Hacdan Dönen Kimseler Nasıl Hareket Etmeli?

e-Posta Yazdır PDF

ALLAH Teâlâ’nın verdiği en büyük nimetlerden biri olan zaman, su gibi akar ve bir daha geri gelmez. Hele bu “sayılı günler” olursa, bir de Kutsal iklimde coşku ve heyecanla geçirilen sınırlı bir zaman dilimi ise, bir rüya gibi gelir insana. Daha o mübarek mekânlara alışayım, doyasıya yaşayayım derken, yoğun hac görevlerinin tamamlanmasıyla bir de bakarsınız ayrılık vakti gelivermiştir. Hacı “Kavuşmak güzel de, bir de ayrılık olmasa!” diye hüzünlenir. Belki de ilk defa kendi evine dönüşüne sevinemez.


ALLAH Teâlâ’nın evinden ayrılıp, kendi evine gidesi gelmez. Zoraki annesinden koparılan küçük bir çocuk misali, boynu bükük, gözü yaşlı, yüreği dağlı, hüzünlü bir şekilde çaresiz veda eder.


Aslında fani olan insanın geçici ömrü de böyle değil mi? İnsanın hayatı da nihayet sayılı günlerden ibaret değil mi? Keşke geçirdiğimiz zamanlar, hep bu iklimde geçirdiğimiz günler kadar bereketli ve iyi değerlendirilmiş olsa...

“Taze hacılar” şimdi sudan çıkmış balığa dönmüştür. Âdeta Cennet gibi bir iklimden, günah soğuğuyla dolu bir dünyaya dönüşün şaşkınlığı içerisindedirler. Tıpkı kızgın demirin suya daldırılışı gibi. Muhabbe-tullahın âdeta elle tutulur, gözle görülür hale geldiği, kâinatın sevgilisinin kokusunun hissedildiği beldelerden ayrılmak kolay mı?


Kâbe’den ayrılırken, hacının kalbinde fırtınalar eser. Bir taraftan böyle bir imkâna kavuştuğu için, içinde taşıdığı sonsuz şükür duygusu, dünya Müslümanlarıyla beraber olmanın sevinci, İslâm tarihini yerinde okumanın kazancı, ALLAH Teâlâ’nın misafiri olmanın verdiği iç huzur, haccı ifa etmenin verdiği hoşnutluk; diğer taraftan henüz Kâbe’ye, Zemzem’e ve Arafat’a doyamadan, belki de bir daha kavuşamamak üzere ayrılık... Haccının kabul edilip edilmediğinden emin olamadan ayrılık. Belki de şeytanı dize getiremeden, nefsini dizginleyemeden ayrılık... Yeterince arınamadan, manevi dirilişi ve silkinişi tam olarak gerçekleştiremeden ayrılık...


Bu duygu ve düşünceler içerisinde, bedenen ayrılmak zorunda olan hacı, kalbini Kâbe’de bırakamayacağı için, Kâbe’yi yükler yüreğine. ALLAH Teâlâ’nın evi olan Kâbe ile, ALLAH Teâlâ’nın nazargâhı olan kalbini birleştirir. Bundan sonra yüzünü her namazda Kâbe’ye çevirmekle kalmayacak, damarlarındaki kan, her an tavaf edecek yüreğindeki Kâbe’yi. Ölünceye kadar şirkin, küfrün, nifakın, fıskın giremeyeceği bir Harem bölge ilan ettiği kalbini, ruhunu iman, ihsan, takva ve sabır duygularıyla güçlendirdiği Mekke-i Mükerreme’den, yüreğine Kâbe’yi yükleyerek ayrılır. ALLAH Teâlâ’ya verdiği ahdi, sözü yenileyerek Hacer-i Esved’de biatını tazeleyerek döner.


Yüklendiği sadece Kâbe değildir aslında. ALLAH Teâlâ aşkı, ALLAH Teâlâ sevgisi, peygamber sevgisi, sahabe sevgisi, Müslümanlara karşı sevgi, saygı, kardeşlik duyguları... Bunların yanında, kardeşlerinin dertleri, sıkıntıları, yoksullukları, geri kalmışlıkları ve bütün bu olumsuzluklar karşısında bir şey yapamamanın üzüntüsü vb. nice duygular yüklenmiştir. Yoğunlaştırılmış hac eğitiminde bütün Müslümanların kardeş olduklarını, aynı inanç, ibadet ve ahlâka sahip olduklarını yaşayarak öğrenmiştir. Dilleri farklı olduğu için konuşamasalar da, beden dilleriyle tek bir vücut olduklarını kavramıştır.


ALLAH Teâlâ’nın evinden kendi evine dönerken, bu dönüşün aslında yine ALLAH Teâlâ’ya yapılan bir dönüş olduğunu bilir.


“Biz ALLAH Teâlâ içiniz ve yine ALLAH Teâlâ’ya döneceğiz”1 şuuruyla hareket eder. Bunun, sembolik ve geçici bir vuslattan gerçek ve nihai bir vuslata dönmek olduğunun farkındadır. Yolculuğun devam ettiğini ve bir gün onun da sona ereceğini düşünür.


Hacının dönüşünü ailesine haber vermelidir


Hacının dönüşünü ailesine haber vermesi dinen güzel kabul edilen bir davranıştır. Sünnete uygun olan da budur. Bu itibarla hacı haber vermeden aniden çıkıp gelmemeli, mümkün olduğu takdirde dönüşünü ailesine bildirmelidir. Bu şekilde ailesinin bazı hazırlıklar yapmasına fırsat vermiş olur. Câbir b. Abdullah (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz uzun yoldan gelenlerin haber vermeden önce eve dönmelerini uygun görmezdi ve şöyle buyururdu:


“Sizden biriniz evinden ayrılığını uzattığı zaman, ailesinin yanına geceleyin ansızın gelmesin.”2


Aile efradının da; haccını mebrur olarak yapmış, annesinden doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak dönen hacıyı karşılaması iyi olur. Bunda büyük bereket vardır. Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:


“Hacı ile karşılaştığın zaman ona selâm ver, onunla musafaha yap ve daha evine girmeden senin için istiğfar etmesini iste. Çünkü o hacı, günahları mağfiret olunmuş bir kimsedir.”3 buyurdu.


Hz. Ömer (R.A.) da: Hacdan, umreden ve cihattan dönenleri çabuk karşılayın. Günah kirleriyle bulaşmadan size dua etsinler, demiştir.4


Ancak bu karşılama, mütevazi olmalı ve aile çapında kalmalıdır. Gösteriş ve övünme imajı verecek sahnelere dönüşmemelidir. Bazılarının yaptığı gibi bir çok arabayla konvoy oluşturarak alayişli karşılamalar organize etmek dinen doğru değildir. Hacının, evine dönünce iki rekât şükür namazı kılarak bu önemli ibadeti eda etmeyi nasip ettiğinden dolayı Cenâb-ı Hakk’a şükretmesi uygun olur.


Hacı Ziyareti


Hac vazifelerini yerine getirip memleketlerine dönen hacıların eş, dost, komşu ve arkadaşları tarafından ziyaret edilmesi güzel olur. Ziyarete gelenler: “ALLAH Teâlâ haccını kabul etsin, günahlardan korusun. Bu yolda yaptığın masrafların yerini doldursun!.” gibi sözlerle hacıyı tebrik ederler. Hacı da onlar için dua edip Cenâb-ı Hakk’ın onları affetmesini ve bağışlamasını diler, onlar için istiğfar eder. 


Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:


“Ey ALLAH’ım! Hacıyı ve hacının mağfiret olunmasını istediği kimseyi mağfiret eyle!” diye dua etmiştir.5


Ebu Hureyre (R.A.) rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:


“Hacı mağfiret olunur, mağfiret olunmasını istediği kimse de...” buyurmuşlardır.6


Hz. Ömer (R.A.): Hacı mağfiret olunur. Zilhicce, Safer ve Rebiulevvel ayının onuna kadar kim için mağfiret dilerse o da mağfiret olunur, demiştir.7


Ebu Musa el-Eş’arî (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:


“Bir hacı, dörtyüz hane halkına veya kendi ev halkından dörtyüz kişiye şefaat edecektir. Hacı, annesinden doğduğu gün gibi günahlarından çıkıp temizlenir.”8 Buyurmuşlardır.


Bu bakımdan hacının duasını almak güzel bir davranıştır. Selef-i salihin de hacıları karşılar ve onlardan hayır dua taleb ederlerdi.


Hicazdan dönenlerin, hacı’nın el içinin öpülmesi, yüzüne sürülmesi belde adetlerinden olup dînî bir yönü yoktur.


Hacdaki güzellikler anlatılmalı


Hacı, kendisini ziyarete gelenlere hacda şahit olduğu güzellikleri anlatmalıdır. Bu mübarek zaman ve mekânda yaşadığı birçok feyzi, bereketi ve muazzam sahneleri onlarla paylaşır. Milyonların birarada bulunduğu bir yoğunlukta birtakım rahatsızlıklar, olumsuzluklar müşahede etse de, kutsal iklime vefanın gereği, edeben bu gibi hususları anlatmaz. Orada şahit olduğu birtakım olumsuzlukların nasıl bertaraf edilebileceği üzerinde İslâm toplumunun bir parçası olarak kafa yorar. Bunları aktarmak yerine başkalarını teşvik olsun diye gönlünde iz bırakan iyi intibalarını, olumlu sahneleri anlatır. Karşılaştığı bir takım olumsuzluklardan bahsetmemelidir. Hacda kendisini gösteren birçok feyzi, bereketi ve muazzam sahneleri gözardı ederek şikâyetten başka anlatacak bir şey bulamayanların, hacdan gereken istifadeyi sağladıklarını söylemek mümkün değildir.


Aslında hac müslümana, Müslümanların derdini dert edinme bilincini kazandırmış olmalıdır. Çünkü Müslümanların derdini dert edinmeyen, onlardan değildir. Ka’be’nin etrafında müminler denizinden bir damla olarak onlarla aynı kalıba girip de hacdan sonra bu denizin bir damlası olmayı reddetmek, bir hacı için nasipsizliğin en büyüğü olur. Bu yüzden hacının gönlünde din kardeşine karşı en ufak bir kin, husumet ve nefret kalmamalıdır.

Müslümanların, damlaları birbirinden ayrılmayan bir okyanus gibi olmaları gerektiğini düşünerek, kendisini bu okyanusun bir damlası olarak görmeye devam etmelidir. Bu okyanusun içinde birtakım olumsuzluklara şahid olmuşsa, okyanusun bir parçası olarak bu olumsuzlukların nasıl bertaraf edilebileceği üzerinde kafa yormalıdır.


Hacı, ALLAH Resûlü (S.A.V.) efendimizin 23 yıl boyunca canını dişine takarak İslam’ın aydınlığını insanlara nasıl ulaştırdığını gözü önüne getirip bu kutlu hizmetin, onun aydınlattığı yolda yeniden geliştirilmesinde hizmet alabilme azmi ve gayreti içinde olmalıdır.


Hacı, zaman zaman zihnen ve ruhen İslam tarihine gider ve önce Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin hayatının Mekke-i Mükerreme dönemini yaşar. Gizlilik, endişe, davet, baskı ve işkence, abluka yılları, önce Habeşistan’a, sonra Medine-i Münevvereye hicret... Kırk yıl risalet öncesi, on üç yıl da Mekke-i Mükerreme dönemi olmak üzere tam elli üç yıllık bir hayat mücadelesi bir film şeridi gibi geçer gözlerinin önünden. Mekke-i Mükerremenin sarp kayaları kadar keskin ve katı kalpli müstekbirlere karşı tek başına çıktığı yolda ALLAH Resûlü’nün ortaya koyduğu çabaları düşünür. Çok sevdiği Mekke-i Mükerremeden ayrıldıktan tam on sene sonra orayı kan dökmeden nasıl ele geçirdiğini tahayyül eder. İnancın, azmin, sabrın yirmi üç sene gibi çok da uzun sayılmayacak bir sürede nasıl bir zafere dönüştüğünü ve bu değişim ve dönüşümün mimarı olan önderi ve rehberi daha iyi tanımaya, onun örnek mücadelesini yerinde anlamaya çalışır ve inancını, bilincini güçlendirerek hacdan döner.

Hacının eda edip döndükten sonra her gün beş vakit Kabe’ye dönüp, Rabbine yönelirken kişi Kabe’ye manevî bir yolculuk yapabilme bilinci kazanmış olarak dönmelidir. Bunun için kulluk şuuruna ermek gerekmektedir. Kabe’ye varış bu şuura ermenin fırsatını sunmaktadır. Önemli olan bu fırsatı iyi değerlendirebilmektir. Bunun yolu ise Kabe’de kişinin, kendini ALLAH Teâlâ’dan uzaklaştıran tüm unsurlardan arınma kararlılığına ermesi ve bu kararlılığın önünde engel teşkil edebilecek tüm nefsi eğilimlerden sıyrılıp çıkmasıdır.


Hacdan önce veya sonra ziyafet vermek 


Hacdan önce veya sonra ziyafet vermek dini bir görev değildir. Bu, bazı yörelerde adet haline getirilmiştir. Gösterişe kaçılmadığı, kendisine ağır gelecek bir takım külfetlere girilmediği, özellikle fakirlerin de davet edilmesine itina gösterildiği takdirde böyle bir ziyafetin dinen bir sakıncasının olmayacağı hatta komşuları, dostları ve tanıdıklarıyla helalleşmeye de vesile olacağından güzel bir davranış olduğu açıktır. 


Hacının, kendisini ziyarete gelenlere imkânları ölçüsünde ikramda bulunması da güzel bir gelenektir.


Ancak bazı insanların imkânları yeterli olmamasına ve kendileri için ağır bir külfet teşkil etmesine rağmen mutlaka böyle bir ziyafet vermeye kalkışmaları ise dinen doğru değildir.


Haccın kazandırdıklarının korunması


Mahşer provası yapmış olan hacı için artık hayat, hacdan önce ve hacdan sonra olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Elbette hac sonrasında açılmış beyaz bir sayfa, lekesiz bir kalp ve inşaALLAH günahları silinmiş bir amel defteri vardır. Hem geçmişe, hem de ahirete bir yolculuk yapan hacı, bu gördüğü ve yaşadığı hakikatlerden sonra, elde ettiği bu safiyetini korumaya gayret etmeli, ondaki bu olumlu değişikliği görenler, hacca özenmelidir.


Müslüman olmak kadar Müslüman ölmek ne kadar önemli ise, hac yapmak kadar hacdan döndükten sonra, orada kazanılan güzel hasletlerin korunması da o kadar önemlidir. Hac yaparak günahlarından arındıktan sonra bu arınmışlığın korunması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi için gereken gayreti göstermek hacının en başta gelen görevidir.


Her ne kadar İslâm’a göre, hacdan döndükten sonra, sorumlulukta herhangi bir değişiklik yok ise de, insanlar, hacıyı örnek bir Müslüman olarak görmek isterler. Halkımızın muhayyilesinde onun “iyi bir Müslüman” haline dönüşmüş olması beklentisi yatmaktadır. 


Bu sebeple Hacdan döndükten sonra hacıların en çok özen göstermeleri gereken hususlardan biri: Yanlış anlaşılmaya sebep olacak tavır ve hareketlerden uzak durmalarıdır. Çünkü olumsuz tutum ve davranışların, hacının çevresinde daha çok dikkat çekeceğini ve İslâm’ın aleyhinde propaganda malzemesi olarak kullanılacağını göz önüne alarak hacı, kesinlikle doğruluktan, dürüstlükten taviz vermemeli, hakkı hukuku gözetmelidir.


Aslında her Müslümanın görevi olmakla birlikte özellikle hacı, İslâm’ın güzelliğini yaşantısıyla fiilî olarak göstermeli, kesinlikle doğruluktan, dürüstlükten taviz vermemeli, hakkı hukuku gözetmeli, İslâm’a uygun olmayan tavır ve davranışlardan son derece sakınmalı; yalan, haksızlık, emanete hıyanet, bencillik, ahde vefasızlık, aldatma, kandırma, eksik ölçme ve tartma gibi gayrı ahlâkî tutum ve davranışlardan daima uzak durmalıdır.

Gerek dürüstlük, doğruluk, özü sözü bir olmak... gibi ahlâkî nitelikler açısından ve gerekse İslâmi bilinçlenme noktasından bir hacının, hacdan sonraki İslâmî hayatının hac öncesinden daha ileride olması, makbul bir haccın en açık belirtisidir.


Yaptığı hac, ALLAH Teâlâ’ya saygısını, takvasını ve Ahiret hayatına daha iyi hazırlanma şevkini ne derece artırmışsa, ALLAH Teâlâ nezdinde haccı o derece kabul görmüş demektir. Bundan dolayı hacı, hacdan sonraki hayatını, hac günlerinde konsantre olduğu İslâmi yaşantı doğrultusunda sürdürme çabası içinde olmalıdır, ALLAH Teâlâ’ya verdiği sözü daima hatırında tutarak kötülüklerden, İslâm’ın onaylamadığı her türlü söz, fiil ve davranıştan uzak durmalı, ahdini bozmamalıdır. Umre bitip de memleketine döndükten sonra sırf menfaat, makam, mevki hırsı gibi birtakım basit düşüncelerle hacda kazandığı safiyeti bulandırmamalıdır.


Zaten hacılığın bir vasfı da bu ibadet vesilesiyle anadan yeni doğmuş gibi günahlarını erittikten sonra sılasına dönünce de günah olan her şeyden kaçınıp salih ameller işlemeye karar vermiş olmak değil midir? 


Hacer-i Esved’i istilâm, bir sözleşmeydi. Bu hareketiyle Müslüman, bundan böyle ALLAH Teâlâ’nın emir ve yasaklarına karşı gelmeyeceğine söz vermiş olmaktadır. Bu itibarla hacı, yaptığı bu sözleşmeyi ihlâl edecek her türlü söz, fiil ve davranıştan uzak kalmaya özen göstermelidir. Şeytanın ya da heva ve hevesinin peşine takılarak ahde vefasızlık etmemelidir.


Halk arasında “haccı tutmak” diye bir tabir kullanılmaktadır. Aslında beklenti, tıpkı orucun oruçluyu tutmasında olduğu gibi, haccın hacıyı tutmasıdır. Her ne kadar “oruç tutmak”, “haccı tutmak” diye ifade ediliyorsa da, gerçekte oruç ve hac, sahibini tutmaktadır. Bu hac; haram kazanca, her türlü olumsuz davranışlara, nefsine, şehvetine ve şeytana karşı sahibini tutarsa, hac tutulmuş olacaktır. Aksi takdirde oruç tuttuğu halde, kendini tutamayan kişinin durumu ne ise, haccettiği halde hac tarafından korunmayan kişinin durumu da böyledir.


İnsanların hacıdan beklediği ve ısrarla takip ettiği bir husus daha vardır ki, o da hacı efendilerin aile efradıdır. Hacı efendiler ve aile fertleri çok yakından, adım adım, dikkatli bir şekilde takip olunmaktadırlar. Onların her hareketinden İslâmiyet hakkında anlam çıkarmak isteyenler çoğunlukta.. Bu, psikolojik ve sosyolojik bir vakıadır. Buna dikkat etmek lazımdır.


Hacının kendisi beş vaktine beş vakit daha katsa, gündüzleri oruçlu, geceleri namazlı olsa fakat oğlu-kızı İslâm, iman ve hayat prensiplerine aykırı hayat yaşıyorsa o zaman söz dolaşıp geliyor: “Hacının oğlu... Hacının kızı..” şeklini alıyor. Malum yanlış yorum ve değerlendirme erbabı da yine çok hatalı bir değerlendirme ile hacının şahsında İslâmiyeti karalamaktadır.


Bu bakımdan memleketimizde yanlış yer tutmuş olan bu tür değerlendirmeleri nazarı dikkate alarak hacı efendilerin şahsi hayatlarında ticari ve iş hayatlarında olduğu gibi aile hayatlarında da örnek olmaya çalışmaları gerekmektedir. Halk arasında “Hacca gitmekten ziyade hacılığı korumak daha önemlidir.” sözü çok manidardır.

Hacılara üç not


En büyük medreselerden biri olan haccı eda eden Müslüman, toprağın üzerinde iken bahşedilebilecek en büyük nimetlerden birini yaşamıştır. Tevhid ve teslimiyetin en çok ortaya çıktığı yerlerden biri olan hac, vahdet, adalet, denge, nefis terbiyesi ve ahlâk gibi bu ümmete ait meziyetlerin sindirildiği bir yer ve zamanı ihtiva etmektedir. Hac ibadeti ile müşerref olan bir Müslüman bunları düşünmelidir.


Bütün ibadetlerde olduğu gibi hacc ibadetinde de bir muhasebe yapmak gerekir. Haccın kalıcılığı, tesiri için gereklidir. Haccı Mekke-i Mükerreme'de bırakıp gelmek büyük bir kayıptır.


Birinci not: Şükret. Hacca layık bir şükür yap.


Milyonlarca mü'min arasından sana nasip oldu bu nimet. Seçilmiş olduğunu bil. Seni seçen ve Kâ'be'de bekleyen Rabbine şükretmen gerekir. En mübarek yerlere, en mübarek zaman diliminde ulaştın. Sıhhat ve afiyet içinde haccettin. Yüzün gülsün, için dolsun, gözlerin taşsın. Haccın coşkusu seni mutlu etsin. Aylarca, yıllarca o heyecanı kaybetme. Şükretmek, sadece 'elhamdülillah' deyivermek olamaz. Şükür, yürüyüşünde, tutuşunda belli olur. Konuşurken anlaşılır.


Haccetmeye şükret; evine kazasız, belasız dönüşüne şükret. Bıraktığını bulmana şükret. Şükrün gece sürsün, gündüz sürsün.


Haccın bütününe şükret, haccın içinde kazandıklarına şükret. Umreye şükret. Rengârenk din kardeşlerini görmene şükret. Günahlarından arınmana şükret. Zemzeme doymana şükret. Tarihin derinliklerini gözlerinle görmene şükret. Yolculuğunun iyi geçmesine şükret.


İkinci not: Sen haccettin. Kabul edecek veya reddedecek olan ALLAH Teâlâ'dır. O kabul etmedikten sonra neyin ne değeri olur?

Haccın kabul olduğunun işaretleri vardır. O işaretleri iyi kollamalısın. Bu işaretlerin hiç biri kesin sonucu göstermemekle beraber önemli ipuçları verir sana.


Sakın hacca doymuş olma. Yol bulsan her sene gitmeye hazır halde bekle. Bu senin heyecanın iyi bir işarettir.


Haramlarla arana ciddi bir mesafe koy; haramlar seni ürkütsün. Bu da iyi bir işarettir.


İslam'ı hacdan ibaret algılama; ALLAH Teâlâ'nın diğer emirlerine de önem ver, salih ameller yap. Ölmeden iyi işlere ara vermemeye azimli ol. Bu da iyi bir işarettir.


Mekke'de açtığın yeni sayfayı kirletmemeye gayret et. Kalbin geniş, yüzün nurlu olsun. Öncesi ile sonrası arasında hacc, önemli bir gösterge olarak seni de ikna etmelidir.


Sakın riyaya bulaşma. Haccı öveceksin diye kendini öne çıkarma taktikleri yapma.


Mescitleri mekân edin; namazı cemaatle eda et. Nafileleri ihmal etme.


Zühdü ilke edin. Zühd, dünya işlerini terk etmek değildir. Zühd, dünyaya meyletmemektir. Parayı kalbine değil kasana koymandır. Bir camiye kapanıp gün boyu namaz kılarak zühde girmiş olmazsın. Yine ticaret yap, fabrikanda çalış. Ama yeğlediğin ahiret yurdu olsun. ALLAH'a itimadın sonsuz olsun.

Ahlâkını yüceltmeye devam et. Gözünü, kulağını haramdan koru.


Kur'an tilavetini ihmal etme. İlim meclislerine katıl. Kesinlikle hadis oku, fıkıh oku. Bir tefsir dersi izle.


Üçüncü not: Sehl b. Sa'd es-Sâidî (R.A.) şöyle dedi: Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz Hayber harbinde müşriklerle savaşmakta olan bir adama baktı. O adam savaştaki yeterlilik bakımından müslümânların en büyükleri derecesinde idi. Ona baktı da:


“Her kim cehennem ehlinden bir adama bakmak isterse, şu adama baksın!” buyurdu.


Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin bu sözü üzerine sahâbîlerden bir zât hiç ayrılmaksızın o adamı ta'kîb edip gözledi. O adam sonunda yaralanınca çabuk ölmek isteyerek kendi kılıcının sivri ucunu iki memesinin arasına koydu. Sonra üzerine dayanıp yüklendi, kılıç iki küreği arasından dışarı çıktı ve öldü. Onun bu işi Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimize ulaşınca:


“Kul, insanların görüşünde cennet ehlinin amelini yapar, hâlbuki o, muhakkak ateş ehlindendir. Yine kul insanların görüşünde ateş ehlinin amelini yapar, hâlbuki o, cennet ehlindendir. Ameller ancak ölüm sırasındaki sonlarına göre değerlendirilir.”9 Buyurdu.

Büyük bir gayretin boşa çıkması, biriktirdiklerinin heba olması ne büyük bir afet olur. Hac en büyük yatırımlardandır. Onu korumak, onunla ölmek hedefin olmalıdır.


Eskilerin sık kullandıkları bir benzetme vardır. O hepimiz için öğüt olmalıdır. Derler ki: İyi yere güvenip aldanma. Cennetten daha iyi bir yer mi vardır? Hz.Âdem (A.S.)ın başına gelen de orada gelmedi mi?


Hiç ara vermeden ALLAH Teâlâ'nın rızasını  kazanacak işlere yoğunluk ver.


Haccettin, yolun açıldı. Mola verme. Kendini ibadetten emekli olmuş biri zannetme. Asıl şimdi gayret zamanıdır diye düşün.


Hac, çok büyük bir ibadettir. Mekke-i Mükerreme'de bırakılıp gelinmeyecek kadar büyüktür. Bir ayda, bir yılda etkisi kaybolmayacak kadar ağırdır.


Hac, bu kadar büyük olmasaydı, bir hac bir ömür için yeterli olur muydu, değil mi?


Kaynaklar

.................................................................................................

1 Bakara sûresi:156  2 Buharî, Nikah:119, No:4945, 5/2008; Müslim, İmare:180-185

3 A.b.Hanbel, No: 5348, 2/69, Deylemi, Firdevs, 1/281  4 İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, 4/191, No:12651  5 Hakim, Müstedrek, Menasik, 1/441; Taberânî, el-Mu’cemüs-Sağir, No:1061, 2/373; el-Mu’cemul-Evsat, No:8594, 8/266; Beyhekî, es-Sünenül-Kübra, Hac, No:10516, 8/81; İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, Hac:1  6 Aclûnî, Keşful-Hafâ, 2/391, No:3225  7 İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, 4/191, No:12657   8 Bezzar, 8/170, No:3196  9 Buhari, Rikak:33, 5/2381, No:6128