığını göstermek, ism-i şerifi anılınca
elini kalbinin üzerine getirip salavat getirmekle bitmez.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi gerçekten
seven Müslüman:
1- O’nun ahlâkı ile ahlâklanmalıdır.
2- O’nun sünnetini elinden geldiği, gücünün
yettiği kadar benimsemeli ve hayata uygulamalıdır.
3- O’nun getirdiği dini, nizamı, medeniyeti,
şeriatı can u yürekten kabullenmeli ve yine gücünün
yettiği kadar hayatına uygulamalıdır.

Zamanımızda kendilerini dindar tanıtan bir
takım adamlar ve kadınlar var ki, Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimizin ALLAH katından getirdiği dine
ve Kitab’a, ALLAH’ın insanlara en güzel bir örnek
ve model olarak göndermiş olduğu O Resûl’ün sünnetine
aykırı işler yapıyorlar. Meselâ haram yiyorlar...
Saçı bitmedik yetimlerin haklarını yiyorlar...
İhalelere fesat karıştırıyorlar... Ülkenin, halkın, devletin
haklarına ve mallarına el uzatıyorlar... Emanetlere
hıyanet ediyorlar... Emanet ne demektir?
Vazifeler, memuriyetler, makamlar, mevkiler, başkanlıklar,
bütçeler hep birer emanettir. Kur’ân-ı Kerim,
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, hikmet,
akıl, vicdan ne diyor? “Emanetleri ehil olanlara
veriniz, sakın emanetlere hıyanet etmeyiniz!..”
4- ALLAH Teâlâ'ya tam bir huşu içinde dua ve
niyazda bulunmalıyız. Çünkü dua, rahmet kapılarının
anahtarı, kulluğun ruhu ve ibadetin özüdür. Yalnızlaşan
insanın sınırsız ve sonsuz kudret sahibi
olan ALLAH’ın azameti karşısında aczini kabullenmesi,
O’na sığınması ve O’na yakarması, ne isteyecekse
O’ndan istemesidir. İnsanın yaratıcısına
yaklaştığı en vasıtasız andır. Dua, sınırlı, sonlu ve
aciz varlık olan insanın, sınırsız ve sonsuz kudret
sahibi Rabbisi ile kurduğu bir köprüdür, Mevlid-i
Mutlak’ı imdada çağırmasıdır. Dua, kulluk esprisi
içinde ve sıradan isteme anlamlarının ötesinde,
ALLAH Teâlâ’nın Rablık ve ilahlık hakikatine en
köklü bir sığınma hadisesidir. “De ki: Kulluk ve
duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin
ki!”7 ayet-i kerimesi buna işaret eder.
Mevlid Gecesi, yalnız namaz kılınmaz. Dua
edilir, Kur’an-ı Kerim okunur. Bunlar da sünnettir.
Bu sebeple, idrak ettiğimiz şu mübarek gecede, içimizi
ve dışımızı bilen Rabbimize ellerimizi ve gönüllerimizi
açıp dua edelim. Selman-ı Farisi (R.A.)
den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:
“Rabbiniz hayiy yani isteyene istediğini veren,
kerim yani istemeden veren, bol verendir. Kulu
dua ederek kendisine elini kaldırdığı zaman, o
ellerini boş çevirmekten haya eder yani yapılan
duayı mutlaka kabul eder.”8 Buyurdu. O halde
Rabbimizin bu vadinden istifâde ederek, açık olan
tevbe kapısına ilticâ edelim. Bütün Müslümanların
mağfiret-i ilâhiyyeye, maddî ve manevî bütün hayırlara
bereketlere nail olmaları, yeryüzünden zulüm
ve küfrün kalkıp İslâm'ın hakim olması için de
içtenlikle dua edilmelidir.
5- Namaz kılmak.
Mevlid Gecesi ve gündüzündeki namazları
cemaatle kılmaya son derece gayret göstermelidir.
Kaza namazı bulunan kimseler, bu namazlarını
kaza etmeye çalışmalıdırlar. Sadece farz namazları
ve vitir namazı kaza edilmektedir. Sünnetler kaza
edilmiyor. Kaza namazı kılarken bir defa ezan okunur
ve her bir farz namaz için ayrı ayrı kamet getirilir.
“Ya Rabbi! Vaktinde kılamadığım ilk (veya en
son) sabah namazının farzını kaza etmeye niyet ettim”
şeklinde niyet edilir, tekbir alınır ve namaza durulur.
Diğer namazlar için de böylece niyet edilir.
Kaza namazlarını kılarken hepsini aynı yerde değil
de, ayrı ayrı yerlerde kılmak, yerlerin şahid olması
ve secde ile şereflenmesi bakımından daha faziletlidir.
Yani sabah namazını kıldığı yerin biraz ötesinde
öğleyi ve onun yanında ikindiyi ve biraz ileri
veya geri çekilerek diğerlerini kılmak, daha sevablı
olur.
Üzerinde namaz borcu olan kimsenin bu gecede
hiç olmazsa bir günlük namaz kaza etmesi uygun
olur. Böylece hem borcunu öder hem de geceyi
ihya etmiş olur.
6- Mevlid gecesi gündüzünde mezarlar, bizden
dua bekleyen yakınlarımızın kabirleri ziyaret
edilmeli, ruhlarına Kur'an-ı Kerim okumalı, dua etmeli,
onlar için de ALLAH Teâlâ'dan afv ü mağfiret
dilemeli, böylelikle ruhları şad edilmelidir. Ayrıca
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, ashabın, tabiinin,
diğer büyüklerimizin, meşayıhımızın, akrabalarımızın
özellikle analarımızın, babalarımızın ve
hocalarımızın... Kısacası bütün Müslümanların ruhlarına
Kur'an-ı Kerim okunmalıdır.
7- Dinimizce aziz ve mübarek kabul edilen diğer
zamanlar, geceler gibi bu mübarek gece hakkında
da aile efradımıza, özellikle çocuklarımıza lüzumlu
bilgileri vermeli, mana ve ehemmiyetini
anlatmalı ve benimsetmeliyiz. Böylece onların da
bu gecenin feyzinden istifade etmelerine vesile olalım.
Bu sebeple bu gece çoluk-çocuğu sevindirelim.
8- Mevlid gecesi ve gündüzünde fakir fukarayı,
yetim ve kimsesizleri görüp gözetmek, ihtiyaç
içerisinde kıvranan din kardeşlerimizin yardımlarına
koşmak, onlara imkanlar ölçüsünce tesaddukta bulunmak
mutlaka yapmamız lâzım gelen bir husustur.
Çünkü Cenab-ı Hak: “ALLAH Teâlâ sana ihsan
ettiği gibi sen de başkalarına ihsan et.”9
buyurmaktadır. Ebû'd-Derda (R.A.)den rivayete
göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: "Fakirleri kollayıp gözetiniz. Çünkü siz aranızdaki fakirler
sayesinde, onların duası bereketi ile rızıklandırılıyor
ve ALLAH Teâlâ'dan yardım görüyorsunuz,"
10 buyurdu. Sehl b. Sa'd (R.A.)den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Ben ve yetimi
himaye eden, O’nun işine bakan kimse ile cennette
şöylece beraber bulunacağız, buyurdu ve
şehadet parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz
açarak işaret etti(de insanlara gösterdi.)"11
Enes b. Malik (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz: “Sizden biriniz kendisi
için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de
sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş
olamaz.” 12 buyurmuşlardır. Yine Abdullah ibni
Ömer (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz: “Müslüman kardeşinin ihtiyacını
gideren kimsenin ALLAH da ihtiyacını
giderir.” 13 buyurarak, sağlıklı bir toplumun oluşmasında
sevgiyi, nimeti ve güzellikleri diğerleriyle
paylaşmanın ve çevreyle bütünleşmenin ne kadar
önemli olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir.
9- Diğer kutlu zamanlar gibi Mevlid Gecesi de,
geçici hevesler ve sonu gelmez emeller peşinde bir
koşuşturma içerisinde geçen hayatımızda bize bir
soluklanma, durup düşünme, iç dünyamıza dönüp
geçmişimizin bir muhasebesini yapma fırsatı sunar.
Bu sebeble Yüce Rabbimizin: “Ey iman edenler!
ALLAH Teâlâ’dan korkun da emirleri ifa edin.
Herkes yarını, kıyamet günü için önden ne göndermiş
olduğuna bir baksın. ALLAH Teâlâ’dan
korkun da yasak edilen şeyleri terk edin. Çünkü
ALLAH Teâlâ, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.”
14
“Kendileriniz için hayırdan ne takdim ederseniz,
sizden önce ne gönderirseniz, onu ALLAH’ın
indinde daha hayırlı ve ecrini daha büyük
olarak bulursunuz. ALLAH’tan
günahlarınızın afvını isteyiniz. Şüphesiz, ALLAH
Gafûr’dur, Rahîm’dir”15 emirlerine kulak vererek,
ahiret için ne hazırlık yaptığımıza, kendimiz
için hayırdan ne takdim ettiğimize, önden ne gönderdiğimize
bir bakalım. Hayatımızın bir muhasebesini
yapalım. Evet şu yaşa geldik. Namazımız,
orucumuz, zekatımız, haccımız, tesettürümüz, helal
ve haramlara riayet etmemiz ne durumda? Hazret-
i Ömer (R.A.) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur:
“Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba
çekiniz. Amelleriniz tartılmadan önce, kendi
amellerinizi tartınız. Hesaba çekilmek üzere, kıyamet
günündeki en büyük arz huzura alınma
için gerekli güzel hazırlıklarınızı yapınız. O gün
huzura alınırsınız, Öyle ki size ait hiçbir sır gizli
kalmayacak, bütün sırlar meydana çıkacak.16
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Ey insanlar!
O gün hesab ve sorgu-sual için huzura alınırsınız.
Öyle ki size ait hiçbir sır gizli kalmayacak,
bütün sırlar meydana çıkacak.”17 Abdullah b. Abbas
(R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz nasihat ettiği bir şahsa şöyle buyurmuştur:
“Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganimet
bil:
1- İhtiyarlamadan evvel, aciz ve düşkün
duruma düşmeden önce gençliğinin kıymetini
bil. Oyun ve eğlence gibi sonu hüsran olan şeylerle
geçirme.
2- Hasta olmadan evvel sıhhatinin kıymetini
bil. Din ve dünyana yararlı hizmetler yap.
3- Fakir düşmeden evvel zenginliğinin kıymetini
bil. Zenginliğini ekonomik olarak kullan.
Malını ve servetini lüzumsuz yere tüketme, tutumlu
ol, cimri de olma.
4- İşin gücün artmadan evvel boş vakitlerinin
kıymetini bil. Boş vakitlerini değerlendir.
Tembel tembel oturma, yararlı hizmetler yap.
5- Ölüm gelmeden evvel hayatının kıymetini
bil. Düzenli ve tertipli olarak hem dünyan
için ve hem de ahiretin için çalış. Hiç ölmeyecek
gibi dünya işlerini yap, yarın ölecekmiş gibi ahiret
hazırlığı yap. Yani, her ikisi için muvazeneli
çalış.”18
Evet bu hadis-i şerif ve ayet-i kerimeler gereğince
nefsimize bir çeki-düzen verelim. Nefsimize
değil de Cenab-ı Hakk'ın emirlerine uyalım. ALLAH
Teâlâ yolunda ve huzurunda gözyaşı dökelim.
ALLAH Teâlâ huzurunda, kulun akıttığı birkaç
damla gözyaşının, ilahî Rahmeti coşturduğunu, yalvaran
günahkar kulun günahının bu sayede yıkandığını
bilelim.
...................................................................
1 Enbiya sûresi:107, 2 Ahzab sûresi: 45-47, 3 Müslim, Mesacid:656, 1/454; Ebû Davud,
Salat:18, No:555, Tirmizi, Salat:51, No:221 , 4 Buhari, Nafakat:15, Abdurrazzak,
Musannef, 7/478, Begavi, Şerhu’s-Sünne, 9/76, Süheyli, Revdu’l-Ünf, 5/192, 5 Hadid
Sûresi:16, 6 Beyhaki, Şuabu'l-İman, No:7316, 5/468, Kuşeyri, Risale, 57, 7 Furkan
sûresi:77, 8 Ebû Dâvud, Salât:358, No:1488; Tirmizî, Deavât:118, No:3551; İbni
Mace, Dua:13, 9 Kasas sûresi: 77, 10 Ebû Davud, Cihad:70; Tirmizi, Cihad:24; Nesei,
Cihad:43; A.b.Hanbel, 5/198, 11 Buhari, Talak:25, Edeb:24; Müslim, Zühd:42; Ebû Davud,
Edeb:123; Tirmizi, Bîrr:14, 12 Buhari, İman:7; Müslim, İman:71-72; Tirmizi, Kıyamet:
59; Nesei, İman:19, 33; İbn-i Mace, Mukaddime:9, 13 Buhari, Mezalim:3;
Müslim, Birr:58; Ebû Davud, Edeb:38, 60; Tirmizi, Hudud:3, 14 Haşır sûresi:18, 15
Müzzemmil sûresi:20, 16 İbn-i Ebi Şeybe, Kitabu’l-Musannef, 7/96, No:34459, 17 Hakka
Sûresi:18, 18 Hâkim, Müstedrek, 4/306