YENİ NESLİ AYDINLATACAK GÖNÜL ERLERİ

Yazdır

 

Yirminci yüzyılın tamamı ve yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği her açıdan dünya Müslümanları için bir kayıp sayılır. Dünya Müslümanlarının çöküşünün arka planı ciddi olarak ele alınmalı, nedenselliği ve çözümleri bilim kurulları tarafından incelenerek çözüme kavuşturulmalıdır. Maddi anlamdaki çöküşün dünya Müslümanlarına çok şey kaybettirdiği bir gerçek. Ancak bu düşüşe sebep olan önemli unsurlardan manevi çöküntünün temel ilke olduğunu unutmamak ve esas kabul etmek gerekir.

           

Bir zamanlar Rusya ve batı olmak üzere ilahlaştırılmış iki kutuplu dünya vardı. Bu putlardan Rusya nın çöküşünü hepimiz canlı olarak yaşadık. Zaten batıl yok olacaktır. Şimdi ise ilahlaştırılmış batının çöküşünün ayak sesleri duyulmaktadır. Bu, maddeye tapanların yani firavun zihniyetinin çöküşüdür. Bu zihniyet çökerken aksiyonel bir inanç sahibi topluluğun, erdemli, ahlaklı ve donanımlı örnek bir neslin oluşması ve bu davayı omuzlarında taşıması gerekir.  Her bir peygamberi, ümmetinden onların davalarını devam ettiren Allah erleri bulunmuştur. Bu erler zamanın fesad döngüsüne girmeyen, inandıklarını her yerde haykıran ve yaşantısına yansıtanlardır. Böyle bir nesil vahiyle beslenen ruhları aydın işleri ve ilişkileri temiz, necip bir nesildir. Kâinatın Efendisi (s.a.v.) bir hadislerinde: “Benden önce gönderilmiş hiçbir peygamberin ümmeti olmamış olsun ki, ümmetinden havariler,   onların sünneti üzere yaşayan ve emirlerine uyan bir ümmet olmamış olsun. Sonra emredilmediklerini yapan, yapmadıklarını söyleyen bir topluluk gelecek. Kim onlarla eli ile cihad ederse o mümindir, dili ile cihad eden ve kalbi ile (buğz ederek)cihad eden de mümindir. Bunun ötesinde olanlarda hardal tanesi kadar iman yoktur.”1

           

Hak üzere var olan,  dava uğrunda hasbeten Lillah çalışan ve dünyalık beklentileri olmayan bir topluluğun sürekli bulunacağını ifade buyurmuşlardır. Ümmeti Muhammed dede böyle neslin bulunması kaçınılmazdır. Zira kıyamete kadar devam edecek olan bu davayı omuzlarında taşıyacak olanlar yeni gelecek bir peygamber olmayıp, Allah Resulü (s.a.v.)in ümmetinden olacaktır.

 

BU KUTSİ DAVAYI TAŞIYACAK ERLERİN BAZI ÖZELLİKLERİ BULUNMAKTADIR

           

Dava adamı öncelikle ideal bir mefkûreye sahip olmalıdır. Tarih sürecinde peygamberlerin peyder pey olarak gönderilmeleri, sonra gelenlerin onların davalarını aslına uygun olarak taşıyamamaları neticesindedir. Son peygamber (s.a.v)’in yıldızlar misali sahabeleri İslam davasını eksiksiz olarak bir sonraki nesle taşımışlardır. Her nesil devraldıkları ilahi davayı aynı hassasiyetle sonraki nesillere aktara aktara ta ki bu güne gelindi. Kıyamete kadar devam edecek davanın erleri, İslam’ı düşünce sahasında ciddi bir birikime sahip olmaları gerekir. Bu birikim mutlak manada Kur’an ve sünnet menşeli olmalıdır. Vahiyden beslenmeyen bir neslin yeni nesle vereceği hiçbir şey olamaz. Cahiliye anlayışını yerle bir eden nebevi mefkure, dava adamının virdi olmalıdır. Zira Kur’an, hem bir ibadet, zikir, ilim, hem de dünya ve ahret bilgilerini barındıran bir yüce kaynaktır. Cahiliyeye karşı duran tevhid nesli, zamanın akışına kendini kaptırmadan düşünce alanındaki besin kaynaklarını iyi özümsemeli ve her geçen gün cahiliyeye doğru hızla koşan dünya insanını uyarmalıdır.“Yoksa onlar (İslam öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel kim vardır?”2

           

Dava erinin ön önemli ideali, Allah Teala’nın rızasını kendine amaç edinmelidir. Yapılan bir iş Allah (cc)ın rızası için yapılırsa değer kazanır. Aksi takdirde dünya dolusu iş yapılsa da O’nun rızası yoksa hiçbir değer taşımaz.

           

Donanımlı olmalıdır; Dava erleri hem dini ilimlerde hem de dünyevi ilimlerde birikimli olmalıdırlar. Din bilinmezse, din adına yanlışlar yapılır. Bu daha da zararlı bir netice ortaya çıkarabilir. Ondan dolayı zarurati diniyyeden olan ahkam çok iyi bilinmeli ve özümsenmelidir. Birkaç dolma bilgi ile insanları yönlendirmenin mümkün olmayacağı bir gerçektir. Yüce Kur’an da övülen ulemanın en belirgin vasfı, Kur’an birikimine sahip olmasıdır.“…Kulları içinden ancak alimler, Allah’tan (gereğince) korkar.Şüphesin Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır. Allah’ın kitabını okuyanlar, namazını kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.”3 Bir başka ayette de: “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı)   onu, hakkını gözeterek okurlar…”4  Burada kitabı okumaktan maksat; lehlerine ve aleyhlerine olan hükümlerine, helal ve haramlarına uyar ve ona tabi olurlar. Ayıca kitabı kerimden azami surette istifade ederler. Kitabı metninden okuyup ta onun hükümlerine uymayanlar sanki onu okumamış gibidirler.5  Davayı taşıyan er, dini bilme ve yaşamada donanımlı olduğu gibi, beşeri ilimlerde ve yaşadığı asrın icaplarını da bilmek durumundadır. Yani çift kanatlı olmalıdır.

           

Nesilleri etkileyecek dava adamı, nefsinin hayvani özelliklerini törpülemiş olmalı; Ruh ve bedenden müteşekkil insanda, bedenin arzuları hayvani özelliğinden kaynaklanmaktadır. Bu istekler helal olanlarla giderilirse ruha zarar vermez hatta ruhu kuvvetlendirir aşırıya kaçılmadıkça.İnsanın fıtri yapısında haramlara da eğilim vardır.Haramlar ihlal edilirse ruh ve kalp bundan olumsuz olarak etkilenir.Nefis sürekli dünyayı ister ve sınır tanımak istemez. Kalitenin ortaya çıkabilmesi için nefsin arzularına dur diyebilmek çok önem arzetmektedir. Buda manevi eğitim ve terbiyeyi gerektirmektedir. Kur’an, insana Rabbi’si ve ahreti tanıttıktan sonra kendisini tanıtır. İnsan kendine, nereden geldiğini ve nereye gittiğini sormalıdır. İnsanın menşei toprakla başlayıp Yüca Allah tarafından kendine ilka edilen yüce ruhla oluşmuş ve yeryüzünün halifesi olma vazifesi ile de taltif edilmiştir.

           

İnsan, Kur’an’nın ifadesi ile: “Andolsun biz, daha önce de Ademe ahit (emir ve vahiy)  vermiştik. Ne var ki o, (ahdi)  unuttu. Onda azimde bulmadık.”6  Unutkan yapıya sahip insan şeytan ve nefis çemberine karşı çok dikkatli olmalı, nebevi terbiyeden gereken payı almalıdır. Dava eri başkalarını irşada çalışırken kendinin imtihanda olduğunu da unutmamalıdır. Kur’an buna dikkatimizi şöyle çekmektedir: “İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece <<iman ettik>> demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbetteki Allah doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.”7   Dava eri hak davayı taşıyabilecek özel hasletlerle terbiye edilmiş olmalıdır. Kısa yoldan elde edebilecek dünya malına sahip olmak için koşanlar, gerçek dava eri olamamaktadırlar. Onlar herhangi bir tehlike ya da biraz zorluk gördüklerinde hemen yan çizerek kaçan ve başka menfaat perestlerin yanında yer alırlar. Allah Resulü (s.a.v.)i tebük seferine giderken her zaman olduğu gibi Allah Resulü (s.a.v.)’i yalnız bırakmaya çalışan ve yalan bahanelerle izin istemeye çalışan münafıklar hakkında Kur’an: “Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar)  mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi…”8  Buyurarak dünyada nasılda menfaat peşinde koşmakta olduklarını ortaya koymaktadır. Müminler, ister sıkıntılı ister rahat olsun hiçbir durumda davayı terk etmezler. Allah (cc), temizlerle, temiz olmayanları dünyada da ayırmayı murad etmiştir. Dünyada kimin safında yer alıyorsan mahşerde de bu geçerli olacaktır. “(Bu toplama) Allah’ın murdarı temizden ayıklaması ve bütün murdarların bir kısmını diğer bir kısmının üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atması içindir. İşte onlar hüsrana uğrayanların kendileridir.”9  Dava eri,  itikati, ameli ve ahlaki kirlilikten ve nefsin yasak arzularından şiddetle kaçınır.

           

Ahlaki olgunluğa erişmeli; Dava eri İslam’ın öngördüğü ahlaki ilkelere sıkı sıkıya bağlı olmalıdır. İslam ahlakında kendini büyük görüp, başkalarını ırk, renk, dil vb. hususlarda küçümseyemez. Dünya Müslümanlarının düşüşüne neden olan en büyük ahlaki zafiyetlerden biri budur. Asır suresinde Rabbimiz: “asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” Buyurarak dört temel ahlaki kuraldan bahsetmektedir. Bunlardan biri noksan olursa, insan hüsrana düşenlerden olur.10

           

İslam’ın ilk devirlerinde yaşayan Müslümanlarla sonraki asırlarda yaşayan Müslümanlar ahlak ve yaşantı bakımından birbirinden farklılaşmıştır. İlk Müslümanlar alim, abid, zahid, savaşçı, davetçi, hikmet ehli, dürüst siyaseti bilen, akıllı idiler. Sonra gelen Müslümanlardan alim yok denecek kadar az, savaş ve barış hukukunu bilmeyen, Allah’ı hakkıyla tanımayan, siyasi ahlaktan ve bilgiden uzak Müslümanlardır. Böylece de örnek olacak şahsiyet zayi olup gitmektedir. Dava adamı beden, ruh, akıl ve nefis terbiyesi yapmadan yüksek ahlaki olgunluğa eremez. Yüksek ahlak sahibi olamayanda hangi alanda olursa olsun hizmette verimli olamayacaktır. Allah Resulü hakkında Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et;..”11  Ahlaken olgunlaşmamış bir davetçi muhataplarına gereken olgunlukla davranmaz, kırar ve nefsin kışkırtmasına göre hareket eder ve böylece istenen verim alınamaz. Ahlaki meziyetler pek çoktur. Bunların tamamını burada saymak mümkün değildir. Ancak şu bilinmelidir ki; dava adamı, ister inanan ister inanmayan olsun herkes tarafından güvenilir, dürüst, aldatmayan ve davasında sadık olduğu güvenini vermelidir.

           

Bir dava erinde bulunması gereken bazı hususlardan bahsetmeye çalıştık. Bizim bu yazıya sıkıştırabildiklerimiz bunlar. Yoksa olması gereken özelliklerin hepsi bunlardan ibarettir denilemez.

           

Yeni yetişen nesil Kur’an dan yoksun olarak yetişmektedir. Sekiz yıllık eğitimin çıkması ile büyük darbe alan Kur’an eğitimi yaz kursları ile bir nebze olsun doldurulmaya çalışılıyor. Bu hususta gayret gösteren herkes mükâfatını Rabbisinden alacaktır. Türkiye Müslümanları bulundukları konuma razı olarak, Kur’an ve din dersleri konusunda herhangi bir ciddi çalışma göstermemektedirler. Okullarda sekiz ya da on iki yıl okuyan gençler lise mezunu cahiller olarak piyasaya çıkmaktadırlar. Böyle bir eğitimden, bahsedilen dava adamı nasıl yetişir. Günahlar artık sınır tanımamakta ve hepimizi kasıp kavurmaktadır. Bu yüzdende düşmanlarımıza karşı heybetimiz kalmadı ve kemmiyet bakımından çok olmamıza rağmen bizden korkmuyorlar. Allah (cc) gerçek dava adamı olanlardan eylesin. Amin.

..............................................................

1-Müslim, 2-Maide, 5/50, 3-Fatır, 35/28-29, 4-Bakara, 2/121, 5-Ebu Mansur el-Matüridi, Te’vilatü’l-Kur’an, 12/37, 6-Ta’ha, 20/115, 7-Ankebut, 29/2-3, 8-Tevbe, 9/42, 9-Enfal, 8/37, 10-Said Havva, Cündullah, 167, 11-Al-i İmran, 3/159