Kur'an'da Yahudi Karakterinin Tasviri

e-Posta Yazdır PDF

Yüce Allah’ın tarih süreci içerisinde peygamberleri göndermesindeki gaye ve hikmet, gözleri kapanmış hakikat körü haline gelmiş toplumları aydınlatmak ve onları hakka davet etmektir. Bir topluluk kulluk dairesi içerisinde hayatiyetini sürdürür ve haddi aşarak azgınlaşmazsa, o topluma elçi gönderilmez. Tarihe baktığımızda azgınlaşmış, insani özelliklerini kaybetmiş ve tamamen vahşileşmiş toplumlara peygamberler gönderilmiştir. Nuh (a.s.) puta tapan topluluğu hidayete çağıran bir peygamber olarak gönderildi ve onları gece gündüz demeden hakka davet etti. Ancak onlar her defasında onu reddettiler. Kur’an Bu olayı şöyle anlatır: “(Nuh) Rabb’im dedi, ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim, Benim davetim, onlara kaçışlarını artırmaktan başka bir katkıda bulunmadı.”1 İbrahim (a.s.)ın Nemrutla olan mücadelesi Kur’an da genişçe yer almakta ve davetine karşılık reva görülen cezanın ne kadar insanlık dışı olduğu herkesçe bilinmektdir. Hayatlarını yakından bildiğimiz tüm peygamberlerin karşılaştıkları manzara kısaca bahsettiğimiz yüce iki peygamberin hayatından faklı değildir. Kâinatın Efendisi Efendimiz (s.a.v.)in geldiği Arap toplumun o devirde ne kadar vahşi olduğu ve sayısızca putlarının varlığı da çok iyi bilinmektedir.
   Kur’an da  en çok bahsedilen peygamber Hz. Musa (a.s.) ve kavim olarak da İsrail (Yahudiler) oğullarıdır. Musa (a.s.)ın çokça bahsedilmesi kavmi ile olan mücadelesinin çok fazla olmasından kaynaklanmaktadır. İsrail oğullarından çokça bahsedilmesi, onların çok değerli olmalarından değil, azgın oluşlarından kaynaklanmaktadır. İsrail aslen Yakup (a.s.)ın adıdır. Yakup (a.s.)ın neslinden gelenlere de bu ad verilmiştir. Bu kavmin azgınlığı kardeşleri Yusuf (a.s.)ı öldürmeye teşebbüs etmelerinden ve sonuçta kuyuya atmaları, sonrada köle olarak satarak utanmadan parasını yemelerinden başlamaktadır.

   Bu kavim çok açık mucizeler görmelerine rağmen Hz. Musa (a.s.)a çeşitli sıkıntılar çıkaran, puta tapan, peygamberlerini öldüren bir güruhtur. Musa (a.s.) Tur-i Sina’ya Yüce Rable kelama gittiğinde, onların başlarına Harun (a.s.)ı bıraktı. Döndüğünde Samiri denilen ve aslen Yahudi olan birinin yapmış olduğu buzağıya onları tapar olarak buldu. Kur’an da olay çok geniş olarak anlatılır: “Seni kavminden çabucak ayrıl(ıp gel)meğe sevk eden nedir? (niçin onları hemen bırakıp geldin) ey Musa?” (dedik). Dedi: Onlar benim arkamdan geliyorlar, Ya Rabb’i razı olasın diye sana çabuk geldim. (Allah): Biz senden sonra kavmini sınadık. Samiri onları saptırdı dedi. “Onlara, böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Dediler ki, bu sizin de tanrınız, Musa’nın da tanrısıdır. Fakat o unuttu (da gitti, Tanrıyı Tur yöresinde arıyor).”2

   Yine bir başka olayda şöyle vuku buldu. Musa (a.s.) Yahudileri Firavunun zulmünden kurtardı. Beraberce mısırdan medyene doğru giderken Firavun ordusuyla arkalarından yetişecek oldu. Önlerinde de kızıl deniz vardı. Yahudi toplumu Musa (a.s.)a; Mısırda ne güzel yaşıyorduk. Şimdi Firavun ordusu ile bizi yok edecek dediler. Hâlbuki Yahudiler mısırda köleleştirilmişlerdi. Yani köleliği hürriyete tercih ettiler. Musa (a.s.) Asasını kızıl denize vurdu ve karşıya geçebilecekleri yollar açıldı. Onlar karşıya geçtiler Firavun ve ordusu boğuldu. Bu büyük mucizeyi görmelerine rağmen meyden tarafında yaşayan Amalikalıların öküze taptığını gören Yahudiler Musa (a.s.)a; Bize de bir put yapsan da ona tapsak dediler. Kur’an bu olayı bize şöyle anlatıyor: “İsrail oğullarını denizden geçirdik, kendilerine mahsus bir takım putlara tapan bir kavme rastladılar: ‘Ey Musa dediler, (bak) bunların nasıl tanrıları var, bize de öyle bir tanrı yap!’ (Musa) dedi: ‘Siz, gerçekten cahil bir toplumsunuz.”3

   Yahudi karakterlerinden bir diğeri de, gerçeklere inanmazlar, tahrif edilen hurafelere inanırlar. Kendi kitapları olan Tevrat’ı tahrif ettikleri gibi, kendi evlatlarından vasıf olarak daha iyi tanıyıp bildikleri Efendimiz (s.a.v.) hakikati getirdiğinde ona şöyle dediler: “Kalbimiz perdelidir, dediler. Hayır, ama inkârlarından dolayı Allah onları lanetlemiştir.”4 Yahudi eşrafından bir kadın zina etmişti. Kendi kitaplarındaki ‘Recm’ cezasını uygulamak istemediler.  Daha hafif bir ceza olur ümidiyle Efendimiz (s.a.v.)e geldiler. Efendimiz (s.a.v.) onlara; kendi kitaplarındaki cezanın ne olduğunu sordu onlar ‘Recm’ cezasını inkar ettiler. Efendimiz (s.a.v.)de onların kitaplarını getirterek yalanlarını ortaya çıkardı. Kur’an bu olaya şöyle değinir: “Baksana kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olanlara, aralarında hüküm versin diye Allah’ın kitabına çağırılıyorlar da sonra onlardan bir topluluk yüz çevirerek dönüyorlar.”5

   Bu topluluk anlaşmalara uymazlar. Kendi peygamberleri olan Musa (a.s.)a defalarca söz verdiler, ancak verdikleri sözlerine uymadılar. Allah Azze ve Celle bunlardan söz aldı. O’na da verdikleri sözde durmayarak hemen isyan ettiler. Rabbimiz bir ayette şöyle anlatıyor: “Andolsun Musa, size açık deliller getirmişti, sonra onun ardından tuttunuz buzağıya taptınız; siz öyle zalimlersiniz işte! Bir zaman üzerinize tur(dağın)ı kaldırıp sizden kesin söz almıştık: size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun, dinleyin (demiştik). Dinledik ve isyan ettik. dediler…”6  Şu topluma bakın ki, üzerlerine tur dağı kalkıyor ve nerede ise düşecek vaziyette, bu halde söz veriyorlar, tehlike geçer geçmez hemen sözlerini bozarak isyan ediyorlar. Bir başka ayette de: “Sen kendileriyle antlaşma yaptığın halde onlar, hiç çekinmeden, her defa antlaşmalarını bozarlar.”7 “Ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, onlardan bir grup o ahdi bozup atmadı mı? Zaten çokları inanmazlar.”8 O zamanki Yahudilerle bugünküler arasında bu manada ne fark var? Filistinlilerle antlaşmak için yıllardan beri güya masaya oturmak görüntü veren bu lanetliler her defasında verdikleri sözlerini bozmadılar mı?  Evet, bunların dedelerinden hiçbir farkı olmadığı gibi keferelikleri bakımından daha da fazlalıkları var. Yani karakter değişmiyor.

   Bu kalleş topluluk aynı zamanda sınır tanımayan bir güruhtur.  Bu Yahudi toplumu azgınlıklarından kendilerine çokça peygamber gönderilmiş bir topluluktur. Ancak bunlar Hz. Musa (a.s.)’a takındıkları anormal tavırları daha fazlası ile diğer peygamberlere takınmışlardır. Hatta Davud (a.s.)a zina iftirasında bulunan bunlardır ve tahrif edilmiş Tevrat’a bu ve benzeri pek çok iğrenç düşünceleri sokuşturmuşlardır.. Süleyman (a.s.)’a ise sihirbaz dediler. Zekeriya ve Yahya (a.s.)’ı öldürdüler. İsa (a.s)’ı da öldüreceklerdi. Ancak Allah Azze ve Celle buna müsaade etmedi. İşte Allah’ın ayetlerini inkâr eden ve peygamberlerini öldüren bu toplumun alçak bir toplum olduğunu Yüce Allah Kur’an da şöyle anlatıyor: “Size eziyetten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşsalar bile, size arkalarını döner kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez. Nerede olsalar onlara alçaklık (damgası) vurulmuştur. (ezilmeğe mahkûmdurlar) Meğerki Allah’ın ahdine ve insanların ahdine sığınmış olsunlar. Allah’ın gazabına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Böyle oldu, çünkü olar Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı ve çünkü onlar isyan etmişlerdi, haddi aşıyorlardı.”9

   Yüce Rabbimizin alçak ve zelil olarak nitelediği bu toplum, yaklaşık iki bin sekiz yüz yıla varan bir zaman dilimi içerisinde Musa (a.s.) dönemi hariç devlet olamamışlar ve Buhtunnassar adındaki müşrik bir kralın bunları toplu katliama duçar etmesi ve kalanların dünyaya dağılması neticesinde hep alçak ve zelil olarak yaşamışlardır. Son yarım asırdan beri kurdukları terör devletin akıbetinin ne olacağı ise pek parlak olmayacağı ve Buhtunnassar döneminde başlarına gelen durumun tekrar geleceği kaçınılmaz olacaktır.
   Fesad ve terör çıkarma hususunda hiçbir zaman geri durmazlar. Bu Yahudi toplumu tarih sürecinde bulundukları bölgelerde insanları bozma ve ortamı karıştırma hususunda ellerlinden gelen her şeyi yapmışlardır. Bu topluluk Allah’ın dinini tahrif ettikleri gibi Allah Teâlâ hakkında asla hiç uygun olmayan sözler sarfetmişlerdir. Bunların böyle yapmaları kendi menfaatleriyle çelişen durumları karşısında takındıkları tavırdan kaynaklanmaktadır. Çünkü bu topluluk kendi menfaatlerini her türlü değerin üzerinde tutarlar. Dinde buna dâhildir. Terör, fitne ve fesad çıkarma hususu da böyledir. Kendi menfaatleri oldu mu yapamayacakları hiçbir şey yoktur.

   Bugün Filiskinde estirdikleri terör yalnız orada kalmamakta, ilgi alanlarına giren dünyanın her yerinde aynı terörü uygulamaktadırlar. Hatta Filistin’e gelmek istemeyen dünyanın başka yerlerinde bulunan Yahudilere bile aynı terör faaliyetini uygulamaktadırlar. Bakın Yüce Kur’an bunların menfaatperest yapılarını nasıl anlatmakta: “Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır, (sıkıdır) dediler.* Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lanet olasılar! Bilakis, Allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir.* Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü artırır. Aralarına, kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.”10 Dünya üzerinde insanlığı bozacak tüm fesat kaynakları bunların kontrolündedir. Kendi toplumları dışında kalanları ahlaken ve her yönden bozmak onlar için mubah sayılmıştır.

   Bu güruh çok korkak olup özelliklede Allah’tan daha çok Müslümanlardan korkarlar. Korkak insan saldırgan olur. Bu Yahudi toplumu tarihten beri hep güçlünün yanında olmuş garibanları ezmeye çalışmıştır. Savaşmak durumunda kaldıklarında ise göğüs göğse savaşamayıp ancak sağlam kaleler ardında savaşma cesareti gösterebilmişlerdir.

   Kâinatın Efendisi Efendimiz (s.a.v.)le antlaşmış olmalarına rağmen gizlice Mekkeli müşriklerle birlikte olup Müslümanları arkadan vurmaya çalıştılar. Allah Azze ve Celle onlara fırsat vermedi ve cezalarını gördüler. Onların korkak oluşlarını ve özelliklede Müslümanlardan korktuklarını Kur’an bize şöyle anlatıyor:

    “ Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah’a olan korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. Onlar müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın, hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanamayan bir topluluktur.”11

   Karşılarında ciddi ve cesur Müslüman göremedikleri için böyle davranıyorlar. Bir gün karşılarında ciddi ve yalnızca Allah’tan korkan bir toplulukla karşılaşırlarsa gerçek yüzleri o zaman ortaya çıkacaktır. İnsani yardım gemisinde tekme yiyen İsrail askerinin nasıl ağladığını dünya gördü. Allah bizlere gerçek dini şuur nasıp eylesin. Amin.
..................................................................
1)Nuh, 71/5-6 2)Taha, 20/83,85,88 3)A’raf, 7/138 4)Bakara, 2/88 5)Al-i İmran, 3/23
6)bakara, 2/92-93 7)Enfal, 8/56 8)Bakara, 2/100 9)Al-i İmran, 3/11,112
*Önceden bolluk içerisinde yaşayan ve yaşadıkları yerlerde halkın en zengini olan Yahudiler, Allah’a isyanları yüzünden darlığa ve sıkıntıya düşmüş ve bu sözü Finhas ibni Azura söylemişler ve ayet bundan dolayı nazil olmuştur. (Hak Dini Kur’an Dili- Ayetin tefsiri) *Allah’ın elinin açık olması cömertlikten kinayedir. Hâşâ, yoksa Allah’ın bizim gibi eli kastedilmemektedir.
10)Maide, 64 11)Haşr, 59/13,14