Kurban, Bir İbadettir

e-Posta Yazdır PDF

Soru: Kurban ne demektir? Bir ibadet midir? Kur’an-ı Kerim’de yer almakta mıdır? Kurban; bir katliam, bir vahşet midir? Hükümlerini izah eder misiniz?
Cevap: Bismillahirrahmanirrahim. Son zamanlarda bir tv. kanalında canlı olarak yayınlanan bir programda, “Kurban ibadetinin katliam olduğu” şeklinde
bazı itham ve itirazlarda bulunulmuştur. Yine bazı kişilerin görüşlerine atıfta bulunularak, “Kur’an-ı Kerim’de kurban ibadetinin yer almadığı” gibi iddialar
söz konusu edilmiştir. Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, kurban kesmek bir ibadettir. Hem de Müslüman toplumların belirli simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri özellikle milletimizin dini hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Kurban ibadeti, Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde yer almaktadır. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bizzat kurban kesmiş, O’na uyarak Müslümanlar da kurban kesmişler ve kesmektedirler. Kurban, bir Müslüman’ın bütün varlığını gerektiğinde ALLAH Teâlâ’nın yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir nişanesidir. Kurban ibadetini yok saymak, gerçeği görmemektir. Kurban ibadetine katliam demek ise en hafifi ile Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize, dine ve Müslümanlara saygısızlıktır. Dini konuların ehil kimselerce tartışılması, toplumun aydınlanması bakımından önemli ve gereklidir. Ancak bu tartışmalar yapılırken toplumun dini duygularının rencide edilmemesine de gerekli özenin gösterilmesi gerekir. Ülkemizde,
insanların dini hassasiyetlerini
dikkate almadan rencide edici bir üslup
içerisinde yapılan özensiz münakaşalar
üzüntü vericidir. Kurban kesiminin vahşet
ve katliam, Kurban Bayramının da
kavurma bayramı olarak nitelendirilmesi,
kurbanı ibadet kabul eden milyonlarca
insanımızı derinden rencide
etmektedir. Bu itibarla Müslüman kardeşlerimizin,
muteber dini kitaplarımızda
yazılı olan fetvalara uymalarını
tavsiye ediyorum.
Dininizi öğrenmek, ALLAH Teâlâ’nın
rızasını kazanmak istiyorsanız,
muteber bir ilmihal kitabı, bilhassa merhum
Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendinin
"Büyük İslâm İlmihali" adlı eserini
alınız. “Büyük İslâm İlmihali” her Müslümanın
evinde ve işyerinde mutlaka
bulunması ve okunması gerekli bir ilmihal
kitabıdır. Bu ilmihali alırken mutlaka
ama mutlaka “Sadeleştiren Mehmet
TALÛ” başkanlığında ilmi bir heyet
baskısını alın. İtikada, taharete, namaza,
oruca, zekata, hacca, İslâm ahlakına,
iyi ve güzel huylara, kötü ve helak
edici ahlaka ait bilgileri o güvenilir
kitaptan öğrenip, elden geldiği kadar
hayatınıza uygulayınız.

Muhterem okuyucu!
Kurban: “Muayyen bir vakitte,
muayyen bir hayvanı ibadet maksadıyla
usûlüne uygun olarak kesmek”
demektir. “Muayyen vakit”ten maksat:
Kurban bayramı günleri, “muayyen
hayvan”dan da maksat: Koyun, keçi, sığır
ve deve gibi şer'an kurban edilmesi
caiz olan hayvanlardır. Kurban Bayramında
kesilen kurbana udhiye, hacda
kesilen kurbana ise hedy denir.
Sözlükte yaklaşmak, ALLAH
Teâlâ'ya yakınlaşmaya vesile olan şey
anlamına gelen kurban, ALLAH Teâlâ'ya
yaklaşmayı, ALLAH Teâlâ’nın yolunda
malların feda edilebileceğini, ALLAH
Teâlâ'ya teslimiyeti ve şükrü ifade
eder. Kurban, daha önceki bütün ilâhi
dinlerde mevcut bir ibadettir. Kur’an-ı
kerim, kurban ibadetinin Hz.Adem
(A.S.)ın çocuklarıyla birlikte başladığını
haber verir. Şöyle ki: “Onlara Adem'in
iki oğlu, Habil ve Kabil’in haberini
gerçek olarak anlat: Hani birer kurban
takdim etmişlerdi de birisinden
kabul edilmiş, diğerinden ise kabul
edilmemişti."1
Ayet-i Kerimede kabul edildiği
belirtilen kurban Habil’e aitti ve bir
koçtu. Kabul edilmeyen de Kabil’e aitti
ve ekindi.
Kurban, bugünkü şekli ile
Hz.İbrahim (A.S.)a dayanır. Cenâb-ı
Hakk'ın dostu olma şerefiyle şereflenmiş
bir Peygamber olan Hz. İbrahim
(A.S.), bir adakta bulunmuş, bir oğlu
olduğu takdirde onu ALLAH Teâlâ'ya
kurban edeceğini adamıştı. Aradan
geçen zaman içerisinde oğulları olmuş
ama O, adağını nasılsa unutmuştu.
Rüyada oğlunu kurban ediyor görmüş
ve irkilmişti. Tefsirlerde ifade edildiğine
göre Hz.İbrahim (A.S.), bu rüyayı üç
ayrı gece görmüştür. Peygamberlerin
rüyası vahiy olduğu gibi, onlar tarafından
yapılan tabirleri de vahiydir.
Hz.İbrahim (A.S.) da rüyasını, oğlunu
kurban etmesi gerektiği şeklinde tabir
etmiş ve böylece bu tabir de vahiy olmuştur.
Artık Hz. İbrahim (A.S.)ın, bu
vahyi yerine getirmesi gerekiyordu. Elbette
bu, çok zordu, ama ALLAH
Teâlâ’dan aldığı vahye uymaması daha
zordu. Hz. İbrahim (A.S.), büyük bir
imtihan karşısında olduğunu anladı. Hiç
tereddüt etmeden ALLAH Teâlâ'ya teslim
oldu ve konuyu oğlu Hz.İsmail
(A.S.)a açmış, oğlu büyük teslimiyet
göstermişti. Bunun üzerine adağını yerine
getirmek için O’nu kesmeye teşebbüs
etmiş, ancak ALLAH Teâlâ, O’nun
bu bağlılığına karşılık Hz.İsmail (A.S.)ın
yerine bir koyunun kurban edileceğini
Cebrail (A.S.) vasıtasıyla kendisine
bildirmiştir. Konu ile ilgili olarak Kur’anı
Kerim'de şöyle buyrulmuştur:
"Hz.İsmail (A.S.), babası Hz.İbrahim
(A.S.) ile beraber yürüyüp gezecek
çağa gelince, babası:
- Oğulcağızım, yavrucuğum!
Ben seni rüyada boğazladığımı
görüyorum; bak artık, bir düşün, ne
dersin? dedi. Hz.İsmail (A.S.) da:
- Babacığım! Emrolunduğun
şeyi yap! İnşALLAH beni sabredenlerden
bulacaksın, dedi."
Aman ALLAH’ım! Muhterem
okuyucu! Şu teslimiyete bakın!
Kendimizi bir Hz.İbrahim (A.S.) yerine
koyalım! Bir de Hz.İsmail (A.S.) yerine!
Aynı teslimiyeti gösterebilir miydik? Ne
dersiniz? Hz.İsmail (A.S.) gibi: “Ey
babacığım! Madem ki ALLAH Teâlâ’nın
emridir. İşte boynum, ALLAH Teâlâ’nın
emrine karşı kıldan incedir, emrolunduğunu
yap, kesebilirsin, inşaALLAH
beni sabredenlerden bulacaksın!” diyebilir
miydik? Yoksa olanca gücümüzle
isyan mı ederdik? Şahsî, iş ve ev hayatımızdaki
yaşantımız, hareket tarzımız
nasıl davranabileceğimizi gösteriyor,
değil mi?
"Bu şekilde her ikisi de ALLAH
Teâlâ’nın emrine teslim olup,
babası oğlunu alnı üzerine yıkıp
yatırınca, Biz O’na:
- Ey İbrahim! Gördüğün
rüyaya gerçekten sadakat gösterdin.
Hiç şüphe yokki biz iyi hareket
eden kimseleri böyle mükâfatlandırırız,
diye nida ettik. Gerçekten
bu, apaçık ve kesin bir imtihandır.
Biz, oğlunun yerine O’na
büyük bir kurbanlık fidye verdik."2
Görülüyor ki, Kur’an-ı Kerim de
Hz. İbrahim(A.S.)ın gördüğü rüyanın
vahiy olduğunu teyit etmiştir. Çünkü
Cenâb-ı Hak kendisine seslenirken:
"Ey İbrahim! Gördüğün rüyaya gerçekten
sadakat gösterdin." buyurmuştur.
Hz.İbrahim (A.S.), ALLAH
Teâlâ’nın emrine boyun eğerek oğlunu
kurban etmek üzere şakağı üzerine
yatırınca, Cenâb-ı Hakk, Hz.İsmail
(A.S.)ın yerine bir koyun kurban
etmesini emretmiştir. Hz.İsmail (A.S.)ın
yerine bir koyunun kurban edilmesinin
emredilmiş olması, Cenab-ı Hakk'ın insanlığa
büyük bir lütfüdür. ALLAH, İnsanları
Hz. İbrahim (A.S.) gibi Ulu'l-azm
bir Peygamber aracılığıyla insan kurban
etmekten kurtarmış olmasaydı,
muhtemelen insanlar, "İnsan kurban
etme" gibi korkunç bir geleneğe sahip
olabilir ve onları o kor kunç gelenekten
kimse kurtaramazdı. Hz. İbrahim (A.S.),
oğlu yerine Cenâb-ı Hakk'ın kendisine
gönderdiği koçu kurban etmiştir.
Böylece kurban, Hz. İbrahim (A.S.)dan
sünnet olarak bu şekilde bize intikal etmiştir.
Hz. İbrahim (A.S.)ın, oğlu Hz.İsmail
(A.S.)ı kurban etmek istemesinin
bir benzerinin de Hz.Peygamber
(S.A.V.) Efendimizin dedesi Abdulmuttalib
tarafından yaşandığı haber verilmektedir.
Zemzem kuyusunun kazılması
sırasında Kureyş’le karşılaştığı
zorluklardan dolayı Abddulmuttalib,
eğer on tane oğlu olursa onlardan bir
tanesini Kâbe'nin yanında ALLAH için
kurban etmeyi adamıştı. Çekilen kur'a
da, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin
babası Abdullah'a çıkmıştı. Abdulmuttalib adağını yerine getirmeye karar
verdi. Kureyşliler böyle bir adetin yerleşmesinden
korkarak, kendisine engel
olmuşlardı. Daha sonra Abdullah'ın
yerine 100 tane deve kurban edilmiştir.
Bu olayla Hz.Peygamber (S.A.V.)
Efendimizin, insanlığa kurtarıcı olarak
gelişinin bir işareti olarak, insan hayatının
maddi ölçüsü tam 10 misli yükselmiş
bulunuyordu.
KURBANIN DİNİ
KAYNAĞI
Yüce dinimizin fakir komşuyla
zengin komşu arasındaki dengeyi
sağlayan ve sosyal adaletin gerçekleşmesine
dayanak olan vecibelerden
biri olan Kurban, hicretin ikinci yılında
Müslümanlara meşru kılınmıştır. Kurban,
mali ibadetlerden birisidir. Bu,
Cenab-ı Hakk’ın ihsan buyurduğu varlığa
karşı bir şükran borcudur.
Meşruiyeti yani dinî dayanağı: Kur’anı
Kerim, Hadis-i Şerif ve İcma-i Ümmet
ile sabittir.
Kurban’ın meşru kılınmış bir
ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de
deliller bulunmaktadır. Cenab-ı Hak
şöyle buyurur:
“Rabbin için namaz kıl ve nahr
yap, kurban kes!”3
Tercih edilen bir tefsire göre;
ayet-i kerimede geçen namazdan maksat:
Bayram namazı, nahrdan da maksat:
Kurban kesmektir.Yukarıda zikrettiğimiz
Saffat Sûresi:107.Ayet-i
kerimesinde; Hz.İbrahim (A.S.)ın oğlu
Hz.İsmail (A.S.)ın yerine bir koçun, ALLAH
tarafından kendilerine fidye, kurban
olarak verildiği açıkça bildirilmektedir.
Ayrıca diğer bazı ayet-i
kerimelerde de kurban ibadeti ile ilgili
hususlar mevcuttur. Cenab-ı Hak şöyle
buyuruyor:
“Onlardan yiyin ve eli dar
olana ve yoksula yedirin!” 4
“Biz, her ümmete, Kurban
kesmeye uygun hayvan cinsinden
kendilerine rızık olarak verdiklerimiz
üzerine ALLAH Teâlâ'nın adını ansınlar
diye kurban kesmeyi gerekli
kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlâh'tır.
Öyle ise, O'na teslim olun. Ey
Muhammed! O ihlaslı ve mütevazi
insanları müjdele!” 5
“Biz büyük baş hayvanları da
sizin için ALLAH Teâlâ’nın dininin
işaretlerinden, kurban kıldık. Onlarda
sizin için hayır vardır. Şu halde
onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine
ALLAH Teâlâ’nın ismini
anınız ve kurban ediniz. Yan üstü
yere düştüklerinde ise, artık canı çıktığında
onlardan hem kendiniz yiyin,
hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen
fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları
biz, şükredesiniz diye sizin
istifadenize verdik." 6
“Onların ne etleri ne de kanları
ALLAH Teâlâ'ya ulaşır; fakat O'na
sadece sizin takvânız ulaşır." 7
Bu ayet-i kerimelerde zikredilen
hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için
kesilen hayvanlar olmadığı, bunların
ibadet amaçlı birer uygulama oldukları
gayet açıktır. Et ve kanların ALLAH
Teâlâ'ya ulaşamayacağının, asıl olanın
ihlas ve takva olduğunun bizzat ayet-i
kerimenin metninde yer alması bunu
açıkça ortaya koymaktadır.
Görülüyor ki: Kurban ibadetinin
dini delillerinin Kur’an-ı Kerim’de bulunmadığını
iddia etmek ve ALLAH
Teâlâ’nın bu çeşit bir emrinin olmadığını
ileri sürmek tamamen yanlıştır.
Kurban ibadeti hicretin ikinci
yılında eda edilmeye başlanmış ve Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de, kurbanı
bir ibadet olarak kabul etmiş ve
bizzat kendisi de on yıla yakın bir süre
hep kurban, udhiyye kesmiştir, hiç terk
etmemiştir.
Ebu Bekre (R.A.) den rivayete
göre: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz
hutbe okudu ve minberden indikten
sonra iki koç getirterek kesti. 8
Enes b. Malik (R.A.) diyor ki:
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, iki
alaca semiz koç kurban kesti.
Ayağını yanlarına basarak:“Bismillah”
deyip, tekbir aldığını gördüm.
Sonra onları kendi elleriyle kesti. 9
Cabir b. Abdullah (R.A.) şöyle
demiştir: Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz ile beraber açık hava namazgahında
kurban bayramı namazında
bulundum. Resûl-i Ekrem
(S.A.V.) Efendimiz hutbesini bitirince
minberinden indi ve bir koç getirdi.
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, o
koçu kendi eliyle kesti ve keserken:
"Bismillah! Vellahü ekber! Bu
koç, benim ve ümmetimden kurban
kesemeyenler içindir!" buyurdu. 10
Celebe b. Sühaym (R.A.) den rivayete
göre, adamın biri, Abdullah b.
Ömer (R.A.)’e:
- Kurban hakkında vacib, farz
mıdır? diye sordu. Abdullah b. Ömer
(R.A.):
- Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz
ve Müslümanlar kurban kestiler! dedi.
Adam, aynı suali, Abdullah b. Ömer
(R.A.) ya tekrar edince, Abdullah b.
Ömer (R.A.) şöyle dedi:
- Ne dediğimi anlamıyor musun?
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ve Müslümanlar
kurban kestiler diyorum! 11
Cabir b. Abdullah (R.A.)den rivayete
göre Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz: Veda haccında Cemre-i
Akabe, büyük şeytanı taşladıktan
sonra, kurban yerine giderek kendi
eliyle altmış üç deve boğazladı.
Sonra bıçağı Hz.Ali (R.A.)ya verdi.
Geri kalanını da O boğazladı. 12

Cabir b. Abdullah (R.A.) den rivayete
göre: Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz, Veda haccında kurban
edilmek üzere 100 deve getirtmişti. 63
yaşında olduğu için her bir senesi için
birer deve kurban olmak üzere bizzat
kendisi kesmiş, geri kalanları da Hz. Ali
(R.A.)ya kestirmiştir. Sonra her bir
deveden bir parça alındı. Beraberce
pişirildi. Sonra etinden yediler ve çorbasından
içtiler. 13
Hz. Aişe (R.Anha) validemizden
rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz, Kurban bayramında, ALLAH
katında en sevimli ibadetin kurban
kesmek olduğunu şöyle ifade buyurmuştur:
"Adem oğlu, Kurban Bayramı
günü ALLAH Teâlâ katında kurban
kesmekten daha sevimli hiçbir amel
yapmamıştır. Gerçekten o kurbanlık
hayvan, kıyamet günü boynuzuyla,
tırnaklarıyla ve kıllarıyla birlikte gelir.
Kurbandan akan kan daha yere
düşmeden ALLAH Teâlâ yanındaki
yerini alır. O halde, kurbanın sevabı
böyle olunca, kurban kesmekle kendinizi
hoş ve müsterih tutun." 14
Bu hadis-i şerif, kurban bayramı
gününde yapılabilecek en kıymetli, en
makbul ibadetin kurban kesmek
olduğunu belirtmektedir. Ayrıca hadis-i
şerifte, kurbanın boynuz, kıl, tırnak v.b.
işe yaramaz gibi gözüken kısımlarının
bile kıyamet günü ortaya çıkacağının
zikredilmesi, kurbandan hâsıl olacak
olan sevabın büyüklüğünü belirtmektedir.
Kesilen kurban eksiksiz olarak
kıyamet günü geleceğine, yani her bir
parçasından sevap hasıl olacağına
göre, onun, imkân nisbetinde eksiksiz
ve mükemmel olması ve gönül hoşluğu
ile, sevinerek kesilmesi gerekir.
Kesilen kurbanın kanının daha
yere düşmeden ALLAH Teâlâ katında
bir mevkiye ulaşması, ALLAH Teâlâ’nın
kurban ibadetinden razı olacağını, kurbanın,
ALLAH Teâlâ katında makbul
bir ibâdet olduğunu ifade eder.
Öyle ise kulun; böylesine
kıymetli bir ibadeti istemeyerek, cimrice
düşüncelerle değil, gönül hoşluğu
ile, sevinçle yapması kurban emrini yerine
getirmek hususunda iştiyak ve
heyecan duyması, bayram yapması
gerekir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz
işte bu noktaya irşad buyurmaktadır.
Zeyd b. Erkam (R.A.) şöyle demiştir.
Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin ashâbı:
-Yâ Resûlallah! Şu udhiyyeler,
yâni bayramda kesilen kurbanlar nedir?
dediler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.)
Efendimiz: "Babanız İbrahim'in sünnetidir"
diye cevab verdi. Sahâbîler:
- Peki, kurbanlarda bizim için ne
sevab var? Yâ ResûlELLAH! dediler.
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz: "Her
kıla karşılık bir hasene var" buyurdu.
Sahâbîler:
-Ya yün, yâni kesilen kurban
koyun, kuzu olunca sevab nasıl?
dediler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.)
Efendimiz: "Yünden beher taneye
karşılık bir hasene vardır" buyurdu.15
Mihnef b. Süleym (R.A.)den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz: “Ey insanlar! Her sene ev
halkına kurban kesmek gereklidir.”
Buyurdu. 16
Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete
göre Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz: "Varlıklı, mali durumu kurban
kesmeye müsait olup da Kurban
Bayramında kurban kesmeyen
kimse bizim namaz kıldığımız yere
sakın yaklaşmasın!"17 buyurmuşlardır.
Evet kurban kesme imkanı
olduğu halde şu veya bu bahanelerle
bu görevini yerine getirmeyenler için
bu hadis-i şerif tehdit olarak kafidir. Bu,
ağır bir uyarıdır. Çünkü Hz.Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz, ALLAH Teâlâ’nın
verdiği mal bolluğu içinde iken, ALLAH
Teâlâ’nın yolunda, O'nun rızası için bir
kurban kesmemek cimriliğini gösteren
kimsenin, İslâm topluluğu içinde yerinin
olmadığını beyan etmişlerdir.
Kurban kesmenin meşruiyeti üzerinde
bütün müctehid imamlar icma,
fikir birliği etmişlerdir. Binaenaleyh Kurban
kesmek: Hanefî mezhebince vacib
kabul edilmiştir. 18
Kurban Bayramı günlerinde kurban
kesmenin vacip olduğunu kabul
edenler, sadece Hanefiler değildir.
İmam Evzai, Leys b. Sa’d ve İmam
Malik de kurbanın vacip olduğu
görüşündedir. Çünkü böyle büyük bir
uyarı, ancak vacip olan bir ibadetin terki
için yapılır. Yani kurban vacip olmasaydı
onu terk eden için Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz böyle
buyurmazdı. Mezheplerin çoğuna göre
udhiyye kurbanının hükmü sünnettir.
Yukarıda sıralanan ayet-i kerime
ve hadis-i şeriflerden de anlaşılacağı
üzere; kurban, hiçbir şekilde
vazgeçilmemesi gereken sosyal yönü
ağırlıklı bir ibadettir.
Hz.Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz, Ashab-ı Selef-i Sâlihîn, 15
asır boyunca her asırda yaşamış olan
evliyaullah, fukaha, süleha, kâmil
mürşidler Kurban Bayramında kurban
kesmişlerdir. Bu konuda büyük bir icma
ve tevatür vardır. Milletimizin de, diğer
İslâm toplumlarına göre kurban ibadetine
çok daha önem verdiği ve bunu bir
sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya
dönüştür düğü memnuniyetle müşahede
edilmektedir. Bu güzel ibadeti,
sonsuza kadar da bu şekilde devam ettireceğine
olan inancımız tamdır. Kurban
ibadetine yapılan itirazların dinî,
aklî, hikemî hiçbir kıymeti yoktur.
Bazı kimselerin dinî konularda,
Şeriat ve fıkıh hükümlerine aykırı olarak beyan ettikleri görüşler, yaptıkları bâtıl
itikadlar Müslümanları bağlamaz.
Çünkü bu kimseler icazetli din âlimi
değildir. Onlar Müslüman oryantalistlerdir.
Ehl-i Sünnet itikadına sahip
olan Şeriat ve fıkıh sınırlarını zorlamayan
şahısları tenzih ederiz. Lakin
zındıklık yapan, "İlmihal Müslümanlığı
yanlıştır. Peygamber ölmüş ve işi bitmiştir,
sünnet din kaynağı değildir..."
gibi hezeyanlar sarfeden kimselere
kesinlikle kulak verilmemelidir.
Hz.Peygamber (S.A.V.)
Efendimizin sünneti İslâm dininin ana
kaynaklarındandır. Kur’an-ı Kerim’de
tafsilatlı olarak beyan buyurulmamış
din hükümleri sünnet ile, mütevatir ve
sahih hadîslerle anlaşılır. Mesela
Kur’an-ı Kerim’de sabah namazının
sünneti hakkında bilgi yoktur, biz Müslümanlar
bunu sünnetten öğrenir ve
uygularız. Hz.Peygamber (S.A.V.)
Efendimizin sünneti, hadisleri de bir
nevi vahiyle gelmiştir. Usûl-i fıkıh kitaplarında
bu konuda aydınlatıcı bilgi bulunmaktadır.
Ehliyet, selahiyet ve icazetleri olmadığı
halde bâtıl fetvalar verenler,
yanlış ictihadlar yapanlar boşuna
uğraşmaktadır. Onlar kaybedilmiş dâvaların
fuzulî avukatlığını yapıyor.
Halkın, bilhassa çağdaşlaşmış
ve yabancılaşmış kesimin dinî kültürü,
ilmihal bilgisi yok. Kafa karıştırmak kolay.
Kolay da, vebali ağır. Yarın
Mahkeme-i Rûz-i Ceza'da, Rabbü'lalemîn'in
huzurunda ne cevap verecekler?
Kur’an-ı Kerim'de yokmuş, vacip
değil, sünnetmiş... Falan, filan... Vacib
de olsa, sünnet de olsa Müslümanlar
kurban ibadetini edaya devam edecektir.
Hz.Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz kurban kesmemiş,.. Doğru
değildir bu iddia. O, kesmiştir. Ashab-ı
Kiram hazeratı kesmiştir. Tabiîn
kesmiştir, Selef-i Sâlihîn kesmiştir,
Eimme-i müctehidin, müctehid imamlar
kesmiştir, onbeş asır boyunca ulemâ-i
âmilin, kâmil mürşidler, evliyaullah hep
kesmişlerdir. Bu konuda öyle kuvvetli
bir icma ve tevatür vardır ki, bütün reformcular
karşı çıksa, hiçbir hükmü olmaz.
Biz dinimizi hokkabaz kılıklı reformculardan
öğrenecek değiliz. Şeriat,
fıkıh, ilmihal kesilecek diyorsa, keseceğiz.
Lamı-cimi, kafı-kefi yok… Kurban
ALLAH Teâlâ’nın emridir,
Resûlünün emridir, ulemanın ve
evliyaullahın emridir. Kestiğimiz kurbanlar,
bizim onları ALLAH için
kesmemizden razıdırlar. Yarın Rûz-i
Ceza'da bize şahitlik edeceklerdir. Kurban
ibadetinin, kesilen kurbanların esrarı
bulunmaktadır. Zaten her ibadetin
esrarı vardır. Kurban keselim, kendimizi
ve çoluk çocuğumuzu emniyete alalım.
Bir kimsenin üzerinde zekât,
hac, sadaka-i fıtır, yemin kefareti ve
kurban borcu olduğu halde vefat edip
bu borçlarının ödenmesi için malının
üçte birini vasiyet etse, ki ancak malının
üçte birini vasiyet edebilir; malının üçte
biri, yeterse borçlarının tamamı ödenir.
Ancak malının üçte biri, vasiyet ettiği
borçlarını ödemeye yetmediği takdirde
önce zekât borcu ödenir. Çünkü bu
borçları içersinde en önemli olanı
zekâttır. Bu borcu ödedikten sonra malı
artarsa haccı yaptırılır. Bundan sonra
fitre borcu ödenir. Daha sonra da yemin
keffâreti verilir ve en son malı kalırsa
kurban borcu ödenir.
KURBANIN VACİB
OLMASININ ŞARTLARI
Kurbanın vacib olmasının şartları.
Kurban kesecek kimsenin:
a- Müslüman olması,
b- Akıllı ve bülüğa ermiş olması,
c- Hür olması,
d- Nisab miktarı mala sahip olması,
e- Seferi olmayıp mukîm olması,
gerekir. 19
Kurbanın vacip olması için,
kesim süresinin sonu geçerlidir. Buna
göre, kurban bayramının üçüncü günü,
güneş batmadan önce zengin olan
mükellef bir Müslümana kurban vacip
olur. Bundan önceki sürede fakir olması
hükmü değiştirmez. Bunun aksine
bayramın üçüncü günü güneş batmadan
biraz önce fakir düşen veya
vefat eden Müslümandan da kurban
yükümlülüğü kalkar.
Seferi olanlar kurban kesmekten
muaftır. Hz. Ebubekir (R.A.) ile Hz.
Ömer (R.A.) seferi olduklarında kurban
kesmemişler; Hz. Ali (R.A.) de: Seferi
kimseye Cuma namazı ile kurban borç
değildir, demiştir.
Bundan dolayı seferiliği gerektirecek
yoldan hacca gidenler seferde
oldukları için, memleketlerinde
kesmeleri gereken kurbanları kesmek
vacip değildir. Ancak Mekke-i Mükerreme'de
seferi olmayan hacılara, memleketlerinde
kesmeleri gereken kurbanları
da kesmek, tercih edilen görüşe
göre vaciptir. Şu kadar var ki, isterlerse
bu kurbanı memleketlerinde de birini
vekil tayin etmek suretiyle de kestirebilirler.
Seferi olan bir kimse kurban
kesmekle mükellef olmamakla beraber,
bu şahsın tek başına veya mukimlerle
birlikte kurban kesmesine bir engel de
yoktur. Seferi kimse için böyle bir
muafiyet ibadetlerde külfeti kaldırmak
ve kurbandan gözetilen hikmetlerin
gerçekleşmesine öncelik vermek sebebiyledir.
Çünkü seferilik halinde bulunan
kimse gerek kurbanlık temin
etme ve kurbanı kesme, gerekse kesilen
kurbanın etini değerlendirme ve
dağıtma açısından o bölge halkının,
mukim kimselerin sahip olduğu bilgi ve
imkâna sahip değildir. Ayrıca yolculuk
hali zengin olan yolcunun bile elindeki
parayı daha tedbirli harcamasını gerektirir.
Böyle olunca kurban bayramı
süresince iş ve görev gereği yolda olan
veya bulunduğu yerde seferi konumunda olan kimselerin bu ruhsattan
yararlanması mâkuldür. İsterlerse kurban
kesmeyebilirler. Bu kimselere kurban
mükellefiyeti yüklemek maddî yönden
ziyade ibadetin ifası yönünden ağır
bir külfet teşkil edebilir.
Ancak fıkıh kitaplarımızda konu
böyle ele alınmış olmakla birlikte,
günümüzde yolculuk imkân ve şartları
büyük ölçüde değişmiştir. Bayram
tatilini fırsat bilerek yurt içi veya yurt
dışı geziye çıkan, yazlığa giden, memleketine
ana-ata ocağına giden kimsenin
durumu farklıdır. Bu durumdaki
kimselerin söz konusu muafiyetten
yararlanma yerine ya önceden gerekli
tedbirleri alarak vekâleten kurbanını kestirmesi
ya da bulunduğu yerde kurban
kesmesi daha isabetlidir. Çünkü
kurbanın namaz, oruç gibi kişinin
niyetiyle ve iç dünyasıyla alâkalı yönü
bulunduğu gibi onlara ilâveten
toplumda sosyal adaleti sağlayan ve
üçüncü şahısların haklarını ilgilendiren
yönü de mevcuttur. Bu sebeple de, seferinin
yolculuk sebebiyle namazı
kısaltma ya da oruç tutmama ruhsatından
yararlanması daha ferdî bir karar
iken kurbanda durum farklıdır. Böyle
olunca, bu ibadetin sosyal amaçlarının
göz önünde bulundurulması, savunulabilir
bir gerekçe, sıkıntı veya mazeret
bulunmadığı sürece kurban ibadetinin
yerine getirilmesi gerekir.
Eyyam-ı nahr, kurban kesme
günlerinde yolculuğa çıkan kişi, vakit
çıkmadan mukim olursa kurbanla
mükelleftir. Eyyam-ı nahrin ilk günlerinde
mukim olduğu halde kurban
kesmeyen ve son gün sefere çıkan kişiden
vücubiyet düşer.
Kurban kesmede nisap sadakai
fıtırla mükellef olmaktır. Bu durumdaki
Müslümana kurban kesmek vaciptir.
Bu da: Temel ihtiyaçlarının dışında
üreyici, nâmî olsun veya olmasın nisap
miktarı mala sahip olmaktır. Bu da fitre
nisabı ile aynı olup üzerinden bir yıl
geçmesi şartı da aranmaz. Yani daha
önce fakir iken, kurban kesme günlerinde
200 dirhem gümüş veya 20
miskal, 80 gram altın veya bunların
karşılığı olan para veya ticaret malına
sahip bulunan kimseye kurban vacip
olur. Temel ihtiyaçlara ev, normal ev
eşyası, binit, meslek aletleri ve benzerleri
ile bakmakla yükümlü olduğu kimselerin
bir yıllık geçim masrafları da
girer.
Nisabı eksilten borç, eyyam-ı
nahirde kurbanlığın kaybolması kurbanın
vücubiyetini düşürmez. Kişi vaktin
başlangıcında fakir sonunda zenginleşirse
kurban kesmesi gerekir. Kurban
kesmekle mükellef olan aldığı kurbanlığı
kaybeder ve mal varlığı nisabın altına
düşerse eyyam-ı nahir’de fakir
olduğundan yeni bir kurban almaya
gerek yoktur. Zengin olduğu halde yerine
yenisini alıp keser ve diğerini de
bulursa bunu kesmesi gerekmez. 20
Nisapla ilgili bu bilgilerden sonra
önemli bir hususa temas etmek istiyorum.
İslâm dininde; aile mülkiyeti değil,
fert mülkiyeti esastır. Ailede ''malbirliği''
değil, ''mal ayrılığı'' prensibi vardır. Yani
bir aile içinde de olsa, herkesin malı,
kendisine aittir. Bir kimse, babasının,
eşinin veya oğlunun servetiyle zengin
sayılamaz. Baba fakir olduğu halde
oğlu; koca fakir olduğu halde hanımı
zengin olabilir. Bu bakımdan, aile
içinde, diğer şartlarla beraber kimler dinen
zengin sayılırsa, sadece onlar kurban
kes-mekle yükümlü olurlar. Hepsi
zengin sayılırsa, her birinin ayrı ayrı
kurban kesmesi gerekir. Aile içinde zengin
sayılan kimse yoksa, hiçbiri kurban
kesmekle yükümlü olmaz.
Bu itibarla aile içinde kurbanı,
zengin olanlar keser. Evin büyüyü
keser, diye bir şey yoktur. Bir aile
içerisinde bulunanlar: Baba, anne, oğul,
kız, gelin evet bunların her birerleri dinen
zengin ise hepsinin birer kurban
kesmesi gerekir. Dinen zengin sayılan
kimse yoksa, hiç birinin kesmesi gerekmez.
Bazen de yanlış ve dini olmayan
bir adet gereğince, icabında esas kurban
kesmesi gerekli olan koca, veya
tersi yani hanımı bir sene biri, diğer
sene de öbürü, veya kurban kesmeye
imkanı olmayan fakir anne-baba, zengin
oğlu veya kızı yanında bulunurken,
hürmeten anne veya baba adına kurban
kesilmektedir. Bu, çok yanlış bir
uygulamadır. Çünkü esas kurban
kesmesi gerekli olan kimse
kesmemekte ve borç altında kalmakta,
diğeri ise nafile kurban kesmektedir.
Bu bakımdan esas kurban kesmesi
vacip olan kimse, her yıl kendi adına
kurbanını mutlaka kesmelidir. Arzu
ediyorsa diğerleri için de nafile kurban
kestirebilir.
Zengin kimsenin aldığı kurban,
henüz kesilmeden ölse yerine
başkasını alması gerekir. Fakir kimsenin
aldığı kurban ölse, başkasını alması
gerekmez.
Zengin kimsenin aldığı kurban
kaybolsa veya çalınsa da, yerine
başkasını kestikten sonra bulunsa artık
bunu da kesmesi gerekmez. Çünkü
kurban yükümlülüğünü yerine getirmiş
durumdadır. Fakat fakir kimsenin bu
takdirde kesmesi gerekir. Çünkü onun
satın aldığı kurban, adak niteliğinde belirli
hale gelmiş ve kendisine vacip olmadığı
halde bu kurbanı üzerine borç
haline getirmiştir.
Kurban için alınan hayvan, kaybolduktan
veya çalındıktan sonra yerine
başka hayvan alınıp da daha sonra
bayram günleri çıkmadan bulunsa,
eğer sahibi zenginse bunlardan
dilediğini kurban eder. Ancak sonradan
aldığının kıymeti eksik olduğu halde
onu keserse, aradaki eksik miktarı
tasadduk eder. Fakat fakir ise her ikisini
de kesmesi gerekir. Çünkü bunlar onun
hakkında adak kurbanı niteliğindedir.
Kaybolan kurbanlık hayvan yerine
alınan ikinci kurbanlık hayvan
henüz kesilmeden kurban kesme günleri
geçtikten sonra önceki kurbanlık bulunsa, sahibi bunlardan hiçbirini
kesmez, bunların en değerlisini tasadduk
eder.
Kurban olmak üzere satın alınan
bir hayvan satılıp yerine başka bir
hayvan almak caizdir. Eğer paradan
arta kalan olursa tasadduk edilir. 21
KURBANIN RÜKNÜ
Kurbanın rüknü: Kurbanlık hayvanı
boğazlayıp kanını akıtmak yani
bi’l-fiil kesmektir. Bu, olmadıkça kurban
yükümlülüğü yerine getirilmiş olmaz.
Bu yüzden, kurbanlık hayvanın kesilmeksizin,
canlı olarak veya bedelini
bir fakire veya hayır müessesesine
tasadduk veya teberru etmek, bir fakire
nakdi yardımda bulunmak, bir fakirin
ihtiyacını karşılamak veya bedelini infak
etmek suretiyle kurban ibadeti yerine
getirilmiş olmaz. Bu, sadaka olur.
Kurban kesmek yerine, onun bedelini
fakirlere dağıtmanın daha uygun
olacağı gibi görüşler, son zamanlarda
bazı basın-yayın organlarında yer
almıştır. ALLAH Teâlâ’nın, kurbanın
etine ihtiyacı olmadığına göre, hayvanın
kesilmesi yerine nakdi tutarının
ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasının daha
uygun olacağı görüşü, kesinlikle doğru
değildir.
Fıkhî hükmü ister vacip, ister
sünnet olsun; kurban ibadetinin ancak
kurban olacak hayvanın usulüne uygun
olarak kesilerek yerine getirileceği
kesindir. Bedelini infak etmek suretiyle,
kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz.
Müslümanların "Kurban kesilmeyip,
onun parası sadaka olarak verilebilir"
gibi iddialara asla kulak vermemesi
gerekir.
Bu bakımdan ey Müslümanlar!
Kurbanınızı kesiniz. Kurban kesmeyip
onun parasını sadaka olarak verme
hatâsını işlemeyiniz. Hem kurban
kesiniz, hem sadaka veriniz. Kesilen
hayvanın etinin çoğunu fakirlere
dağıtınız. Şeriat ve fıkıh kurallarına,
yüzde yüz uyarak sizin namınıza
vekaleten kurban keseceklerinden
katiyetle emin olmadıkça hiçbir kuruluşa
kurban parası vermeyiniz.
Müslüman hem namazını kılacak,
hem orucunu tutacak, hem
zekatını verecek, hem kurbanını kesecek
ve bunlardan başka elinden geldiği
kadar, ALLAH Teâlâ’nın rızası için
sadaka dağıtacaktır. "Namaz kılınmasa
da olur, onun yerine sadaka verilsin"
demek ne kadar batılsa, kurban
konusundaki yersiz ictihad da o kadar
batıldır.
“Mezheplerin çoğuna göre udhiyye
kurbanının hükmü sünnettir, kesilmese
de olur, onun yerine sadaka
verilsin”, diyenler çıkıyor. Halbuki bir
ibadetin farz olmayışı, onu ibadet olmaktan
çıkarmayacağı gibi, şeklinin de
değiştirilmesini gerektirmez. Kaldı ki bir
ibadetin vacip değil de sünnet
olduğunu söylemek, söz konusu
ibadetin önemli olmadığı anlamına
gelmez; aksi takdirde Hanefi mezhebinin
büyüklerinden Ebu Yusuf da dahil,
sünnet olduğu yönünde görüş bildiren
bütün bilginler itham edilmiş olurlar.
Farz ve sünnet, hatta bütün nafile namazların
kılınış şekli, hep aynıdır.
İbadetlerin; şekil, şart ve rükünleri
olduğu gibi hikmetleri, amaçları ve teşri
gerekçeleri de vardır. İbadetlerdeki bu
özelliklerin birbirinden ayrı düşünülmesi
mümkün değildir. ALLAH Teâlâ’nın rızasını
kazanmak niyetiyle, karşılıksız
olarak fakir ve muhtaçlara yardım etmek,
iyilik ve ihsanda bulunmak da
Müslümanın önemli vazifelerinden
biridir. Zaruret derecesinde muhtaç
kimseye yardım etmek, dinimizde farz
kabul edilmiştir. Ancak, bu iki ibadetin
birbirinin alternatifi olarak sunulabileceği
anlamına gelmez.
Din, felsefi bir doktrin değildir.
İbadetlerin eda edilişini ve sahih olma
şartlarını ortadan kaldırarak indi, keyfi
ve nefsani istekler doğrultusunda
değişiklikler yapılamaz.
Toplum fertlerinin, 15 asırdır
esasta doğru olarak yerine getirdikleri
kurban ibadetinin, biçim ve mahiyetçe
değişikliğini talep etmek, insanımızı
gereksiz yere rahatsız etmekten ve dini
hayatımızı krize sürükleme riski ile karşı
karşıya getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
İslâm Dini’ndeki kurban
ibadetini, ilkel dinlerdeki anlayışlarla ve
uygulamalarla karıştırmak büyük bir
yanlışlıktır.
Kurban ibadetinin pek çok hikmeti
ve amacı vardır. Kurban sadece et
yardımı amaçlı bir ibadet değildir. Hatta
etinin dağıtılması bile vacip değil, sünnettir.
Bunun özü; ALLAH Teâlâ'ya yaklaştıran
maddi bir fedakarlık ve O’nun
emrine bir bağlılıktır.
İslâm dininin ve şeriatının
hükümleri, insanlar tarafından yapılmış
olan pozitif hukuk kurallarına benzemez.
İslâm'ın kesin kuralları
evrenseldir. Kıyamet'e kadar hükümleri
bakidir. Onlar zamanla, şartların
değişmesiyle değişmez.
Fıkıh usûlündeki, "Zamanın
değişmesiyle hükümler değişir"
kaidesini bazıları yanlış anlamakta,
yanlış yorumlamaktadır. Reşid olmayan
yetim bir çocuk için bir vasi tâyin
edilir, bu konuda bir hüküm verilir. Daha
sonra çocuk reşid olur ve hüküm
değişir. Zamanla hükümlerin değişmesi
böyle şeyler içindir. Yoksa kat’î nass
yani ayet-i kerime ve hadis-i şerif ile
sabit olan; Şeriatın evrensel, temel,
muhkem hükümleri veya zulm ve haksızlık
yapmak gibi yasak olması umumi
hükümlerden bulunan şeylerde
değişme yoktur. Bunlarda zamanın
değişmesi tesir edici olamaz. Küllî
hükümler, her hâlükarda sabit olup
değişmez. Nass ile sabit olmayan ve
genel hükümlerden bulunmayan bir
kısım cüz’î hükümler, zamanın değişmesi ile değişebilir. Hakkında herhangi
bir nass bulunmadığı için müctehidin
içtihadı ile örf ve adete göre verilmiş
olan hükümler; o örf ve adetin
değişmesi ile değişebilir. Yani böyle bir
örf ve adete dayalı olan hükümler
değişebilir. Yoksa zamanın değişmesiyle
mutlak olarak hükümler değişemez.
Meselâ vakti ile iyi insanlar çok
olduğundan şahitlerin tezkiye
edilmelerine, temize çıkarılmalarına
lüzum görülmemişti. Daha sonra
İmameyn zamanında insanların halleri
değiştiği için, şahit-lerin gizlice ve
açıkça tezkiye edilmelerinin lüzumuna
içtihad edilmiştir.
Aynı şekilde vakti ile bir evin
odaları hep bir tarzda yapıldığından
bunlardan birini görmek, hıyar-ı rüyet,
görme muhayyerliğini düşürmek için
yeterli olurdu. Daha sonra bu tarz
değiştiğinden dolayı odaların hepsi
görülmedikçe hıyar-ı rüyet devam eder,
düşmez.
Bu kaide Mecamî’de: "Ezmanın,
zamanların teğayyuru yani
değişmesi ile ahkamın, hükümlerin
teğayyuru inkâr olunamaz." diye
yazılıdır. Mecelle’nin küllî
kaidelerindendir.
KURBAN OLABİLEN
HAYVANLAR
Kurbanlar; yalnız koyun, keçi,
deve ve sığır türü hayvanlardan kesilebilir.
Mandalar da sığır türünden
sayılır. Bunların erkekleri ile dişileri eşittir.
Yaban sığırı, geyik gibi yabani
hayvanlarla, tavuk, horoz, kaz gibi evcil
hayvanlar kurban edilemezler.
Koyun ve keçi ya birer yaşını
bitirmiş bulunmalı veya koyunlar yedi
sekiz aylık olduğu halde birer yaşında
imiş gibi gösterişli olmalıdır. Ümmü Bilal
(R.Anha)nın babasından yaptığı rivayete
göre, Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Koyun
türünden kurban olarak cezea yeterlidir”.
22
Cezea: Bir yaşını tamamlamış
koyun anlamına geldiği gibi, altı ayını
doldurmuş, fakat bir yaşındaki koyunlar
kadar gösterişli olan kuzuyu da ifade
eder. Fakat keçi olmaz. Onun mutlaka
yaşını doldurmuş olması lazımdır.
Cezea; sığır türünde üç, deve türünde
altı yaşına basmış hayvan demektir.
Bu yüzden deve en az beş yaşını, sığır
iki yaşını bitirmiş olunca kurban kesilebilir.
23
ORTAKLAŞA KURBAN
KESMEK
Koyun ve keçi bir kişi adına kurban
edilebilir. Sığır ve deveye ise birden
yediye kadar kişiler ortak olabilir. Yedi
kişiyi geçmemek şartıyla ortakların tek
veya çift olmalarında bir fark yoktur.
Çünkü Cabir (R.A.) den şöyle dediği rivayet
edilmiştir: Hudeybiye’de Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz ile birlikte kurban
kestik. Deveyi de sığırı da yedi kişi için
kestik. 24
Ancak ortaklardan her biri Müslüman
olmalı ve kurban niyetiyle ortaklığa
girmiş bulunmalıdırlar. Et yeme
maksadıyla ortaklık kurulursa veya
birisi et yeme maksadıyla ortaklıkta bulunursa
hiç birisinin kurbanı yerine
gelmiş olmaz.
Sığır veya deveyi kurban etmek
üzere ortaklık kuranlardan her birinin,
vacip olan Kurban bayramı kurbanına
niyet etmeleri şart değildir. Ortaklardan
bazısı vacip olan Kurban bayramı kurbanına,
bazıları nafile, bazıları keffaret
kurbanı, ceza kurbanı, Hacc-ı temettü
veya Hacc-ı kıran kurbanı, akika kurbanı,
adak kurbanı, şükür kurbanı gibi
değişik niyetlerle ortaklıkta bulunabilirler.
Yeterki ortakların hepsi, kurban
niyetiyle katılmış olsunlar. Kurban kesildikten
sonra et, tartı ile eşit şekilde
paylaşıl-malıdır.25 Ancak bir ailenin fertleri
için kurban edilecek olursa bunun
etini taksim etmeleri gerekmez. Diğer
taraftan ortaklaşa kurban kesenler, kurban
etini tamamen yoksullara dağıtacak
veya bir kuruma verecek olurlarsa
bu taktirde de kurban etini taksim etmeleri
icap etmez.
Bir kimse tek başına kesmek için
aldığı bir deve veya sığıra daha sonra
altı kişinin daha ortak olmasına razı
olarak birlikte kesseler kurban caiz olur.
Ancak bunda kerahet vardır. Aldığı
parayı tasadduk etmesi daha uygundur.
Bu yüzden kurbanlık hayvanı satın
almadan ortaklığı kurmak gerekir. Yani
ortaklaşa kurban kesecekler hep birlikte
hayvanı satın alırlar veya içlerinden
birine satın alması için vekalet verirler.
KURBANIN DAHA
FAZİLETLİSİ
Bu hususta asıl kaide şudur:
Eğer et ve değer itibariyle eşit olurlarsa,
eti daha lezzetli olan efdaldir. Şayet bu
konuda aralarında fark olursa, daha fazla
olan evlâdır.
Buna göre eğer et ve kıymette
eşit olurlarsa, bir koyun bir ineğin
yedide birinden efdaldir. Şayet ineğin
yedide birinin eti fazla olursa, o zaman
inek kesmek efdal olur. Eğer etleri ve
kıymetleri eşit olacak olursa, koç
koyundan efdaldir. Değilse koyun efdaldir.
Keçinin dişisi etleri eşit olduğu
takdirde ve burulmamış ise erkeğinden
efdaldir. Devenin ve sığırın dişisi et ve
kıymet bakımından eşit oldukları
takdirde erkeğinden efdaldir. Çünkü
dişilerinin eti daha lezzetlidir. Buna göre
burulmuş erkek efdaldir, değilse dişisi
efdaldir. Boynuzlu ve beyaz olanı
başkasından efdaldir.
İmkân dahilinde kurbanın daha
faziletli olanını kesmeğe gayret etmek
gerekir. Çünkü Ebû Seid (R.A.)den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Kurbanlarınızı büyük
büyük, seçkin yapınız. Çünkü onlar,
sırat köprüsü üzerinde sizin binekleriniz,
yani kolayca geçmenize
vesile olacaktır,"26 buyurmuşlardır.
KURBANLIK HAYVAN,
KUSURLARDAN BERİ
OLMALIDIR.
ALLAH Teâlâ’nın rızasını kazanmak
için kesilecek olan kurbanın ayıplı
ve kusurlu olmaması gerekir. Bir kısım
ayıp ve kusurlar var ki bunlardan birisi
kendinde bulunan hayvanlar kurban
edilemezler. Bera b. Azib (R.A.) den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Dört
husus kurbanlıklarda caiz değildir.
Açıkça belli olan körlük, açıkça belli
olan hastalık, belli olan topallık, iliği
kurumuş derecede zayıflık." 27
Kurbana mani olan ayıp ve
kusurlar:
Bir veya iki gözü kör, dişlerinin
yarıdan fazlası düşmüş, kemiğinde ilik
kalmayacak kadar zayıflamış, kesileceği
yere gidemeyecek derecede topal,
ölüm derecesinde hasta, kulak veya
kuyruğunun yarıdan faz lası kesilmiş
veya kopmuş, boynuzunun çoğu
kırılmış, memesi kesilmiş, doğuştan kulakları
veya kuyruğu bulunmayan,
yavrusunu emziremeyen, memesi kurumuş
veya memelerinden birisi sütten
kesilmiş olan koyun-keçi ile, ikisi
sütten kesilmiş sığır-deve, dört ayağından
biri kesilmiş olan hayvan, dilinin
çoğu kesilmiş, burnu kesilmiş, pislik
yiyen hayvanlar etindeki pislik temizleninceye
kadar tutulmamış ise kurban
olmazlar. Deve 40, sığır 20, koyun
ise 10 gün hapsedilmelidir.
Bu konuda ulemadan bazıları
şöyle bir genel kaide koymuşlardır:
"Hayvandan tam olarak, güzelce istifadeye
mani olan her kusur kurbana
manidir." Kusur bu durumda değilse
kurbana mani değildir.
Kurbana mani olan bu kusurlar
zengin içindir. Zengin, kurban edeceği
hayvanı bu kusurlardan biri bulunduğu
halde satın alırsa veya satın aldıktan
sonra bu kusurlardan birisi meydana
gelirse; artık bu hayvanı, kurban edemez,
yerine bir başkasını satın alır.
Fakir ise, o hayvanı keser. Şayet
ölürse, zengin yerine bir başkasını satın
alır, fakir olan ise başka bir kurban almaz.
28
Bazı ayıplar da vardır ki; bunların
kurban edilecek hayvanda bulunması
zarar vermez. Meselâ; yaradılıştan
boynuzsuz, burma, yemini yiyebilen
delirmiş hayvan, çok zayıflamamış olan
uyuz hayvan, yaradılıştan kulakları
küçük olan hayvan, dişlerinin azı
düşmüş veya dişleri olmadığı halde
yemini yiyebilen ve otlayabilen, yaşlılığı
sebebiyle sütten veya dölden kesilmiş
olan hayvanlardan kurban etmek
caizdir. Kurbanlık hayvanın şaşı, topal,
uyuzlu ve deli olmasında, boynuzlu
veya boynuzsuz veya boynuzunun biraz
kırık bulunmasında ve kulaklarının
delinmiş, kırılmış veya enine yarılmış
olmasında, kulaklarının ucundan kesilip
sarkık bir halde bulunmasında, cinsel
organı bulunmayıp mecbup veya
burma bir halde yaşamasında bir
sakınca yoktur.
Kulağı delinmiş, işaretlemek
amacıyla delinmiş, arka veya ön
tarafından veya ön tarafından bir
parçası kesilmiş hayvanın kurban
edilmesi mekruhtur. Kesilmeden önce
ondan yararlanmak maksadı ile yünü
kırpılmış olanın ve gözü şaşı hayvanın,
buzağılı olan hayvanın kurban edilmesi
de mekruhtur. 29
KUYRUĞU OLMAYAN
MERİNOS KOYUNLARI
KURBAN EDİLEBİLİR
Kurbanlık hayvanların ayıplı olmaması,
etini, yağını ve değerini azaltacak
kusurlardan salim olması kurbanın
sahih olma şartlarındandır.
Değerini düşürmeyen, etini ve
yağını azaltmayan ayıplar ise kurbanın
sahih olmasına mani olmayan küçük
kusurlardır. Kurbanlık hayvanın etini ve
yağını çoğaltan, lezzetini artıran, hayvanı
iğdiş hale getirme işlemi, yaratılışı
değiştirme sayılmamış, aksine bu
hususiyet kurban için tercih sebebi
kabul edilmiştir.
Hayatiyetini sağlıklı bir şekilde
devam ettirebilmesini temin gayesi ile
doğduğunda kuyruğu boğulmak
suretiyle düşürülen merinos koyunlarının
bu durumu kendi cinslerini ıslah
maksadıyla yapıldığı için bir ayıp ve bir
kusur sayılmadığı anlaşılmaktadır. Bu
sebeple etinin, yağının ve kıymetinin
düşmesi söz konusu olmayan merinos
koyunlarının kurban edilmesi caizdir.
KURBANIN SAHİH
OLMASININ ŞARTLARI
1- Kurban edilecek hayvanda, kurban
olmasına engel kusurların bulunmaması,
2- Kurbanın vaktinde kesilmiş olması.
KURBAN KESME
GÜNLERİ VE KESİM
VAKTİ
Kurban kesme günleri: Kurban,
eyyâm-ı nahir, yani Kurban kesme günleri
denilen Zilhicce ayının onuncu, on
birinci ve on ikinci yani Kurban Bayramının
birinci, ikinci ve üçüncü günü
güneş batıncaya kadar kesilir. Kurban
Bayramın birinci günü kesmek daha
faziletlidir.
Kurban kesim vakti: Bayram namazı
kılınan yerlerde, bayram namazı
kılındıktan sonra, bayram namazı kılınmayan
yerlerde ise ikinci fecir, şafağın
doğumundan sonra başlar; Zilhiccenin on ikinci, Kurban Bayramın üçüncü
günü güneş batıncaya kadar devam
eder. Bu geçen süre içinde gece ve
gündüz kurban kesilebilir. Berâ b. Âzib
(R.A.) den rivayete göre, Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz: “Bizim bu
günümüzde ilk yapacağımız iş namaz
kılmak, sonra dönüp kurbanımızı
kesmektir. Kim böyle yaparsa
bizim sünnetimize uymuş
olur. Her kim bundan önce kurbanını
kesecek olursa, bu kurban ailesine
takdim ettiği etten başka bir şey olmaz.
Bunun kurban olması söz
konusu değildir.”30 Buyurdu.
Enes b. Malik (R.A.)den rivayete
göre, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz
şöyle buyurdu: “Kim bayram namazından
önce kurban keserse,
bunu ancak kendisi, et için kesmiş
olur. Her kim de bayram namazından
sonra keserse onun bu ibadeti
tamam olur ve Müslümanların sünnetine
isabet etmiş olur.” 31
Berâ b. Âzîb (R.A.) den şöyle
dediği rivayet edilmiştir: Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz, kurban bayramında
bize hitabette bulunarak: "Sizden
hiçbiriniz, bayram namazı kılınmadan
önce kurban kesmesin,"
buyurdu. Bunun üzerine dayım ayağa
kalktı ve:
- Yâ Resûlellah! dedi. Bugün etten
bolluğu sebebiyle tiksinilen bir
gündür ve ben, aileme, evimin halkına
ve komşularıma yedirmek için önceden
kurbanımı kestim. Resûl-ü Ekrem
(S.A.V.) Efendimiz: "Yeniden kurban
kes! buyurdu. Dayım tekrar sordu:
- Yâ Resûlellah! dedi, dişi bir süt
oğlağım var ki, et nefaseti bakımından
iki koyundan daha üstündür. Onu kurban
olarak kesebilir miyim? Resûl-i
Ekrem (S.A.V.) Efendimiz şöyle
buyurdu: "Evet, o hayırlı ve senin kurbanın
için yeterlidir; fakat oğlak,
senden sonra kurban için yeterli olmayacaktır.”
32
Kurban kesme süresini üç günle
sınırlama şu delillere dayanır: Hz.
Ömer, Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas
(R.Anhüm) den nakledilmiştir: Kurban
kesme günleri üç gündür, ilk gün en
faziletlisidir.33 Ayrıca Abdullah b. Ömer
(R.A.) de şöyle demiştir: Kurban kesme
günleri birinci kurban gününden sonra
iki gündür. 34
Kurbanların gündüzleri kesilmesi
daha uygundur. Kurbanı geceleyin
kesmek tenzihen mekruhtur. Çünkü
gece karanlık sebebiyle kesim işinde
yanlışlık yapma ihtimali vardır. Bir özür
sebebiyle bayram namazına gidemeyen
kimse, namaz kılacak kadar bir
vaktin geçmesinden sonra kurbanını
kesebilir. Diğer kurbanlarda ise herhangi
bir vakit söz konusu değildir.
Herhangi bir sebeple, alınan kurbanlık
bir hayvan kesilmeden bayramın
üçüncü günü güneş batmış olsa,
artık diri olarak tasadduk edilmesi
gerekir. Çünkü kan akıtma tasadduka
dönüşmüş olur. Bunun etinden sahibi
yiyemez. Eğer kurbanlık hayvan mevcut
değilse veya satın alınmamış ise
değeri sadaka olarak fakirlere verilir,
ertesi yıla bırakılmaz.
İnsanlar bayram gününün
tayininde yanılsalar ve namaz kılıp kurbanlarını
kestikten sonra, o günün
arefe günü olduğunu anlasalar, kıldıkları
namaz ve kestikleri kurbanlar yeterli
olur. Çünkü bu gibi yanlışlıklardan
sakınmak her zaman mümkün olmayabilir.
Bu yüzden Müslümanların
ibadet ve taatlarını korumak amacıyla
bu konuda cevaz hükmü verilmiştir.
Zilhiccenin onuncu günü olduğu
zeval vaktinden önce sabit olursa
bayram namazı kılınır. Bundan sonra
kurbanlık kesilir. Fakat zeval vaktinden
sonra sabit olursa, o gün artık bayram
namazı kılınmaz, kurbanlar kesilebilir.
Ertesi günü de bayram namazı kılınır.
ÖLMÜŞ KİMSE İÇİN
KURBAN KESMEK
Ölü kurbanı veya kabir kurbanı
diye bir kurban çeşidi yoktur. Ancak,
ölü adına veya sevabı ölüye bağışlanmak
üzere kendi malından kurban kesilebilir.
Vasiyeti yoksa, ölen kimseler
için mirasçılarının kurban kesmeleri
gerekmez. Ancak bir kimse, sevabını
ölmüş bulunan anne veya babasına
yahut diğer yakınlarına bağışlamak
üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir
ve muhtaç kişilere bağışta bulunabileceği
gibi, kurban da kesebilir. Ölenin
kendisi için kurban kesilmesine dair
vasiyeti yoksa, kesen kimse, bu kurban
etini fakirlere yedirebileceği gibi, kendisi
ve zenginler de yiyebilir. Vasiyet varsa,
tamamen fakirlere yedirilmesi veya
dağıtılması gerekir.
Ölen kimsenin vasiyeti olmaksızın,
sevabı onun ruhuna bağışlanmak
üzere kesilen kurbanın her hangi
bir zamanda kesilmesi caiz ise de, kurban
bayramı günlerinde kesilmesi daha
faziletli ve daha sevaplıdır. Ölenin
vasiyyeti gereğince kesilen kurban ise,
ancak kurban bayramı günlerinde kesilir.
Arefe günü kesilemez. Çünkü, kurban
niyeti ile kesilecek hayvanlar ancak
kurban günleri kesilebilir. Halk arasında
ölüler için kesilecek kurbanlar arefe
günü kesilir, şeklindeki yaygın inanış
yanlıştır. 35
KURBAN NASIL
KESİLİR?
Dinimiz, her işte ihsanı, yani işi
en güzel bir şekilde yapmayı emretmektedir.
Kurban ibadetinin en iyi en
güzel şekilde yapılması için, Kurban
ehil kişiler tarafından kesilmeli ve kesim
işlemi süratli bir şekilde tamamlanmalıdır.
Bu esnada psikolojik olarak
etkilenmemeleri için çocukların kesim
mahallinden uzak tutulmalarına dikkat
edilmelidir. Kurban edilecek hayvan ite-kaka
değil, incitilmeden kesilecek yere
götürülmelidir. Kurban kesmek için
bıçak önceden bilenip hazırlanır ve
hayvanın göremeyeceği bir yere konulur.
Sonra hayvan ayakları ve yüzü kıbleye
gelecek şekilde sol tarafına yatırılır.
Hayvanın sağ arka ayağı
serbest kalmak şartıyla diğer ayakları
bağlanır. Bundan sonra tekbir ve tehlil
getirilir. Arkasından “Bismillahi ALLAHü
ekber” denilerek, hayvanın boynuna
bıçak vurulur.
Nefes ve yemek boruları ile şahdamarı
denilen iki anadamarı kesilir.
İlik bu ilk darbelerde kesilmeyerek,
kanın iyice boşalması ve hayvanın
canının çıkması beklenmelidir. Hayvanın
canının iyice çıktığına kanâat getirildikten
sonra, ilik kesilerek başı
koparılmalı, hayvanın yüzülmesine
başlanmalıdır.
Aksi halde hayvan acı duyacağından
mekruhtur. Sığır, manda,
koyun ve keçi çene altından, deve ise
göğsünden boğazlanır. Bunların aksini
yapmak mekruhtur.
Kurbanların hijyenik ortamda ve
dini usullere uygun olarak kesilmesini
sağlamak üzere, kurban kesimi ile ilgili
kurallara uymak hususunda kurban kesen
herkesin gerekli hassasiyeti göstermesi,
mümkün olduğu kadar yetkililerce
kurban kesim yeri olarak
belirlenen mahallerde kurbanlarını kestirmeleri,
kesinlikle yol ve caddelerde
bu işi yapmamaları, evlerinin
bahçesinde kurban keseceklerin de
temizlik kurallarına hassasiyetle uymaları
gerekmektedir. Bu konuda kamu
yararı göz önünde tutularak belirlenen
kurallara uymak dinimizin de bir
gereğidir.
Kesim işlemi tamamlandıktan
sonra çevre temizliğinin iyice yapılması,
hayvanın artan parçalarının toprağa
derince gömülmesi, mümkün olduğu
ölçüde dışarıda hiçbir parçasının
bırakılmaması gerekir. Bu husus, kurbanlık
hayvana ve kurban ibadetine
karşı gösterilecek saygının bir gereği
olduğu gibi özellikle büyük şehirlerde ve
kalabalık yerleşim birimlerinde sağlık
kuralları ve çevre temizliği açısından
da son derece önemlidir. Kurban kesmenin
ve etini ihtiyaç sahiplerine dağıtmanın
sevabını, çevre kirliliği meydana
getirerek ve kul haklarını ihlâl ederek
azaltmamak gerekir. Kurban kesiminde:
1- Kesim işleminin hayvana en az
acı verecek şekilde keskin bıçaklarla ve
hayvanın gözü bağlanarak yapılması
eziyet ve işkence gibi normal olmayan
davranışlardan sakınılmalı,
2- Sağlık kurallarına azami ölçüde
riayet edilerek uygun mekanlarda yapılmalı,
3- Deriler yaralanmadan yüzülmeli,
bozulmaması için de tuzlanarak
muhafaza edilmeli.
4- Kurban atıkları çöp varillerine
atılmamalı, kanalizasyon kanallarına
dökülmemeli, hele hele açıkta bırakılmamalı,
çevre temizliği ve halk sağlığı
açısından bu tür atıkların sokak hayvanlarına
bırakılmadan derin çukurlara
gömülmelidir.
Kurban keserken çevreyi kirletmemeye,
komşulara zarar vermemeye kibir,
gurur ve gösterişten uzak durmaya ve
ihlaslı olmaya özen gösterelim.
Milletimiz, kurban ibadetine ayrı
bir önem vermektedir. Ancak bir
ibadetin yerine getirilmesi kadar o
ibadeti ifa ederken gözetilmesi gereken
ilkeler ve amaçlar da önemlidir.
Yaratılana şefkat ve merhamet, temizlik,
insana saygı Müslümanın temel
hassasiyetleridir.
Bu sebeple, kurban kesimi esnasında
sergilenen bilinçsiz ve sağlıksız
davranışlara karşı kamuoyunda
gösterilen tepkileri olumlu birer eleştiri
olarak değerlendiriyor, kurban ibadetini
yerine getirenlerin temizlik, insana
saygı, çevre bilinci ve bütün canlılara
şefkat ve merhamet yönüyle daha da
duyarlı olmaları gerektiğini bir kez daha
hatırlatmak istiyorum. İslâm’ın
öngördüğü de budur.
Ancak burada kurban ibadetinin
özü ile biçimini ve bazı yanlış uygulamaları
birbirine karıştırmamak gerektiğini
de belirtmek gerekir. Uygulamadaki
sorunları ibadetin özüne ilişkin
bir tartışmaya dönüştürmenin, uygulamayı
iyileştirme ve aksaklıkları giderme
çabalarını olumsuz yönde etkileyeceği
açıktır.
Bu vesileyle, sadece kurban kesenlerin
değil, ilgili her birimin üzerine
düşen sorumluluğun farkında olarak
gerekli tedbirleri almasıyla, gerçekçi ve
yapıcı katkıların artmasıyla uygulamadaki
sorunların giderek azalacağına
olan inancımı da dile getirmek isterim.
HAYVANI ÖNCE ŞOKA
SOKMAK, BAYILTMAK,
SONRA KESMEK.
Asıl olan kurbanlık hayvanı,
daha genel olarak hayvan kesimi esnasında;
hayvanı bayıltmadan, eziyet
etmeksizin kesmektir. Ancak yıkılması
ve kesilmesinde zorluk bulunması ve
bu sebeble eziyet çekecek olması
halinde hayvanın bayıltılması, hayvana
fazla eziyet vermemek için, ölüm
acısını azaltmak maksadıyla kesim
sırasında hayvanın elektrik şoku ile
bayıltılması, bu hayvanın kurban olarak
kabul edilmesine engel ayıplardan
sayılmaz.
Çünkü kurbana engel ayıplar;
kesim sırasında meydana gelen
arızalar olmayıp, hayvanda önceden
mevcut olan kusurlardır. Bu itibarla şok
etkisiyle ölmeden önce hemen canlı
olarak kesilmek kaydıyla, kurbanlık
hayvanın elektrik veya benzeri bir şeyle
şoklanmasında dinen bir sakınca yoktur. Fakat dikkat edin!.. Sadece
baygınlık veriyorsa, bu geçtikten sonra
kesilmediği takdirde hayvan tekrar
ayılıp kendine geliyorsa bu, caiz olabilir.
Ancak hayvan, henüz kesilmeden,
şokun etkisiyle ölürse; o, kurban olamayacağı
gibi, eti de yenmez.
Büyükbaş hayvanların beynine
bir kurşun sıkılacak, sonra kesilecekse
bu, asla caiz olamaz. Çünkü kesilmeden
önce öldürülmüş oluyor. Hayvanların,
kesilmeden önce mekanik vasıtalarla
beyinlerinin tahrip edilip
öldürülmelerine, ondan sonra kesilmelerine
dinimiz asla musade etmez.
Dinimiz laşe, ölü hayvan eti yenilmesine
izin vermemektedir. İslâm Şeriatı
ve fıkhı, kesilmeden önce öldürülen
hayvanların etlerinin yenmesine izin
vermemektedir.
Aslında elektroşokla veya
mekanik vasıtalarla bayıltılan, kesilmeden
önce öldürülen hayvanlar da acı
çekmektedir. Müslüman kişi bir hayvanı
keskin bıçakla ve usûlüne göre
keserken hayvan acı duymaz, birkaç
saniye içinde hisleri ibtal edilmiş olur.
Bunda ilahî hikmetler vardır.
Almanya Köln Üniversitesi
Şarkıyat ve Türkoloji Bölümü Profesörü
Dr. Manfred Götz'ün "İslâmî usullere
göre hayvan kesimi" hakkındaki dört
sayfalık raporunda şöyle diyor:
"Hıristiyan ülkelerde mutad olan,
hayvanın acı duymasını önlemek için,
ya önceden şokla uyuşturarak veyahut
boynuna batırarak veya boynuna vurarak
iliğini ayırmak suretiyle, daha
sonra göğsüne veya boğazına batırmak
suretiyle tamamen kanamasını
sağlayarak ehlî hayvanların kesimi, İslâmî
şartlara aykırıdır. Böyle bir eti
yemek Müslümanlar için yasaktır,
haramdır. "Zaruret hali", sadece
yukarıda gösterildiği gibi, raporunun 4.
Sayfası Müslümanın, hayatından
endişe ettiği zaman mevzubahistir. (.....)
Kurban veya günlük et ihtiyacı için kasaplık
hayvanların İslâmi usule göre kesilmesini,
yani boğazlanmasını
samimiyetle tavsiye ederim, İslâmi açıdan,
Hayvan Koruma Kanunu'nun 4 a
paragraf 2 bend 2'ye göre istisnaî hal
için şartlar tamamıyle mevcut bulunmaktadır.
Prof. Dr. M. Götz."
Bir de kurban kesimlerinde elektroşok
uygulamasının veteriner hekim
kontrolünde yapılması gerekir. Aksi
halde hayvana daha fazla acı çektirir,
sevap yapalım derken günah ta işlemiş
oluruz. Kurbanlık hayvanların da bir
canlı olduğunu unutmayalım. Canlı
hayvanları keserken özellikle kurban
edilirken bunu çok sağlıklı bir şekilde
yapmak lazımdır. Elektroşok uygulamasının
işin ehli olmayanlar tarafından
yapılması halinde kurbanlık hayvan
ölümleri artar. Bu işe herkes burnunu
sokarsa gelişi güzel haydi şoklatalım
dersek hayvan ölür, ölü bir hayvan kurban
da olmaz, eti de yenmez.
Ayrıca elektroşokun ardından
kesilen hayvanların etinin kısa sürede
bozulma tehlikesi bulunmaktadır. Bu
sebeple etlerin bekletilmesi halinde iyi
bir soğutma sistemine ihtiyaç vardır.
Bilinen yöntemlerle kesilen hayvanların
çırpınması sonucu kanı tamamen
boşalmakta elektroşokla bayılmaları
halinde ise bu, söz konusu değildir.
KURBANI, SAHİBİNİN
KESMESİ DAHA
FAZİLETLİDİR.
Hayvanı elinden gelirse, kurban
sahibinin kendisinin kesmesi menduptur.
Kendisi kesemezse, bir Müslümana
kestirir, kendisi de başında bulunmalı
ve şu ayet-i kerimeyi okumalıdır: “Kul
inne salati ve nüsükî ve mahyaye ve
mematî lillahi rabbi’l-Alemine lâ şerike
lehû. Vebizalike ümirtü ve ene evvelül
müslimin = Şüphesiz benim namazım,
kurbanım ve diğer ibadetlerim,
diriliğim ve ölümüm alemlerin
Rabbi olan ALLAH içindir. O’nun ortağı
yoktur. Ben bununla emr olundum
ve ben Müslümanların
ilkiyim.”36 Sonra: “ALLAHu Ekber
ALLAHu Ekber. La ilahe illALLAHu
vellahu Ekber. ALLAHu Ekber velillahil
hamd. Bismillahi ALLAHu Ekber.”
diyerek ara vermeden büyük ve
keskin bir bıçakla keser.
Bu ayet-i kerime ile duayı okumadan
sadece..."Bismillâhi ALLAHu
ekber;" yahut... "Bismillah" deyip keserse
yine caiz olur.
Yalnız kurban sahibinin besmelesi
yeterli olmaz, kurbanı kesen “Bismillahi
ALLAHu Ekber” demelidir. Besmeleyi
kasten terkederse kurbanın eti
yenilmez. Kurban sahibi elini kasabın
eli üzerine koyarak kurbanı keserlerse,
ikisinin de besmelede bulunmaları
gerekir.
Kurban kesildikten sonra sahibi,
ALLAH Teâlâ’nın rızası için iki rekat namaz
kılar. Sonra da dua ederek Cenâbı
Hakk'tan dileklerde bulunur.
Birisi kasten besmeleyi terketse
eti yenilmez. Bir kurbanı ehl-i kitap bir
kimsenin kesmesi mekruhtur. Ateşe
tapan veya inkârcı birisinin kesmesi ise
asla caiz değildir.
KURBANDA VEKALET
CAİZDİR
Bir kimse kurbanı kendi kesebileceği
gibi ehil olan birisine vekalet
vermek suretiyle de kestirebilir ve kendisi
de orada ise hazır bulunur. Ancak
kendisinin kesmesi daha faziletlidir.
Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimizin de kurbanını kesmek için
vekâlet verdiği bilinmektedir.
Kurbanlarını bulundukları yerin
dışında kestirmek isteyenler, bir tanıdık larına vekâlet vermek suretiyle kestirebilirler.
Kurbanları, Müslüman olan
erkek ve kadınlar keser. Her ne kadar
ehl-i kitabın usûlüne göre kestikleri
helâl ise de, kurban, bir ibadet olduğundan
onu imkân varsa Müslümanın
kesmesi daha uygun olur.
Kurbanı kestirme konusundaki
izin bizzat ifade edileceği gibi, izne delalet
eden söz, fiil ve davranışlarda izin
sayılır. Mesela bir Müslüman kurbanlık
satın alsa kurban bayramı günü hayvanı
yatırıp ayaklarını bağlasa onun
emri olmadan bir başkası gelip hayvanı
boğazlasa bu kurban için yeterlidir.
Başka bir hayvan kesmek gerekmez.
İki Müslüman yanılarak birbirlerinin kurbanlarını
kendi adlarına kesmiş olsalar
vacibi yerine getirmiş olurlar ve kestiklerini
değişmek suretiyle kendi hayvanlarını
alırlar.
Eğer böyle bir durumu etler yenildikten
sonra farkederlerse helalleşirler.
Aralarında anlaşmazlık çıkarsa birbirlerine
kurbanlıkların değerini öderler.
Eğer eyyam-ı nahir geçmiş ise bu paraları
tasadduk ederler. 37
KURBANIN ETİ, DERİSİ
VE KURBANLIKTAN
FAYDALANMAK
Adak kabilinden olmayan kurbanın
etinden sahibi zengin olsun veya
olmasın kendisi yiyebileceği gibi fakir
olmayan kimselere de yedirebilir ve
dağıtabilir.
Kurbanı dağıtma oranlarının
üçte bir olması müstehaptır. Sahibi, kurbanın
üçte birini kendisi yer, üçte birini
zengin bile olsa dostlarına ikram eder,
üçte birini de yoksullara tasadduk eder.
Müslüman olan komşulara kurban
etinden hediye etmek caiz olduğu gibi,
Müslüman olmayan komşulara da vermek
caizdir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Onlardan yiyin ve eli dar olana
ve yoksula yedirin!” 38
“Etinden yiyin ve ondan dilenen,
dilenmeyen yoksullara
yedirin”39
Abdullah b. Abbas (R.A.): Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kurbanıyla
ilgili olarak: O, üçte birini
aile halkına yedirir, üçte birini yoksul
olan komşularına yedirir, geri kalan
üçte birini de tasadduk ederdi,
demiştir. 40
Diğer yandan orta halli bulunan
kurban sahibinin nafakasını temin etmekle
yükümlü olduğu kimseler çok
olursa, bu takdirde kurbanın etini onların
yemeleri için alıkoyabilir, bu
menduptur.
Kurbanın, zekatta olduğu gibi
kesildiği beldeden başka bir yere
nakledilmesi mekruhtur. Ancak kendi
hısımlarına ve kendi beldesinde daha
muhtaç olanlara gönderme durumu
müstesnadır.
Kurbanın deri, et, yağ, baş, ayak,
yün ve süt gibi parçalarının satılması
mekruhtur. Bu ister vacip, ister nafile
kurban olsun hüküm değişmez. Eğer
böyle bir şey yapılırsa kıymetini tasadduk
etmek gerekir. Bundan kasap
ücreti de verilmez. Çünkü Ebû Hureyre
(R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Kurbanın derisini satan
kimsenin kurbanı olmaz." 41
Hz.Ali (R.A.) şöyle demiştir:
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, kurban
olarak kesilirken develerinin başında
durmamı, derilerini ve sırtlarındaki
çullarını paylaştırmamı emretti ve onlardan
herhangi bir şeyi kasap ücreti
olarak vermeyi bana yasakladı ve:
"Kasap ücretini biz kendimiz veririz."
42 buyurdu.
Kurbanın derisi tasadduk edilir
veya ondan seccade veya sofra gibi
evde kullanılacak bir şey yapılır. Kesilmeden
önce yünlerini kırkmak
mekruhtur. Kırkılacak olursa tasadduk
edilmelidir. Fakat kesildikten sonra
yünü yolunup veya kırkılıp kullanılabilir.
Deri kalıcı olan ve kendisi ile
yararlanılan şeyle değiştirilebilir. Ancak
nakit para ile satılamaz ve bu deri yenilecek,
içilecek şeyler gibi tüketim
maddeleri ile de değiştirilemez. Hz.
Âişe (R.Anha) validemizin ve diğer bazı
sahabilerin kurban derilerinden su tulumu
yaptıkları rivayet edilmiştir. 43
Deri, eğer satılmışsa, parasının
sadaka olarak verilmesi gerekir. Kurbanın
derisi konusu da oldukça önemlidir.
Kurbanın derisi umumiyetle
sadaka olarak verilir. Ülkemizin çeşitli
şehir ve kasabalarında kurulmuş hayır
dernekleri vardır. Bunlardan bir çoğu
ümitlerini kurban derilerine
bağlamışlardır.
Bir camiin yapımını veya tamirini
tamamlamak, yurtlarda veya kurslarda
kalan yüzlerce vatan evladını okutmak
için maddi imkana ihtiyaç vardır. Kurban
derileri böyle yerlere verilebilir.
Hiçbir Müslüman, "Benim vereceğim
bir tek deriden, bir bağırsaktan ne olacak?"
dememeli, bu hususta büyük bir
titiz lik göstermelidir.
"Damlaya damlaya göl olur"
atasözünü hatırdan çıkarmamalıyız.
Onun için bu gibi müesseselere yapacağımız
büyük veya küçük çaptaki
yardımları küçümsememeliyiz."
Kurbanlığa binmek, onunla yük
taşımak veya herhangi bir iş için ondan
istifade etmek mekruhtur. Eğer hayvan
kullanılır ve değeri noksanlaşırsa eksilen
kıymeti tasadduk etmek gerekir.
Kiraya verilmiş ise kiradan elde edilen
para da tasadduk edilir.
Kurbanlık olan hayvan boğazlanmadan
önce yavrularsa o da annesiyle
beraber kesilir. Bu hüküm kendisine
kurban vacip olmadığı halde
kurbanlığı satın alıp kendine vacip kılan
fakir hakkındadır. Çünkü kurban bizzat
o hayvana taalluk etmiştir ki yavrusu da
kendisine tabidir. Eğer bu yavru boğazlanmayıp
satılırsa parasını tasadduk etmek gerekir. Şayet yavru eyyam-ı
nahir geçinceye kadar boğazlanmaz
ve elde tutulursa tasadduk edilir. Zengin,
yavruyu eyyam-ı nahirden önce
veya sonra kesebileceği gibi eyyam-ı
nahirde diri olarak tasadduk edebilir.
Eğer eyyam-ı nahirde satılmış olursa
kıymeti tasadduk edilir. Yavru kesilmez
ve satılmaz ise diri olarak tasadduk
edilir.
Kurbanlık bir hayvan kesildikten
sonra karnından canlı bir yavru çıksa,
annesi gibi boğazlanır ve onun hükmünü
alır. Ama kurban kesme günleri
geçer de boğazlanmazsa canlı olarak
tasadduk edilir. Bu yavruyu besleyip
gelecek yılın kurbanı olarak kesmek
caiz değildir.
KURBANDA
MÜSTEHAP OLAN
ŞEYLER
Eyyam-ı nahirden önce kurbanlığı
bağlamak. Hayvana kurbanlık
nişanı takmak, işaretlendirmek. Kesilecek
yere güzellikle, eziyet vermeden
götürmek. Yemek borusunu, nefes
borusunu ve iki şahdamarını kesmek
ve keserken acele davranmak. Boğazlamayı
enseden değil, boğazdan yapmak.
Kendi kurbanını kendisi kesmek,
kesemiyorsa ehil olan birine kestirmelidir.
Kendisi de kurbanı kesilirken hazır
bulunmalıdır. Çünkü Ebû Seid el-Hudri
(R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz kızı Hz. Fatıma
(R.Anha)ya: "Ey Fatıma! Kalk! Kurbanının
yanına git! Onun kesiminde
orada hazır bulun. Çünkü, onun
kanından damlayan ilk damla ile,
senin geçmiş günahların mağfiret
olunur," buyurdu. Hz. Fatıma
(R.Anha):
- Ya ResûlALLAH! Bu müjde,
sadece bize, ehl-i beyte mi mahsus?
Yoksa bize ve bütün Müslümanlara mı?
diye sordu. Hz.Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz: “Bize ve bütün Müslümanlara.”
buyurdu. 44
Hayvan kesilirken besmeleden
önce veya sonra: "ALLAHümme
minke ve leke salati ve nusuki ve
mahyeye ve memati lillahi Rabbil-
Alemine la şerike lehu ve bizalike
Ümirtü ve ene mine'l-müslimin = Ey
Rabbim bu senden ve yine sanadır.
Namazım, kulluğum, kurbanım, hayatım
ve ölümüm eşi-benzeri olmayan
alemlerin Rabbi ALLAH
içindir. Ben bununla emrolundum
ve teslim olanlardanım." demek. Dua
ile besmeleyi birbirinden ayırmak. Besmeleden
önce veya sonra dua etmek,
Besmele ile beraber dua etmek
mekruhtur. Kurban olacak hayvanın
imkan ölçüsünde en semizi, en büyüğü
olması. Eyyam-ı nahrin ilk günü gündüzleyin
kesmek. Kurban bıçağının çok
keskin olması. Hayvanı, kesildikten
sonra soğumaya ve canın iyice çekilmeye
bırakılması, soğumadan ve can
çekilmeden önce yüzmek mekruhtur.
Kurban sahibinin kurban etinden
yemesi. Çünkü bu ALLAH Teâlâ’nın bir
ziyafetidir. Etinden başkalarına vermek.
Kurban Bayramında kesilmek
üzere satın alınmış olan hayvan kesilmez
ve bayram günleri geçerse, hayvanın
tasadduk edilmesi gerekir. Bu
konuda zengin ve fakir aynı hükme
tabidir. Zengin olan kişi ise kurbanlık alsın
ve almasın kurban kesmediği
takdirde kurbanın kıymetini tasadduk
etmesi gerekir. Ertesi yıla bırakamaz.
KURBANDA İHLÂSLI
OLMAK GEREKİR
ALLAH Teâlâ’yı hoşnut kılabilmek
için girişilen her ibadetin,
samimiyet ve içtenlikle yapılması, gösteriş
ve riyaya bulaştırılmaması büyük
önem arz etmektedir. Bu sebeple, köklü
bir tarihi geçmişe sahip olan ve İslâm
dininin temel kaynakları Kur’an-ı Kerim
ve Sünnette referanslarını bulan kurban
ibadetini yerine getiren Müslümanların,
bu ibadeti yerine getirirken
belirtilen ilkelere uymaları, esasen nefislerindeki
ihtirasları kurban ettiklerine
dair yüksek bir bilince sahip olmaları
gerekir.
Bütün ibadetlerimizde olduğu
gibi kurbanda da ihlâslı olmamız
gerekir. Çünkü Yüce ALLAH Teâlâ’nın
kesilen kurbanların ne etine ve ne de
kanına ihtiyacı vardır. Ona ulaşan
sadece kurban kesenin niyet, ihlas ve
takvasıdır. Bütün amellerin özünü teşkil
eden bu niyet ve takvaya Kur’an-ı Kerim’de
şöyle işaret edilir. "Onların ne etleri
ne de kanları ALLAH Teâlâ'ya
ulaşır; fakat O'na sadece sizin
takvânız ulaşır." 45Ayet-i Kerimesinde
de belirtildiği gibi kesilen kurbanların
eti ve kanı ALLAH Teâlâ'ya ulaşmaz.
Amma O'na gerçek anlamda ulaşacak
olan kulun iyi niyeti, ihlası, takvası ve
samimi amelidir.
Kurbanın akıtılan kandan ve
dağıtılan etten ibaret olduğu zannedilir.
İnsanlar için durum böyle olabilir. ALLAH
Teâlâ kurbanın ne etine, ne de
kanına bakar. Onun için önemli olan,
hayvanın sırf ALLAH Teâlâ’nın rızası
için kesilmesidir. Kurban edilen hayvan
ALLAH Teâlâ’nın rızası için kesilmiyorsa,
o kurbanın hiçbir değeri yoktur.
Cenab-ı Hakk'ın değer verdiği,
karşılığında mükafat yazdığı şey insanın
ihlası, iyi niyeti ve samimiyetidir.
O halde kim yaptığı ibadetle
daha çok ALLAH Teâlâ'dan korkar,
saygı duyar ve kötülüklerden sakınırsa,
ALLAH Teâlâ'ya o nisbette yakınlık
sağlamış olur. O'na yakınlık sağladıkça
ALLAH Teâlâ'da onu sevmeye başlar.
Sevince de O'nun gören gözü, işiten
kulağı, tutan eli ve yürüyen ayağı olur.
Yani takva sahibi bir kul ALLAH
Teâlâ'yla görür, işitir, Onunla tutar ve
onunla yürür. Bu âyet-i kerime, genel
olarak bütün ibadetlerde iyi niyet ve ihlasın
gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Anlaşılıyor ki, ibadetlerimizde bizi ALLAH
Teâlâ’nın rızasına ulaştıracak olan
temel unsur, kalplerimizin takvası, yani
bu ibadetleri, gösterişten uzak olarak
sırf ALLAH Teâlâ’nın rızası için yapma çabasıdır. Esasen ALLAH Teâlâ
ancak takva sahiplerinin yapmış oldukları
ibadetleri kabul eder. Mâide
sûresindeki şu ayet-i kerimeler bu
konuyu bir örnek vererek açıklıyor.
ALLAH Teâlâ buyuruyor: "Ey
Muhammed! Onlara Adem'in iki oğlu
ile ilgili haberi hakkıyle oku. Hani
her ikisi birer kurban sunmuşlardı,
birinden kabul edilmiş, diğerinden
kabul edilmemişti. Kurbanı kabul
edilmeyen ötekine:
- Seni öldüreceğim, demişti. Diğeri
ise:
- ALLAH, yalnız kendisinden korkanlardan
kabul eder dedi ve devam
etti: "ALLAH Teâlâ'ya yemin
ederim ki sen beni öldürmek için
bana el uzatsan da ben seni
öldürmek için sana el uzatacak
değilim. Ben, alemlerin Rabbi olan
ALLAH Teâlâ’dan korkarım, dedi."46
Görülüyor ki, kurban kesenlerden
biri iyi niyeti ve ALLAH Teâlâ’dan
korkması sebebiyle sunduğu kurban
kabul görmüş, diğeri ise kötü niyeti sebebiyle
kurbanı kabul edilmemiştir. Bu
itibarla bütün ibadetlerde olduğu gibi,
kurbanda da iyi niyet ve ihlâs esastır.
Esasen ALLAH Teâlâ ancak takva
sahiplerinin yapmış oldukları ibadetleri
kabul eder. Hz. Ömer (R.A.) den rivayete
göre Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz: “Amellerin ALLAH Teâlâ
katındaki kıymeti ancak niyete
göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise,
eline geçecek olan da ancak odur.”47
buyurmakla, amellerin kıymetinin ancak
niyete göre olacağını, kim neye
niyet ederek bir işi yapmışsa, eline niyet
ettiği şeyden başka bir şeyin geçmeyeceğini
bildirmişlerdir. Ayrıca Ebu
Hureyre (R.A.) den rivayete göre
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz
şöyle buyurmuşlardır: "Gerçekten ALLAH
Teâlâ, sizin suretlerinize ve mallarınıza
bakmaz, ama kalbinize ve
amellerinize bakar" 48
Bütün bunlar Cenab-ı Hakk'ın
kişinin fiziksel yapısına, kıyafetine,
makam ve servetine değil, niyetine,
takva üzerine olan ameline ve kulunu
bu meziyetlerinden dolayı mükafatlandıracağını
göstermektedir.
KURBANIN MEŞRÛ
KILINMASINDAKİ
HİKMETLER
İnsan yaratılış özelliği gereği ilahi
olanla yakınlık kurma ihtiyacı duyan bir
varlıktır. Yüce dinimiz İslâm’a göre, insanın
yaratıcı güçle yakınlık kurması
için sayısız yollar vardır. Bütün ilâhî dinlerde
var olan ve ALLAH Teâlâ'ya
yakınlık sağlamaya vesile olan şey anlamındaki
kurban, bu yollardan sadece
biridir. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim’de kurbanın
kan ve etinin değil, kesenlerin
dinî duyarlılıklarının ALLAH Teâlâ'ya
ulaşacağı belirtilir. Müminler her kurban
kesiminde Hz. İbrahim (A.S.) ile
oğlu Hz. İsmail (A.S.)ın Yüce ALLAH
Teâlâ’nın buyruğuna mutlak itaat
konusunda verdikleri başarılı sınavın
hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de
benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel
davranışla göstermiş olurlar.
Böylece kurban, müminler üzerinde tarihsel
ve toplumsal aidiyet konusunda
derin ve etkili bir fonksiyon icra etmiş
olur.
Kurban ALLAH Teâlâ'ya yakın
olma arayışı demektir. Bu aynı zamanda
bütün ibadetlerimizin yegane
gayesidir. Bu bayramda yer alan Kurban
ise, insanı ALLAH Teâlâ'ya yaklaştıran
ulvî bir ibadettir. Kurban, ALLAH
Teâlâ sevgisini bütün sevgilerin
üstünde tutmanın açık ifadesi, hak yolunda
fedakârlığın bir göstergesi, kulluk
bilincini tazeleme imkanıdır.
Öte yandan kurban, gerek birey
ve gerekse toplum hayatı açısından
çok çeşitli işlevleri olan malî bir ibadettir.
Toplumda kardeşlik, yardımlaşma
ve dayanışma ruhunu canlı tutar,
sosyal adaletin gerçekleşmesine
katkıda bulunur. Özellikle toplumun dar
gelirli kesimleri üzerinde olumlu etkileri
görülür. Diğer taraftan zengine, malını
ALLAH Teâlâ’nın rızası, yardımlaşma
ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama
zevk ve alışkanlığı kazandırır;
onu cimrilik, bencillik, dünyanın geçici
malına bağlılık gibi dinî ve ahlâkî zaaflardan
kurtarır. Yoksulun da varlıklı
kullar aracılığıyla ALLAH Teâlâ'ya
şükretmesine, dünya nimetinin
yeryüzündeki dağılımı konusunda
karamsarlık ve isyankârlıktan kendini
kurtarmasına ve toplumun doğal bir
üyesi olarak hissetmesine vesile olur.
ALLAH bütün kainatı insanlar
için yaratmış ve herşeyi onların emrine
amade kılmıştır. Deve, sığır, koyun,
keçi gibi hayvanlar da ALLAH Teâlâ’nın
bu nimeti arasındadır. Kurban kesmek
ALLAH Teâlâ’nın bu nimetlerine şükür
demektir. İnsan bu sayede ALLAH
Teâlâ'ya karşı sevgisini ve cömertliğini
ifade etmiş olur. Gerektiğinde ALLAH
Teâlâ’nın yolunda kan akıtıp can feda
edebileceğini de isbat eder. Kur'ân-ı
Kerîm'de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
"Biz, büyük başhayvanları da sizin
için ALLAH Teâlâ’nın dininin işaretlerinden
kurban kıldık. Onlarda sizin
için hayır vardır. Şu halde onlar,
ayakları üzerine dururken üzerlerine
ALLAH Teâlâ’nın ismini anınız
ve kurban ediniz. Yan üstü yere
düştüklerinde ise, artık canı çıktığında
onlardan hem kendiniz yiyin,
hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen
fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları
biz, şükredesiniz diye sizin
istifadenize verdik." 49
Kurban ibadeti, Müslüman
toplumların belirli simgesi ve şiarı
sayılagelen ibadetlerden biri olarak dinisosyal
hayatımızda her zaman önemli
bir yer işgal etmiştir. Kurban; çocukluğumuzda
ayrı, gençliğimizde ayrı, olgunluğumuzda
ayrı anlamlar ifade
eder. Bir hayvanın kesilmesinin
ötesinde, ALLAH Teâlâ'ya kurban sunmanın
çok derin manevi ve aşkın anlamları
bulunmaktadır. Müminler, kurban
kesmekle, Yüce Yaratıcının
kendisine lütfedip bahşettiği nimetlere
karşı şükran borcunu yerine getirmeye
güç yetirmenin ruh huzurunu yaşamakta,
fıtraten insan nefsinde bulunan aşırı mal ve dünyalık sevgisini frenlemekte,
bencillik ve cimrilik duygusunu
yenmektedir. İslâm anlayışına göre
ibadet bağlamında icra edilen her
eylemin bir şekli, bir de amacı vardır.
İbadetlerin yapılış şekli ve amacının
korunarak icra edilmesi, hem ibadetin
kabulü ve hem de bireysel ve toplumsal
hayatta etkileri bakımından büyük
önem arz etmektedir.
Kurban gerek fert gerekse
toplum açısından çeşitli faydalar
taşıyan mali bir ibadettir. Kişi kurban
kesmekle ALLAH Teâlâ’nın emrine
boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu
canlı bir biçimde ortaya koymuş
olur.
İnsan kurban kesmekle, ALLAH
Teâlâ’nın emrine uymakta, ALLAH
Teâlâ’nın yolunda kusursuz, önemli ve
değerli bir malını feda etmektedir.
Böylece insanlar, ALLAH Teâlâ’nın emrine
uyma ve cömert olma alışkanlığı
kazanmaktadır. Kurban, can da dahil
olmak üzere, inanmış bir kimsenin
bütün varlığını ALLAH Teâlâ’nın yolunda
feda etmeye hazır olduğunun bir
remzidir. Malını kurban eden bir insan
gerektiğinde canını cihadda ve ALLAH
Teâlâ’nın yolunda kurban edebilecektir.
Diğer taraftan kurban, insanın nefsanî
arzularını ve süflî duygularını boğazladığının
da bir işaretidir. Kurban kesen
bir kimse artık yüksek duygulara ve
ulvî düşüncelere sahip olacak, aşağı,
adi ve bayağı duygu ve düşüncelere
tenezzül etmeyecektir. İnsan olarak
düşmeyecek, yücelecek; gerilemeyecek
ilerleyecektir. Herkesin kendi kurbanını
bizzat kesmesi ruh emanetini
muhafaza etmek içindir.
Kurban kesmek sosyal ve
ekonomik bakımından da önemlidir.
Hadis-i Şerife göre kurban kesenler, eti
üçe ayırarak bir bölümünü yer, bir
bölümünü kestiği gün, fakir-fukarayı,
eşi dostu davet ederek et yedirir. Geri
kalan kısmın bir bölümünü yoksullara
verir, bir bölümünü de saklar.
Ramazan Bayramında fıtır
sadakası, Kurban Bayramında da etle
günlük rızık temin etme kaygısından
kurtarılan fakirlerin, bir neşe ve sevinme
günü olan bayramlara gerçekten
ve gönülden katılmaları sağlanmış olur.
ALLAH Teâlâ’nın rızası ve fakirlere et
ikramı şartları yerine getirilirse, bundan
sonra, kurbanın etinden çoluk çocuğun
yediği kısım için de insan sevap alır.
Diğer taraftan Kurban, akraba
ve komşular arasındaki sevgi ve
kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesini
sağlar.
Kurban toplum da kardeşlik,
yardımlaşma ve dayanışma ruhunu
canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine
katkıda bulunur. Özellikle et
satın alma imkanı hiç bulunmayan
veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu
ortamlarda onun bu rolünü daha
belirgin biçimde görmek mümkündür.
Kurban zengine malını ALLAH
Teâlâ’nın rızası, yardımlaşma ve
başkalarıyla paylaşma yolunda harcama
zevk ve alışkanlığını verir, onu
cimrilik hastalığından, dünya malına
tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı
kullar aracılığıyla ALLAH Teâlâ'ya
şükretmesine, dünya nimetinin
yeryüzündeki dağılımı konusunda
karamsarlık ve düşmanlıktan kendini
kurtarmasına ve kendini toplumunun
bir üyesi olarak hissetmesine vesile
olur.
Kurban, Hak yolunda bir kurbiyyetin
nişanesidir. ALLAH Teâlâ’nın
verdiği nimetlerin bir şükranesidir. Kurban,
fakirlere çekilen ilâhi bir ziyafettir.
ALLAH Teâlâ’nın Hz.İbrahim (A.S.)a
tatbik ettiği bir imtihanın devamıdır.
Müslümanın kullukta geçirdiği büyük
bir imtihandır. Mü’minin rızayı Bârî
uğrunda gösterdiği cömertliğin
örneğidir.
Kurban gerek fert, gerekse
toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan
mali bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle
ALLAH Teâlâ’nın emrine boyun eğmiş
ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir
biçimde göstermiş olur.
Kurban insanlar arasında sevgi
ve dayanışma ruhunu güçlendirir.
Böylece kardeşlik duyguları
kuvvetlenerek zengin, fakir arasındaki
farklılığın ortadan kalmasına vesile olur:
Kurban, insanın ALLAH Teâlâ'ya
yakınlaşmasına vesile olan bir ibadettir.
Kurban kelimesinde bu mana vardır.
ALLAH Teâlâ’nın rızası için kesilip eti
fakirlere sadaka olarak dağıtılan kurban
kişiyi ALLAH Teâlâ'ya yaklaştırır. Kurbanın
eti ve kanı ALLAH Teâlâ'ya ulaşmaz
ama temiz niyetle akıtılan o kan
bela ve musibetleri defeder. İnsan bu
görevi yerine getirmekle, yani kurban
kesmekle Hz. İbrahim (A.S.) gibi ALLAH
Teâlâ'ya ve O'nun emirlerine olan
bağlılığını, gerektiğinde O'nun rızasını
kazanmak için her fedakârlığa hazır
olduğunu göstermiş olur.
Kurban, aynı zamanda İslâm'-
daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın
bir başka örneğidir. Her gün
yeryüzünde binlerce hayvan kesilir ve
bundan çoğunlukla varlıklı kimseler
yararlanır. Hâlbuki Kurban Bayramında,
bir dinî görevi yerine getirmek
niyetiyle kesilen kurbanlardan, daha
çok yoksullar ve hayır kurumları istifade
eder.
Ayrıca kurban kesme ibadetinin,
besiciliği teşvik ettiği, işsizlere iş sahası
açtığı, pazarlara hareket getirdiği,
zenginlere kurban satan fakirlerin ve
orta hallilerin durumlarının iyileştiği bir
gerçektir.
Kurbanın manevî, ruhî, ahlakî,
ictimaî ve hatta iktisadî faydaları sebebiyle
Kurban Bayramı günleri dışında
adak kurbanlarının kesilmesi de meşru
görülmüştür. Bir kimse sırf ALLAH
Teâlâ’nın rızası için veya bir işin
görülmesi maksadıyla kurban kesmeyi
adarsa sevap kazanır. Ancak bu maksatla
kesilen kurbanın etinden kendisi,
usul ve furuu faydalanamaz.
Tekbir getirilerek kurban kesenlerle
hacılar arasında bir benzerlik
vardır. Mekke’ye gidemeyenler, bu
suretle hacıların ulvî hissiyatına iştirak
etmiş olurlar, aynı hayatın bir örneğini
yaşarlar. Kurban Hak yolunda fedakarlığın
bir nişanesi, ALLAH Teâlâ’nın
verdiği nimetlerin bir şükrânesidir. ALLAH
Teâlâ'ya yaklaşmanın, kemale ermenin
belirtilerinden biri de sevdiğimiz
şeyleri ALLAH Teâlâ’nın yolunda feda
edebilmemize bağlıdır. Kur’an-ı Kerim’de
Cenab-ı Hak bu hususta şöyle
buyurmaktadır: “Sevdiğiniz şeylerden
ALLAH Teâlâ’nın yolunda, din ve
mukaddesat uğrunda harcamadıkça
elbette iyiliğe ve takvaya erişemezsiniz.”
50
Şüphesiz ki sevdiğimiz şeylerin
başında ALLAH ve Resûlüne iman ve
vücut sağlığından sonra malımız ve
evladımız gelmektedir. Gerçek Müslüman
malını ve evladını ALLAH
Teâlâ’nın yolunda feda edebilecek insandır.
İşte Kurban Bayramı bunun en
güzel bir örneğidir. Biricik evladını feda
etmeye hazırlanan Hz.İbrahim (A.S.)
ile canını kurban etmek için
“Babacığım! Madem ki ALLAH
Teâlâ’nın emridir! O halde işte
boynum, ALLAH Teâlâ’nın emrine
karşı kıldan incedir, emrolunduğunu
yap! İnşaALLAH beni sabredenlerden
bulacaksın” 51 diyen Hz.İsmail
(A.S.)ın sünnetidir.
Kurban, insanı ALLAH Teâlâ'ya
yaklaştırır. Günahlardan arınmaya
yardımcı olur, Müslümanın Yüce ALLAH
Teâlâ uğrunda fedakârlığını gösterir.
Çoluk çocuğunun da huzurlu olmasına
vesile olur. Senede bir defa
olsa bile fakir kimselere et gıdası
yardımında bulunulur. Yardımlaşma,
dayanışma sevgi ve saygıyı arttırmış
olur.
Bizim her ibadetimiz ALLAH
Teâlâ’nın rızasını kazanmak içindir.
Hatta bu rızayı kazanmak için canımızı,
malımızı, herşeyimizi feda edebiliriz.
Nitekim bu husus Kur’an-ı Kerim’de
Hz. İbrahim (A.S.)ın dilinde şöyle ifadelendirilir:
"De ki: Şüphesiz benim namazım
da, nüsüklerim de, hayatım
da, ölümüm de, hiçbir ortağı olmayan,
alemlerin Rabbi olan ALLAH
Teâlâ’nındır. Ben böylece emr olundum."
52
Müfessirlerin beyanına göre
ayette geçen “nüsük”ten maksat, ALLAH
Teâlâ’nın rızası için kesilen kurbandır.
Herşeye gücü yeten ALLAH
Teâlâ’nın, biz aciz kulların haccına, kurbanına
v.s. ibadetine elbette ihtiyacı
yoktur. Aksine bizim onlara ihtiyacımız
vardır. İbadetler insanları ahlaken ve
ruhen yüceltir; faziletli gerçek birer şahsiyet
yapar.
Buna göre sırf ALLAH Teâlâ’nın
rızası için halisane niyetlerle kesilen
kurbanların manevi bakımdan O’nun
yanında değeri pek büyüktür. Elde
edilen bu manevi kâr yanında kurban
ibadeti maddi iktisadi ve ictimâî bir çok
yönlerden toplumu ilgilendiren bir
ibadet görünüşündedir. Ama her şeyden
önce ALLAH Teâlâ’nın emri kullara
ifası vacip olan bir ibadettir.
Kurban, can da dahil olmak
üzere inanmış bir kimsenin bütün varlığını
ALLAH Teâlâ’nın yolunda feda etmeye
hazır olduğunun bir işaretidir.
Malını kurban eden bir insan gerektiğinde
canını cihadda ve ALLAH
Teâlâ’nın yolunda kurban edecektir.
Evlâd, annenin ve babanın bir
parçasıdır. Para da insan hayatının aynen
bir parçası sayılmaktadır. Kendinden
bir parça olan evladını kurban etmek
ne kadar zor ise; alın teri ile
kazanılan parayı vererek kurban alıp
kesmek de o kadar zordur. İşte bunların
ikisi de insan ha-yatından birer
parçadırlar. Hz. İbrahim (A.S.), ALLAH
Teâlâ'ya aşkından dolayı oğlunu kurban
etmek istemiştir. Biz Müslümanlar
da ALLAH Teâlâ sevgisinden dolayı
malımızı ve canımızı ALLAH Teâlâ’nın
yolunda sarf etmeye çalışırız.
Kurban, ALLAH Teâlâ sevgisinin
bütün sevgilerin üstünde tutulmasının
ve ALLAH Teâlâ’nın dışında neye malik
isek hepsinin, ALLAH Teâlâ’nın yolunda
feda edilebileceğinin göstergesidir.
Vacip olan kurban ibadeti, Hak
yolunda fedakarlığın bir nişanesi, ALLAH
Teâlâ’nın verdiği nimetin bir
şükranesidir. Bunun neticesi de sevaba
erişmek ve bir takım belalardan
korunmaktır.
Diğer taraftan kurban, insanın
nefsânî arzularını ve süflî duygularını
boğazladığının da bir işaretidir. Kurban
ettiğin deve, koyun, inek değil; heva ve
hevesiniz, şehvetiniz, iradenizdir.
O’nun rızası için hepsini kurban etmelisiniz
ki bayramı yüreğinizde, yakınlığı
öz benliğinizde hissedebilesiniz.
Çünkü bu bayram Kurban Bayramı, bu
bayram yakınlık bayramı, bu bayram
kurbiyet ânıdır. Kurban kesen bir kimse
artık yüksek duygulara ve ulvî
düşüncelere sahip olacak, aşağı, adî ve
bayağı duygu ve düşüncelere tenezzül
etmeyecektir. İnsan olarak düşmeyecek,
yücelecek; gerilemeyecek ilerleyecektir.
Zekat ve fıtır sadakası gibi kurban
ibadeti de Müslümanlar arasında
dayanışma ve yardımlaşmayı sağlıyan,
sevgi bağlarını kuvvetlendiren sosyal
bir müessesedir. Ramazan Bayramında
fıtır sadakası, Kurban Bayramında
etle günlük rızık temin etme
kaygısından kurtarılan fukaranın, bir
neşe ve sevinme günü olan bayramlara
gerçekten ve gönülden katılmaları
sağlanır. ALLAH Teâlâ’nın rızası ve
fukaraya et ikramı şartları yerine getirilirse,
bundan sonra kurban etinden
çoluk çocuğun yediği kısım için de insan
sevap alır. Kurban kesilmekle hem
kesen aile, hem de yoksullar temel gıda
maddelerinden olan et bakımından
genişliğe kavuşur. Bu yüzden fıtır
sadakasında kıymet verilebilirken, kurbanda
kıymetinin yoksullara dağıtılması
yeterli olmaz.
Bununla beraber insanların
ihtiyaçları için her gün yeryüzünde yüz
binlerce hayvan kesiliyor. Fakat bunlardan
yalnız halleri, vakitleri yerinde
olanlar istifade ediyor. Kurban bayramında
ise Hak rızası için bir kısım hayvanlar
kesiliyor, bunların etlerinden, derilerinden
bir çok muhtaçlar da istifade
ediyor, iktisadi bir mesele, dini ve ahlaki
bir mahiyet alıyor, şahsî menfaat, yerini
toplum menfaatine bırakıyor. Bu yüzden kurban kesilmesi, Müslümanlığa
mahsus, pek toplumsal, insani bir
fedakarlık demektir.
Görülüyor ki, kurbanın meşru olması;
dini, ahlaki, sosyal bir takım hikmetlere,
faydalara dayanmaktadır.
Bunu takdir etmeyecek bir akıl sahibi
düşünülemez.
Kurban Bayramı sebebiyle milyonlarca
hayvanın boğazlandığını ve
geniş çapta mal varlığına kıyıldığını ileri
sürüp kurban kesmenin iktisadi bakımdan
sakıncalı olduğundan söz edenler
bulunmaktadır.
Aslında kurban kesilmekle kesilen
hayvanların miktarı pek artmış olmaz.
Bilakis kurbanların kesildiği günlerde
kasapların kestikleri hayvanların
sayılarında bir azalma olmaktadır. O
günlerde yine normal bir şekilde kesilmiş
olur. Bir de kesilen kurbanların tırnaklarına
varıncaya kadar hiç bir şeylerini
zayi etmemek pekâlâ
mümkündür. Ekseriya böyle de olmaktadır.
Zenginler her zaman et yediklerinden,
kurban kesimi suretiyle et
tüketiminde meydana gelen artış, daha
ziyade ya hiç et yüzü görmeyen fukara
ve yeterince et yiyemeyen orta tabaka
lehinde olmaktadır. Zaten meselenin
sosyal adalet cephesi de budur.
Bu iddia genellikle her zaman et
yeme imkanına sahip olan kimseler
tarafından ileri sürülmektedir. Şayet
bunlar da senede ancak Kurban Bayramlarında
doya doya et yiyebilen dar
gelirli tabakadan olsalardı veya onların
dert ve ızdıraplarına yabancı olmamış
bulunsalardı böyle bir iddiaları olmazdı.
Kendi zevkleri uğrunda hergün binlerce
hayvanların kesilmesini çok görmeyenlerin,
senede bir defa ALLAH Teâlâ’nın
rızası için bir kısım hayvanların fakirlerin
menfaatine olarak kurban namıyla
kesilmesini çok görmeleri, doğrusu
büyük bir düşüncesizliktir.
Kurban, hayvancılığı teşvik eder.
Çünkü ekonomide arz ve talep kanununa
göre hayvan alıcısı çoğalınca,
hayvan besleyicisi de teşvik görmüş
olur. Bu suretle de hayvancılık ve
ticâreti gelişir.
Binaenaleyh, Kurban vecibesini
yerine getirenler ekonomik dengeye
hizmette bulunacakları gibi yarın
kıyamet gününde de yüce ALLAH
Teâlâ’nın lutfuna ve mağfiretine mazhar
olacaklardır.
Kurban bayramında hali vakti
yerinde olmadığı için kurban kesemeyenlerin
çoluğuna çocuğuna doya
doya et yedirmiyenlerin üzülmeleri tabiidir.
Böyle olan Müslümanlar, içlerinden
samimi olarak: "ALLAH bana da
verseydi ben de kurban keserdim"
dedikleri veya gönüllerinden geçirdikleri
takdirde, kurban kesmiş kimseler gibi
sevap kazanacaklardır.
Cabir b. Abdullah (R.A.) şöyle
demiştir: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz
ile beraber açık hava namazgahında
kurban bayramı namazında bulundum.
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz
hutbesini bitirince minberinden indi ve
bir koç getirdi. Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz, o koçu kendi eliyle kesti ve
keserken: "Bismillah! Vellahü ekber!
Bu koç, benim ve ümmetimden kurban
kesemeyenler içindir!"
buyurdu.53
Sakın unutmayalım: Kurban
Bayramının arifesinde sabah namazından
başlayıp, Bayramın 4.
günü ikindi namazına kadar 23
vakitte, farz namazların sonunda
teşrik tekbiri getirmek vâciptir.
Teşrik Tekbiri: “ALLAHü ekber, ALLAHü
ekber, Lâilâhe illALLAHü vALLAHü
ekber, ALLAHü ekber ve lillâhi’l-
hamd” demektir.
İster cemaatle, ister yalnız
başına namaz kılan, kurban kesen
veya kesmeyen, seferi olan veya olmayan
kadın-erkeğin; farz olan her
namazın peşinden Teşrik tekbirlerini
getirmeleri gerekir, vâciptir.
KURBAN
TARTIŞMALARI
Soru: Televizyonlarda bazı
kişiler, hayvan sever geçinerek kurban
kesimine karşı çıkyor, kurban kesmenin
vahşet olduğunu, çocukların gözünün
önünde kurban kesiminin çocukları
psikolojik açıdan kötü etkilediğini,
çocuklar, kesilen kurbanları görerek ruh
hastası olduğunu, söylüyorlar. Gerçekten
kurban kesmek vahşet midir?
Cevab: Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bu ve başka iddia sahipleri,
meselâ kurban kesilmesini istemeyip
kurban parasının sadaka olarak verilmesini
teklif edenler, kısacası Kurbana
karşı çıkanlar ölçü alınamaz. Kur’an-ı
Kerim’de kurban ibadetinin yer almadığı,
kurbanın bir katliam bir vahşet
olduğu, gibi iddialar tamamen gerçek
dışıdır, batıldır. Vahşet... şizofreni...
kavurma şöleni... kıtır kıtır kesmek...
gibi tabirler hiç doğru değil. Hayvan
sevgisi başka sey, kurban kesmek
başka şeydir. Zevk için yapılan avcılığa,
kuzu kesimine karşı çıkılabilir. Lâkin bir
Müslüman olarak elbette kurban
kesmeliyiz.
Çocukların etkilenme iddiasının
gerçekle ilgisi yoktur. Belki birkaç istisnaî
çocuk fazla etkilenir ama büyük
çoğunluk bunu tabiî karşılar, bir ibadet
ve hayır olarak görür. Kurban kesmek
netice itibariyle bir canlıyı kesmektir.
Ancak, insanların et ve gıda ihtiyacını
karşılamak için hayvan kesmek sadece
Kurban Bayramında yapılan bir iş
değildir.
Kurban kesmek kesinlikle vahşet
değildir. Asıl vahşet insanların boğazlanması
karşısında sessiz kalınmasıdır.
Bugün televizyonlarda çocuklara
izlettirilen, insanların birbirini
boğazladığı öyle programlar, öyle dizi
filmler, hatta öyle çizgi filmler var ki; asıl
vahşet bence bunlar.
Kurban kesmeyi vahşet olarak
niteleyenlerin asıl amaçlarını bilmiyorum. Gerçi tarihte olduğu gibi bugün
de dünyada ve bizim ülkemizde az da
olsa et yemeyenler vardır. Sosyal olaylara
5 bin, 10 bin kişi açısından bakamazsınız.
Kurban olayı mil yonları ilgilendiriyor.
İslâm âlemi 1,5 milyar
civarında. 70 milyonluk ülkemizde
hanelerin 5'er kişiden oluştuğunu ve
bunların yarısı Kurban Bayramında
kurban kesecek olsa, memleketimizde
köyde, kasabada, dağda, ovada 7 milyon
kurban kesilir. Kesilen her kurbandan
en az 15 kilo et çıktığını, bunun en
az 4 kilosunun da fakirlere ve komşulara
dağıtıldığını hesaplarsanız, Kurban
Bayramında fakirlere 40 bin ton et
dağıtılmaktadır. Bu, az bir miktar
değildir. Bu 40 bin ton etin kokuşmadan,
bozulmadan dağıtımı çok
önemli bir iştir. Böyle bir teşkilat, dini bir
görev kabul edilen Kurban Bayramı olmasaydı,
bu kadar et elinizde bulunsa
bile, bu eti fakirlere nasıl gönderecektiniz?
Bu kadar etin sadece bozulmadan
dağıtımı için dünyanın parası
gerekir. Bu düşünüldüğü vakit, bazı kişilerin
duyguları ve düşünceleri buna ters
diye kurban kesmekten vazgeçilemez.
Yani kurban kesilmesine karşı çıkanların
görüşleri ölçü alınamaz.
Müthiş Bir Sosyal Dayanışma
40 bin ton et, 2 gün içinde bütün
ülkenin her tarafına dağıtılıyor. Bu
ayrıca müthiş bir sosyal dayanışmadır.
Çünkü öyle aileler vardır ki; onların evlerine
sadece Kurban Bayramı'nda et
girer. Bugün bile ülkemizde evlerine
sadece Kurban Bayramında et giren
aileler vardır. Şimdi zengin aileler diyebilir
ki: "Canım adamın canı et istiyorsa
gider, kasaptan et alır." Ancak buna
gücü yetmeyenler ne yapacak?
Bütün dünya ülkelerinde Müslüman
olsun veya olmasın, insanlar
beslenmek için et yiyorlar. Bunun için
de çok miktarda hayvan kesiliyor. Şimdi
365 günün 362 gününde hayvan kesiliyor.
Kurban Bayramı geldiğinde yine
hayvan kesiliyor. O zaman buna vahşet
diyenlerin samimiyeti ya da isabetli bir
görüşü yoktur.
Kurban'da şöyle bir farklılık var.
Diğer günlerde ve her zamanda
belediyelerin kendilerine mahsus
mezbahaları var. Bunlar genelde şehrin
dışında görmediğimiz yerlerde, kapalı
mekanlarda olup, hayvan kesimleri
oralarda yapılır. Kurban'da ise insanlar
kendi kurbanlarını kendileri kesmek isterler.
Bu yüzden kesimler de gözlerin
görebileceği yerlerde oluyor. Çocukların
bir hayvanın kesilmesini görmüş
olması aslında böyle insan öldürülüyormuş
gibi bir vahşet olarak telakki
edilmemesi gerekir. Netice itibariyle
çocuk bir süre sonra reşit oluyor. Et
yiyerek besleniyor. Yediği etin hayvanların
kesilmesinden elde edildiğini
biliyor. Çocuklarımıza hayatı ve realiteyi
öğretmek durumundayız.
Ancak, hayvanlar insanlardan
daha üstün varlıklar değil. İnsanlar
yeterli gıdayı ve besini almasın, aç
kalsın, hayvanları öldürmeyelim,
kesmeyelim sözü dünyada revaç bulmaz.
Hayvanları kesip etlerini yemeyecekse,
insanlar hayvan beslemez.
Koyunları, sığırları, kümes hayvanlarını
insanlar onların etlerini yemek için
besliyorlar. Kaldı ki hayvanların da
sınırlı ömürleri var ve bir gün ölecekler.
Bu kadar çok hayvanın bulunması, zaten
kesilmeleri içindir. Hayvanların kesilmesi
ekolojik dengeyi sağlar. İnsan
hayvan ilişkisine dar çerçeveden ve tek
yönlü bakmak doğru da değildir.
Hayvanlara acı verilmesin,
sokaklara, meydanlara işkembe, bağırsak
atılmasın, cahil adamlar eziyet vererek
kurban kesmesin... Bu isteklere
itiraz eden mi var?
Bazı vejetaryenlerin, et yemezlerin
hayvan kesmenin vahşet ve dehşet
olduğu hususundaki iddiaları
bâtıldır. Bitkilerin ve sebzelerin de canı
vardır. Bitkiler ve sebzeler de zikretmekte,
hissetmektedir. Niçin onları
kopartıp, haşlayıp, pişirip yiyorlar?
Yediğimiz sebzelerin, bitkilerin de canları
vardır. Kesmemek, can yakmamak
için et yemeyen vejetaryenlere et
yemeyip sebze yiyenlere sormak
gerek: Behey gafiller! Yediğiniz yeşillikleri,
sebzeleri siz cansız mı sanırsınız?
Bazı etyemezler, vejetaryenler
hayvan kesmeyi kötü görüyorlarmış.
Görsünler. Onların görüşleri biz Müslümanları
bağlamaz. Hem o ot yiyenler
bilmiyorlar mı ki, bitkilerin de canları
vardır. Şair ne demiş?
" Her ne yeşillik ki, yerden biter
Birdir O, şeriki yoktur der."
Koyun veya tavuk kesmekle,
patlıcan ve kabak koparıp yemek
arasında can telef etmek bakımından
fark yoktur. Vaktiyle, bir Avrupa dergisinde
bitkilerin hisleri konusunda bir
yazı yayınlanmıştı: Bir saksı bitkisini,
elektrik akımlarını ölçen hassas bir
alete bağlamışlar. Biri "Ben bu çiçeği
çok seviyorum" demiş, âletin ibresi tatlı
tatlı oynamış. Başka biri "Bu çiçeği hiç
sevmiyorum, bunu koparıp atmalı" der
demez, ibre çılgınca titremeye, ileri geri
gitmeye başlamış. O esnada oraya bir
adam gelmiş. İbre yine şiddetle hareket
etmiş. Adama:
- Sen ne yaptın da, aletin ibresinin
böyle oynamasına sebep oldun? diye
sormuşlar.
- Biraz önce bahçedeki çimleri biçmiştim,
cevabını vermiş.
Hayvan severlik veya çevre duyarlığı
tepkilerini doğru bir bakış
açısıyla dillendirmek isteyenlerin, bunları
dikkate alarak, İslâm’ın kurban olgusuna
yüklediği insanî ve sosyal anlamları
görmelerini temenni ediyorum.
Çünkü kurban kesmek, hayvan
sevmezlik veya doğal çevreye karşı
duyarsız kalmak değildir. Tam tersi bu
ibadeti yapmak, insanı merkeze koyarak
onun maddî ve manevî
ihtiyaçlarını dinî duyarlıklar üzerinden
sağlamak, hayatı ve çevreyi yeniden
inşa ederken bozulan ilişkileri düzeltmek,
toplumda bir arada yaşamanın
gerektirdiği insanî duyarlıkları ve
yardımlaşmayı öne çıkararak dengeli
tüketimi gerçekleştirmek ve bunlar için
yapılması gerekenleri plânlayıp organize
etmektir.
Hayvan sever ve çevreci bazı
kesimlerin, kurban kesimi esnasında
sergilenen bilinçsiz ve sağlıksız
davranışlara karşı gösterdikleri tepkileri
olumlu birer eleştiri olarak değerlendiriyor,
bu ibadeti yapanların çevre bilinci ve bütün canlılara şefkat ve merhamet
yönüyle daha bir duyarlı olmaları
gerektiğine inanıyorum. İslâm’ın
öngördüğü de budur. Ancak burada
olayın özü ile biçimini, asıl amaçla
pratikteki bazı sorunları birbirine
karıştırmamak gerektiğini düşünüyorum.
Uygulamadaki sorunları ibadetin
özüne ilişkin bir tartışmaya dönüştürmenin,
uygulamayı iyileştirme ve aksaklıkları
giderme çabalarını olumsuz
yönde etkileyeceği aşikardır. Bu nedenle,
sorunun özde ve amaçta değil,
fiiliyatta ve biçimde görülmesinin daha
gerçekçi ve yapıcı bir yaklaşım olacağı
kanaatindeyim.
Ucuz edebiyatlarla İslâmî geleneklere
toz kondurmak mümkün
değildir. ALLAH Teâlâ’nın ilahî sünneti
vardır. Etlerinin yenilmesi helal olan
hayvanlar kesilecek ve insanlara gıda
olacaktır. Şeriat bunun şartlarını koymuştur.
"Bismillah... ALLAHu Ekber..."
denilerek Yüce Yaratan'ın adı anılarak
kesilecektir. Hayvana eziyet edilmeyecektir.
Bilen biri keskin bıçakla kesecektir.
Hayvanın gözleri bağlanacaktır,
itilip kakılmayacaktır.
Hayvan boğazlamayı kötülük
sayanlar, şu canlılar âlemine baksalar
ne ibretli ve ne hikmetli şeyler göreceklerdir.
İslâm'ın hayata uygulanması bir
kültür ve seviye meselesidir. Kültür
derken, yaşama biçimini kasdediyorum.
Kültürü düşük bölgelerdeki Müslümanlar
bazı inceliklere dikkat edemiyorsa
bunun suçu elbette İslâm'a ait
değildir.
İslâm dini, nizamı, medeniyeti
ifrat ve tefritten uzak, orta bir yoldur.
Salih, iyi, örnek Müslümanlar az yerler,
eti ve kuvvetli gıdaları az tüketirler, israftan
kaçınırlar.
Canlıların beslenmesi
konusunda ilahî sünnet vardır. Canlı
türleri, başka canlıları yiyerek yaşar,
ekolojik denge böyle meydana gelir. İnsan
da, eti yenmesi helâl ve mubah
kılınmış hayvanları, ALLAH Teâlâ’nın
adıyla keserek gıdasını temin eder. Etlerinin
yenilmesine izin verilen ehlî ve
vahşî hayvanlar insanların gıdasını
teşkil etmektedir. Bütün dünyada her
gün milyonlarca hayvan kesilmekte,
milyarlarca balık tutulmaktadır. Buna
karşı gelmek, bunu vahşet olarak tavsif
etmek, ilahî sünneti anlamamış olmanın
neticesidir.
Bazı hususlarda Müslümanların
uygulamalarında eksiklik olabilir, ama
İslâm dininde asla eksiklik yoktur.
Dünyada hiçbir din, İslâm dini
kadar hayvanlara, bitkilere, çevreye
rahmet ve şefkat gözüyle bakmamıştır.
Salih Müslüman küçük bir karıncayı
bile ezmez. İyi Müslüman, lüzumsuz
yere ot bile koparmaz. Müslümanlar,
kesilecek hayvanları keskin bıçaklarla,
onlara acı vermeyecek şekilde keserler.
Bu, onlara ALLAH Teâlâ’nın ve
Resûlünün vermiş olduğu bir izindir.
İnce ruhlu Müslümanlar olta ile
balık tutmazlar, çünkü bunda iki kötülük
vardır: Biri balığı aldatmak, ikincisi,
balığa büyük acı vermek. Müslümanlar
zevk için avcılık yapmayı, cana kıymayı
uygun görmezler. Hayvan sevgisi
konusunda en zengin literatür ve
menakıb İslâm medeniyeti dairesi
içindedir.
Bu ülkede yılın her gününde milyonlarca
küçükbaş, büyükbaş hayvan
ve tavuk, hindi ve sair canlı kesilmektedir.
Müslümanların yılda bir kere
kestikleri bayram kurbanlarına dil uzatmak,
bunu vahşet olarak görmek akıl,
vicdan, iz'an, insaf, itidal sahibi bir
vatandaşa yakışmaz.
Kurban Bayramı yaklaşıyor, dinî
konularda kafalar çok karışık. Yapılacak
iş şudur: Muteber dini kitaplarımızdan
bilgiler öğrenilecektir. Kurban;
Kitabla, Sünnetle, onbeş asırlık icma ile
sabit bir ibadettir. Yerine getirelim,
imkânı olan her Müslüman kurban
kessin. Hayvanlara kesinlikle acı verilmesin.
Kesilmeden önce gözleri
bağlansın. Etler fakirlere ve muhtaçlara
dağıtılsın. Sokaklar, meydanlar kirletilmesin.
Şimdi, gizli ve esrarlı egemen
güçler Müslümanların 15 asırdan beri
her yıl Kurban bayramında yapa geldikleri
bir ibadete karşı bir kampanya
açmışlardır. Neler denmiyor ki...
Vahşetmiş, zavallı hayvanlar merhametsizce
kesiliyormuş, bu bir dinî
bayram değil, bir kavurma şöleniymiş...
Sokaklarda, caddelerde, arsalarda,
gelişi güzel her yerde kurban kesiliyormuş;
bağırsaklar, işkembeler, akciğerler
sağa sola atılıyormuş; çoluk çocuk
kesilen kurbanları, akan kanları görüyor
ve ruhî buhrana düşüyormuş; hayvanlar
acı çekiyormuş...
Bazıları da suret-i haktan
görünerek: Dinimizde böyle şey olmaz,
kurban demek, iyilik ve hayır hasenat
yaparak ALLAH Teâlâ'ya yaklaşmak
demektir. Kurban yerine, onun parasını
sadaka olarak dağıtsanız da olur, diye
uyduruk fetvalar veriyor.
Siyasi iktidarların, mahallî
idarelerin, diğer sorumlu makamların
temiz ve sıhhî kurban kesme yerleri
hazırlaması gerekir.
İmdi acilen yapılacak iş şudur:
Bütün dinî gazete ve dergiler, bütün
İslâm'a saygılı televizyonlar ile kurban
konusundaki yersiz tenkitler
çürütülmeli ve temel gerçekler hatırlatılmalıdır.
1- Kurban, Kur'ân, Sünnet ve
icma ile sabit dinî bir ibadettir. Kurban
bayramı "kavurma şöleni"
değildir.
2- Kültür seviyesi yetersiz,
cahil kalmış veya bırakılmış bazı
Müslümanların yaptıklarına bakarak
İslâm hakkında hüküm vermek, insafsızlık
ve vicdansızlık olur.
3- Fıkıh ve ilmihal kitaplarında
yazıldığı şekilde malî imkanı olan
her Müslüman kurban kesmekle
mükelleftir.
4- Kurban kesmeyip de bunun
parasını sadaka olarak vermek
doğru değildir. Kurbanı kesecek,
ayrıca bol bol da sadaka verecektir.
5- Kurban etlerinin, bilhassa
derilerinin İslâm'a karşı olan birtakım
derneklere, kuruluşlara verilmesi
doğru değildir. Çünkü onlar
bu yolla elde edecekleri maddî gücü
ve parayı İslâm'a, Müslümanlara
karşı kullanacaklardır. 6- Şehirlerde kurban kesmek
istemeyenler, göç etmiş oldukları
köylerinde, küçük şehirlerde bizzat
veya vekaleten kurban kesebilirler.
Bir kısım gazeteler ve televizyonlar
Müslüman halkın kafasını karıştırmak,
kurban kestirtmemek için âdeta
bir seferberlik ilan etmiş bulunuyor.
Halkı bunların yalanlarına, yıkıcı tenkitlerine
karşı uyarmak gerekir.
Onlar, yılbaşında kesilen onca
hindiye acıdırlar mı? Acımak mı? Tam
tersine o hindileri şaraplara, şampanyalara,
cinlere, votkalara meze yapmışlardır.
Her gün kanlı kanlı biftek yiyen,
beş yıldızlı lüks otellerde ve pahalı
restoranlarda domuz pirzolası atıştıran
çağdaş, ilerici, laik, sözde uygar
adamlar, Müslümanların ibadet maksadıyla
kestikleri hayvanlar karşısında
birer merhamet heykeli kesiliyor.
Bütün Avrupa ve Amerika
ülkelerinde Museviler kendi yiyecekleri
hayvanları hahamlara, Musevî şeriatının
kurallarına göre kestirmekte, etlerin
üzerine 'Koşer' damgası vurdurtmakta
ve kendi inançlarına göre
yaşamaktadır. Türkiye'de de, et kesiminde
İslâmî kurallara uyulması
gerekir. Bunun laikliğe aykırı görülmesi
yanlıştır.
Büyük Millet Meclisi'nde yıllardan
beri bekleyen, bekletilen "Hayvan
Hakları Kanunu" bir an önce çıkartılmalıdır.
Müslüman kesim, et kesimi, domuz
eti, ithal etler konusunda gözlerini
açmalıdır. Ülkeye her yıl parça et
halinde binlerce ton domuz eti sokulmakta
ve halka yedirilmektedir. Ülke
içinde de domuz yetiştirme işi teşvik
edilmekte, yerli domuzlar da kesilip
halka satılmaktadır. Lüks semtlerdeki
büyük marketlerde domuz eti satılmaya
başlanmıştır. Dinî tarafı kuvvetli olmayan
birtakım veterinerler, uzmanlar,
"ille de Avrupai usûlle kesim yapılsın"
diye gayret göstermektedir.
Müslümanların hayata atılması
lazımdır. En büyük et tesisleri, en büyük
tavuk çiftlikleri dindar vatandaşların
elinde ve kontrolünde olmalıdır. Dinimiz,
kesildikten sonra sıcak suya
batırılan tavukları ve diğer kümes hayvanlarının
etlerinin necis ve murdar olacağı
konusunda hüküm koymuştur. Birtakım
kimseler bu gibi dinî hükümleri
kaldıramazlar. Kaynar su metoduyla
tüyleri yolunmuş tavukları yemeyiniz.
Zamanımız fitne ve fesat asrıdır.
İslâmî konuların, dinî meselelerin
ayağa düşmesine izin vermemeliyiz.
Bazıları Şeriatsız ve fıkıhsız bir İslâm
hümanizması türetip bunu gerçek dinin
yerine koymak istiyor. Bu gibi oyunlara
karşı uyanık olmalıyız.
Ülkemizde çok büyük kötülükler,
israflar, münker işler cereyan ediyor.
Küfür, şirk, dalâlet, nifak, şikak, fitne, fesat,
zulüm, israf, teaddi almış
yürümüştür. Bunca kötülük içinde,
kafalarını Müslümanların ALLAH
Teâlâ’nın rızası için kestikleri kurbanlara
takan kimseler insaflı kişiler değildir.
Niçin üzerinde T.C. damgası bulunan
resmî vesikalarla fuhuş yapılmasına,
kadın satılmasına karşı çıkmıyorlar?
Niçin her yıl binlerce ton et, ekmeğin
çöpe atılmasına isyan etmiyorlar? Niçin
uyuşturucu mafyasının okul çocuklarının
yüzde yetmiş dördünü zehirle
tanıştırması karşısında feryad ü figan
kopartmıyorlar? Bütün dünyada her
gün milyonlarca hayvan kesiliyor ve etleri
yeniliyor da Müslümanlar kurban
kesince mi vahşet oluyor, suç oluyor?
Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Hiç
şüphe yok ki, benim ümmetim
dalâlet, sapıklık üzerinde toplanmaz,
birleşmez. Bu itibarla siz ümmetim
arasında bir ihtilâf gördüğünüz zaman,
siz sevad-ı a'zama büyük karaltıya,
Müslüman çoğunluğa tabi olunuz,
onlardan ayrılmayınız."54
buyurmuşlardır.
İtikad, ibadet, muamelât, ahlâk,
tasavvuf konularında sevad-ı a'zam
ehl-i sünnet topluluğudur. Şaz fikir ve
görüşlere sahip, reformcu kimselerin
peşine düşmeyiniz.
Âhir zamanda yaşıyoruz. Küçük
alâmetlerin hepsi zuhur etmiş, büyük
alâmetlerin bazısı da gerçekleşmiştir.
Büyük bir fitne ve fesat, nifak ve şikak,
isyan ve tuğyan fırtınası içindeyiz.
Sanki içi ateş dolu bir uçurumun kenarındayız.
Bu devir ALLAH Teâlâ'ya ibadet
zamanıdır. Müslümanlar beş vakit namazı
kılsınlar. Hür ve mukim erkekler
Şeriat'ın ve fıkhın emri gereğince farz
namazları cemaat ile eda etsinler. Farz
ve nafile oruçlar tutulsun. Zekat hesaplanıp
verilsin. İş sadece zekatla bitmez.
ALLAH Teâlâ’nın yolunda bol bol
sadaka, yardım dağıtılsın. Sakın ola ki,
sadaka deyince sokaklardaki profesyonel
fakirlere verilen birkaç kuruş anlaşılmasın.
Sadaka yoksul, çaresiz,
perişan insanlara yardım etmektir.
Ülkemizde on milyonlarca vatandaş
sıkıntı içindedir. Onlar aç ve sefil bir
vaziyette sürünürken hali vakti iyi olan
Müslümanların gel keyfim gel bir hayat
sürmeleri caiz olmaz. İnsanlardan
başka hayvanlara da yardım edilmelidir.
Müslüman yeryüzünde ALLAH
Teâlâ’nın halifesidir, bütün mahlukata
rahmet ve şef katle muamele etmelidir.
Bazı kimseler zannediyor ki, İslâm
kumaş o makas, kesip biçecekmiş
kendi aklına, hevasına, hevesine,
kaprislerine, menfaatlerine göre saçma
sapan fetvalar verecek, uyduruk ictihadlar
yapacakmış, Müslümanlar da
kabul edecekmiş, yok canım!
Sünnî ve sahih itikadlı kimseleri
tenzih ederim, lakin reformcu kişilere
kalırsa ne din bırakırlar, ne şeriat.
"Kur’an-ı Kerim'de var mıymış?.." Behey
mübarek, Kur’an-ı Kerim'de yoksa,
Sünnette olamaz mı? Sünnet kaynak
değilmiş... Kim çıkartmış bu ucube
görüşü? Yahu biz Müslümanlar "Lâ
ilahe illALLAH, Muhammedün Resûlullah"
diyoruz. Müslümanlık,
Hz.Muhammed (S.A.V.) Efendimizin
Hak Teala katından bize tebliğ ettiği
dindir. Biz dinimizin teferruatını elbette
Resûlullah (S.A.V.) Efendimizden
öğreneceğiz. Kur’an-ı Kerim'in yorumu elbette Sünnet'in ışığında yapılacaktır.
Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi, O’nun
mübarek sünnetini bırakıp da reformcu
kimselere bağlanacak kadar aklımızı
yitirmedik.
Reformcu kimselerin mezhebi
ibahiyye, yâni dinimizin yasak kılmış
olduğu nice mahzurlu şeyi mubah
gösterme mezhebidir. Bu yol insanı
ebedî saadete değil, cehenneme
götürür.
Adamın çok ilmi varmış. Biraz
ilmi olabilir ama çok ilmi yoktur. Çok
ilmi olsa bile ne işe yarar. Şeytanın da
ilmi vardı. İlmin ve aklın yanında firaset,
fetanet, basiret olması gerekir. Nice
âlim sanılan kişi ALLAH Teâlâ’nın varlığını
bile inkâr ediyor. Onlara, alim denilebilir
mi?
Müslümanları uyarıyorum.
Dininizi Öğrenmek, ALLAH Teâlâ’nın
rızasını kazanmak istiyorsanız, muteber
bir ilmihal kitabı, bilhassa merhum
Ömer Nasuhi Bilmen hocanın "Büyük
İslâm İlmihali" adlı eserini alınız. “Büyük
İslâm İlmihali” her Müslümanın evinde
mutlaka bulunması ve okunması
gerekli bir ilmihal kitabıdır. Bu ilmihali
alırken mutlaka ama mutlaka
“Sadeleştiren Mehmet TALÛ” başkanlığında
ilmi bir heyet baskısını alın.
İtikada, taharete, namaza, oruca,
zekata, hacca, İslâm ah-lakına, iyi ve
güzel huylara, kötü ve helak edici
ahlaka ait bilgileri o güvenilir kitaptan
öğrenip, elden geldiği kadar hayatınıza
uygulayınız.
Dünya hayatı nedir ki? Gururdur,
faniliktir. Ne gençliğin ve güzelliğin,
ne servetin, ne makamın, ne riyasetin,
ne çoluk çocuğun bekası vardır. Bizden
önce şu dünyadan kimler gelip
geçmedi ki. Müslümanlar dünyaya,
onun alayişine, oyunlarına, gururuna
aldanmasınlar. Kur’an-ı Kerim, Sünnet,
Şeriat, büyük alimler ve veliler ne diyorlarsa
onlara tâbi olsunlar.
İlahî dinlerin sonuncusu olan İslâm;
ferdi, ruhi-derûni hikmetlere ve insanî
erdemlere ulaştırmayı öngörürken;
toplumlar için, birleştirici ve bütünleştirici
bazı emir ve uygulamaları da müesseseleştirmiştir.
İslâm dininin bu üstün
özelliği, zekat, hac ve kurban gibi
sosyal boyutlu malî ibadetlerde daha
belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu
ibadetler, asırlardan beri bütün Müslüman
toplumlarda, genel esasları ve özü
hiç bir değişikliğe ve müdahaleye uğramadan
devam etmiş ve yeni nesillere
intikal ettirilmiştir.
Kurbanlar, dinî hayatımızın parlak
tezahürlerindendir. İman ve ALLAH
Teâlâ'ya kulluk alâmetlerindendir. Hayatın
en tatlı günleri, ALLAH Teâlâ ve
Resûlü'nün sevgisi ve emirleri gölgesinde
yaşayan ve ebediliğe geçen
günlerdir. Din aşkı gönüllerin saadet
sermayesidir. ALLAH Teâlâ'ya itaatsizlik
içinde geçen ömürler heder olan
kıymetlerdir, Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimize bizi ümmet yapan ALLAH'ü
Zülcelâle sayısız Hamd-ü senalar ederiz,
Şefâatına nailiyet suretiyle Cennetine
girenler arasında olmamızı
Cenab-ı Hakk'tan niyaz ederiz.
Bu duygu ve düşüncelerle,
bütün bayramların bayram gibi
yaşandığı; özgürlük, barış, huzur ve
mutluluğun egemen olduğu; insan hakları,
adalet ve hukukun gözetildiği;
savaş, terör ve yoksulluğun geride
kaldığı bir dünya için bayramların birer
imkân olduğu temennisiyle, bütün
müminlerin bayramını en içten dileklerimle
tebrik ediyor, bu mübarek bayramın
hepimizin, bütün insanlığın hidayetine,
huzur ve barışına, başta
memleketimiz olmak üzere bütün İslâm
aleminin maddi ve manevi hayırlara-
bereketlere vesile olmasını,
toplumumuzun her kesiminde bayramın
bütünleştirici ve kaynaştırıcı
havasının hâkim olmasını, bayramın
bütün insanlığa barış ve huzur getirmesini,
daha nice sağlıklı, mutlu ve
umutlu bayramları huzur içinde idrâk
etmeye ve rızâsını kazanmaya bizi muvaffak
kılmasını ALLAH Teâlâ'dan halisane
niyaz ederiz. Ya Rabbi! Müslümanları
dünyada da ahirette de felaha,
selam ve saadete kavuştur. Böyle bir
çok bayramlara kavuşmakla mesut ve
bahtiyar eyle. Amin.
................................................................................
1 Maide Sûresi: 27
2 Saffat Sûresi: 102-107
3 Kevser Sûresi: 2
4 Hacc Sûresi: 28
5 Hacc Sûresi: 34
6 Hacc Sûresi: 36
7 Hacc Sûresi: 37
8 Tirmizi, Edahi: 19
9 Buhari, Edahi: 9,14; Müslim, Edahi: 17
10 Tirmizi, Edahi: 19,20
11 Tirmizi, Edahi: 11
12 Müslim, Hac: 1218; Ebu Davud, Menasik:56
13 İbn-i Hibban, Hac:19, No:3943
14 Tirmizi, Edahi:1; İbn-i Mace, Edahi: 3
15 İbn-i Mace, Edahi:3; Ahmed b. Hanbel, 4/368
16 Tirmizi, Edahi:18; İbn-i Mace, Edahi:2
17 İbn-i Mace, Edahi:2; Ahmed b. Hanbel, 2/321
18 Serahsi, Mebsut, 12/8, Kâsâni, Bedayi, 5/61-62
19 Alemgir, el- Feteva'l-Hindiyye, 5/293
20 Kasani: a.g.e. 5/62-64, İbnü’l-Hümam, Fethu’l-Kadir, 8/66-67, İbni
Abidin, 5/219-222, Meydanî, el-Lübab, 3/232
21 İbn-i Abidin, 5/222; Meydâni, 3/232; Zeylaî, Tebyinü’l-Hakâik, 6/3
22 İbn-i Mace, Edahî:7; Ahmed b. Hanbel, 4/368
23 Mebsut, 12/9-10; Bedayi, 5/69-71; Alemgir, el-Fetava’l-Hindiyye,
5/292.
24 Müslim, Hac:362; Ahmed b. Hanbel, 3/302
25 Bedayi, 5/71-72; Damad, 2/521
26 İbn-i Hacer El-Askalani, Telhisü’l-Habir, Dahaya, No:1953, 4/1484;
Acluni, Keşfu’l-Hafa, No: 337, 1/121; Deylemi, Firdevs, No: 268, 1/85;
Münavi, Feyzu’l-Kadir, No: 992, 1/634
27 Ebu Davud; Dahaya:6; Nesai, Dahaya:6; İbn-i Mace, Edahi:8;
Darimi, Edahi:3
28 Mebsut, 12/15-18; Bedayi, 5/75-77; Damad, 2/519-520
29 Zeylai, Tebyinü’l-Hakaik, 6/5; Kâsânî, a.g.e. 5/76-78; İbn-i Abidin:
5/231
30 Buhari, İdeyn:8-10, Edahi:1,11; Müslim; Edahi:7; Nesai; İdeyn:8;
Ahmed b. Hanbel, 4/232-303
31 Buhari, Edahi:1, Zebaih:17; Müslim, Edahi:1-4,10,11; Nesai,
İdeyn:8, 30
32 Tirmizi, Edahi:11, No:1508, 4/93
33 Beyhekî, es-Sünenü’l-Kübra, Dahaya, No:19791, 14/248,
34 Muvatta, Dahaya:6
35 İbn-i Abidin, 5/229; Serahsi, Mebsut, 12/8-13; Kâsânî, a.g.e. 5/61-
79; Âlemgir, a.g.e. 5/291-301; Damad, 2/519-521
36 En’am Sûresi: 162-163
37 Kâsânî, a.g.e, 5, 78-79
38 Hac Sûresi: 28
39 Hac Sûresi: 36
40 Buhari, Edâhi: 16; Müslim, Edâhî :5
41 Hakim, Müstedrek, 2/389
42 Müslim, Hac;61; Dârimi, Menasik: 89
43 Müslim, Edâhi:28; Ebu Davud, Edâhi:9; Nesai, Dahaya:37
44 Hakim, Müstedrek, Edahi, 4/222; Beyhekî, es-Sünenü’l-Kübra,
Hac, No:10357, Taberani, el-Mu'cemu'l-Kebir, No: 600, 18/239
45 Hacc Sûresi: 37
46 Maide Sûresi:27-28
47 Buhârî, Eymân:22, Bed’ü’l-vahy:1, Îmân:41, Nikâh:5, Menâkıbu’lensâr:
45, İtk:6, Hiyel:1; Müslim, İmâre:155; Ebû Dâvûd, Talâk:11, Tirmizî,
Fezâilü’l-cihâd:16; Nesâî, Tahâret:60, Talâk:24, Eymân:19;
İbn Mâce, Zühd:26
48 Müslim, Birr:10; İbn-i Mace, Zühd:9; Ahmed b. Hanbel, 2/285-539
49 Hacc Sûresi: 36
50 Âli İmran Sûresi: 92
51 Saffat Sûresi:100-102
52 En’am Sûresi: 162
53 Tirmizi, Edahi: 19, 20
54 İbn-i Mâce, Fiten: 8, No: 3950, 2/1303