Nasıl Bir Kardeşlik?

e-Posta Yazdır PDF

Rahmet yüklü evrensel mesajlarıyla gönülleri fetheden Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin asırlar önce dillendirdiği kardeşliğe dair sözlerine gelin hep birlikte kulak verelim:

Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

 “Müslüman, Müslümanın din kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu başına gelen musibete veya düşmanına teslim etmez” buyurmuşlardır.1

Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)Efendimiz şöyle buyurdu: 

“Bir kimse bir müminden dünya sıkıntılarından bir sıkıntı giderirse; ALLAH ondan ahiret sıkıntılarından bir sıkıntı giderir. Bir kimse başı sıkılana kolaylık gösterirse, ALLAH ona dünya ve ahirette kolaylık verir. Ve bir kimse bir Müslümanın aybını örtbas ederse, ALLAH da dünya ve ahirette onun aybını, günahını örtbas eder. Kul din kardeşinin yardımında oldukça, ALLAH da kulun yardımındadır. Ve her kim bir yol tutarak, o yolda ilim ararsa, bu sebeple ALLAH ona cennete götüren bir yol müyesser kılar. Bir kavim ALLAH Teâlâ’nın evlerinden bir evde toplanarak kitabullahı okurlar ve onu aralarında müzakere ederlerse; üzerlerine sekinet iner. ALLAH Teâlâ’nın rahmeti onları kaplar. Melekler de etraflarını kuşatırlar. ALLAH onları kendi nezdindekilere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nesebi hızlandıramaz.”2

Yüce dinimizde kardeşlik, aynı anne-babadan dünyaya gelenlere hasredilemeyecek kadar kapsamlıdır. Kardeşlik, mümine muhabbet beslemektir. Yağmurun toprağa getirdiği bereket misali birbirimize rahmet ve şefkat olmaktır. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizden gelen bir vefadır kardeşlik. Fırtınalı denizlerde birbirimize sığınılacak bir liman olabilmektir. Kardeşlik, zor zamanlarda gönül alıcı bir söz, mütebessim bir çehre sunabilmektir. Kardeşlik, huzur ve mutluluğu paylaşmak, hüzün ve kedere, acı ve ızdıraba ortak olmaktır. Kardeşlik, mesafeleri, sınırları, engelleri ortadan kaldıran gönüller arası ülfet köprüsüdür. Renkleri, dilleri, kökenleri farklı da olsa yürekleri bir kardeşler, birbirlerinin hüznüne, uğradıkları zulüm ve şiddete, akan kan ve gözyaşlarına asla duyarsız kalamaz. Kardeşlik duygusu, ayrı bedenlerin aynı kalbi paylaşabilmesidir.

Kardeşlik: Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin:

“Sizden hiçbiriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”3  mesajı gereği, diğerkâmlıktır. 

Duyarlı olabilmektir. Kardeşlik: Numan b. Beşir (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin: 

“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerine şefkat hususunda Mü’minlerin örneği bir vücud gibidir. Ondan bir organ hastalanırsa, vücudun diğer organları uykusuzluk, ateş ve rahatsızlık hususlarında ona katılırlar.”4 ifadesiyle birbirimize muhabbet, merhamet ve şefkat gösterme hususunda bir vücut gibi hareket edebilmektir. Türlü sıkıntılara müptela olduğumuz şu imtihan dünyasında beraberce ALLAH Teâlâ’nın rızasını aramaktır, kardeşlik.

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: 

“Birbirinize hased etmeyin. Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı medh edip fiyatını artırma yarışına kalkışmayın. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyin. Sizden bazınız diğer bazınızın alış verişi üzerine alış verişe girişmesin. Ey ALLAH Teâlâ’nın kulları! Birbirinizle kardeşler olunuz. Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Müslüman Müslüman’a zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takva işte budur.” Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “Takva işte budur.” sözünü üç defâ tekrarlamış ve her seferinde de eli ile göğsüne işaret etmiştir.5 

Ebu Eyyub Ensarî (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin: 

“Müslüman bir kimseye dîn kardeşini üç gün üç geceden fazla terk edip dargın durmak helâl olmaz Öyle ki birbirlerine karşılaşırlar da, birisi yüzünü şu tarafa, öbürüsü de öte tarafa çevirir. Bunların en hayırlısı, önce selâm vermeğe başlayandır.” buyurdu.6  ifadesiyle, hangi şartta olursa olsun kardeşini yalnızlığa terk etmemektir. Kardeşlikte terk yoktur, sorumsuzluk, duyarsızlık yoktur.

Kardeşlik her şeyden önce bir söylem ve edebî bir kurgu değil, bir hukuk, bir hak, bir görev, bir iman ve ahlâktır. 

İşte Ensar ve Muhacir, böyle bir kardeşliği hücrelerine kadar yaşayarak ortaya koydular. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, asabiyet ve cehaletin çelik ağını kırarak; dilleri, renkleri, gelenek ve görenekleri farklı olmasına rağmen “iyilik ve takvada yardımlaşan” kardeşlerden örnek bir toplum meydana getirdi.

Fakat ne hazindir ki Müslümanlar olarak, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizden sonra bu ulvi mirasa yeterince sahip çıkamadık. Ensar ve Muhacir’in destansı kardeşliği bizlere örnek olması gerekirken hafızalarımızda bir tarih, bir hatırat oldu. Dünyevi çıkarlar, güç mücadeleleri, Kutlu Nebi’nin, ardında bıraktığı bu örnek toplumu zedeledi.  Kardeşlik duyguları ve gönüller onulmaz yaralar aldı. Asr-ı saadette gönülleri bir, zihinleri bir, gayeleri bir kardeşlerin arasına ayrılık-gayrılık girdi. Birbirine ülfet, muhabbet, samimiyet, ünsiyet beslemesi gereken gönüller, hırs, menfaat, bencillik, kin ve intikam ateşiyle kavruldu. Bu ateş, geçmişte yaşanan pek çok müessif hâdisenin fitilini tutuşturdu. Asırlarca yürekleri dağlayan fitne ve fesat alevini körükledi. 

Günümüzde de pek çok İslam ülkesinden ateşler yükseliyor. Rahmet Elçisi’nin kaynaştırdığı kalpler kin, nefret gibi kötü duyguların mekânı oldu. Bütün bunlar, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin asırlar önce haykırarak ilan ettiği kardeşliğe uzak kalışın acı neticeleri değil midir?

Kardeşliğin zihinlerimizde ve gönüllerimizde tam anlamıyla zemin bulamayışının elbette birçok sebebi vardır. Bunların başında herkesin kendini, kendi düşüncesini, mezhebini, meşrebini, benliğini hakikatin yerine koyması geliyor. Oysa Yüce Rabbimiz, biz Müslümanlara hakikatin yolunda olmayı, hakkın peşinden koşmayı emretti. Kendimizi hakikatin yerine koymayı, hakkı yalnız kendimize has kılmayı emretmedi. Hepimiz hakikatin yolunda hizmet etmekle emrolunduk. Hiç kimse ‘hakikat avucumda’ dememeli, ‘hakikat benim’ diye iddia etmemelidir. Müslümanlar olarak: 

“Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın. ALLAH Teâlâ’ya karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”7 ilahi emri gereği yıkıcı değil yapıcı; ayrıştırıcı değil, birleştirici olmalıyız. Fitneyi değil, ıslahı esas almalıyız. Bizi biz yapan değerlere sımsıkı sarılarak birliğimizi ve dirliğimizi korumalıyız. Bu yolda;

Sakın incitme bir canı,

Yıkarsın arş-ı Rahmân’ı 

sözü genel, geçer anlayışımız olsun. 

Yüce Rabbimizin, Kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de bize öğrettiği şu duayı  daima okuyalım: 

“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”8

Kısacası: Bütün Mü’minler kardeştir. Müslümanın Müslümana düşmanlık etmesi haramdır, fâciadır, rezalet ve hıyanettir, fitne ve fesattır, utanç vericidir. Aralarında ihtilaf çıkarsa, Müslümanların bunu Kur’an-ı Kerim’in, Sünnetin, Şeriatın, hikmetin ve ahlakın ışığında, ehliyetli ve güvenilir kimselerle istişare ederek kardeşçe çözmeleri gerekir. Bütün Müslümanlar tek bir Ümmet olmalıdır. Birlik rahmet ve izzettir, tefrika azap ve zillettir. Mü’minlere düşmanlık edip, kafirleri dost ve velî edinmek haramdır. İslam kardeşliğini ve birliğini bozanlar haindir. Müslümanlar arasındaki kavgalar, savaşlar, çekişmeler şeytanîdir, küfrün ekmeğine yağ sürer. Ey Ehl-i Tevhid ve Ehl-i Kıble kardeş olunuz, tek bir Ümmet olunuz, râşid bir İmam-ı Kebire biat ve itaat ediniz, barış ve tesanüd içinde yaşayınız! Rahmanın gösterdiği doğru yoldan gidiniz, şeytana ve nefs-i emmârelerinize uymayınız. İman kardeşlerinizi seviniz, onlara merhametli ve şefkatli olunuz, bütün hayırlı ve mâruf işlerde birbirinizi destekleyip işbirliği yapınız. Hiçbir gerçek mü’min, aklı başında Müslüman iman kardeşlerine düşmanlık etmez, fitne fesat ve tefrikaya sebebiyet vermez. 

Bunun İçin Neler Yapılacak Neler yapılmayacak?

ALLAH Teâlâ’yı Rabb, Kur’an-ı Kerim’i Kitab, İslam’ı din, Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizi Nebi ve Resûl, Şeriat-ı İslamiye’yi şeriat olarak kabul ediyor, bunlara iman ediyor, bunlardan razı isek:

Yalan söylemeyeceğiz. Aldatmayacağız. Sözümüzden dönmeyeceğiz. Dosdoğru olacak, eğrilik yapmayacağız. Haram yemeyeceğiz. Şüpheli şeylerden uzak duracağız. Zina etmeyeceğiz. Ribaya bulaşmayacağız. Fitne fesat çıkartmayacağız. Tecessüs edip insanların gizli günahlarını, ayıplarını araştırmayacağız. Gıybet etmeyeceğiz. Lâf taşımayacağız. Ara bozmayacağız. Din ve iman kardeşlerimizi sevecek ve onlara hıyanet etmeyeceyeğiz. 

Beş vakit namazı dosdoğru cemaatle kılacağız. Zekatımızı dosdoğru ve tastamam vereceğiz. Nefs-i emmâreye ve şeytana uymayacağız.

Kanaatli yaşayacak, israf etmeyeceğiz. Lüks ve şatafattan uzak duracağız. Rüşvet almayacağız. Haram rantlar yemeyeceğiz. Kafirleri dost ve velî edinmeyeceğiz. İşleri ehliyetli, liyakatli, güvenli kimselere danışarak halledeceğiz.

Kendi ilmihalimizi öğrenecek ve hayata uygulayacağız, çoluk çocuğuna da öğreteceğiz. Dünya tuzaklarına düşmeyeceğiz. Ümmet şuuruna sahip olacak, cemaat holiganlığından kaçacağız. Boynumuzda râşid ve âdil bir İmama biat ve itaat bağı olacak.

Kötülükleri iyilikle def edeceğiz. Kimseye zulm ve eziyet etmeyeceğiz. Kara, kirli, necis, haram servete ve birikime sahip olmayacağız.

Yaratana isyan konusunda yaratıklara itaat etmeyeceğiz. ALLAH için sevecek, ALLAH için buğz edeceğiz. ALLAH ile olan işlerinde ihlaslı, yaratıklarla olan işlerinde âdil, insaflı ve kerim olacaksın. Cimri olmayacaksın, cömert olacaksın. Kezzabları, Deccalları, Süfyanları sevmeyecek ve desteklemeyeceğiz.

Dünya hizmetlerini ve vazifelerini aksatmamak şartıyla ahirete yönelik olacağız.

ALLAH Teâlâ’nın  istediği ve beğendiği güzel ahlakla ahlaklı olacağız, bu konuda Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi örnek alacağız.

Bütün azgınlıklara uzak kalacağız. Günah, ayıp, kusur, edepsizlik ve terbiyesizliklerine tevbe edip pişman olacağız. Bizi ALLAH Teâlâ’dan başkasının kurtaramayacağını bileceğiz. ALLAH Teâlâ’dan sabır ve namaz ile yardım isteyeceğiz.

Derecemiz ve imkanımız ne ise ona göre emr-i bil-mâruf ve nehy-i anil-münker yapacağız.

İhlasla zekat sadaka vererek, hayır hasenat yaparak âhirete yönelik ticaret yapacağız.

Nifaktan şikaktan fitneden fesattan her türlü şeytanlıktan uzak duracağız.

Din işlerini râsih, ilmiyle âmil, zahid, muttekî, mustekîm ulemaya, fukahaya ve mürşidlere soracağız.

Kibirden, gururdan, enaniyetten, ucubtan ateşten kaçar gibi kaçacağız.

Velhasıl laf Müslümanı değil, hal Müslümanı olacağız.

Doğduğumuzda biz ağlıyorduk, yanımızdakiler ise gülüyordu; öyle bir ömür süreceğizki, öyle olacağız ki, öldüğümüzde herkes ağlayacak, fakat biz güleceğiz.

Müslümanın  Hasletleri

Müslüman itikadını tashih eder, doğru inançlı olur. Müslüman beş vakit namazı dosdoğru kılar. Müslüman, iyi veya kötü bütün Mü’minleri kardeş bilir. İyi Müslüman iyi kardeş, kötü Müslüman, kötü olmasına rağmen yine kardeştir. Müslüman kendisini kurtaracak, kendisine yetecek derecede ilmihalini ve İslam ahlakını öğrenir, ezberler ve hayata uygular.

Müslüman Rabb olarak ALLAH Teâlâ’dan razıdır. O’nun kemal sıfatlarla sıfatlı, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu bilir. Bezm-i Ezelde Allah Teâlâ ile yapmış olduğu ahd ü misakı unutmaz, Daima O’na dönüktür.

Müslüman, Kitap ve düstur olarak Kur’an-ı Kerim’den razıdır. Kur’an-ı Kerim’in bütün emirlerinin, yasaklarının, öğütlerinin, koyduğu sınırların, hükümlerinin doğru olduğunu bilir.

Müslüman, din olarak İslam’dan razıdır.             ALLAH Teâlâ katında doğru, makbul,  hak dinin ancak İslam olduğunu kesin şekilde bilir ve hak din olmakta İslam’a ortak koşmaz.

Müslüman nebi ve resul olarak Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) efendimizden razıdır. O’nu seyyid, kâid, mürşid kabul eder, O’nu canından, çoluk-çocuğundan daha fazla sever, en fazla O’nu sever. O’na biatli, irtibatlı ve itaatlidir. 

Müslüman, nizam olarak, hükümleri Kur’an-ı Kerim’den ve Sünnetten çıkartılmış Şeriat-i Garra-i Ahmediyyeden razıdır.

Müslüman istikamet yani doğruluk dürüstlük sahibidir, eğrilik ve yamukluk yapmaz. Müslüman ya göründüğü gibi olan yahut olduğu gibi görünen kimsedir. 

Müslüman Tevhid inancına, Kur’an-ı Kerim’e, Şeriata aykırı inançlara sahip değildir, bunlara aykırı söz söylemez, kanaat beyan etmez, fetva vermez, ictihad yapmaz.

Din konusunda bir ihtilaf zuhur ederse, Müslüman Sevad-ı Âzam yani büyük karaltı içinde yer alır.

Müslümanın seyyidi, sultanı, reisi, âmiri, imamı, değişmez başkanı Resûlullah (S.A.V.) Efendimizdir. Müslümanın dünya ve hukuk nizamı Şeriat-i Garra-i Ahmediyyedir.

Müslümanın yüreğinde hüsn-i hâtime korkusu ve endişesi vardır. Müslüman kıldığı namazlar, tuttuğu oruçlar ve diğer ibadetler dolayısı ile ucba ve gurura kapılmaz, aksine istiğfar eder. Çünkü ALLAH Teâlâ’ya layık kulluk edememektedir.

Müslüman ALLAH Teâlâ’nın, Resûlünün, İslamın, imanın, Kur’an-ı Kerîm’in, Sünnetin, Şeriatin, fıkhın, İslam ahlakının düşmanı olan Kezzablara, Deccallara, Süfyanlara düşmandır. Onlara zerrece muhabbet etmez, onları zerrece desteklemez.

Müslüman, bütün insanlığı Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin ümmeti kabul eder. Müslümanlar Ümmet-i icabet’tir, gayrımüslimler Ümmet-i davet’tir.

Müslüman yeryüzünde ALLAH Teâlâ’nın şahididir. Müslüman şarlatanlık ve soytarılık yapmaz. Müslümanın güzel ahlakına, iyi ahvaline, faziletlerine, güvenilir bir insan olduğuna, adaletine, doğruluk ve dürüstlüğüne düşmanları ve karşıtları bile şahitlik eder.

Müslüman târik-i salat ve târik-i cemaat değildir.  

Müslüman biatsizlikten ve itaatsizlikten korkar;  râşid ve âdil bir İmama biat ve itaat eder.

Müslüman, Ümmet denilen çok mübarek bir topluluğun bir ferdi olduğunu bilir, bunun şuuruna sahip olur.

Müslüman, mü’min kardeşlerini ötekileştirmez, hepsini kardeş bilir. Müslüman: Cemaat, tarikat, hizip, fırka, meşreb, grup, parça, baron holiganlığı, militanlığı, fanatizmi yapmaz. Müslüman parçayı yani cemaat, tarikat, hizip, fırka, grubu bütünle yani Ümmetle özdeşleştirmez, parça ile bütünü eşit görmez, hele parçayı bütünden büyük görmek akılsızlığını hiç yapmaz.

Müslüman Allah için sever, Allah için buğz eder. Müslüman o kimsedir ki, İslam dünyasının en uzak yerindeki bir kardeşinin ayağına diken batsa, acısını yüreğinde hisseder.

Müslüman ıslah yani iyileştirmek, düzeltmek için çalışır, ifsad yani bozmak için çalışmaz. Müslüman fitne fesat, nifak şikak yangınları çıkartmaz. 

Müslüman askerî veya sivil darbe yapmaz, darbeleri ve darbecileri desteklemez. Müslüman terörist değildir. Müslüman büyüklerine saygı gösterir, küçüklerine şefkatli ve merhametli olur.

Müslüman kendisini günahsız, hatâsız görmez. Müslüman, kendi günah, ayıp ve kusurlarına bakıp üzülüp ağlamaktan dolayı başkaları-nınkileri göremez.

Müslüman kendi günah ve hatalarına, İslam âleminin feci’ durumuna, insanlığın haline, dünyanın kötülüklerle dolu olmasına, âhir zaman alametlerine bakar ve ya gözyaşı dökerek yahut kalbinden ağlar.

Müslüman, şayet başkalarının günah ve ayıplarını ez-kaza öğrenirse onları ifşa etmez, tam aksine gizler.

Müslüman dünya hizmetlerini, dünya imarını yapar ama ahirete dönüktür.

Müslüman herkesin içinde ve arasında, sokakta, çarşı pazarda, kaldırımda, nakil vasıtalarında açıkta yemez içmez, kimseyi imrendirmez, üzmez.

Müslüman, kendisinin babasının kardeşinin dostunun aleyhinde de olsa doğru şahitlik yapar; babasını, kardeşini, dostunu kayırmak için yalancı şahitlik yapmaz. 

 Müslüman İslam Şeriatinin kabul etmediği, küfür olarak gördüğü bâtıl yeminleri etmez. 

Müslüman aklı, kültürü, imkânları derecesinde ya doğrudan doğruya, ya dolaylı olarak, yapanları destekleyerek derecesi neyse, ya fiilen, ya söz ve yazı ile yahut kalp ile emr-i bil-mâruf ve nehy-i anil-münker yapar.

Müslüman riyasete, vazifeye talip olmaz. Matlub yani istenen olursa, ehliyeti yoksa yine kabul etmez. Müslüman nefsini yani kendini beğenmez, tebrie etmez, aklamaz.

Müslüman yalan söylemez. Müslüman aldatmaz. Müslüman verdiği sözü tutar. Müslüman emanetleri ehliyet sahiplerine verir, ehliyetsizlere vermez.

Müslüman yemede içmede, meskende, giyim kuşamda, binitte, her konuda israftan kaçınır, hiçbir konuda israf etmez. İsraf haramdır. 

Müslüman, ALLAH Teâlâ’nın kendisine lütfetmiş olduğu nimetlerin bir kısmını ihtiyaç sahiplerine tasadduk ve infak eder. 

Müslüman Zekâtını Kur’an-ı Kerim’e, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun şekilde hak eden gerçek şahıslara verir.

Müslüman kazançların helal, haram ve şüpheli diye üçe ayrıldığını bilir, haram ve şüphelilerden uzak durur, haram yemez, haram gelir elde etmez, kirli ve kara para zengini olmaz, haram servet sahibi olmaz.

Müslüman rüşvet almaz ve vermez. Müslüman ihalelere fesat karıştırmaz. Müslüman haram, kirli, necis rant yemez. Müslüman adaletsizlik ve insafsızlık yapmaz.

Müslüman ribadan ve ribaya benzer kötülüklerden uzak durur, riba yemez, ribaya bulaşmaz, riba kâtipliği ve memurluğu, riba muhasebeciliği yapmaz. Müslüman gazeteler, dergiler ve tv’ler riba kurumlarının ilan ve reklamlarını basmaz. 

Müslüman, zinanın haram olduğunu bilir ve zinayı kötüler ve onunla mücadele eder. Müslüman, başkalarının karılarına kızlarına analarına şehvet gözüyle bakmaz.

Müslüman bâtıl alış veriş denilen kötülüklerden uzak durur. Müslüman gıybetten, tecessüsten, nemimeden ve diğer dil âfetlerinden uzak durur.

Müslüman kâfirleri, münafıkları dost ve velî edinmez, onlara benzemez, onların örflerini âdetlerini hayat tarzını taklid etmez.

Müslüman komşusuna eziyet etmez, ona rahatsızlık vermez, o komşusunun kurdu değil, meleği olmaya çalışır.

Müslüman kibirli, gururlu, azametli olmaz; alçakgönüllü ve mütevazı olur. Müslüman iyilik ve faziletlerini söylemez, veli ise keramet reklamı yapmaz aksine setreder yani gizler.

Müslüman hilekâr ve düzenbaz değildir, ölçü ve tartıda dosdoğrudur,  içinde yalan bulunan aldatıcı reklam yapmaz.

Müslüman, büyüklere saygılı, küçüklere şefkatli ve merhametlidir.

Kaynaklar

 1Buhari, Mezalim:4, İkrah:7, Müslim, Birr:58  2 Müslim, Zikir:38, Ebû Davud, Vitr:14, Tirmizi, Kıraat:12, İbn-i Mace, Mukaddime:17  3 Buhari, İman:6, Müslim, İman:71-72, Tirmizi, Kıyamet 59: Nesai İman, 19.33. İbn-i Mace, Mukaddime 9  4 Müslim, Birr: 66  5 Müslim, Birr:32; Tirmiz, Birr:18; Ahmed b. Hanbel, 2/325  6 Sahih-i Buharî, Edeb:62, No:5727, 5/2256, Müslim, 8/9, Sünen-i Ebî Davûd, 4/278-279, Sünen-i Tirmizî, 4/327, Muvetta’: 2/213  7 Hucurat süresi 9-10  8 Haşr sûresi:10